Sarı Kral Öyküleri: Carcosa’nın Ürkünç Güzelliği

Korku ve tuhaf kurgu türünün en büyük isimleri olan Poe, Lovecraft, Chambers ve Bierce bir arada!

Tuhaf kurgu denildiği zaman akla gelen şeyler gerçekten de tuhaftır. Her şeyin normalmiş gibi başlayıp tekinsizleşmesi, bir şekilde akla yatkın ve mantıklı gelmesi, yaratıkların kol gezip kafa kopardıkları anlatılardan daha çok etkiliyor beni. Mesela, Lovecraft‘ın en sevdiğim öykülerinden biri olan Deliliğin Dağlarında‘yı her okuduğumda kaç kez “Gerçek olabilir mi? Lütfen olmasın!” dediğimi inanın hatırlamıyorum. Ayrıca eminim ki içinizde hala Necronomicon‘un gerçek olduğuna ve bir gün bir yerlerde o lanetli kitaba denk geleceğini düşünenleriniz vardır. Ben mi? Yok canım ben inanmıyorum, gerçekten.

Sarı Kral’dan Cthulhu’ya

Lovecraft evreni için Necronomicon ne kadar önemli ve tamamlayıcı ise R. W. Chambers için de Sarı Kral o kadar önemli. Aslen bir tiyatro oyunu (tabii ki kurgusal) olan Sarı Kral, özellikle ikinci bölümünde tasvir ettiği sahneler ve anlattığı olaylarla okuyanları delirtme ve yoldan çıkarma gibi özelliklere sahip. Chambers, Sarı Kral’ın içeriğinden asla tam olarak bahsetmeyerek harika bir denge tutturmuş ve oyunun adı her geçtiğinde içinizde derin bir merak oluşmasını sağlamış.

Sarı Kral’ı okuyanlar öyle ruh hallerine bürünüyor, öyle hareketlerde bulunuyorlar ki, okudukları şeyin ne olabileceğini düşünürken siz de neredeyse aynı ruh haline bürünme noktasına geliyorsunuz.

Chambers’ın bu oyunu, yani aslında olmayan bir kitaptan/oyundan etkilenen insanlar ve bu kitabın/oyunun arka planına ilişkin anlattığı şeylerin ne kadar ilgi çektiği ve ilham verici olduğu ortada. Bu kurgu tarzından en çok etkilenen kişinin Lovecraft olduğunu ve aynı taktiği Necronomicon‘la uyguladığını söylemek de sanırım yanlış olmaz. Chambers’ın Sarı Kral ile anlattığı Carcosa kenti/ülkesi ve burada kurulan Hastur kültü, Lovecraft’ın süzgecinden ve kendi kurgusundan geçerek Necronomicon ve Cthulhu mitosu olarak karşımıza çıkmakla birlikte, Lovecraft bu öğeleri bazen doğrudan da kullanmış.

Carcosa’nın İzinde ve Etkisinde

Chambers’ın kültüne seçtiği Hastur ismi ve Sarı Kral’ın geçtiği Hastur ise, Ambrose Bierce‘ın öykülerinden alınmış. Sarı Kral Öyküleri derlemesinde de yer verilmiş olan Çoban Haita öyküsünde Hastur, çobanların koruyucu tanrısıdır. Yine derlemede kendine yer bulan ve Carcosa isminin ilk kez geçtiği “Carcosa’da Yaşayan Biri” öyküsünde anlatılan mekan ise hem Chambers’ın, hem de Lovecraft’ın tekinsiz öykülerinde kendine yer bulmuş.

Türün farklı yazarların aynı şeylerden ve yerlerden bahsediyor olması, bana göre, bu türü keyifli kılan etkenlerden birisi. Öyküleri gerçekliğe değil de, kendi içlerindeki gerçekçiliğine göre değerlendirecek olursak, farklı yazarların kullandığı ortak ögelerin bu gerçekçiliğe büyük bir katkı sağladığını söyleyebiliriz. Ortaya çıkan bu gerçekçilik de türün ruhuna hizmet ederek tekinsizliği arttırıyor ve türü daha da keyifli kılıyor.

Sarı Kral’dan etkilenen yapımlar arasında True Detective adlı dizinin olduğunu da belirtelim. Ama siz bunu zaten biliyorsunuz, değil mi? Bu kitabı bu denli merak etmenize de yol açan şey bu belki de. O zaman daha fazla vakit kaybetmeden derlemede yer alan öykülere kısaca bir göz atalım derim.

serra2

Bir Tutam Tekinsizlik

Sarı Kral Öyküleri isimli derleme, Poe‘dan başlayıp Lovecraft‘la son bulan bir yol sunuyor. On bir öykü içeren derlemedeki öyküler ise şu şekilde:

Kızıl Ölüm’ün Maskesi – E.A. Poe: Kızıl Ölüm adı verilen bir hastalığın kasıp kavurduğu bir diyarda geçen bu öykü, Poe’nun ne kadar harika bir anlatıcı olduğunu gözler önüne serdiğisari-kral öykülerinden birisi. Ülkesi hastalığın pençesinde kıvranırken soyluları sarayına toplayıp inanılmaz bir kostümlü balo düzenleyen Prens Prospero’nın sarayındaki odaların harika bir şekilde tasvir edildiği bu öykü, sürpriz bir sonla bitiyor.

Carcosa’da Yaşayan Biri – A. Bierce: Bilinçsiz bir şekilde yaşadığı şehir olan Carcosa’dan uzaklaşan birinin, çok sevdiği şehrine geri dönmeye çalışmasını anlatan bu öykünün sonuna gelmeden, kayıp kahramanımızın şehirden ne kadar uzaklaştığını anlayamıyorsunuz. Anladığınızda ise iş işten geçmiş oluyor, hem de herkes için.

Çoban Haita – A. Bierce: Şahsi fikrime göre kitaptaki en güzel öykü Çoban Haita. Tuhaf kurgu dendiğinde aklınıza gelen pek çok öğeyi bu öyküde bulamayacaksınız, ama yine de bir şekilde tuhaf bir öykü. Antik Yunan’da yazılmış bir metin olsa bugün felsefe derslerinde okutulabilecek bir konuya ve harika bir anlatıma sahip olan bu öykü, Hastur’a derinden iman eden Çoban Haita’nın arayışını muhteşem bir dille anlatıyor.

İtibar Tamircisi – R.W. Chambers: Çok normalmiş gibi başlayıp epey bir ters köşe yaparak biten bu öykü, 1920’lerin Amerika’sında geçiyor. Öykünün ilk kez 1895 yılında yayımlandığı düşünülerse kurgusal bir gelecekte geçen olayların bilimkurgu olduğunu da söyleyebiliriz, ama söylemeyelim. Çünkü alışık olduğumuz anlamda herhangi bir bilimkurgu ögesi içermiyor, belki çok azıcık distopya. Paranoyak bir adamın dünyasına ufak bir bakış attığımız bu öykü de, sürpriz bir sonla biterek sona gelene kadar alınan zevki katlıyor.

Maske – R.W. Chambers: İçine daldırdığı canlıları mermere çeviren bir sıvıyı tesadüfen keşfeden heykeltıraşımız, bu avantajı mesleğinde kullanmaz ve keşfinden en yakın arkadaşları ve sevgilisi dışında kimseye bahsetmez. Ancak devreye Sarı Kral’ın bir kopyası girince, pişman olmaya bile fırsat bulamaz. Diğer öykülerin aksine, Maske’nin bağlandığı sürpriz son ürkütücü ya da üzücü olmaktan ziyade sevindirici, öykünün genel kurgusu ve anlatımı ise tadından yenmeyecek düzeyde.

Ejder Avlusunda – R.W. Chambers: Kilise orgcusu tarafından öldürülmek istenen kahramanımız, paranoyanın sınırlarında geziyor yoksa aklı başında birisi mi anlamakta zorlandığımız bu öykü, kovalamacanın gerilimiyle bir nefeste okunacak cinsten.

