Silver Surfer: Ağıt – Bir Veda Senfonisi

Galaksinin en bedbaht karakterlerinden Silver Surfer’ı unutulmaz bir macerayla son yolculuğuna uğurlamaya var mısınız?

Benim için Marvel Comics’in en duygusal karakteri her zaman Silver Surfer olagelmiştir. Evet, Spider-man’in içine düştüğü gerçekçi durumlara üzülmüş, Hulk’ın yalnızlığıyla kederlenmişimdir kimi zaman. Ama hiçbiri doğduğu gezegen uğruna hayatını ve aşkını feda eden, sonrasındaysa Dünya’yı kurtarmak adına sürgüne mahkûm olan Surfer’ın hikâyesi kadar acıklı değildir. Çünkü diğerlerinin aksine o hep yalnızdır; dostum diyebileceği kişilerin sayısı yok denecek kadar azdır. Yaban diyarlardaki bir yabancıdır o. Bizleri sürekli çeşitli felaketlerden kurtarır, ama en sonunda gördüğü hep kötü muamele olur. İnsanlar bırakın teşekkür etmeyi, onu anlamaya bile çalışmaz. Hatta çoğu zaman düşmanca muamele edip onu öldürmeye bile kalkışır. Hâlbuki bizlere öğretebileceği, paylaşabileceği o kadar çok şey vardır ki bu altın kalpli kozmik varlığın…

İşte bu onun hikâyesi. Daha doğrusu, hikâyesinin sonu. Çünkü galaksileri aşıp gelen, kuyrukluyıldızlarla yarışan, sayısız yıldızın yok oluşuna ve doğuşuna şahitlik eden Surfer… artık… ölüyor.

Kahraman, Elçi, Sürgün

Gerçek adı Norrin Radd olan Silver Surfer, aslen Zenn-La adlı bir gezegende doğmuştur ve sevgilisi Shalla Bal ile birlikte yaşamaktadır. Fakat günün birinde kahvaltı niyetine koskoca gezegenleri yiyip bitiren Galactus çıkagelir ve kahramanımızın evini yok etmekle tehdit eder. Norrin son bir umutla onun huzuruna çıkar ve gezegeni için bağışlanma diler. Neyse ki, her ne kadar milyonların sonunu gözünü kırpmadan getiren bir canlı olsa da Galactus mantıksız bir varlık değildir. Bu yüzden onu dinler, kendisine yeni gezegenler bulabilecek bir elçisi olsaydı Zenn-La’ya zarar vermeyeceğini söyler ama açlığının dayanılmaz sınırlara ulaştığını açıklar. Norrin bu fırsatı kaçırmaz ve elçiliğe talip olur; tek şartı doğduğu gezegenin dokunulmadan bırakılmasıdır. Milyonlarca yıldır evrende yalnız başına yaşayan Galactus bu teklifi kabul eder ve kozmik gücünü kullanarak Norrin’i Silver Surfer’a dönüştürür. O artık halkının kahramanıdır.

Vücudu gümüş bir maddeyle kaplanan Norrin, yine aynı maddeden yapılma sörfü sayesinde artık yıldızların arasında gönlünce uçabilmekte, uzayda nefes almaya ihtiyaç duymadan yaşayabilmektedir. Ne en yakıcı güneşin sıcağı ne de uzayın ilikleri donduran soğuğu ona işler. Ellerinden ve vücudundan şua hâlinde yollayabildiği kozmik gücününse sınırı yok gibidir. Gel gelelim bunun bir bedeli vardır elbette: Görevini yapabilmek için Zenn-La’yı ve Shalla Bal’ı ebediyen terk etmek zorundadır. O artık vazifesi asla sona ermeyecek bir elçidir.

Galactus’un emrinde yıllarca galaksileri dolaşıp efendisinin yiyebileceği yerler ararken yavaş yavaş vicdanını da yitirir ve bulduğu gezegenlerin üstünde yaşam olup olmadığını umursamaz hâle gelir. Ta ki yolu Dünya’ya düşüp Fantastik Dörtlü’yle karşılaşana kadar… Gezegenlerini korumak için gösterdikleri fedakarlık ve birbirlerine olan bağlılıkları Silver Surfer’ın uzayın soğuğunda donan kalbini ısıtır ve unutulmaya yüz tutmuş değerlerini yeniden uyandırır. Böylece onlarla birlikte efendisine başkaldırır, Dünya’yı kurtarır ama karşılığında ceza olarak gezegenimize hapsedilir. Dünya’nın etrafına görünmez bir bariyer yerleştiren Galactus, Silver Surfer’ın bir daha asla Dünya’yı terk edememesini ve uğruna efendisine ihanet ettiği insanlarla yaşamak zorunda kalmasını garanti altına alır. O artık bir sürgündür.

İlk olarak Fantastik Dörtlü’nün 48’nci sayısında (1966) ortaya çıkan, daha sonralarıysa Stan Lee’nin yazıp John Buscema’nın resimlediği kendi serisine kavuşan (1968) Silver Surfer’ın köken hikâyesi böyledir işte. Maceralarının genel teması onun muazzam gücünü el geçirmek isteyen Mephisto, Loki ve Dr. Doom gibi kötü adamların saldırılarına uğraması, çeşitli süper kahramanlarla anlaşmazlıklar yaşayıp onlarla dövüşmek zorunda kalması ya da uzaydan gelen bir tehdide karşı Dünya’yı savunurken korumaya çalıştığı insanlar tarafından yanlış anlaşılması gibi konulardır. Doğuştan asil bir yüreğe sahip olan Surfer ne kadar çabalarsa çabalasın insanoğlunun neden sürekli olarak birbirlerini ve üzerinde yaşadıkları bu cennet gibi gezegeni yok etmeye devam ettiğini anlayamaz. Farklı ve güçlü olandan daima korkan insanlarsa ona hep düşmanca davranır. Surfer ise her seferinde erdemliliği ve iyi yürekliliği sayesinde çözer olayları.

İşin kötüsü bu müthiş potansiyele ve John Buscema’nın muhteşem çizimlerine senaryo bazında asla eşlik edemeyen bir Stan Lee vardır seri boyunca. Kendini çok tekrar eder, gereğinden fazla felsefe yapar ve sürekli ağlar gümüş kahramanımız. Bir türlü kavuşamadığı Shalla Bal’ın da her iki-üç sayıda bir kandırılıp Dünya’ya getirilmesi, ama en nihayetinde Norrin’le kavuşamadan Zenn-La’ya geri döndürülmesi de bir yerden sonra kabak tadı vermeye başlar. Sıkılırsınız. Kahramanın hüzünlü doğası boğucu hâle gelir… ve Silver Surfer adını taşıyan ilk seri 18 sayı sonra iptal olur. Gelin görün ki ondan sonra da ne yeni bir uzun soluklu seriye ne Shalla Bal ile Zenn-La’ya ne de düzgün bir sona kavuşabilir kahramanımız. Ta ki Ağıt’a dek…

GÖZ ATIN  Injustice Devam Ediyor! 3. Yıl, 2. Cilt Bizlerle

Veda zamanı

J. Michael Straczynski (Babylon 5) tarafından yazılıp Esad Ribic tarafından çizilen Silver Surfer: Ağıt (Requiem), Marvel’in normal zaman akışına ait olmayan, yani külliyattan (canon) sayılmayan dört sayılık bir mini seri aslında. Bununla birlikte bizlere öyle muazzam bir öykü sunuyor, Surfer’ın hikâyesine öyle yaraşır bir son kazandırıyor ki onu külliyattan saymamaya gönlü el vermiyor insanın.

Ağıt, gamlı kahramanımızın ölümcül bir hastalığa yakalandığını, vücudunu saran gümüşî maddenin bozunduğunu ve yavaş yavaş öldüğünü öğrenmesiyle başlıyor. Doğal olarak ilk kişi soluğu gezegendeki en zeki kişinin, Reed Richards’ın yanında alıyor. Fantastik Dörtlü’nün bir hayli esnek olan lideri, Dünya’yı Galactus’tan kurtarmalarına yardım ettiği için Surfer’a dostça davranan ender kişilerden biri. Ama o bile bu hastalığa bir çare bulamıyor ne yazık ki ve gümüş renkli kahramanımıza geriye çok az bir ömrünün kaldığını söylemek zorunda kalıyor.

Böylece Silver Surfer onlara veda edip evine, doğduğu gezegene dönmek için yola çıkıyor (Galactus’un bariyeri bu zaman diliminde artık yok). Ama gitmeden önce bunca zamandır güzelliklerinin tadını çıkardığı dünyaya bir armağan vermek, insanoğluna nasıl bir nimete sahip olduklarını göstermek istiyor. İşte o noktada hikâyeye Spider-man giriyor. Her ne kadar ağ-kafanın sırf popülerliği yüzünden olup olmadık her yerde kullanılmasına sinir olsam da kendisi bu maceraya cidden çok yakışmış. Surfer ile Spidey arasındaki diyaloglar bu cildin en güzel bölümleri kesinlikle.

“Dünyanızın güzelliğinin tadını çıkarıyor ve insanlarınızın birbirlerine olan gaddarlığı karşısında şaşkınlığımı koruyorum. Hepiniz aynı türdensiniz. Aynı emellere, aynı korkulara sahipsiniz. Bu sebeple birbirinizi öldürmek daha kolay olsun diye kendinizi ötekileştirme zahmetine giriyorsunuz. Sınırlar, uluslar, kitleler, inançlar, isimler, modalar. Liderleriniz kendi iktidarları için sizi sindiriyor ve sömürüyor. Siz de seve seve buna müsaade ediyorsunuz. Yeter ki o liderler sizin gibi olmadığınıza karar verdiğiniz kişileri öldürsün. Siz aklını yitirmiş bir türsünüz.”

İkilinin dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek için aradıkları çözümler kadar, onlar konuşurken havanın kararıp güneşin batması da dikkat çeken ve buruk bir keyif bir diğer ayrıntı.

Surfer’ın toplamda dört bölümden oluşan macerasının geri kalanında neler yaşandığını sizlere anlatmayacağım. Dokunaklı ve sürpriz sonunu sizin görmenizi istiyorum çünkü. Bununla birlikte gümüş sörfçümüzün tüm serüven boyunca bize insanlık dersi vermeyi hiç bırakmadığını, bir çizgi romandan beklenmeyecek şekilde bir sürü altı çizilecek cümle sunduğunu belirtmeden de geçemeyeceğim. İnsanlar kendilerini gezegen yiyici Galactus’tan kurtaran adama ilk defa nefretle değil, minnetle yaklaşıyor. Ölümüne çare arıyor, onun yasını tutuyor ve fırsatları varken bu soylu şahısla dostluk kurmadıkları için hayıflanıyorlar. Her zamanki gibi ancak çok geç olduktan, ellerindekini kaybettikten sonra anlıyorlar sahip oldukları şeyin değerini.

Senarist Straczynski’nin büyüsü de işte tam olarak burada yatıyor; Stan Lee’nin yapamadığını yapıp Silver Surfer’ı ve dünyamıza olan bakış açısını, erdemli sözlerini sahiden de önemsemenizi sağlıyor. Yüreğinizin tellerine dokunuyor. Size bir senfoni sunuyor. Bir diğer güzel ayrıntı da burada zaten: Ciltte yer alan dört bölümün tamamı da Mozart’ın bitiremeden önce öldüğü Ağıt (Requiem) adlı bestesinin kısımlarına göre isimlendirilmiş: Kyrie, Sanctus, Benedictus ve Agnus Dei.

Dikkate değer bir diğer nokta Esad Ribic’in muazzam çizimleri elbette. Normalde dijital olarak resmedilmiş çizgi romanları pek sevmem. Gelin görün ki bu çizim tarzı galaksiler arasında seyahat eden kahramanımıza çok ama çok yakışmış. Neredeyse her sayfa sanat eseri gibi karelerle, tam sayfa resimlerle dolu. Benim gibi temiz ve klasik çizgileri seven birini bile kendine hayran bırakmayı başardı ya, başka bir şey demiyorum.

Çeviri ve editörlük

Çizgi Düşler etiketiyle bizlerle buluşan Ağıt’ın çevirisi ve editörlüğü, daha önce çeşitli çizgi romanlardaki çalışmalarını keyifle okuduğumuz ve başarılarını defalarca kanıtlayan Emre Taşkıran ile Sinan Okan’a ait. Her ikisi de oldukça başarılı bir iş çıkarmış cidden. Hem Surfer’ın vermek istediği mesajları bizlere başarıyla aktarmışlar hem de hiç aksamayan, akıcı bir çeviri ortaya koymuşlar. Tüm cilt boyunca sadece tek bir yazım hatasına denk geldim, o da nazar yarası olsun artık.

Sonuç olarak karşımızda duygulandıran, hüzünlendiren, durup düşündüren ve bazı şeyleri sorgulamanızı sağlayan, çizgi romanların saf aksiyondan ibaret olmadığını gösteren ve pek çok şeyi doğru yapan, oldukça kaliteli bir çalışma var. Silver Surfer’ı hiç tanımıyorsanız bile rahatlıkla okuyabilir, tadını sonuna kadar çıkarabilirsiniz. Eğer siz de gençliğinizde benim gibi Silver Surfer’ı okumuş ve akıbetini merak etmişseniz bu cilt sizin için iki kez keyifli olacaktır elbette. Rafınızda kendisine bir yer ayırın derim, pişman olmazsınız.

Son Savaş




Editör
Yirmi yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest yazar olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Silver Surfer: Ağıt – Bir Veda Senfonisi için 1 yorum

  1. Epik. Getirebileceğim tek yorum bu. Yazıda zaten nedeni açıklanmış; aynı şeyleri farklı cümlelerle tekrarlamaya lüzum yok.


Silver Surfer: Ağıt – Bir Veda Senfonisi

Galaksinin en bedbaht karakterlerinden Silver Surfer’ı unutulmaz bir macerayla son yolculuğuna uğurlamaya var mısınız?

Başa dönün