Suda Bıçak İzleri: Yaşamın Kaynağının En Büyük Tıkanıklığı

Kurma Kız'ın yazarı Paolo Bacigalupi, bizleri bir kez daha heyecan verici bir kurgu eşliğinde dünyamızın karşı karşıya olduğu tehlikelerle yüzleştiriyor.

Küresel ısınma, insanlık tarihinde göz ardı etmesi en kolay felaket senaryosu olabilir. Devasa bir volkanın patlayacağını öncesinde tüten kara dumanlardan anlayabilir ve kaçabilirsiniz. Dev bir depremi hissettiğiniz anda yapabileceğiniz tek şey bir yerlere sığınmaktır ve vakit geçirmeden bunu yaparsınız. Koca bir tsunaminin şehrinize vuracağını önceden gözlemleyebilir ve önlem alabilirsiniz.

Ama her gün içtiğiniz sigaranın dumanının, bindiğiniz araçta yaktığınız benzinin, kullandığınız elektriğin oluşması için geçen sürecin sonunuzu hazırlıyor olduğu gerçeğini çok kolay şekilde yok sayabilirsiniz. Ancak musluğu açıp borularda kalan suyun öksürüklerini duymaya başladığınızda geçmişte yaptığınız her şeyin sizi bu felakete yavaş yavaş itelediğini fark edersiniz. Duş almak her sabah yaptığınız bir işken haftada üçe, ikiye, bire ve hatta 2 haftada bire düştüğünde bir şeylerin yanlış olduğunu fark edersiniz. Ama yapacak hiçbir şey kalmamıştır ve gelecek ay içinde bir kez daha duş alıp alamayacağınızı düşünürken her şeyi nasıl göz göre göre bu noktaya getirdiğinizi fark edersiniz.

Bu biziz. İnsanlık. Hepimiz bu işin içindeyiz.

Damla Hesapları

suda-bicak-izleriPaolo Bacigalupi, insanlara gerektiği zaman zihinsel şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir yazar. Bir dosttan, hatta en iyi dostunuzdan bekleyeceğiniz bir açıklıkla hatalarınızı yüzünüze vurmaktan asla korkmayan, gerçekçi bir felaket tellalı o. Daha önce dilimize çevrilen ilk kitabı Kurma Kız’da, insanlık olarak kendimize ve dünyamıza nasıl bir kötülük yaptığımızı uzak, ama aslında o kadar da uzak olmayan bir geleceği kurgulayarak yapmıştı. Okuma hızınızı artıracak denli iyi olay akışı, başarılı karakter işleyişi ve sözünü asla esirgemeyen muhteşem atmosferi biz tüketicilere durumun vahametini yeterince anlatamamış olacak ki, Suda Bıçak İzleri’nde felaketin sonrasına değil, yaşanma anlarına davet ediyor bu kez bizleri. “Bakın,” diyor. “Anlamıyorsunuz ama önümüzdeki yüzyıl içinde bu hale geleceğiz. Çok uzak değil, her şey için çok geç değil. Bakın!”

Çok uzak olmadığı belli belirsiz bir tarihte, Amerika Birleşik Devletleri’nin artık o kadar da birleşik olmadığı bir gelecekteki su savaşlarını anlatıyor Suda Bıçak İzleri. İsmi size başta garip gelebilir ama ortalara doğru bunun nedenini anlayacak, aslında tıpkı kitabın tamamı gibi ne kadar göndermeli olduğunu fark edeceksiniz. Ama o kadar uzaklara gitmeden önce, suyun yolculuğuna kaynağından başlayalım.

Felaket Sığınmacıları

Kurma Kız’a benzer şekilde birden fazla başkarakterin olduğu bir anlatımı var Suda Bıçak İzleri’nin. Angel, Lucy ve Maria isimli üç karakterin her biri olayların tamamıyla farklı noktalarında, tamamıyla farklı hayatlar yaşıyor, ama hiçbiri dünyanın yavaş yavaş kuruyan dudaklarındaki çatlaklara düşmekten kurtulabilmiş değil. Eyaletlerin yerel yönetimlerinin Amerika’nın çok değerli nehir ve su kaynakları için kıyasıya bir rekabet içinde olduğunu fark ediyoruz kısa sürede. Çünkü su, petrolden onlarca kat daha değerli artık. Bir bölgeye uzanan nehirdeki barajlar o bölgenin yaşanabilirliğini belirliyor. Su yoksa, hayat yok. Bunu hiç dolandırmadan anlatıyor Bacigalupi.

Her biri farklı rollerde yaşayan üç kahramanımızın hiçbirini bir diğerinin önüne koyamadım. Çünkü (gene Kurma Kız’da olduğu gibi) amaçları, motivasyonları ve kişilikleri çok farklı olan bu üç karakterden biri bile kendini okuyucuya ya da başkalarına sevdirme derdinde değil. Onlar hayatta kalma, cevaplar bulma ve yapmak zorunda oldukları şeyleri sorgulamadan gerçekleştirebilme derdindeler. Yalnızca birkaç sayfada benimseyebildiğiniz kişilikleri başlarına ne gelirse gelsin değişmiyor, oturaklılığını hiç kaybetmiyor. Bu da onları çabucak gerçek kimseler olarak kabul edip başlarına gelecek her şeyi içselleştirmenizi sağlıyor. Bu kurgu ve işleniş açısından güzel bir şey, ama okuyucunun ruhsal sağlığı açısından o kadar da güzel değil. Peki neden?

Sır, Bacigalupi’nin yazım tarzında saklı. Kitabın tamamı suratınıza atılan ağır bir tokat gibi. “Ne hale geldiğinizi görüyor musunuz?!” diye suratınıza bağırıyor her sayfa. Kitabın ilk yarısındaki ağır ortam tasvirleri kurgunun akış hızını yavaşlatıyor belki ama atmosfere sokma açısından çok ama çok başarılı bir iş çıkartıyor. Zaten kurgunun akışı da adeta uzun süre kesik kalan suyun yeniden akmaya çalışmasını andırıyor. Başlarda musluklardan gelen öksürük sesini, gelmek üzere olan güç patlamasını duyuyor, soğuk demire dokunarak titreşimlerini hissedebiliyorsunuz. Yakın zamanda musluktan tükürülecek suyun sakince gelmediğini de biliyorsunuz. Kitabın bir noktasında o musluk şiddetle patlıyor, ardından karşı koyamayacağınız bir hızla üzerinize boşalan suyun altında kalıyorsunuz. Bir yandan ruhunuzu sıkan bir gerçeklik faktörü varken tek düşünebildiğiniz aylardır, belki yıllardır hasretini çektiğiniz bir kurgunun altında ıslanmanın ne denli iyi hissettirdiği olacak.

Önemli bir not olarak belirtmem gerek; kitabın geçtiği yer Kuzey Amerika ve özellikle de ABD’nin kuzey ve batı bölgeleri. Konuyla paralel biçimde, bu bölgedeki temel su kaynaklarının stratejik konumları kitapta çok büyük bir yer tutuyor. Bu yüzden kitabı okumadan önce ABD’nin fiziki haritasını açıp özellikle batı bölgelerindeki bu nehirlere, göllere ve barajlara şöyle bir göz atmanızı tavsiye ederim. Alacağınız zevki arttıracağı gibi, sözü geçen lokasyonları da gözünüzde canlandırarak hikâyeye daha hızlı dâhil olabilirsiniz bu sayede.

Hayat Boyu Körlükten Vazgeçme Zamanı

İlginç bir şekilde bu kitap aslında genç-yetişkinler için yazılmaya başlanmış, hatta bazen o kategoriye de sokuluyor. Bunun kesinlikle yanlış olduğunu belirtmem gerek. Tamam, Kurma Kız kadar ağır sahneleri yok ama gerçekten onun çok da altında kalmıyor yetişkin içeriği konusunda. Her şey bir kenara, sadece kurgusu için değil, bağıra bağıra anlattığı -çok da alt olmayan- metni düşünülerek okunmalı aslında. Zaten aksi halde ne karakterler gerçekçi gelir, ne de olaylar. Yaklaşmakta olan felaketleri görmezden gelme konusundaki muhteşem başarımızı bir kenara bırakmadan bu kitaptan çok fazla zevk alamayız.

Önceki eserinin aksine bu kez Martı Yayınları tarafından çevrilmiş Bacigalupi’nin ikinci romanı. Editörlük konusunda herhangi bir sıkıntım olmadıysa da çevirinin bazı noktalarda tökezlediğini söylemem gerek. Okuma zevkinizi aman aman baltalayacak kadar keskin yanlışlar olmasa da, özellikle diyaloglarda hafif bir çiğlik tadılabiliyor. Kötü değil, ama daha iyisi gerçekten yapılabilirmiş ve yapılsa dört dörtlük olurmuş.

Özellikle konunun hiçbir ayrıntısına girmek istemiyorum çünkü bu kendi yaşamanız gereken deneyimlerden. Eğer Kurma Kız’ı okuduysanız ne beklemeniz gerektiğini biliyorsunuz. Okumadıysanız ve bu kitabı beğenirseniz, ona da kesinlikle bir şans verin. Kurgusal anlamda dayak yemeyi bana sevdirdi Bacigalupi, size de aynısını yapabilir.

Becerebildiğince çizer, birazcık yazar, arada frp oynatır, bazen de inceleme yazar. Bolca da oyun oynar. Oyungezer dergisinde editör.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Suda Bıçak İzleri: Yaşamın Kaynağının En Büyük Tıkanıklığı

Kurma Kız’ın yazarı Paolo Bacigalupi, bizleri bir kez daha heyecan verici bir kurgu eşliğinde dünyamızın karşı karşıya olduğu tehlikelerle yüzleştiriyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün