Star Trek: Discovery – Hem Farklı Hem de Aslına Sadık

Uzay Yolu ekranlara geri döndü! Yeni yapım seriyi aslına ihanet etmeden gelecek nesillere taşıyabilecek mi dersiniz? Önceki dizilerle karşılaştırarak inceledik.

Kayıp Rıhtım sayfalarında yazdığım bazı yazılarda; bitmesi gereken yerde bitmeyen, büyük miktarda para kazandırdığı için uzatılan ve kötü hâle gelen bazı eserleri eleştirmişimdir. Öte yandan hakkında tersini düşündüklerim de var. Çok uzun zamandır devam eden, tamamını izlemek için çok zaman harcanması gereken, buna rağmen bitmemesinden memnun olduğum, ömrüm yettiğince izlerim dediğim seriler de var. Bunların başında Uzay Yolu geliyor.

Uzay Yolu, geçtiğimiz aylarda Star Trek: Discovery (Uzay Yolu: Keşif) adlı bir diziyle yıllar sonra yeniden televizyonlara döndü. İyi ki de döndü, çünkü anlatılacak hikâyeler, keşfedilecek garip yeni dünyalar saymakla bitecek gibi değil.

Nesil Farkı

Aslında ben bu diziden pek umutlu değildim. Bunun nedeni, J. J. Abrams’ın yapımcılığını üstlendiği son üç sinema filminin beni hayâl kırıklığına uğratmasıydı. Bunun da bir nedeni var; yeni neslin beğenileri eski Uzay Yolu izleyicilerinin beğenilerinden çok farklı. Bu üç film de yeni nesle hitap ediyor. Ben eski bir Uzay Yolu hayranıyım. Orijinal Uzay Yolu’nda savaş sahneleri, aşırı görsel efektler, fazla şiddet bulunmazdı ama bir ruh vardı, farklı dünyalara dair kafa yormamız gereken teoriler vardı, kaliteli oyunculuklar ve samimi bir hava vardı. Yeni nesle hitap eden filmlerse bunun 180 derece tersi. Bu yüzden ben yeni filmleri beğenmedim ama genç yaştaki izleyicilerin de beğendiklerini gördüm.

Star Trek: Discovery’den umutsuz olmamın nedeni buydu. Ya yeni nesillere hitap eden bir dizi yapacaklardı ve bizim gibi eskileri üzeceklerdi ya da gerçek Uzay Yolu ruhuna sahip çıkıp gençleri üzeceklerdi ve bu kez de fazla tutulmadığından yayından kalkması tehlikesi belirecekti, fakat bu dizi beni yanılttı.

Umutsuzluğumun ikinci nedeniyse zaten işlenmiş bir dönemin anlatılacak olmasıydı. Orijinal diziden on yıl öncesi anlatılacaktı ve 23. yüzyıl bence zaten yeterince işlenmişti. Star Trek: The Next Generation (Uzay Yolu: Yeni Nesil) dizisinden sonraki bir yüzyılı (25. yüzyıl) seçip yepyeni hikâyeler yaratabilirlerdi, zaten işlenmiş bir dönemin üstüne bir şeyler koyamazlar diyordum ama bu konuda da haksız çıktım.

Bir başka endişem de sezonların hepi topu on bölüm sürecek olmasıydı. Bu diziyi yıllarca beklemiştik ve bir solukta bitecekti. Günümüzdeki diziler işin zor olduğu bahanesiyle kolayına kaçıyorlar. Hâlbuki dizi yapmak eskiden de zor bir işti, özellikle bir bilimkurgu dizisi yapmak çok zordu ama yılmadan çalışıyorlar ve 20-30 bölümlük sezonlar yapıyorlardı. Star Trek: Discovery beni bu konuda da haksız çıkardı. IMDb’ye göre ilk sezon on beş bölüm olacak. Eskilerdeki gibi uzun değil belki ama yenilerdeki kadar kısa da değil.

GÖZ ATIN  Netflix'in Sevilen Yapımı Bright Devam Filmiyle Dönüyor

Discovery Neden Farklı?

Uzay Yolu dizilerinin, serinin yaratıcısı Gene Roddenbery tarafından belirlenmiş bir şablonu vardır. Deep Space Nine (Derin Uzay Dokuz) hariç bütün diziler bu şablona uymuşlardır. Bu şablonun özelliklerini sayacak olursak;

  • Uzun hikâye anlatımı yoktur. Bölümler birbirinden bağımsızdır. Her bölümde farklı bir öykü işlenir ve o öykü aynı bölüm içinde çözüme kavuşturulur. Nadiren bir bölümün dışına taştığı olur.
  • Diziler hep bir yıldız gemisi ve mürettebatı hakkındadır ve bu geminin adı Atılgan’dır.
  • Başrolde hep kaptan ve ikinci kaptan vardır. Bunun dışında bir iki tane daha karakter onlar kadar önemli olabilir. Olaylar çoğunlukla geminin yönetim merkezi olan köprüde gerçekleşir.
  • Her ne kadar Federasyon bazı uygarlıklarla savaş hâlinde olsa da bol efektli savaş sahneleri ve aksiyon sık görülen bir şey değildir. Atılgan yeni uygarlıklar keşfeder ve bir bölüm boyunca o uygarlığı tanırız. Atılgan mürettebatı savaşçı değil, kâşiftir.
  • Işıktan hızlı yolculuk için warp teknolojisi kullanılır. Zaten hikâyenin temelinde bu teknoloji vardır. Aynı amaç için alternatif teknolojiler pek görülmez.

Bugüne kadar sadece Deep Space Nine bu kuralların dışına çıkmıştı. Buna şimdi bir de Discovery eklendi, fakat Discovery, Deep Space Nine’a da benzemiyor. Onu farklı yapan şeyler nelerdir?

  1. Evet, dizi bir yıldız gemisini konu ediniyor ama geminin adı Enterprise (Atılgan) değil Discovery (Keşif).
  2. Başrolde kaptan ya da ikinci kaptan değil, köprü dışında bulunan ama köprüye de sık sık girip çıkan Michael Burnham var. Kaptanın rolü az değil ama başrol de diyemeyiz.
  3. Discovery ışıktan hızlı seyahat için warp değil, spor sürücüsü kullanıyor.
  4. Bu dizinin ana konusu keşif değil, Klingonlarla olan savaş.
  5. Anlatım tarzı ne uzun hikâye ne de kısa hikâye. Bölümler hem birbirinin devamı hem de kendi içlerinde farklı konuları işliyor. Bazen uzun hikâyeye dönülse de tekil bölümler de ihmal edilmiyor.

Çift Yönlü Bir Dizi Yapmak

Gelelim hikâyeye. Orijinal diziden on yıl öncesidir. James T. Kirk henüz Atılgan’ın kaptanı değildir. Birleşik Gezegenler Federasyonu ile Klingon İmparatorluğu arasında yaklaşık bir asırdır süren bir barış vardır. İşte tam bu zamanlarda Yıldız Gemisi Shenzhou, Klingon Filosuyla karşılaşır. Klingon İmparatorluğunun 24 hanedanı T’kuvma’nın arkasında birleşmiştir. Federasyonun “barış içinde geldik” sözünün bir yalan olduğuna inanmışlardır. Onlara göre Federasyon’un asıl amacı evrendeki diğer türleri asimile etmektedir. Klingonlar “Klingon kalabilmek” için savaşacaklardır. Shenzhou’nun ikinci kaptanı Michael Burnham, kaptanının emrine karşı gelerek savaşın fitilini ateşler, Klingonlara istedikleri bahaneyi verir. Federasyon-Klingon Savaşı artık başlamıştır. Burnham ise daha sonra kendisini Gabriel Lorca komutasındaki Yıldız Gemisi Discovery’de bulacaktır. Aslında bir bilimsel araştırma gemisi olan Discovery, yeni bir sürüş teknolojisini denemek, Klingonlarla savaşmak gibi görevlere sahiptir ve maceradan maceraya atılacaktır.

GÖZ ATIN  Mark Hamill, Heyecanla Beklediğimiz The Witcher Dizisinde Oynayabilir

Dizinin her bir bölümü aslında iki koldan ilerliyor. Arka planda savaşla ilgili gelişmeler yaşanırken Discovery de her bölümde farklı maceranın içinde bulur kendisini. Her bölümdeki olay bağımsız gibi görünmekle birlikte savaşla bağlantılıdır. Bu dizinin en sevdiğim yönü işte bu ikili anlatım oldu. Dizi hem günümüzde revaçta olan uzun hikâye anlatımını hem de Uzay Yolu’nun geleneği olan kısa hikâye anlatımını aynı anda kullanmayı mükemmel bir şekilde başarıyor.

Bir yıldız gemisinin samimi ortamı ile görsel olarak ileri seviyedeki sahneleri de aynı potada eritiyor. Yeri geliyor şiddet dolu sahneler de oluyor ve yeri geliyor Uzay Yolu’nun kendine has mizahına da başvuruyor. Bazı bölümler de orijinal diziden esinlenmiş ve onu modernleştirmiş. Kısacası bu dizi her bakımdan eskiyle yeniyi birleştirmeyi başarıyor. Bryan Fuller ve Alex Kurtzman çok iyi bir iş çıkarmışlar. Demek ki bir işin içinde Abrams olmayınca ortaya güzel şeyler de çıkıyormuş.

Karakter Sorunları

Elbette bu dizideki her şeyin mükemmel olduğunu söyleyemeyiz. Bunların başında karakterler geliyor. Karakterlerin çoğunluğunda yeterince derinlik yok. İki üç tanesi hariç karakterlerin hiçbiri ayırt edici birer kişiliğe sahip değiller. Yapmacık görünüyorlar. Hatta köprüde bulunmasına rağmen bazı karakterler fazlasıyla silik. Belki de ben acele ediyorumdur. Umarım dizi devam ettikçe karakterlere birer arka plan verilir.

Yine de ne kadar işlenirse işlensin başrol karakterimiz Michael Burnham (Sonequa Martin-Green) hiç olmamış. Discovery mürettebatında bir Vulcan bulunmuyor, bunun açığını Vulcanların yanında eğitim görmüş bir insanla kapatmaya çalışmışlar. Fakat Burnham ilk bölüm hariç Vulcanlardan bir şeyler öğrenmiş gibi durmuyor. Çok ama çok duygusal bir karakter. Onun Vulcan geçmişine yapılan atıflar da ilk bölümlerden itibaren hızla azalıyor. Burnham’ın Vulcan gezegeninde Sarek’in yanında yetişmesi de gereksiz bir ayrıntı. Bilmeyenler için söyleyeyim, Sarek bizim Spock’ın babasıdır. Spock’ın ismini anma isteğini anlıyorum ama Burnham’ın Spock’la bağlantısı son derece gereksiz.

GÖZ ATIN  Richard Adams'ın Ünlü Eseri "Watership Tepesi" Tekrar Bizlerle

Klingonlar ve Klingonca

Star Trek: Discovery, Federasyon-Klingon Savaşının başlangıcını anlatan bir dizi olduğu için Klingonları sık sık görüyoruz, Klingoncayı da sık sık işitiyoruz. Hatta Netflix işi bir adım daha ileri taşımış, Klingonca altyazıyı bir seçenek olarak sunmuş. Keşke tamamen Klingonca dublaj seçeneği de olsaymış.

Klingonca, kurgusal bir evren için yaratılmış dillerin ilginç örneklerinden. Marc Okrand’ın Uzay Yolu evreni için yarattığı bu dil, doğrudan bir ifade tarzına ve mizahi ögelere sahip. Klingonca hakaret etmek bir sanat kabul ediliyor. Sözcüklerin telaffuzu çok zor ama Klingonların savaşçı ruhunu yansıtıyor. Bu dilin ilginç özelliklerinden biri de gramer yapısı. Klingonca bu konuda dünyadaki hiçbir dile benzemiyor, çünkü cümle ögeleri nesne-yüklem-özne şeklinde sıralanıyor. Bu zor ve kulak tırmalayıcı dilin dizide kullanılması yerinde bir karar. Çünkü Klingonları daha iyi betimleyen bir şey yok.

Bu dizinin, Klingon dilini ve kültürünü işleme noktasında çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Daha önceki Uzay Yolu dizi ve filmlerinde Klingonların savaşçı kültürü bu kadar iyi anlatılmamıştı. Öte yandan bir sorun da var; Klingonların görünüşü abartılı olmuş. İlk Uzay Yolu dizisinde Klingonlar bize benziyorlardı. Sadece sakal ve bıyık farkı vardı. Bunu serinin sonraki kısımlarında düzelttiler ve biraz daha yabancı bir türe benzettiler. Star Trek: Discovery’deyse Klingonların tipini insanlardan biraz daha uzaklaştırmaya çalışmışlar ve bence bu kez abartılı olmuş. İzlerken “Oldu olacak Klingonlar yerine Alien’ı koysaydınız,” diye söylendim.

Son Söz

Star Trek: Discovery kusursuz bir dizi değil ama iyi bir dizi. Uzay Yolu’nun daha uzun yıllar devam etmesi gerektiğine inanıyorum ama ruhunu kaybetmesini de istemiyorum. Öte yandan yeni nesillerin beğenilerine de uyum sağlaması gerektiğinin farkındayım. İşte bu dizi, her ikisini birden başarıyor. Anlatım tekniği olsun, bölümlerin ayrı ayrı konuları olsun, görselliği olsun, mizahı olsun, her açıdan serinin hem eski hem de yeni hayranlarına hitap ediyor.

Umarım önümüzdeki bölümler ve sezonlarda sorunları azaltırlar ve karakterlere biraz daha çekidüzen verirler. Ben bunu başarabileceklerine inanıyorum. Çünkü şu ana kadar gördüğüm şey umut vadediyor. İkinci sezon onayını da şimdiden aldı. Yıldız Gemisi Discovery’yi de Atılgan kadar sevebilecek miyiz bunu zaman gösterecek.

Uzun yaşayın ve başarılı olun.

  • 18
    Shares


okanakinci@kayiprihtim.com
1986’da Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde doğdu. 1998’den beri ailesiyle birlikte Adana’da yaşıyor. 2010’da Mustafa Kemal Üniversitesi Muhasebe Önlisans bölümünden ve 2013’te Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Katı bilimkurguya bayılıyor, kendi çapında öyküler yazıyor. Şu sıralar en büyük hobisi yeni diller öğrenmek ve bir gün tüm dünyayı görebilmek istiyor.

Star Trek: Discovery – Hem Farklı Hem de Aslına Sadık için 4 yorum

  1. Sezonun sonlarına doğru kendi sesini bulmaya başladı dizi. Önceki Star Trek’lere öykünen The Orville’in başarısı nedeniyle biraz fazlaca yerden yere vurulur oldu. Ne yalan söyleyeyim, başlangıcı yüzünden ben de umut bağlamamıştım. Alıştığım Star Trek olmasa da, kendi izlettiren bir yapısı var. Sanırım birinci sezonun sonlarına doğru yakalanan ritm sebebiyle, dizinin ikinci sezonla daha da iyi olmasını bekliyorum. Umarım senaristler ve yapımcılar bu umudumu boşa çıkarmazlar.

    Discovery’nin başarısızlığı Star Trek ismine geri dönülmeyecek biçimde son noktayı koyabilir :frowning: Lütfen şu anki gelişme ivmesiyle daha da iyi yerlere gelsin. Lütfen.


  2. Katılıyorum. Star Trek Discovery zor bir görevi üstlendi: Seriyi geleceğe taşımak. Eğer bunu başaramazsa seri son bulabilir. Şu an için eski ve yeni arasında bir denge oturtmaya çalışıyorlar. Zaten bu işin başka bir yolu yok.

    Sert eleştiriler illa ki olacaktır. The Next Generation da çok sert eleştiriler almıştı. Krizler atlatmış, oyuncular, senaristler ve yapımcılar ayrılmışlardı ama bir şekilde ayakta kalmayı başardı. Eğer başaramasaydı sonraki diziler hiç olmayacak ve seri devam edemeyecekti.

    Benzer bir şekilde orijinal dizi, animasyon dizi ve Enterprise da krizler yaşadılar ve atlatamayıp yayından kaldırıldılar. Hâl böyleyken bu diziye böyle amansızca yüklenmek mantıklı değil. Discovery elbette mükemmel değil, ama kötü de değil.


  3. Son üç Uzay Yolu filmi savaşı o kadar yücelten filmlerdi ki bu dizide de aynısının olmasından korkuyordum. Fakat sezon finaliyle bence gerçek Uzay Yolu ruhuna sahip çıktılar. Yorumlarım aşağıda (spoiler içerir)

    Özet

    Federasyon Klingonlara soykırım yapmak üzereyken Discovery mürettebatının buna dur demesi ve Burnham’ın Federasyon ilkelerine sahip çıkan bir konuşma yapması harikaydı. Bence burada rakip ülkeleri nükleer soykırımla tehdit eden Donald Trump’a taş atılmış.

    Zaten şu paralel evren muhabbetiyle de savaşa karşı bayağı eleştiri getirilmiş ve barış düşüncesi ön plana çıkarılmıştı.

    En sonunda Atılgan’ın görülmesi ve Kaptan Pike’ın adının geçmesi bu dizi başlamadan önce bile beklediğim bir şeydi. Böylece Atılgan’a da saygı duruşunda bulunmuş oldular.


  4. Dün yayımlanan yeni bölüm (2. sezonun 2. bölümü) diziye olağanüstü bir ırkı dâhil etti. Hakkında henüz bir şey bilmiyoruz ama gelecek bölümlerde peşine düşecekler gibi görünüyor. Beni heyecanlandıran şey ise bu ırkın Iconian ırkı olma olasılığı.


Star Trek: Discovery – Hem Farklı Hem de Aslına Sadık

Uzay Yolu ekranlara geri döndü!

Yeni yapım seriyi aslına ihanet etmeden gelecek nesillere taşıyabilecek mi dersiniz? Önceki dizilerle karşılaştırarak inceledik.

  • 18
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dizi, İnceleme
V For Vendetta: Fikirlere Hâlâ Kurşun İşlemiyor

Alan Moore’un efsanevi başyapıtı V For Vendetta’nın özel edisyonunu etraflıca inceledik. Yetmedi, film ile çizgi...

Kapat