Avengers: Infinity War – 10 Yıllık Bekleyişe Değdi mi?

Marvel evreninde bir dönem sona eriyor. Merakla beklenen ve çok konuşulan Avengers: Infinity War filmini sizler için inceledik!

Öncelikle, bunun bir hayran filmi olduğunu unutmamalıyız. Bu film genel izleyiciden çok, hayranlar için çekilmiş bir yapım. O nedenle yapıma bu gözle bakarak bir şeyler söylememiz gerek. Marvel 2008 yılında ilk Iron Man filmiyle başladığı bu yolculuğa en başından beri bunun için hazırlanıyordu aslında. Ve işte bu nedenle 2 buçuk saat süren Infinity War’da sıkılmadan, bir kez bile saate bakmadan vaktin hızlıca geçtiğini söyleyebilirim.

Infinity War için ayrıca rahatlıkla şunu da söyleyebilirim ki Marvel’ın yaptığı en iyi sinema filmi olmuş. Tüm yıllar boyunca bize tanıtıp sevdirdikleri karakterleri bir arada görmek, sadece dünyanın değil evrenin, arkadaşlarının kurtuluşları için de mücadele etmelerini izlemek oldukça keyifiydi. Yazının geri kalanında bolca spoiler olduğunu vurgulayıp konuya geçelim.

Ne Oldu?

Kısaca özetlemek gerekirse sonsuzluk taşlarını toplamaya çalışan ve elde edeceği güçle evrenin yarısını yok etmek isteyen Thanos, karşısında İntikamcılar ve Galaksinin Koruyucuları ekiplerini bulur. Süreç boyunca da onlarla olan çarpışmasını tanık oluruz.

Thanos’un evrendeki sınırlı kaynakların bu kadar canlıya yetmeyeceğini düşünerek girdiği yola önüne çıkan herkesi, sevdiği dahi olsa, yok etmekten çekinmediğini görüyor ama buna rağmen kendisine sempati duyabiliyoruz. Neden? Çünkü Thanos sadece süper kahraman janrında değil, beyaz perdede görebileceğimiz en etkileyici kötülerden biri olmuş. Yönetmenlerinin kendi söylemiyle Thanos, yeni neslin Dart Vader’ı . Bu unvanı da sonuna kadar hak ediyor. ‘Kötü karakter’ demek ne kadar doğru açıkçası ondan da emin değilim. Çünkü kendince girdiği yol kötülükten ziyade evrenin kurtuluşu için ödenmesi gereken küçük bir bedel.

Avengers’ın Değil, Thanos’un Filmi

Bu film Avengers’tan çok Thanos’a ait demek yanlış olmayacaktır. Zaten film bitiminde gördüğümüz, “Thanos geri dönecek!” yazısı da bunu destekler nitelikte. Doğru ya da değil, kendince ‘evreni kurtarma’ gibi bir rolü üstlenmiş ve buna muktedir tek isim olduğunu düşünmesi, yıllardır bunun için uğraşması bir yana, evrenin görebileceği en güçlü ve zeki isimlerden birisi de aynı zamanda. Sonsuzluk taşlarının güçlerini, çıplak elle tutmanın ne derece olumsuz etkileri olduğunu önceki filmlerden biliyoruz zaten. Ve hepsini bir bir ele geçirmesini, soğukkanlılıkla Sonsuzluk Eldiveni’ne takmasını izlemek bile aslında ne kadar korkutucu bir karakter olduğunu göstermekte. Thanos’un geçmişine ait solo bir filmi gelse tadından yenmez diye düşünmüyor da değilim.

Ayrıca Josh Brolin’i ve CGI ekibini de karakteri bu kadar gerçekçi yaptıkları için tebrik etmek lazım. Özellikle Gamora’yı öldürmek zorunda kaldığı sahnede çektiği acıyı yüzüyle yansıtabilmesi muazzam bir işti. Bunun haricinde de karakterlerle girdiği diyaloglar da savaş sahneleri kadar merak uyandırıcıydı.

Peki odaklandığı konu, yani evrenin yarısını yok etme fikri çok mu mantıksızdı? Açıkçası çizgi romanlardaki konudan daha tutarlıydı. Okuyanların bildiği üzere, çizgi romanda tüm bunları sevdiği kadın olan Ölüm için yapıyordu. Fakat burada Doktor Strange’e de anlattığı gibi kendi vatanı Titan’dakileri kaynakların yetersizliği konusunda uyarmış ve zengin fakir ayrımı yapmaksızın ırkının yarısını yok etmeleri gerektiğini söylemişti. Yetkili isimler onu dinlemedikleri için Titan şu an yaşanmaz bir yer haline gelmişti. Fakat Gamora’nın memleketi Zen-Whoberies’te yaptığı yarı soykırım sonrası insanlarının çok daha mutlu ve zengin bir yaşam kaynağına sahip olduğunu söylemişti. Aslında kendi içinde oldukça mantıklı adımlar atmakta ve bu şekilde evreni kurtaracağı düşüncesiyle tüm bu savaşı vermekteydi. Haliyle bu açıdan baktığımızda kendisine pek de nefret hissiyatı besleyemiyoruz. En azından kendi adıma bunu söyleyebilirim.

Film Dört Dörtlük müydü?

Elbette hatalar yok değildi. Örneğin Iron Man, Dr. Strange ve Galaksinin Koruyucuları ekibinin Thanos’tan eldiveni çıkarmaya çalışırken Peter Quill’in Gamora’nın öldüğünü öğrenmesi sonrası yumrukla Thanos’a girişmesi. Dünyaları yok eden birisine, kendi yaptığı planı bozmak uğruna böyle bir harekette bulunması pek de mantıklı değildi.

Aynı zamanda Doktor Strange’in portal açabildiğini biliyoruz. Hatırlarsanız filmin başında, Thanos’un çocuklarından birini Wong’un açtığı portal sayesinde karlı farklı bir mekana gönderdiklerini, geri gelmeye çalıştığında da portalı kapatıp yaratığın kolunu kestiğini görmüştük. Fakat Thanos’la uğraşırken ve bu aşamada Strange’in defalarca Spider-Man için portal açabildiğini de görmüşken, o kolu portal sayesinde kesmemeleri tam bir saçmalıktı.

Ya da öyle miydi?

İlk başta böyle düşünürken, daha sonra Strange’in Zaman Taşı ile geleceğe gidip 14 milyon 605 bin farklı olasılık gördüğünü ve bunlardan sadece birinde kazandığımızı söylediğini hatırladım. Muhtemelen Quill’in Thanos’a saldıracağını bildiğinden dolayı da müdahale etmemiş olması olası. Yine de keşke en baştaki o kol kesme sahnesi olmasaydı diye düşünmüyor değilim.

Filmin giriş sahesi Thor: Ragnarok’un sonunda Asgard’dan kurutulan kişileri bıraktığımız gemiye saldıran Thanos’u görmemizle başlıyor bildiğiniz üzere. Ve fakat burada Loki ve Heimdall’ı görmemize rağmen, Valkyrie ve Korg gibi karakterler sanki önceki filmlerde de hiç yokmuş gibi davrandılar. Örneğin Ant-man ve Hawkeye’ın neden olmadığıyla alakalı tatmin edici olmasa da bir açıklama yapmışlardı. Neden bu karakterler hakkında hiçbir şey söylemediler?

Yine finalde Vakanda’da geçen savaş sahnesinde de, dünyadaki en iyi teknolojiye sahip şehrin bombardıman uçaklarının olmayışı (üstelik bir önceki Black Panther filminde görmüş olmamıza rağmen), kendilerini koruyacak olan tek şeyi, şehri saran kalkanı açmaları da gereksiz bir Hollywood hareketiydi. Sırf savaş meydanı muharebesi göstermek için yapılan bu hareketler o an için güzel gözükse de yine de, “Sebebi neydi ki?” diye sordurtuyor.

Tüm bu süreç içerisinde, sözde bu tarz durumlarda ilk haberi alan kişinin Nick Fury olması gerekirken ek sahnede hiçbir şeyden haberi olmamış gibi davranmasına değinmiyorum bile.

Red Skull’ı bir nihayete bağlamaları ve Captain America’dan sonra nereye ışınlandığı sorusu da böylece netlik kazanmış oldu. Ama nedense buna odaklanmak yerine herkes karakteri Hugo Weaving’in oynamamasına takmış. Açıkçası oynamamakta, hatta Marvel’ın onu değil de başkasını oynatması isabetli olmuş. Oyuncu odaklı bir karakter değildi bu filmde ve neden orada taşı koruduğu anlatılıyordu. Sorular cevaplandı, ruh taşı alındı ve karakterin görevi de bizler için tamamlanmış oldu.

Değinmek istediğim diğer bir konu da Marvel sinema evreninde gördüğümüz esprilerin bu filmde dozunda yer almasıydı. Bu sefer işi Galaksinin Koruyucuları ekibi ve Hulk’a bir türlü dönüşemeyen Bruce Banner üstlenmişti. Böylece ciddiyet, duygusallık ve espritüel yaklaşımı da güzelce dengelemişlerdi.

Ölümler, Ölümler ve Daha Çok Ölümler

Marvel’ın ölümler konusunda sinematik evrende ne kadar kesat olduğu hepimizin malumu. Fakat bu filmde daha en başta Loki’yi ve Heimdall’ı öldürerek bizleri derin hüzünlere soktu. Ardından o malum sahne, Thanos’un belki de evrende tek sevdiği şey olan Gamora’yı öldürmesi, bizleri de çok ama çok üzdü. Koleksiyoncunun ölüp ölmediğini bilmiyoruz, fakat illüzyon sonrası el sallaması onun da ölmüş olabileceğini gösteriyor. Çok önemli mi bilmiyorum ama eğlenceli karakterdi.

Gelelim Vision’a. Açıkçası ben kendisine Piremses Vision demek istiyorum. Önceki filmlerde gücüne şahit olduğumuz, Thor’un çekicini tutmasıyla hayranlık uyandıran bir karakterken, burada daha en başta çaresiz, pasif ve korunmasız bir role bürünmesi, Harry Potter’ın beşinci kitabında ikide bir, “Ah yara izim acıyor” triplerine girmesine benziyordu. Hadi o ergendi, peki ya Vision? Ben kendisinden daha güçlü bir tavır beklerdim. Fakat Scralet Witch ve Avengers ekibinin geri kalan üyeleri sayesinde kaç kez kurtulduğunu sayamadım bile. “Beni öldürmeniz gerekiyor,” deyip duracağına kendi fonksiyonlarına son verip taşı da Thanos’un gelişinden çok daha önce yok etmelerini sağlayabilirlerdi. Eh, tabii o zaman böyle hüzünlü bir final sahnesi izleyemezdik.

Ve… Final sahnesindeki, Infinity Gauntlet çizgi romanında da gördüğümüz o meşhur “parmak şıklatması” sonrası sevdiğimiz birçok karakter tek tek yok oldu. Sanırım filmin en çarpıcı noktası burasıydı. Arka planda hiç şarkı olmaksızın, sadece hafif bir rüzgar uğultusu eşliğinde tüm o karakterler toza dönüşürken yapabildiğimiz tek şey aynı filmdeki kalan diğer karakterler gibi sessizce bakmak oldu. Oldukça dokunaklı ve duygusaldı. Galaksinin Koruyucuları ekibinden, Thor’a, “Benim kaybedecek çok şeyim var,” diyen Rocket’in kalması. (Belki Nebula’yı da ekipten sayabiliriz.) Captain America’nın Bucky’nin toza dönüşmesini izlemesi. Vision’ın ölümünü art arda iki kez izlemek zorunda kalan Scarlet Witch’ın daha yasını bile tutamadan yok olması. En duygu yüklü sahnelerden, Spider-Man’in Tony Stark’ın ellerinde, “Ölmek istemiyorum Bay Stark,” diyerek yok oluşu…

Bu karakterler geri gelecek. Bunda herhangi bir endişemiz yok. Yine de böyle gidişlerini görmek insanı, özellikle de hayranları oldukça üzmüştür eminim. Eh, Strange’in yok olmadan önce söylediği, “Tek yol buydu,” deyişi de, geriye kalan ekibin gelecek filmde Thanos’u yenmek için çok daha fazla sebepleri olduğunu gösteriyor.

Ne Olacak?

Burada sonda ölen karakterlerin tümüyle geri döneceğini düşünüyoruz. Asıl soru Loki, Gamora ve Vision geri dönecek mi? Bir şekilde Loki’nin yaptığı hilebazlıklar sayesinde tekrar dirilişini, Ruh Taşı sayesinde Gamora’nın tekrar hayata dönüşünü ve Iron Man ile Black Panther’in kızkardeşi Shuri ile Vision’u tekrar aktive edebileceklerini görebiliriz. Belli mi olur? Ama şu an üzerinde en çok mutabık kalınan teori de hayatta kalan ekibin, bir sonraki filmde öleceği düşüncesi. Herkes Captain America ve Iron Man’in bu filmde ölmesini bekliyordu. Marvel fragmanlarda da böyle bir hava yaratmıştı. Ama güzel şekilde sağ gösterip sol vurdular.  Sonraki filmde hem barıştıklarını hem de ölen karakterler dirilsin diye kendilerini feda etmelerini görmemiz büyük ihtimal.

Sonuç

Avengers: Infinity War bize 2 buçuk saatlik bir görsel şölen yaşatıyor. Beklediğimize değdi mi? Kesinlikle evet. 3 saat daha sürse yine aynı heyecanla izler miydik? Kendi adıma rahatlıkla evet. Yazmadığım, atladığım birçok şey var. Ama daha da uzatmanın bir anlamı yok. Bu film on yıllık bir birikimin meyvesi. Güzelce hazırlandılar, ortaya böyle bir iş çıkardılar. Ne diyelim? Darısı, DC evreninin başına.

  • 36
    Shares
Etiketler:  




Site Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni
Kitap okumayı, film izlemeyi ve özellikle animeleri çok sever.

Avengers: Infinity War – 10 Yıllık Bekleyişe Değdi mi? için 2 yorum

  1. :grinning::grinning: Katılıyorum, önceki serilerde büyütüp süsledikleri tüm karakterler tutarsızca hemencecik yenildi. Vakanda’nın vakandalığı kalmadı, Thor başladığı noktaya geri dönüp yine “Çekiçlerin Tanrısı” oldu, Loki desek bir çırpıda öyle rahat öldü ki sanki senarist bizle dalga geçiyordu, Vision da tamamen incelemede anlatıldığı gibi vasıfsızdı.
    Spiderman ve Gamora dışındaki ölümlere de üzülemedim, hem çok hızlı geçti hem de tepkiler gerçekci değildi. Thor’un kardeşi ölüyor, sinirinden iki şimşek çıkartmıyor. Bir de gerisin geri tekrar gözü oldu karakterin. Peh…Ragnarokdaki tamamlanmış, babasının oğlu Thor yine gitti.


  2. Süperkahraman filmlerini, Josh Brolin’i, CGI’ı falan sevmesem de ciddi anlamda en iyi Marvel filmi olmuş. Hatta herhangi bir süperkahraman filmine kıyasla ciddi bir konuyla ilgileniyor.

    Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da, Hitchcock’un The Rope’ta ele aldığı konuyu allayıp pullamış. herkese hitap eder hâle getirmişler. “Toplumda üst sınıf var mı, burjuvanın ya da üstinsanın aşağıdakileri öldürme hakkı var mı, insanı aşan kâinatın bekâsı için birileri ipleri eline almalı mı” gibi felsefî soruları sorgulayan çok beğendiğim bir film oldu. Devamı da bu kıvamda gelse :krs:


Avengers: Infinity War – 10 Yıllık Bekleyişe Değdi mi?

Marvel evreninde bir dönem sona eriyor. Merakla beklenen ve çok konuşulan Avengers: Infinity War filmini sizler için inceledik!

  • 36
    Shares

 

 

Başa dönün