Tanpınar ve Tolkien

J.R.R. Tolkien ile Ahmet Hamdi Tanrıpınar arasında pek çok benzerlik olduğunu biliyor muydunuz? İşte onlardan birkaçı...

Bir yanda fantastik edebiyatın babası John Ronald Reul Tolkien, diğer yanda Türk edebiyatının en önemli yazarlarından Ahmet Hamdi Tanrıpınar. İlk bakışta edebiyatçı olmalarının dışında hiçbir ortak noktaları yok gibi görünüyor, değil mi? Ama aslında durum bunun tam tersi…

Tanpınar ve Tolkien’in genel olarak benzerliklerini aslında daha önce de düşünmüştüm ama bu konuya ciddi anlamda kafa yormak ve yazıya dökmek aklıma bile gelmemişti. Aslına bakarsanız çoğu kişi gibi bu iki üstadın ortak noktalarının çok fazla olduğunu sanmıyordum, çünkü ayrı milletlerden olmaları, ayrı kültürel ortamlarda bulunmaları dolayısıyla böyle bir şey mümkün görünmüyordu. Sonradan sonraya öğrendim ki aslında iki yazar arasında görünen çok daha fazla benzerlik varmış. Bu yazıyı yazmamın sebebi de zaten bu.

Yaşanılan Ortak Yıllar

Aralarındaki benzerlikler söz konusu olduğunda Tanpınar’ın da, Tolkien’in de hem dil ve edebiyat hem de kültür uzmanı olmaları elbette başı çekiyor. İkisi de dâhil olduğu milletlerin dil ve edebiyatının profesörü. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yeni Türk Edebiyatı profesörü, J.R.R Tolkien ise Eski İngilizce profesörü. Gerçi Tanpınar konusunda eklemek gerek ki kendisi yüksek lisans ve doktora yaparak profesör olmamıştır. Aslında öğretmen ve şairdir. Döneminde Hasan Âli Yücel onunla tanışınca, kültür alanındaki yetkinliğini görerek kendisini İstanbul Üniversitesi’ne profesör olarak atamıştır.

Tanpınar 1901-1962, Tolkien ise 1892-1973 yılları arasında yaşamıştır. Her ne kadar farklı ülkelerde yaşayıp, farklı kaynaklardan beslenmiş olsalar da yaşadıkları dönemin yakınlığı onların aynı olaylara tanık olmasını sağlamıştır.

Tolkien, Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere için savaşmış, bir milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği Somme Muharebesi’nde yer almış ve burada pek çok arkadaşını kaybetmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ise ülkesine bir şifre çözücü olarak hizmet etmiştir.

Tanpınar ise 1914’teki Birinci Dünya Savaşı’nı ve 1939’daki İkinci Dünya Savaşı’nı görmenin ortaklığından azade olarak 1919’daki Kurtuluş Savaşı’nı ve ortamını da görmüş ve yaşamıştır.

Huzursuzluk

Tanpınar, daima yazılara yeterince vakit ayıramamaktan ve akademinin getirdiği sıkıntılardan bahseder. Tolkien de buna benzer bir şekilde röportajlarında sınav kağıtları okumanın ve akademinin getirdiği sıkıntılarını sıralar (BBC, 1968 röportajı). Öyle görünüyor ki Handan İnci’nin bir soruşturmada söylediği gibi ”akademi, yaratıcılığı beslemiyor.” Öte yandan Tanpınar aslında şair ve romancıdır ve ne kadar başarılı da olsa bu kimliği her zaman eğitimci, öğretmen kimliklerini geride bırakmıştır. Akademiyi geçim sıkıntısına bir çare olarak gören Tanpınar şiirle, edebiyatla ve sanatla uğraşma imkânını da bu yolla bulur.

Tolkien ise keza aynı şekilde, geçimini sağlayabilmek için sınav kâğıtlarını okumak gibi işlere yönelmek zorunda kaldığını pek çok kereler belirtmekle birlikte onun hayıflanmaları daha azdır.

Edebi Kişilik

İki üstat da edebiyat profesörü olmanın verdiği bir seçkinlikle belli bir edebi hazzı eserlerinde vermektedir. Bunun dışında yüksek bir estetiğe de sahiptirler. Bu özellikleri dışında, fantastik kurgular yazan Tolkien ile Huzur‘un yazarı Tanpınar arasında edebi bir benzerlik olduğunu düşündünüz mü? Tanpınar okuyanlar bilirler ki üstadın şiirlerinde fantastik öğeler, su ve ışık öğeleri daima bulunur. Bunlar romanlarına da aynı şekilde yansımıştır. Kitaplarında su ve ışık öğelerini rüya kadınları betimlemekte kullanır. Örneğin:

”Musikiden anlıyordu. Sanki güneş parçalarıyla dolu berrak, davudiye yakın bir sesi vardı.” (Huzur, s.142)

Huzur‘da yer alan bu betimlemede Nuran karakterinin sesi ışıkla tasvir edilir ve berraklık açısından güneş ışığına benzetilir. Bu tür betimlemeler Tanpınar’ın romancıdan önce şair olmasından ileri gelir. Bu bakımdan bir okuma yapıldığında, kadınlar Tanpınar’ın yazınlarında sadece su ve ışıktan oluşan varlıklar gibi anlatıldığı için eserlerde bu yolda bir yön de bulunabilir.

Tanpınar’da farklı okumalarla yolu fantastiğe açılabilecek başka bir unsur daha vardır: Zaman. Hepimiz o meşhur Bursa’da Zaman dizelerini biliriz:

”Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında,
Yekpare geniş bir anın parçalanamaz akışında.”

Bu dizeleri Tanpınar’ın dönemin sağ ve sol çevreleri tarafından dışlanması ve az ilgi görmesi olarak okuyabiliriz. Zaman burada dönemin Türkiyesi olarak alınırsa Tanpınar, bu ülkenin içine ne tam olarak girebilmektedir ne de dışında kalabilmektedir. Bir yandan Doğu ve Batı arasında sıkışmıştır ve sağ ile sol siyasi düşünceleri ona uymamaktadır. Bu yüzden Türkiye’nin dışındadır. Ama aynı zamanda içindedir.

Beş Şehir gibi muhteşem bir yapıtın yazarı olan Tanpınar, şehirlere ve o şehirlerin yüzyıllarca devamlılık esası gözeterek biriktirdikleri kültürlerine hayrandır. Konya, Bursa, Ankara, Erzurum ve İstanbul’u anlattığı Beş Şehir kitabı bunun somut bir kanıtıdır. Günlüklerinden de bu düşüncesini çıkarabilirsiniz.

Tolkien’in eserleri ise fantazya türünde değerlendirildiğinden onun yapıtlarında bulunan fantastik unsurlara değinmeye gerek olduğunu sanmıyorum.

Edebiyat ve Dil

Tolkien, bir Anglo-Sakson Dili ve Edebiyatı filoluğudur. Tanpınar ise herkesin bildiği gibi bir Yeni Türk Edebiyatı profesörüdür. İkisi de meslek bakımından edebiyat ve dilin kaynaklarıyla oldukça içli dışlıdırlar. Öyle ki Tolkien’in yarattığı Yüzüklerin Efendisi üçlemesi üzerinden gidilerek onun, yaşadığı yıllarda henüz yeni bulunmuş olan Dede Korkut kitabını okumuş olabileceği düşünülmektedir. Kendisi aynı zamanda Beowulf gibi mitolojik eserlerle de çok içli dışlı olmuş, hatta Hobbit‘i yazarken bazı konularda bu destandan ilham almıştır.

Tanpınar ise yaşadığı yıllarda herkesin yaptığı gibi hem iyi bir okuyucu hem de bir edebiyat tarihçisi olarak Avrupa edebiyatı, Avrupa efsaneleri, destanları ve anlatılarıyla haşır neşirdir. Tolkien’de olduğu gibi Tanpınar’da da bunu görmek mümkündür. Erkek karakterlerinin kadınlara duyduğu aşklar birebir olarak Orpheus mitinden alınmadır. Dil odaklı Tolkien’in karşısına edebiyat ve sanat odaklı bir Tanpınar koysak da bu farkları haricinde benzerlikler dikkat çekicidir.

Tanpınar, Tolkien ile temelden benzerliğini zaten günlüklerinde belirtir ki bu aslında her yazar ve şairin ortak bir özelliğidir.

”Her anlatının temeli aslında Orpheus anlatısıdır.”

Bu ne demektir? Orpheus anlatısını kısaca değineceğim ama anlatının kendisine kaynakça bölümünde de bağlantı vereceğim; dilerseniz oradan da okuyabilirsiniz. Orpheus bir sanatçıdır. Müzik icra eder, karısı ölür. Ancak Orpheus bu duruma fazlasıyla üzülünce yeraltı tanrısı Hades ile konuşup karısını geri almak istediğini söyler. Hades de ona alabileceğini ancak oradan birlikte, arka arkaya yürürken çıkabileceklerini ve Orpheus’un dönüp arkasına, karısına bakmamasını söyler. Yoksa karısı tekrar ölüler diyarına dönecektir. Orpheus söz verir ve bu sözünü sonuna kadar tutar. Ancak tam yeryüzüne çıkacakken arkasına döner ve karısını kendi elleriyle ölüler diyarına geri yollamış olur. Tanpınar da işte bu anlatıdan yola çıkarak yazar romanlarını.

Kadınlar

Hepimiz şu ünlü önermeyi biliriz: ”Tolkien, bir kadın düşmanıdır. Bakın Yüzüklerin Efendisi serisine, orada bir tek kadın maceraperest yoktur.” Gerçekten de, Lotr Project adlı bir sitede yer alan istatistiklere göre, kadın karakterler Tolkien’in eserlerinde %19 gibi az bir oranla yer alır. Bunlar hikâyesi anlatılan karakterler değil de bahsedilen karakterlerdir. Bunun Tolkien’in kadın düşmanlığını gösteren en önemli delil olduğunu iddia edenler var. Ancak ben böyle düşünmüyorum. Bir filolog, bir üniversite öğretmeni nasıl bu kadar geri kafalı olabilir gibi beylik bir laf etmeyeceğim. Olabilir, bizde de var. Üstelik 2017’de.

Bence bu durumu şu şekilde düşünmeliyiz: Tolkien’in Avrupa efsanelerinden beslendiği ve tamamen onları örnek aldığı malum bir gerçek. Tarihî efsanelerde kadın karakterler çoğunlukla geri plandadır. Bizim halk edebiyatımızda da kadın pasiftir, kılıçla kalkanla mücadele etmez. Onunki biraz daha pasifist bir mücadeledir. Kadın, erkeğin gelip kendisini kurtarmasını bekler. Sarayında ya da kapatıldığı yerde oturur. Böyle bir kadın tipi vardır. Belki de Tolkien eserinin mantıklı ve Avrupa efsanelerine uyumlu olabilmesi amacıyla kadını pasif bırakıp erkeğe yönelmiştir. Onun dışında Tolkien’in kadın düşmanı olması bana hiçbir zaman inandırıcı gelmiyor.

Tanpınar’da ise bu apaçık olarak görülüyor. Bir kere Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Aydaki Kadın romanları hep erkek ana karakterin ağzından anlatılır. Handan İnci’ye göre ”Tanpınar, erkek okura hitap eder.” Çünkü Huzur romanında Nuran öyle bir anlatılır ki Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim gören ve kitabı okuyan her erkek öğrenci Mümtaz’ın anlattığı bu kadına öyle ya da böyle âşık olur. Bu kadın karakter için dezavantajdır çünkü erkeğin bakış açısından okura gösterilen kadın her zaman erkeğin gördüğü ve hayalinde ışıklarla, suyla, nurla, müzikle ve resimle süslediği kadındır. Bu bağlamda okur asla gerçek kadını görmez. Kadının kendi sesi yoktur. Kadının ne dediği de erkek üzerinden aktarılır. Ve kadın, Tanpınar romanlarında önce âşık olunacak, sonra da bir şekilde ayrı düşülünce ona duyulan aşkın verdiği acıyla erkeğin kendini sanata vermesine ve ölümsüz yapıtını tamamlamasına vesile olacak olan bir ”araçtır.”

Ancak bu noktada eklemeliyim. Fuad Köprülü’nün dediği gibi: Ferd ile fikri karıştırmayalım (Fuad Köprülü, Bugünkü Edebiyatımız). Günlüklerinde ve Yaşadığım Gibi adlı anılarında Tanpınar bize kadın düşmanı değil, aksine kadına şiddete karşı olan, kadına saygılı bir portre çizer. Romanlarında var olan bu durum Tanpınar’ın Orpheus temelinden kaynaklanır. Çünkü efsanede Orpheus karısını kendi eliyle yeraltına yolladıktan sonra çok üzülür ve bu olaydan sonra en güzel bestelerini yaparak günümüze kadar adını yaşatmayı başarır. İşte Tanpınar’ın erkekleri de rüya kadınları ve onlara duydukları aşkı ”sanatları için bir yakıt” (Handan İnci, Orpheus’un Şarkısı) olarak kullanırlar. Yine de Aydaki Kadın‘da Leyla kendi sesine sahiptir. Sahnenin Dışındakiler‘de ise Sabiha karakteri görünür ve özgür bir kadın görünümü verir. İkinci Meşrutiyet döneminde geçen romanda Sabiha, çarşafa girmez ve yaşı gelmesine rağmen sokakta başı açık gezer. Romanın sonunda ise sahneye çıkan ve tiyatroda rol alan ilk Türk kadını olur. Ancak romanın erkek karakterleri ve yazarı tarafından ayıp ve kötü bir şey yapmışçasına ayıplanarak ona ”kötü kadın” gözüyle bakılır.

Sonuç

Yazıda size zayıf da olsa güçlü de olsa Tolkien ile Tanpınar arasında bağları ve benzerlikleri anlatmaya çalıştım. İki ayrı milletten olan yazarlar arasındaki bu bağ, gerek yaşadıkları zamanın ortaklığından gerekse meslekleri gereği yapmış oldukları araştırmalardan kaynaklanıyor. Gülşah Elikbank’ın bana söylediği gibi:

”Evet, Tanpınar bizim Tolkien’imiz.”

Ya da biraz daha özgün olalım.

”Tolkien, İngilizlerin Tanpınar’ı.”

Her ne şekilde olursa olsun iki yazar arasındaki benzerlikler önemli. J.R.R Tolkien Avrupa’da fantezi edebiyatının gerçek hayattan bir kaçış ve sadece çocukların ilgilendiği bir tür olarak görmekten nasıl çıkarıyorsa, aynı şekilde bizde de Tanpınar edebiyatın toplumsal gerçeklik, belli bir dinin belirli bir mezhebinin ya da siyasi görüşlerin propagandasından ibaret olmaktan çıkarmıştır. İkisi arasındaki en önemli benzerlik belki de budur. Edebiyatta hayal gücüne özgürlük vermişlerdir. Tanpınar kendisinden sonra gelen 50 kuşağı yazarlarına, Yusuf Atılgan’a ve Oğuz Atay’a, kısaca genel toplumcu anlayışın dışında hareket eden her yazar ve şaire ve hatta fantazya yazarlarına nasıl zemin hazırladıysa, Tolkien de bugünün fantazya edebiyatının Avrupa’da tutunmasını sağlamıştır.

İki büyük yazarın da sonsuza kadar unutulmayacağını düşünüyorum. Eserlerindeki çok katmanlılık sayesinde biz ne kadar bir katmanı çözsek de her zaman çözülmeyen bir katman daha kalacaktır. Bu da onları ebediyete taşıyacaktır.

Bitirmeden Önce

Aşağıda bu yazıyı yazarken kullandığım kaynakları vereceğim ancak buraya üç ek düşmek istiyorum. Gülşah Elikbank’ın Aykırı Akademi sitesinde Tanpınar konusunda yayımladığı bir yazısı vardı, ancak siteye ulaşmaya çalıştığımda ne yazık ki hata verdi. Bu bağlantıyı yine de vereceğim. Belki bir gün erişim mümkün olur.

Tabii ki bu kaynaklar da okumalar için yardımcıdır ama bir yazarı ya da şairi anlamanın en etkili yolu onu okumaktır. Bu yüzden yazıda anılan, anılmayan eserlerini de vereceğim. Çoğumuz Tolkien’i eminim okumuştur ya da biliyordur ama Tanpınar söz konusu olunca aynı şeyi söylemek güç olabilir. Bu yüzden onu da tanımanız açısında bu yapıtlar oldukça yararlıdır.

Tanpınar’ın romanlarından Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler, Huzur ve Aydaki Kadın ilişkilidir ve bu sırayla okunursa romanlardaki devamlılığı net bir şekilde görebilirsiniz. Kaynakça da bu okuma sırasına göre düzenlenmiştir.

Üçüncü ek ise Tanpınar Merkezi adlı site. Bu sitede ölümünden sonra Mehmet Kaplan’ın yazdığı yazıdan tutun da en son çıkan Tanpınar araştırmasına kadar yazar hakkındaki bütün araştırmalar yer alıyor. Buradan kitaplara dair pek çok şeyi bulabilirsiniz. Özellikle de yeni Türk edebiyatına ilgi duyan Dil ve Edebiyat öğrencilerine ve ilgililerine tavsiye ederim. Sitenin kurucularından Prof. Dr. Handan İnci de ”Tanpınar’ın İstanbul’u” adıyla Huzur kitabında geçen mekânları tek tek, turlar halinde dolaşmaktadır. Twitter hesabından hocayı takip edebilirsiniz. Güncel olarak paylaşım yapıyor.


Kaynakça: 

Tolkien’in 1968 tarihli BBC röportajı (Erişim Tarihi: 30.06.2017 19:42)
Handan İnci, Orpheus’un Şarkısı ‘Tanpınar Romanlarında Aşk ve Kadın’’, YKY, 2014
Seçkin Sarpkaya, Tolkien, Dede Korkut Okudu mu? (Erişim Tarihi: 30.06.2017 19:43)
Zeynep Kerman, Günlüklerin Işığında Tanpınarla Başbaşa, Dergah Yayınları, 2008

Tanpınar İçin:

Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahur Beste, Dergah Yayınları
Ahmet Hamdi Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, Dergah Yayınları
Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, Dergah Yayınları
Ahmet Hamdi Tanpınar, Aydaki Kadın, Dergah Yayınları
Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Dergah Yayınları
Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergah Yayınları

Tolkien İçin:

John R. Reuel Tolkien, Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği, İthaki Yayınları / Metis Yayınları
John R. Reuel Tolkien, Yüzüklerin Efendisi: İki Kule, İthaki Yayınları / Metis Yayınları
John R. Reuel Tolkien, Yüzüklerin Efendisi: Kral’ın Dönüşü, İthaki Yayınları / Metis Yayınları
John R. Reuel Tolkien, Roverandom, İthaki Yayınları / Altıkırkbeş Yayınları
John R. Reuel Tolkien, Hobbit, İthaki Yayınları / Altıkırkbeş Yayınları

* Hasan Âli Yücel’le ilgili düzeltisi için Handan İnci’ye teşekkürlerimizle.

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

PORTAL YORUMLARI

  1. Mert Özden dedi ki:

    Hepimiz şu ünlü önermeyi biliriz: ”Tolkien, bir kadın düşmanıdır. Bakın Yüzüklerin Efendisi serisine, orada bir tek kadın maceraperest yoktur.”

    Günümüzde film ve çizgi roman sektöründe bu tür söylemler çok yapılıyor. Şimdi şu tiplere güzel bir lafım var. Olması da gerekmiyor. Anayasada madde mi var, kadın başrol koyacaksın diye? “Eski destanlardan esinlenmiş işte, orada da hep erkekler var” diye kasmanın lüzumu da yok. Yazarın canı erkek istemiş, erkek koymuş. Bu kadar basit.

    Çok istiyorlarsa kendileri yazar olsunlar, istedikleri kadar kadın koyarlar. Sen kimsin ki, yazara neyi koyup neyi koymaması gerektiğini söylüyorsun? Hoşuna gitmediyse beğenmedim dersin olur biter.

    1. Emrecan Doğan dedi ki:

      Katılıyorum ama birkaç noktayı düzeltmeliyim. Eski destanlardan ve efsanelerden esinlenerek erkek karakterleri koymuş dediğim şey kadın karakterlerin külliyatın tamamında %19 oranında yer almasıyla ve bunların da sadece ad olarak geçmesiyle alakalıydı. Yoksa Tolkien ya da herhangi yazar kalkıp erkek-kadın-trans canı ne isterse onu başkarakter yapar. Başkarakteri kadın olmamasını ya da olmasını savunmaya gerek yok. Bu bizi ilgilendirmez ama %19 oranını açıklamak ve daha da önemlisi yazarın kendi düşüncelerini de anlamak, onu kişisel açıdan tanımak için bu açıklama gerekliydi. Ki ben de zaten kadın düşmanıdır demedim, en azından %19 oranına bakarak 🙂

      1. Mert Özden dedi ki:

        Dediğinizi anladım. Ama sanırım yanlış anlaşılmışım. Size “kadın düşmanıdır” dedi dememiştim. Sizin yazdığınız cümle üzerinden diyen kitleyi eleştirmiştim 🙂

        1. Emrecan Doğan dedi ki:

          Ben yanlış anlaşıldığımı zannetmiştim, kusura bakmayın. 🙂

  2. Selcen Yağız dedi ki:

    Bir feminist olarak Tolkien’in kadın düşmanı olduğu fikrini asla kabul etmedim, etmeyeceğim. Evet, kadın karakterler oldukça azınlıkta. Ama sayılarını değil de niteliklerini incelemek lazım. Yarattığı her bir kadının da kendi kişiliği, kendi hikayesi, tutarlı bir dünyası var. Hiçbirini yalnızca romantizm unsuru olarak ya da (günümüz yazarlarının sıkça yaptığı gibi) sırf “güçlü bir kadın” eklemiş olmak adına yaratmıyor.

    Kadın düşmanı iddialarını destekleyenleri anlamak çok güç. Ne demek maceraperest kadın yazmamış? Sadece Eowyn’in hikayesi başlı başına feminist bir roman niteliğinde. Hem sadece elinde kılıç olduğu için değil. The Two Towers’ın başında “Look not to me for healing. I am a shieldmaiden and my hand is ungentle.” diyen Eowyn’in, The Return of the King’in sonunda “I want to be a healer, and love all things that grow and are not barren.” diyebilmesini yeterince takdir ediyor muyuz? Öldürebilme yetisi sayesinde kendini ‘öteki’ kadınların üzerinde gören, şiddet bağımlısı Eowyn’den, gücünü elindeki kılıçtan almadığını anlayabilen, kocasını statüsüne ve ‘kahraman’ olarak değerine göre değil de karakterine bakarak seçebilen Eowyn’e geçiş bir kadın düşmanının harcı mıdır? Böyle muhteşem bir karakter gelişimini modern feminist yazarların kaçında bulabilirsiniz? Eowyn’in hikayesi yalnız ataerkil siteme değil, yozlaşmış feminizme de bir serzeniştir bence.

    Her şeyden de önemlisi, şunu hatırlatmak isterim: Tolkien, Katolik baskısı altında yetişmiş bir öksüz olarak, kadınların oy bile veremediği bir devirde yazmıştır Eowyn’i, Luthien’i, Galadriel’i, Haleth’i, Tar-Ancalime’yi, Melian’ı, Idril’i ve daha nicelerini. Yüzdelerle uğraşacağınıza biraz empati kurun. Belki o zaman anlarsınız aslında ne kadar zamanının ötesinde bir adam olduğunu.

    1. Emrecan Doğan dedi ki:

      Bana mıydı ”Yüzdelerle uğraşacağınıza biraz empati kurun” sözünüz? 🙂

      1. Selcen Yağız dedi ki:

        Hayır. Sizin böyle düşünen kitleyi destekler şekilde yazmadığınızın farkındayım. Tumblr & reddit gibi yabancı platformlarda sık sık görüyorum bu tarz istatistikleri. Oradan biraz tepkim birikmiş, burada patlayıverdim. 😀 Kusuruma bakmayın. Makale çok güzeldi bu arada, ona yorum yapmayı unutmuşum sinirimden. 😀 Emeğinize sağlık.

        1. Emrecan Doğan dedi ki:

          Sağ olun 😀 Ben de hemen savunma pozisyonu aldım, yanlış anlaşıldım sanmıştım. Zaten ”Kadınlar” bölümü üzerine yorum yapılmış hep. 🙂

          1. Selcen Yağız dedi ki:

            Tolkien severler olarak biraz hassasız bu konuda galiba. 😀

  3. Emrecan Dogan dedi ki:

    Yazıyı okumuş olanlar ve okuyacak olanlar için bir düzeltme: Tanpınar’ı Istanbul Üniversitesi’ne atayan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’dir. Yanlış bilgi verdiğim için özür dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tanpınar ve Tolkien

J.R.R. Tolkien ile Ahmet Hamdi Tanrıpınar arasında pek çok benzerlik olduğunu biliyor muydunuz? İşte onlardan birkaçı…

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün