Kötünün Estetiği: İnsanoğlu Şeytan’ı Tahtından İndirince

Şimdi bir maniniz yoksa Cehennem'deki tahtında Şeytan'ı ve yeryüzündeki İnsan'ı ziyaret etme vakti.

Kötülüğün estetiği olur mu? Yüzyıllardır çirkin, ucube şeklinde tasvir edilmiş “kötü”nün estetiğinden bahsedebilir miyiz? Şeytan’ın olduğu yerde güzellik var olabilir mi? Peter-André Alt bunun cevabını “olur” olarak veriyor ve Sel Yayıncılık’ın büyük emekleriyle 2016’da okuduğum en güzel kitaplardan ikisi Kötünün Estetiği serisinin 1. ve 2. kitapları olarak listemde yer ediyor.

Kendi başına bir inceleme/analiz olan bu seriyi size nasıl anlatabileceğimi uzun uzun düşündüm. Sonunda karar verdim ki bana hissettirdiklerini sizlerle paylaşmalı, bu sırada da kitapta altını çizdiğim kimi yerleri (çünkü hiç de az değiller) sizlere aktarmalıydım. Yoksa Çağdaş Alman Edebiyatı alanında profesör unvanına sahip ve Alman Schiller Topluluğu’nun başkanlığını sürdüren Alt’ın sözlerini tekrar nasıl inceleyebilirdim? Eh, bir yerde kendisine bir eleştirim olacak, ama oraya gelene kadar söyleyeceklerim övgülerle dolu.

Şimdi bir maniniz yoksa Cehennem’deki tahtında Şeytan’ı ve yeryüzündeki İnsan’ı ziyaret etme vakti.

Kötünün Tarihçesi

Şeytanın Düşüşü ve Kötünün Doğuşu alt başlığıyla ilk cilde imzasını atan Kötünün Estetiği serisi, İlk Günah‘tan yola çıkarak klasik anlamdaki kötüyü gözler önüne seriyor. O çirkin, korkunç, her haliyle “kötü” olduğunu tüm hareket ve özelliklerine yansıtmış klasik tasvirleri irdeliyor. Sadece “kötü olduğu için kötü olanlar”ı, başka bir deyişle. Yazar, bize baştan bu analizlerin Batı kültürüne dair olacağını söylediği için, din ile başlayan bu yolculukta hep bir Kilise etkisinden söz ediliyor. İnsanın günahları insan tarafından kabullenilmek yerine, o kıllı bacaklı, toynaklı, boynuzlu Şeytan’a atılıyor. Günah keçimiz hep sabit, insansa hep mağdur.

“Şeytan figürünün Hıristiyanlar tarafından keçi ayaklı olarak resmedildiği bilinir. Bunun da nedeni herhalde Antikçağ’dan kaynaklanmaktadır; çünkü panlar ve satirler, yani orman tanrıları ve çoban tanrısı, ilk Hıristiyanlar tarafından şeytan olarak görülmüştür; ayrıca Şeytan’ın çoğu zaman kendini teke olarak gösterdiğine inanılmıştır.”

Sonra bir şeyler değişiyor elbet. Peter André Alt yine kaynaklarına itaflarda bulunarak bu değişimi adım adım izliyor. İnsan dönüp kendine bakmaya başlıyor ve Aydınlanma Çağı ile birlikte, yüzyıllardır Kilise tarafından Cehennem’deki tahtından edilmeye çalışan Şeytan, insanoğlunun ta kendisi tarafından alt ediliyor.

Aydınlanma’nın boşinançları eleştirmesiyle sanattaki yerinden olan Şeytan, erdemsizlik ve kural tanımazlığın kişileşmesi sıfatıyla sahip olduğu ayrıcalıklı konumu da yitirdi.

Böylece insan, artık günahlarını hırslar ve arzular çerçevesinde betimleyerek kabullenmeye başladı. Oysa Şeytan klasik anlayıştan beri var olan ikircikli estetiğini hiç kaybetmedi. Şeytan düştü düşmesine, ama kötülük yükseldi. Çağlar geçti, Şeytan hiç ölmedi. O sadece form değiştirdi ve onu boşinanç kategorisine koymak isteyen nice bilim dalı sadece onu başka bir kategoriye itelemiş oldu. O ise bize kıs kıs güldü.

İlk ciltle birlikte ağırlık olarak İlk Günah’tan Aydınlanma’ya kadar giden süreçte kötülük ve Şeytan imgesini takip ediyoruz. Peter-André Alt’ın muazzam birikimi ve akıcı anlatımıyla bu yolculukta hep en ön sıradayız.

Aydınlanmacı edebiyat kötüyü ne kadar ayrıntılı dile getirirse, insanın iç dünyasının karanlık yanlarını ele alan bilim dallarındaki ağırlığı o kadar artar.

Sayısız referans bizleri kitabın en arka sayfalarında dolu dolu beklerken, birçok dipnot da imdadımıza yetişiyor. Böylece hem bu yolculukta düşünceler içinde ilerliyor, hem de bambaşka konularda bilgimizi artırıyoruz. Demeden geçmeyeyim, bu tam bir akademik çalışma. Okuyunca siz de gözlemleyeceksiniz.

İlk cilt ağırlıklı olarak Lucifer ile insan arasında gidip geliyor. Psikanaliz boyutuna değinilse de, onun asıl noktası ikinci ciltte yer alıyor.

Örneğin Franz von Baader’e göre Lucifer’in düşüşü ilk günahı önceler ve bu cezalandırma edimi Tanrı’nın otoritesinin altını çizer: “Lucifer ascendo [yükselerek] düştü, insan ise descendo [alçalarak]; Lucifer yükselmekten düştü, insan ise alçaklıktan; Lucifer günahı dünyaya getirdi, baştan çıkarılan insan ise sürdürdü onu sadece.”

Böylece kötülüğün doğanın bir parçası olup olmadığı tartışmalarından, insanın içindeki tutkular ve hırsların genel yapısına doğru ilerliyoruz. Birbirini çürüten hipotezler, felsefi yaklaşımlar, edebiyatın kötülük ve kötü kavramına yaptığı katkılar, psikanalizin tüm bunların çevresinde şekillenişi ve en nihayetinde Cehennem Tahtı’ndan inan Şeytan ve onun yerine konan insanla  ilk perdeyi kapatıyoruz.

Kötünün Kahkahası

İkinci cilt olan Aydınlanma ve Psikoloji – Şeytanın Yeni Marifetleri bizlere Şeytan’ın betimlenişiyle ilgili daha çok detay sunuyor. Yukarıda da alıntıladığım gibi, şeklinin neden o toynaklı, boynuzlu yapıya sahip oluşundan tutun da, ona atfedilen daha birçok özelliğinin kökenlerini bu ciltte öğreniyoruz.

Elbette bununla sınırlı kalmıyor  bu cilt. Devamında Faust’tan bol bol analiz taşıyan, beni Jean Paul gibi Şeytan üzerine bu derece hicivli eserler yazmış (ve insanın karanlık yönüne ışık tutmuş) bir ustayla tanıştıran (acilen tüm eserleri çevrilmeli) ve sonunda Freud ile Jung’un koltuğuna Şeytan’ı yatırarak psikanalizini yapan bir cilt var karşımızda.

Böylece Şeytan’ın yitirilmesi, edebiyatta akılcı göreceliğin vasatlığını yansıtan bir yeniçağın simgesi olmuştur.

Neye benzer Şeytan? Ya da bir şeye benzemeli midir? Mitsel öyküler “bize” dair ne anlatır, Şeytan’ın ekseninde?

Babanın despotik tekelinden tutun da ekonomik otoriteye kadar her şey olabilir bunun cevabı. Hatta kimi zaman bizzat Tanrı’nın buyruğunu yerine getiren bir kurnaz da olur; ihanet eden asi oğlun aksine. Karşılığında tek istediği sadece insanlara bahşedilmiş özgür iradedir. Kim bilir? İşte edebiyatçılar bu soruların cevabını vermiş ve ikinci cilt onları derlemiş. Tıpkı psikanalizdeki cevapların da bu cilde konu olduğu gibi.

Jean Paul’un eserlerinde insanın onu soktuğu biçimlerle açıkça alay eden Şeytan, Freud ve Jung’un ofisinde didik didik edilir. Ama bununla da kalmaz ve libidonun temsilcisi haline gelir.

Freud’a göre kötülüğün somutlaşmış biçimleri artık mevcut değildir, çünkü görünür olduğu biçimler ruhlar aygıtın unsurları haline gelmiştir: Kötülük libido ve dürtüsünün, yeniden üretimin ve tüketimin çeşitli şekillerinden oluşan, sansüre kurban gitmiş bir arzulama kuvveti olarak belirir.

Freud’un gözünde nevrotik ruhlar da Şeytan çıkarma ayinlerine benzetilir. Nasıl ki ataklar tekrarlanıyorsa, Şeytan da her çağda tekrar tekrar ortaya çıkarak şansını tekrar denemektedir. Oysa C. G. Jung’un bu duruma bakışı oldukça farklıdır.

Bilindiği gibi, Jung’a göre mitlerin imgeler dünyası kolektif bilinçdışının bir deposuydu ve etkin unsuru da cinsellik olarak değil, enerji açısından kavranan libidoydu.

Ama ne olursa olsun, o yaşamını sürdürür. İnsanoğlu onu tahtından da etse, yok da saysa, alaya da alsa, Şeytan bir başka kategoride yine bize gülümser ve varlığını sürdürür.

Psikanaliz Şeytan’ın düzen bozuculuk ilkesi olarak bedenleştirdiği arkaik boyutu yeniden adlandırabilir, ama ortadan kaldıramaz.

Ve her şeye rağmen, mitsel olarak Şeytan yaşamına devam eder.

Neden Okunmalı?

Bu seriye başladığımdan beri aklımda aynı düşünce dönüyor. Elbette benim gibi psikanaliz tutkunları ve araştırma kitaplarına ilgi duyanların gözüne takılmıştır bu seri. Ama farkına varmamış bir kesim var ki, belki de en çok onlar bu seriden faydalanacak.

Üzerinde çalıştığınız bir eser mi var? Hele ki eserinizde kötü karakterler mi mevcut? Kötünün Estetiği, “kötü” kavramının gelişim ve değişimini büyük bir yetkinlikle izlemesi bakımından ve kattığı genel kültürle yazar ve yazar adaylarının başucu kitabı olabilir. Bu seriyle birlikte yaratılacak kötü karakterlerin şekilleri ve motivasyonları oldukça katkı bulacaktır.

Bu nedenlerle diyorum ki, seriye başladığımdan beri aklımda yazarlar ve yazar adayları var. Özellikle kurgu alanında eser veren/vermek isteyen kişilerin bu seriden göreceği fayda çok büyük.

Peki ya geri kalanlar? Ben gönül rahatlığıyla herkese bu seriyi tavsiye ediyorum. Küçükken korkulan, büyüdükçe etkisini yitiren ve sonraki yıllarda insanın doğasındaki habis bir yön olarak kendini çeşitli biçimlerde gösteren Şeytan’ı bir de bu gözle görmek gerek. Onu şekilden şekle sokan insanlığın ve insan doğasının en karanlık dehlizlerine ayna tutmak gerek.

Tek Eleştirim

Peter-André Alt, hayranlıkla okuduğum iki cilde imza atmış. Gerek böyle bir eser dizisini kaleme almadaki cesareti, gerekse bunu yaparkenki o samimi dili oldukça etkileyiciydi. Fakat tek bir nokta var ki, kendisi ona duyduğum hayranlığı sekteye uğrattı.

İkinci ciltte Freud’a bir bölüm ayıran Alt, sonrasında gelen bölümde Libido Kavramı ve Kötünün Medenileştirilmesi (Jones, Reik, Jung) başlığını kullanıyor. Fakat gelin görün ki bu bölümde Freud’dan kurtulamıyoruz. Birkaç sayfa fikirlerine değinilen Jung, tekrar eden Freud görüşleri ve Freud’un öğrencisi Reik’ın ağırlığıyla gidiyor bölüm.

Jungcu düşünceyi benimsemiş biri olarak, bu başlığın vadettiği şeyi ben alamadım. Ayrıca, Freud’un bu kadar çok yer tutmasına da anlam veremedim. Jones zaten bir kenarda kalmış, Reik ise ustasının bir yansıması. Freud ile pek hemfikir olamıyor olsam da, Alt gibi bir dehanın her iki tarafa da eşit yer ayırmasını bekliyordum. Çünkü gerek önceki ciltte, gerekse serinin şu ana kadar okuduğum tüm bölümlerinde bu böyleydi. Ancak burada dengeler bozuldu.

Çeviri ve Editörlük

Sel Yayıncılık kalitesini defalarca kez kanıtlamış bir yayınevi. O nedenle kendilerinin bastığı herhangi bir kitabı okurken içim rahat. Hele hele böyle araştırma ya da deneme tarzında kitaplarda, normalde yaşayacağım güvensizliği hiç yaşamıyorum.

Sabir Yücesoy’un Almanca aslından çevirdiği eserdeki emek inanılmaz. Redaksiyonu gerçekleştiren Yeşim Tükel ve düzeltiyi üstlenen yazar Melisa Kesmez de bu harikalığı bir üst seviyeye taşıyor. Hepsinin ellerine sağlık.

Söylemeden geçmeyeyim, Gülay Tunç’un kapak tasarımları bu seriyi daha da güzel hale getiren birer etmen. Onun da zihnine sağlık.

Şeytan’ın 7 Marifeti

Kötünün Estetiği, 7 kitaptan oluşan bir seri ve üçüncü kitap olan Karanlık Ruhun Arkeolojisi – İçimizdeki Kötülük raflardaki yerini aldı. Şahsen okumak için büyük sabırsızlık duyuyorum.

Sel Yayıncılık bize her kitabın başında bulunan bir sayfada, bu 7 kitapta bizlere anlatılacak olan konuları bir güzel özetliyor. O nedenle sıradaki kitaplarda bizleri nelerin beklediğini gördüğümüz gibi, Peter-André Alt’ın çizdiği yol haritasını da kolaylıkla idrak edebiliyoruz.

Bu eserlerin her biri 150 sayfa civarı, fiziksel olarak kısa fakat içerik olarak derin yapıtlar. Tıplı sığ başlayıp ansızın derinleşen ve sizi içine çeken bir deniz gibi.

Başta da dediğim gibi, 2016’da okuduğum en iyi eserlerden ikisi bu seriye aitti. Bana kattığı bilgi ve bakış açısıyla çok güzel bir okuma deneyimiydi. Ama aynı zamanda da hüzünlüydü, biliyor musunuz? Çünkü insanların çağlar önce “Şeytan’a uydum” deyip işin içinden çıkabildiğini görüp, bizim ülkemizde 2016 yılında insanların bunu yapmasını ve işledikleri suçlardan sıyrılmalarını ben yediremedim. Böyle de bir yüzleşmeye sahne oldu benim açımdan.

Tavsiye ediyorum. Özellikle üreten, düşünen ve sorgulayan herkese.

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Kötünün Estetiği: İnsanoğlu Şeytan’ı Tahtından İndirince için 1 yorum

  1. Giskard dedi ki:

    Çok güzel bir inceleme olmuş. Merak ettiğim bir seriydi. 3 kitap da %30 indirimdeyken almalıyım!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kötünün Estetiği: İnsanoğlu Şeytan’ı Tahtından İndirince

Şimdi bir maniniz yoksa Cehennem’deki tahtında Şeytan’ı ve yeryüzündeki İnsan’ı ziyaret etme vakti.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün