Dünden Bugüne: Dracula Efsanesi

Mehmet Berk Yaltırık'ın uzun yıllardır internette bulunan ve son halini Kayıp Rıhtım için derlediği "Dracula Efsanesi" yazısına birlikte göz atalım!

Kazıklı Voyvoda’nın Ölümü Meselesi

Dracula’nın ölümü hakikaten meseledir zira Osmanlı kaynaklarında verilen bilgiler benzer olmakla birlikte çelişkili ve hatalı noktalara sahiptir. Meseleyi karmaşık hale getiren bir diğer etken de hakkındaki rivayetlerin, söylencelerin çeşitliliğidir. XIX. yüzyıl Romen tarihçileri arasında Dracula’nın ölümsüz olduğuna, bir gün Romanya’yı yok olmaktan kurtarmak üzere ortaya çıkacağına inanıldığını belirtmişlerdir. Rus rivayetlerinden birine göre ise Türklerle son çatışmasında onların katledişini zevkle seyretmek için bir tepeye çıktığı esnada adamları tarafından Türk zannedilerek bir mızrak darbesi ve vücuduna saplanan oklar neticesinde ölmüştür.

Drakula'nın babası Vlad Drakul'a ait 15.yy'da yapılmış duvar resmi

Drakula’nın babası Vlad Drakul’a ait 15.yy’da yapılmış duvar resmi

Yusuf bin Abudullah’ın kaleminden Vlad Drakula’nın akıbeti:

Edirneli Yusuf bin Abdullah’ın “Târih-i âl-i Osmân”ından (yazılışı: 1516): “…Gerü bu tarafda pâdişahımız Muhammed Han (Sultan II. Mehmed, p.1451-1481) çeri cem’ edüb (asker toplayıp) kapu yeniçerisinden / ve azabdan yetmişbin asker cem’ edüb Eflak vilâyetine yürüdiler ol vakitde Eflâk Begi Drakula idi * Ol mel’un şöyle pelîdad kim (melun, aşağılık birisiydi ki) zamânında anun işini kimse itmezdi (onun yaptığı şeyi kimse yapamazdı anlamında) * Ve dahi cüz’i günah içün (sıradan bir günah, kabahat için) anası karnında / oğlanı çıkarub kazığa ururdı * Sultân Muhammed dahi Tuna suyını geçüb / üzerine vardıkda mukabeleye durmayub (karşı karşıya gelmeden) bir gice gelüb şebîhûn edüb (Şebî-hûn yani gece baskını, Vlad Drakula’nun kaynaklarda geçen meşhur “Gece Baskını, İngilizce “The Night Attack of Târgovişte” şeklinde geçer) ad ürküntüsüyle (düşman ürküntüsüyle) siyâm-ı kıyâs edüb lâkin müyesser olmayub nece bin âdemi / kırılub firâr edüb Ongerüs vilâyetine gitdi (Askerle başa çıkamayarak bir sürü adamını kaybederek Macaristan vilayetine kaçtı) * Sultan Muhammed ol mahalde / kâfir beglerinden Çiliş dirler bir kafiri Eflâk’a beg eyledi * Ve dahi ol vakitde / Kazıklı Eflâk iline gelüb Çiliş kâfir begiyle mülâkat olmadın (görüşme olmadan) birbirine haber /gönderüb arada çeri mühim değildir * Hemân ikimiz meydâna girelim saâdet kimindir (Drakula, Çiliş veya Radu’ya askerler olmaksızın bir düello, mübareze teklifinde bulunmuştur “meydana girelim saadet kimindir” deyişiyle) deyü bu kavl üzre meydâna girüb birbirine sekü ve dahi gürz havâle edüb (birbirlerine silahlarla hamle yapıp) / arada çok hamle geçüb * Fırsat hod Çiliş’ün olub Kazıklu’yı kendîr ile /urub atından yıkub (kalın urgan-ip ile atından yıkıp) inüb Kazıklu’nın başını kesdi bâki kalan çeri perişân / ve perakende olub (kalan askeri perişan olup, dağılıp) Çiliş istiklâli Eflak vilâyetine beg oldu…”

Kaynaklarda uyuşan kısımlara bakılırsa, Dracula’nın son çatışması 8 Kasım 1476’da ordusuyla beklediği Snagov Manastırı yakınlarında (Bükreş yakınlarındaki bataklıklarda, Vlasia ormanlarındaki küçük bir bataklıkta) vuku bulmuştur. Boğdan Prensi Stefan’ın 200 kişilik koruma birliği de dâhil 2000’e yakın askeriyle birlikte bir anda rakibi Basarab Laiota’nın (Yaşlı Basarab, ö. 1480, Dan ailesinden) Türk askerlerinin de içinde bulunduğu 4000 kişiyle ölümüne bir cenge tutuşmuşlardır.

Macar tarihçisi Bonfini’nin de doğruladığına göre, Dracula bu çatışmada olası bir firar fırsatını değerlendirebilmek için Türk kıyafetlerine bürünmüşse de kendisinden intikam almak isteyen Türk askerlerinin ve muhtemelen kendisinin de aşina olduğu kılık değiştirmeleriyle ünlü akıncılar tarafından öldürülebilmiştir. Buna göre kendisinden intikam almak için fırsat kollayan Türkler, bir Türk’ü Vlad’ın hizmetkârlarından birinin kılığına sokarak onu öldürmekle görevlendirmişlerdir. Kırk beş yaşındaki Dracula, yanındaki 200 Boğdanlı ile direndiği esnada öldürüldükten sonra bu kişi Dracula’nın kellesini kesmeyi başararak atına atladığı gibi Osmanlılara ulaştırır. Bonfini’ye göre kesik baş Kostantiniyye (İstanbul) şehrinde halka sergilenmiştir.

GÖZ ATIN  Steven Moffat'ın Netflix ve BBC Ortak Yapımı "Dracula"sı Görücüye Çıktı

Dracula’yı öldürenlerin Türk birliği olduğu Romen tarihçi Stefan Andreescu’nun “Vlad Tepeş (Dracula)” adlı araştırma eserinde belirtilir, yine meşhur Romen tarihçi (eski Romanya başbakanlarından aynı zamanda) Nicolae Jorga da bu Türk birliğinin Mihaloğlu’nun akıncıları olduğunu bildirmektedir.

Bu çatışmadan sağ kurtulan on kadar Boğdanlı asker, Boğdan Prensi Stefan’a ölüm haberini iletince, bu haber önce Macar Kralı Mathias Corvinus’a, ardından da Şubat ayında bütün Avrupa’ya yayılır. Milano dükünün Venedik elçisi Leonardo Botta, Venedik Dükü’ne ve Senatosu’na Osmanlılar’ın Eflak’ı ele geçirdiklerini ve Dracula’nın öldürdüğünü bildiren ilk kişi olur. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun Wiener Neustadt’taki sarayında da Dracula’nın 4000 askeri ile birlikte Türklerce katledildiği bilgisi duyurulur.

Edirneli Oruç Bey’in kaleminden 1462 Eflak Seferi ve Vlad Drakula’nın öldürülmesi: Edirneli Oruç Bey’in “Oruç Bey Tarihi” (Tevarih-i âl-i Osman) adlı eserinden:

Vlad Dracula'nın 1460'ların başında Macar Kralı Matthias Corvinus'a gönderdiği mektup-2“…Sultan Mehmed yine Eflak Eli’ne sefer edip Tuna Suyu’nu geçti. Dırakula oğlu Kazıklı Voyvoda mel’unu ile savaşamadı. Yüz yüze gelmedi. Gece baskını etti. Raslamadı. Kaçtı, Üngürüs’e (Macar Krallığı) gitti. Üngürüs Kıralı (Kral Matthias Corvinus) hapsetti. Aradan birkaç yıl geçti. Sonra hapisten çıkarıp yine arada asker tahribatı olmasın diye Eflak Eli’ne gönderdi. Gelip Eflak Eli’ne girdi. O vakit Eflak voyvodası Çepelşek’ti. Kazıklı mel’unu Çepelşek ile meydana girdiler. Savaştılar. Sonunda, devlet Çepelşek’in imiş. Fırsat bulup başını kesti. Müstakil beğ oldu. Ondan sonra Basarapa geldi. Üngürüs’ten baskın yaptı Çepelşek’in başını kesti. Eflak Eli’ne beğ oldu. Devlet eşiğine geldi. Padişah’ın elini öptü. Hil’at giydi. Gitti, Eflak Eli’ne beğ oldu. Birkaç yıl geçtikten sonra yine devlet eşiğine geldi. Padişahın elini öptü. Hilat giydi. Giderken Tuna kenarında Gaziler belirsiz ettiler. Onun yerine Keşiş (Vlad Calugarul Drakula yahut Keşiş Vlad, II. Vlad Drakul’un oğlu, Kazıklı’nın üvey kardeşi) beğ oldu…” (Bazı bilgi karışıklıklarıyla birlikte Vlad Dracula’nın ölümü ve sonrasındaki olaylar özetlenmektedir. Vlad Dracula, 1476’ta Eflak’a girdiğinde voyvoda Danlardan III. Yaşlı Basarab (Laiota) idi. Drakula ile savaşan budur. Çepelşek denilen ise Danlardan IV. Genç Basarab olup, III. Basarab’ın yeğenidir ki lakabı “Tepeluş”tur yani “küçük kazıklı” (Vlad Drakula’ya göre genç olması hasebiyle). Vlad Dracula’dan sonra başa III. Yaşlı Basarab geçmiştir ki 1477’de Genç Basarab tarafından tahttan indirilmiştir. 1479’da Osmanlı birlikleriyle Transilvanya’ya girerek Ekmek Otlak Savaşı’nda Macarlarla ve yeğeni IV. Genç Basarab ile savaşmış, 1480’de ölmüştür. Genç Basarab ise 1482’ye kadar voyvoda kalabilmiş, bu tarihte tahtı Keşiş Vlad ele geçirmiştir.)

Vlad Dracula’nın öldürülmesiyle elbette hakkında anlatılan efsaneler, rivayetler son bulmayacaktır. Şaibeli bir mezar yeri hikâyesi vardır ki başlı başına bir roman konusudur…

GÖZ ATIN  Bram Stoker'ın Akrabasından Yeni Bir Drakula Romanı Geliyor

Dracula’nın Mezarı Nerede?

Yöre halkı tarafından aktarılan bir rivayete göre Snagov Manastırı keşişleri tarafından Dracula’nın başsız vücudu ada manastırına gömülmek üzere götürülür, ana sunağın altındaki bir mahzene yerleştirilerek tabutu üzerine hüküm sürdüğü üç dönem (1448; 1456-1462; 1476) ile birlikte doğum tarihi (1431) kazınır.

Vlad Drakula’nın temsili mezarındaki levha

Bugün bulunduğu alana göre daha geniş bir yer kaplayan ve etrafı duvarlarla çevrili küçük bir kale mahiyetinde olan Snagov, köylülerin rivayetlerinde hala Drakula’nın lanetini taşıdığına inanılan bir bölgedir. Manastırda yapılmış kazılarda kazıklandığı anlaşılan iskeletler ve kafatasları bulunmasından hareketle bu kale hem bir işkencehaneye sahiptir hem de söylencelerin kısmen haklı bir yönü mevcuttur; yukarıda bahsedildiği gibi Dracula’nın hazinesi yoksa da bir dönem darphane bile bulunmaktadır.

1930’lu yılların başında Dracula’nın mezarını bulmak için adada bir kazı çalışması başlatılır. Aramaya söylencelere binaen Dracula’nın rahipler tarafından eziyet görmüş ruhu huzur bulsun diye, rahiplerin sürekli duaların okunduğu sunağın dibine gömülmesinden hareketle oradaki yazıları çoktan silinmiş ancak görkemli bir mezar taşı açılır. Taş kaldırıldığında mezarın boş olduğu görülür. Kilisenin çeşitli yerlerinde kazılar sürdürülür…

Derken bir gün Ortodoks adetlerinde görülmemiş bir şekilde manastırın girişinin hemen sağında daha önce görülmemiş bir mezar taşı bulunur. Taş kaldırıldığında içinde üzeri sırma işlemeli, büyük bir kısmı çürümeye yüz tutmuş mor bir örtüyle kaplı bir tabut bulunur. Çürümekte olan tabutun içinde sarı yeşil ipekli parçalanmış bir giysi içerisinde başsız bir iskelet bulunur. Ejderha Tarikatı’na ait kızıl pelerini ve pelerinin önden tutulmasını sağlayan altın işlemeli üç düğmenin kalıntıları durmaktadır. İskeletin hemen yakınlarında XV. yüzyıl ortalarına ait buluntulara rastlanmıştır. Pişmiş toprak renginde, her bir köşesinde bir firuzenin bulunduğu taç kalıntısı, taşsız bir kadın yüzüğü, küçük bir fincan ve altın ipliklerle süslü bir kemer tokası… Arkeologlardan Dinu Rosetti’ye göre mezar Dracula’ya aittir. Ona göre din değiştiren voyvoda, sunağın dibine gömülmeyecek denli günahkâr olduğu için inananların ayak seslerini sürekli duyacağı bir yere gömülerek tabutun yeri değiştirilmiştir ki ne zaman olduğu meçhuldür. Yunan keşişlerin idarede bulunduğu esnada ya da XIX. yüzyılın başlarında yaşamış Argeş Başpiskoposu İlarion zamanında olduğu tahmin edilmektedir.

Ancak tabi kesin bir delil vs. bulunamamıştır. Ta ki Rosetti, buluntulardan birkaç yıl sonra Almanya’da Nürnberg Müzesi’ni ziyaret edene kadar…

Dino Rosetti, müzede Dracula’nın mezarı olduğunu düşündükleri mezardaki buluntuların tamamen eşi bir yüzük ve kemer tokası görür. Bir şövalyeye kazandığı turnuva sonrası verilebilecek armağanlar olarak nitelediği bu buluntular, Vlad Dracul’un oğluna altın kemeri ile birlikte Toledo kılıcını miras bıraktığına dair söylentiyi ve mezarın Dracula’ya ait olduğunu da doğrulamıştır.

GÖZ ATIN  Kurgusal Vampirlerin Folklorik Boyutuna Işık Tutan "Osmanlı Vampirleri" Raflarda

Hikâyenin asıl ilginçliği buradan sonra başlamaktadır.

İkinci Dünya Savaşı esnasında Bükreş Kenti Tarih Müzesi’nde korunan buluntular, mahkûmlar tarafından yerlerinden alınarak güvenlik altında tutmak için Valeni de Munte dağlarına taşınırlar. Romanya’nın meşhur tarihçisi Nicolae Jorga’ya emanet edilirler ki Jorga 1940’da Romanya’da aşırı sağcı Demir Muhafızlar tarafından öldürülecektir. Taşıma esnasında ünlü yüzük ve Rosetti’nin diğer buluntuları kaybolur. Çalındığı mı yoksa kaybolduğu mu meçhuldür.

Dracula efsanesinin bir diğer ilginç noktası hiç kuşkusuz “vampirlik” söylencesidir. Dracula daha yaşarken ve Bram Stoker öncesinde korkulu hikâyelerin ve hatta tiyatroların konusu olmuştur. Efsanenin yayılması yine edebiyat sayesinde olmuştur…

Dracula’nın Vampirlik Söylencelerinin Kaynakları

Yukarıda Dracula’nın vampirlik söylencelerinin kaynaklarından birinin Erdel saldırılarından sağ kurtulup batıdaki manastırlara kaçabilen Katolik keşişler olduğu yazılmıştı. Katolik kiliselerine ve cemaatine saldırılarını batıya aktaran keşişlerin anlatıları ve anlatılardan hareketle yazılan şiir ve öyküler, Dracula Efsanesi’nin oluşumuna çanak tutmuştur. Hatta öyle ki bu kanlı Drakula öyküleri, XV. ve XVI. yüzyıllarda matbaanın din dışı konularda ilk “çok satan” kitapları olarak nitelendirilmektedir. Dracula din dışı ve zalim bir figür olarak Hristiyanlık azizlerine eziyet eden bir tiran olarak tasvir ve ikonalarda dahi kullanılmıştır. Stoker’den ve popüler kültürden çok önce bu denli kullanılır olması hayli ilgi çekicidir.

Fakat Dracula’nın vampirliğiyle asıl kaynağı Rus rivayetleridir. Ortodoksluk’tan dönüp Katolikliği seçtiğinden karanlığı tercih etmiş ve hayatının kâfirlik içinde bitmesini yeğlemiştir. Ortodoksluk inancına göre dinden ayrılanların büyük ceza göreceğine inanılmakla birlikte, batıl inançlı kimseler tarafından da böyle kimselerin mezarında bile huzur bulamayacağı söylenmektedir.

1482 yılında Moskova Knezi’nin elçisi ve çağdaş Rus diplomasisinin kurucusu sayılan Fyodor Kuritsin batıya gönderildiği zaman Vlad Dracula hakkında bilgi toplamış hatta bir süre Erdel topraklarında da bulunmuş, Dracula’nın katliamlarının tanığı Saksonlarla dahi görüşme fırsatı olmuştur. (Onun burada aldığı notlar sonradan meşhur Rus çarı Korkunç İvan’ın özümseyip uygulayacağı idare felsefesinin temelini oluşturacaktır) Rus kaynakları işkencelerin aktarıcı olmanın yanı sıra “kâfirliği” gerekçesiyle bir anlamda vampir söylencelerinin bir diğer membaı olmuştur.

Romen folklorunda ise karanlığın izlerine rağmen bir kahraman gibi resmedilmiş, köy anlatıları ve türkülerde, tarih kitaplarında kendine yer bulmuştur. Hatta burada XIX. yüyılda yaşamış Deleanu’nun “Çingene Efsanesi” adlı eserine göre Dracula vampirlerle (strigoi) ve kötü ruhların başlıca düşmanıdır. Eserde vampire karşılık Latince “cadı karısı”, “acuze”den mülhem “strix” sözcüğünden türeme strigoiyi kullanır ki shtruga olarak Arnavutluk’ta vampire verilen isimlerden biridir.

Katliamları ve dinsel referansları, yöresel batıl inançlarla birlikte düşünürsek kahraman imajına rağmen dracula’nın edebiyattaki vampirleştirilmesi kuvvetli bir zemin bulabilmiştir. Keza Sırbistan’da Sırp kasabı Miloseviç’in mezarına kazık çakılması olayı göz önünde bulundurulursa XIX. yüzyıla doğru milliyetçilik akımının ön plana çıkmasıyla ulusal kahraman olarak görülen Dracula için en azından Erdelliler ve Saksonlar arasında bu tip yakıştırmalar yapılmış olabilir.

Dracula en son 1700’lere doğru popülaritesini kaybetmeye başlar Avrupa’da. Ta ki bir İrlandalı kalemiyle onu vampirleştirip yeniden diriltene kadar…

  • 57
    Shares
Sayfalar: 1 2 3 4 5
Etiketler:  

Tarihçi ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Dünden Bugüne: Dracula Efsanesi

Her ne kadar Drakula bize hayal ürünü gibi gelse de, kökleri açısından tarihi bir şahsiyete dayanmakta. Vlad Drakula olarak bilinen bu şahsın pek çok isimlendirmesi varsa da kendi dönemindeki isimlendirmeye en yakın olanın bu olduğunu bilmekteyiz.

  • 57
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya, İnceleme
Oz Diyarına Kesin Dönüş: Tin Man

Tin Man, sonlandığında içimizde yeniden Oz’a dönme isteği uyandıran, her türlü geliştirmeye müsait hamuruyla oluşturulmuş...

Kapat