Sarı İşaret – R.W. Chambers: Chambers’ın en meşhur öykülerinden olan Sarı İşaret, bir model ve ressam arasındaki ilişkiyi anlatarak başlıyor. Modelin ressama rüyasını anlatmasıyla değişen işler, tabii ki malum kitap olan Sarı Kral’a bağlanıyor.

Ys Bakiresi – R.W. Chambers: Tek başına gitmemesi gereken yerlerde gezintiye çıkan kahramanımız, hiç ummadığı biriyle karşılaşıyor ve hayatı değişme noktasına geliyor. Görünen o ki, bilmediğimiz yerlerde bilmediğimiz tek şey mekanın kendisi değil, uzay-zaman devamlılığı da olabiliyor.

serra3

Peygamberlerin Cenneti – R.W. Chambers: Şiirle öykü arasındaki sınırda dolaşan sekiz “mikro öykü”den oluşan bu bu “öykü”, kendi içinde bir devamlılık barındırıyor mu barındırmıyor mu anlamak güç. Belki de bunu anlamak bile gerekmeden sadece okuyarak keyif almamız gerekiyordur, kim bilir?

Dört Rüzgar Sokağı – R.W. Chambers:Tuhaf kurgu romantizmle birleşse ne olurdu?” diye düşündüğünüz oldu mu? Benim de olmamıştı, ama Chambers bu iki türü öyle bir tuhaflıkla birleştirmiş ki, ortaya harika bir öykü çıkmış. Romantikten çok tuhaf olan öykü, kitaptaki favorilerimden birisi diyebilirim.

Karanlıkta Fısıldayan – H.P. Lovecraft: Geldik sona… Lovecraft’ın en bilinen öykülerinden biri olan Karanlıkta Fısıldayan, yazarın sevdiği “dünya dışı varlıklar” temasını fazlaca işleyerek epey bir bilimkurguya meylediyor. Sarı Kral’dan esintiler taşıyan ve bazı isimleri ödünç alan Lovecraft, Cthulhu mitosundan da ögeleri de bu öyküde kullanıyor.

Türe ilgisi olanların mutlaka okuması gereken bu derleme, İthaki Yayınları tarafından 2016 yılında piyasaya sürüldü. Kitabın F. Cihan Akkartal tarafından yapılan çevirisi genel olarak gayet güzel ve akıcı olsa da, çevirmenin bazı kelime seçimleri beni rahatsız etti diyebilirim. Ancak kitabın geneline yayarsak bu durum çok nadir ve birkaç kelimeyle sınırlı. Düzeltisi Ömer Ezer tarafından yapılan derlemenin editörlüğünü üstlenen isim olan Yankı Enki ise, okuduğu kitapların editörlerine ve çevirmenlerine dikkat edenler için aşina bir isim. Daniele Serra‘nın Sarı Kral ile ilgili çizimini kapağa uyarlayan Şükrü Karakoç‘un ne kadar başarılı bir iş çıkardığını da söylemeden geçmeyelim.

“Ölümün bile ölebileceği” çağlardan gelen öykülerden oluşan derlemeyi okurken bol bol ürpermeniz, gerilmeniz ve şaşırmanız dileğiyle!

Editör
Müzmin arkeolog adayı. Her yerde uyuma konusunda rakipleri Snorlax ve kediler. Fantastik okudukça "Daha okuyacak çok şeyim var," diye kaygılanır. Haftada bir gün Neil Gaiman, bir gün Patrick Rothfuss övmezse içi rahat etmez. Geri kalan günlerin çoğunluğunda Lovecraft över. 4 yaşında atari oynamakla başlayan oyunculuk macerası şiddetle devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sarı Kral Öyküleri: Carcosa’nın Ürkünç Güzelliği

Korku ve tuhaf kurgu türünün en büyük isimleri olan Poe, Lovecraft, Chambers ve Bierce bir arada!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün