in ,

Arkeofili: “Uzaylılar ya da Gizemli Olaylar Olmadan da Arkeolojik Bilginin İlgi Çekici Olduğunu Gösterdik”

Arkeofili sitesinin kurucusu Erman Ertuğrul ile arkeoloji bilimi, kültürel miras, restorasyon skandalları ve daha pek çok konu hakkında detaylı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Arkeofili web sitesinin kurucusu Erman Ertuğrul ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. Arkeoloji biliminden Türkiye’nin kültürel mirasına, restorasyon skandallarından Indiana Jones’un toplumdaki etkilerine dek keyifli bir sohbet sizleri bekliyor.

“Herkes için arkeoloji” misyonuyla 2014 yılında kurulan ve Türkiye’de arkeoloji haberciliğine dair birbirinden değerli işlere imza atan Arkeofili’den Erman Ertuğrul’u sayfalarımızda ağırlıyoruz.

Geçen günlerde İstanbul Havalimanı’nda yer alan bir uyarı gördük. Üzerinde, “Türkiye’den çıkarken yanınızda tarihi eser götürmeyiniz,” yazıyordu.

Sizi Kayıp Rıhtım okurlarıyla buluşturma fırsatı bulmuşken ilk cevabımızı Türkiye’de arkeolojinin kaderini sorarak almak isterim. Kültürel zenginliği ile öne çıkan Türkiye’de arkeolojinin yeri nedir?

Türkiye’deki kültürel zenginliği anlatmak için öncelikle neredeyse herkesten duyduğunuz fakat doğru olan klişe bir cümleyle başlamak isterim: Anadolu tam anlamıyla bir açık hava müzesi. Avrupa – Asya arasındaki köprü konumu nedeniyle insanın var olduğu her dönem önemli bir iskan bölgesi. Sayısız döneme ve kültüre ait izleri barındıran, dünyadaki en eşsiz yerlerden biri. Hatta sadece Homo sapiens değil, Neandertal gibi, Homo erectus gibi insan türlerinin bile izlerine rastladığımız bir bölge burası.

türkiye’den çıkarken tarihi eser götürmeyiniz

Ancak bu bolluktan mıdır, yoksa kültürel miras bilinci eksikliğinden midir bilinmez, arkeoloji biliminin en az değer gördüğü ülkelerden birisi Türkiye. İstihdam azlığı, restorasyon skandalları, definecilik faaliyetleri, sulara gömülen arkeolojik alanlar, kaçakçılık, kültürel miras tahribatları gibi birçok problemimiz var. Burada, diğer ülkelerde tüm gazete manşetlerinde kendine yer bulacak, arkeolojik açıdan milat sayılacak ve hatta bölgenin turizm stratejisini yeniden şekillendirecek bulgular ya da alanlar, bir anda baraj sularına gömülebiliyor. Diğer yandan her yıl birçok yeni arkeoloji bölümü açılıyor. Binlerce mezun veriliyor, ancak yıllık istihdam sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor.

Havalimanına “tarihi eser götürmeyin” tabelası asmak yerine, arkeolojik alanların korunması, eğitimde kültürel mirasa yer verilmesi, tarihi eser tahribatı yapan kişilere gerekli cezaların verilmesi gibi birçok farklı ve etkin yöntem izlenebilir. Ancak hâlâ İngiltere’deki, Almanya’daki müzelerde Anadolu’dan kaçırılmış eserlere kızmakla meşgulüz. Oysa şu anda da sayısız kaçak kazı yapılıyor ve bu eserler ya parçalanıyor ya da kaçırılıyor. Seneler sonra Avrupa’daki müzelerde buradan götürülmüş daha farklı eserler de göreceğiz. Kızmak ve “eserlerimizi geri verin” derken bir yandan da günümüzde gerçekleşen kaçak kazılara dur demek gerekiyor.

Hayatın kendisi gibi dijital medyada da tamamen iyi ya da kötü yönler yok. Yeni medyanın arkeoloji dünyasına olumlu ve olumsuz etkileri sizce neler oldu?

Evet, sadece iyi ya da sadece kötü etkisi oldu demek doğru olmaz. İnternetin yaygınlaşması, sosyal medya kanallarının bu derece güç kazanması her alanda olduğu gibi arkeolojide de etki yarattı. Bir yandan arkeolojik eserleri uzaylılara atfetme, doğaüstü güçler, gizemler gibi komplo teorileri içeren fazlaca bilgi kirliliği ortaya çıktı. Ancak arkeologların, topluma ulaşması açısından da iyi ve benzersiz bir fırsat doğurdu. Toplumun bir disiplin olarak arkeolojiye karşı tutumu genellikle medya tarafından şekillendiriliyor. Günümüzde internet, arkeolog olmayanlarla diğer tüm medya araçlarından daha güçlü bir etkileşim alanı sunuyor. Öyleyse biz arkeologlar olarak, bu etkileşimin doğru bir şekilde kurulduğundan, arkeoloji bilimine hizmet ettiğinden ve doğru yönlendirildiğinden emin olmamız gerekir. Bu kapsamda, internet üzerinden toplum ile arkeoloji arasında bir bağ kurma fırsatı doğdu. Arkeofili, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek ve bu etkileşimi olağan hâline bırakmadan yönlendirmek için senelerdir uğraşıyor.

aizanoi

Dünü bilmenin, anlamanın, hissetmenin bugüne ve yarına etkisini iki bakımdan sormak istiyorum.

Sizi daha yakından tanıyabilmemiz için, bu bilgilerin ve duyguların kişisel yaşama etkisini nasıl değerlendirirsiniz? Geçmiş bilgisinin arkeoloji dünyası için değeri nedir?

Geçmiş dönemler hakkında bilgi sahibi olmak, binlerce yıl önce insanların nasıl yaşadıklarını, neleri dert ettiklerini, neler yapmak istediklerini düşünmek, birçok açıdan insanı etkileyen bir durum. Düşünce biçiminiz, günümüz ile binlerce yıllık geçmiş arasında bir bağ kurmaya odaklanıyor. Bir Roma imparatorunun, bir Mısır firavununun, bir Hitit kralının nasıl propaganda yaptığını görüyorsunuz. Bir Assur tabletinde kıtlıktan bahsedildiğini ve yardım istendiğini okuyorsunuz. Hitit döneminde sıradan bir insanın dertlerini okuyorsunuz. Sonra hiçbir şeyin değişmediğini anlıyorsunuz. Ya da insanların dünya üzerindeki yaşamının yüzde 99’unu avcı toplayıcı olarak geçirdiğini, sadece yüzde 1’lik kısmında kendi yiyeceğini kendi yetiştirdiğini öğrendiğinizde, aslında beton dolu bu dünyaya hem madden, hem manen ne kadar yabancı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Gelişmişlik, medeniyet, ilkellik, teknoloji gibi kavramları sık sık sorguluyorsunuz. Aslında insanın hep aynı olduğunu, hayatta kalmak için temel itici güçlerin hiç değişmediğini görüyorsunuz. Ve her şeyden önemlisi de, insanın diğer tüm canlılardan hiçbir farkı olmadığını, bu ekosistemin sıradan küçük bir parçası olduğunu anlıyorsunuz.

Arkeofili, arkeoloji haberciliğinde nasıl bir eksiklik ya da gereksinim görerek kuruldu?

Bu soruyu üç madde hâlinde cevaplayabilirim.

İlki, medya ayağı. Ana medyanın eserlere fiyat biçerek defineciliği teşvik etmesi, ilgi çekmesi için haberlere komplo teorileri ekleyerek “clickbait” yapması, sadece Göbeklitepe gibi, Efes gibi “ünlü” yerlerden haber sunması, arkeolojik bilgiyi anlamadan sadece eser üzerinden yorumlaması. Arkeolojik kazılar, eser çıkartmak için değil, geçmiş kültürleri öğrenmek için yapılır. Bunun önüne geçme isteği önemli bir itici güç oldu.

arkeofili erman ertuğrul söyleşi
Erman Ertuğrul (Arkeofili, Kurucu)

İkincisi arkeoloji bilimi ile toplum arasındaki kopukluk. Bilimsel bilginin topluma aktarımı konusundaki eksiklik olduğu bariz. Bu aslında birçok problemi de beraberinde getiriyor. Bu yüzden arkeologların adım atması gerektiğine inanıyorduk.

Üçüncüsü, kültürel miras tahribatına, defineciliğe, kaçakçılığa karşı bir kamuoyu oluşturmak. Buna restorasyon skandalları, sulara gömülen arkeolojik alanlar, dinamit patlatılarak yok edilen kabartmalar, kaçak kazılarla arkeolojik bilgiyi yok eden defineciler de dahil. Tüm bunlara karşın bir kamuoyu oluşturmanın, bu olayların önüne geçmenin en etkili yolu olduğunu düşünüyoruz. Fakat bu konuda bir bilinç oluşması için insanların arkeoloji bilmesi gerekiyor. Bir arkeolojik yapının ya da eserin, bize ne gibi bilgiler verdiğini anlaması gerekiyor. Hangi döneme ait olursa olsun, bu topraklardaki tüm eserlerin ve yapıların, Türkiye’nin bir zenginliği olduğunu ve bu kültür mozaiğinden beslendiğimizi bilmesi gerekiyor.

Biz Arkeofili olarak bilgi dolaşımını güçlendirmeyi ve bilimsel bilginin toplum çerçevesinde işlenerek kültür varlıkları bilincini herkese kazandırmayı amaç ediniyoruz.

Arkeoloji Türkiye’de “halkın içinden” bir ilgi alanı, meslek dalı ya da bilim olarak görülemedi. Sizce bunun sebebi toplumun yaşadığı gündelik kaygılar ve hayat mücadelesi mi?

Arkeolojinin hâlâ halka inemediği görüşüne katılıyor musunuz? Bu alanın yalnızca belirli bir zümreye hitap eden konumda algılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunun nedeni öncelikle arkeolojinin ortaya çıkış biçimi olabilir. Arkeoloji tek ve tanımlı bir alan olarak doğmadı. Bir bilim olarak kabul edilmesinden çok önce, aristokratların eser toplayıcılığı ve koleksiyonerlik ile statü kazanmasına aracılık etti. Daha sonra ulus devlet anlayışını güçlendirme kapsamında devletlerin köken arayışına girme çabalarına alet oldu. Arkeoloji, ancak 20. yüzyılın başlarından sonra tanımlı bir akademik alan olarak üniversitelerde yaygınlaştı. Dolayısıyla arkeoloji görece çok yeni bir bilim. Daha katetmesi gereken çok yol olduğu kesin. Belki Türkiye’de arkeoloji henüz halka inemedi diyebiliriz fakat bunu imkansız olarak görmemek lazım. Arkeolojinin ilkokul eğitim sistemine dahil edilmesi, sosyal medyada arkeologlar ile toplum arasında kurulacak bağ gibi önemli adımlar, bu konuda çok yardımcı olabilir. Arkeolojinin topluma aktarımı, birçok Avrupa ülkesinde son birkaç on senedir gündemde olan bir konu. Ülkemizde ise yeni yeni ön plana çıkıyor. Ben de doktoramı bu konu üzerine yapıyorum ve arkeolojik bilginin toplumsallaşması üzerine çalışma yapıyorum. Özellikle toplumsal arkeolojide dijital mecraların önemi gitgide büyüyor ve Arkeofili olarak “Herkes için Arkeoloji” sloganıyla toplumun tüm kesimini buna dahil etmeye çalışıyoruz.

Arkeofili, “herkes için arkeoloji” misyonuyla yola çıkmış bir platform. Arkeolojinin toplumun tüm kesimlerince takip edilen, ilgi gören bir alan olması sizce nasıl sağlanabilir? Arkeofili bu misyonu gerçekleştirmek için neler yapıyor?

Bunun için öncelikle bilimsel bilgiyi sadeleştirmek gerekiyor. Fakat bunu bilginin özünü bozmadan, bilimden kopmadan, sade ve anlaşılır bir dille insanlara aktarmak gerekiyor. Arkeologlar okuyor, araştırıyor, kazı yapıyor, belgeliyor, makale yazıyor fakat tüm bu bilgi akademinin içinde kalıyor. Bunu topluma doğru bir şekilde aktaracak bir araç yok. Topluma arkeolojiyi, bu konuda hiçbir fikri olmayan gazeteciler değil, arkeologların anlatması gerekiyor. Arkeofili olarak temel amacımız bunun etrafında şekilleniyor. Arkeoloji zaten çok ilgi çekici bir alan, dolayısıyla daha da ilgi çekici hâle getirmeye çalışmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Fakat insan bilmediği şeyi merak edemez ve ilgi duyamaz. İşte tam da bu yüzden 2014 yılında bu misyonla Arkeofili’yi kurduk. Biz bilgiyi aktardık, insanlar öğrendikçe daha fazlasını merak etmeye başladı. Her gün on binlerce kişinin Arkeofili’ye girip makale okumasını bu şekilde yorumluyorum. İnsanlar Arkeofili’de okuduklarını “haber” olarak yorumluyor, ancak aslında okudukları şeyler bilimsel bir makalenin sadeleştirilmiş özetleri.

aizanoi antik kenti

Biz arkeolojiyi, herkese anlatmak, sevdirmek ve arkeoloji ile “herkes” arasında bir köprü olmak için çabalıyoruz. Bu sayede kültürel miras tahribatı, definecilik gibi birçok problemin de aşılabileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla insanlara ulaşabileceğimiz her türlü dijital kanaldan yararlanmaya çalışıyoruz ve elimizden geldiğince anlaşılır bir dille okuduklarımızı, araştırdıklarımızı, öğrendiklerimizi aktarıyoruz. Tüm bu süreçte insanların severek büyük bir merakla okuduğunu görmek mutluluk verici.

Geçen aylarda “Soramazsın” isimli, toplumun azınlık oluşturan ya da dezavantajlı konumunda olan, öteki olarak konumlandırılan bireylerinin konuk alındığı Youtube programında definecilik meselesi incelikleriyle anlatıldı.

Definecilik gibi kültürel miraslara, arkeolojiye illegal olarak büyük zararlar veren bir başlığın geniş kitleye içerik sunan bir kanalda tanıtılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçtiğimiz yıllarda çok izlenen televizyon programlarına defineciler davet edildi ve “define nasıl aranır” eğitimleri verildi. Dedektör reklamları yapıldı. Bir diğer programda bir bölgede tonlarca altın olduğu söylendi ve arkeolojik alan defineciler tarafından delik deşik edildi. Çok izlenen yayınların toplum üzerindeki etkisini küçümsememek gerekiyor. Şimdi görüyoruz ki bu tip defineciliği özendiren yayınlar, internet dünyasına da yansıyor. Bildiğim kadarıyla YouTube’da çok izlenen bir programda daha önce böylesine kültürel mirasımızı tehdit eden bir yayın yapılmamıştı. Üstelik definecilik anlatan kişi aynı zamanda paranormal olaylardan da bahsediyordu. Hiçbir güvenilir yanı olmayan söylemlerinin, umut tacirliğinden ve kanal için “clickbait’ten” başka bir şeye hizmet ettiğini düşünmüyorum. Programı izler izlemez Cimer üzerinden şikayetimizi açık bir şekilde ilettik. Ancak ne yazık ki bize gelen yanıtta “herhangi sakıncalı bir duruma rastlanmadığı” bildirildi.

Eğer kültürel mirasımızı korumak istiyorsak ve Anadolu’ya ait eserleri başka ülkelerde görmek istemiyorsak benzeri yayınların kesinlikle yapılmaması gerekiyor. Tıpkı eserlere fiyat biçen ulusal medya gibi, internette de defineciliğe teşvik eden popüler yayınlar, her açıdan büyük tehlike arz ediyor.

Türkiye’deki arkeolojik keşifler, profesyonel kazı alanlarındaki uzmanların yanı sıra konu hakkında bilgisi olmayan insanlar tarafından tamamen tesadüfen de gerçekleştirilebiliyor. Bu durumda insanlar doğrudan yetkili kurumlarla olduğu kadar, internette keşfettiği arkeoloji platformları ile de iletişim kurabiliyor. Sizin Arkeofili olarak böyle bir keşfin gün yüzüne çıkmasına doğrudan bir katkınız oldu mu? Aydınlatılmasında emeğiniz olan en heyecan verici keşif hangisiydi?

Tesadüfen bulunan arkeolojik değeri olan eserler, genellikle ya kaçak kazılarda ya da inşaat çalışmalarında bulunuyor. Sosyal medyada bize bu konuda ulaşan insanların birçoğu bulduğu eserin maddi değerini öğrenmek istiyor. Bir de gelen yorumlardan anladığım kadarıyla definecilerin arkeologlardan daha çok eser çıkardığı savunuluyor. Öncelikle arkeolojinin “eser çıkarmak” için uğraşmadığını hatırlatmak isterim. Arkeolojinin amacı asla eser toplayıcılığı olamaz. Bizim için önemli olan şey “altın sikke” değil, o sikkenin o dönem hakkında ve oradaki kültür hakkında bize ne anlattığı. Çok sık sorulduğu için, tesadüfen bulunan eserlerin maddi değer konusunu ise şöyle açıklayabilirim. Bulunan eserin, en yakındaki müzeye teslim edilmesi gerekiyor. Müze bir değerlendirme çalışması yaptıktan sonra maddi karşılığını getiren kişiye ödüyor. Elinizde bir eseri tutmak ve bunu müzeye haber vermemek önemli bir suç teşkil ediyor.

Sizin sorunuza dönecek olursam, bu konularda Arkeofili’ye yazan insanlara da genellikle yetkili kurumlarla iletişime geçmeleri konusunda öğüt veriyoruz. Bizim arkeolog olmamız, Türkiye’nin herhangi bir yerinde tesadüfen bulunan bir eser ya da yapı hakkında bir şey yapabileceğimiz anlamına gelmiyor. Ancak kimi zaman yetkililerin ısrarla ilgilenmediği bir arkeolojik alan varsa bunu gündeme taşımak için çabalıyoruz. Bu gibi konularda kamuoyu oluşması oldukça etkili olabiliyor ve müze çalışanları bahsi geçen yeri kontrole gitmek zorunda kalıyor.

Her geçen gün geçmişin bir kısmı daha arkeoloji bilimi sayesinde aydınlanıyor. Gezegenimizin geçmişini arkeolojik açıdan tamamen tanıyabilmiş olsaydık sizce bugün neler daha farklı olurdu?

Kesinlikle birçok şey farklı olurdu. İlk yerleşik yaşama geçişimizden, ilk devletlere, ilk yazılı kanunlara, göçlere, hatta iklim krizlerine karşı verilen tepkilere kadar her şeyin geçmişte sayısız örneği var. Geçmişte bunlardan bazıları büyük yıkımlarla sonuçlanmış. Şu anda ulusal ve uluslararası alanda gündemde olan göçler, salgın ve iklim değişikliği gibi konuları çok farklı biçimlerde ve çok daha etkili olarak ele alıyor olabilirdik. Hangi yöntemlerin, hangi doğa olaylarının insan yaşamını nasıl etkilediğini ve buna nasıl tepkiler doğurduğunu bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek, günümüzdeki olaylara bakış açımızı kökten değiştirebilirdi. Belki de en önemlisi bu kadar insan-merkezci olmazdık.

Belki de Indiana Jones filmlerinden ötürü, arkeoloji kimileri tarafından fantastik bir alan olarak da görülüyor. Sizin doğrudan ya da dolaylı olarak şahit olduğunuz, ilgi çekici bir kazı hikâyeniz var mı?

Indiana Jones, döneminde birçok insanı arkeoloji ile tanıştırdı ve arkeolojiye olan ilgiyi büyük bir yükselişe geçirdi. Bu film serisi sayesinde birçok insan arkeoloji okudu ve arkeolog oldu. Çevrenizden de duyacağınız üzere birçok insan ise başka bir bölüm okusa bile arkeolojiyi içinde bir ukde olarak yaşattı. Ancak gerçekler ile Indiana Jones arasında büyük bir fark var. Fötr şapka, deri ceket, kırbaç ve Nazi yumruklamak her ne kadar çok havalı gözükse de, bir arkeolog kazı alanındayken yakıcı güneş altında kazma sallıyor, kürekle toprak atıyor, süpürgeyle toprak süpürüyor, küçük fırçalarla saatlerce iskelet kazıyor, belgeleme yapıyor ve notlar alıyor. Bunun haricinde kazı sezonu dışında bol bol kitap ve makale okuyor, yazıyor, çiziyor, araştırıyor. Ben yine de bunların sıkıcı olduğunu düşünmüyorum. Zira arkeolojinin ilgi çekici olması için komplo teorileri ya da Nazi yumruklamak gerekmiyor.

Indiana Jones 5

Arkeoloji, olduğu hâliyle zaten hayli ilginç ve heyecan verici. Bu hazzı geçmişe dair yeni bir bilgi öğrendiğinizde de yaşıyorsunuz, binlerce yıl sonra bir esere ilk dokunan siz olduğunuzda da. Dolayısıyla benim en ilginç kazı hikâyem de pek ilginç olmayabilir. Bir gün Eskişehir’de aşırı sıcak altında, ter ve toprak içinde kazı yaparken tepemizde akbabaların uçtuğunu görmüştük. Hepimiz için hem biraz korkunç hem de şaşırtıcı bir andı. Daha sonra araştırdığımızda tepemizde uçan hayvanların Latince ismi “Aegypius monachus” olan ve Eskişehir kırsalı civarında yaşayan kara akbabalar olduğunu öğrenmiştik.

Özellikle Göbeklitepe’deki keşiflerden sonra ülkemizde de edebiyat ve dizi sektörlerinde arkeolojinin öne çıktığı eserlerin sayısı artmaya başladı. Siz Türkiye’deki zenginliklerin edebiyatta, sinemada ve televizyonda yer alma potansiyelini nasıl görüyorsunuz? Arkeolojinin bu alanlarda daha fazla yer alması için yapılması gerekenler neler?

Bu topraklarda binlerce yıl boyunca yaşanmış sayısız hikâye var. Bu hikâyeleri çivi yazılı tabletlerden, imparator yazıtlarından ya da çeşitli arkeolojik bulgulardan biliyoruz ya da yorumluyoruz. Şahsen önümüzdeki yıllarda edebiyat, dizi ve film sektörlerinde arkeolojik temaların çok daha ön plana çıkmasını bekliyorum. Göbeklitepe, Çatalhöyük, Troia, Ephesos gibi dünya çapında çok ünlü arkeolojik alanlarımız var. Bunların ünlü olmasının nedeni sadece anıtsal yapıları değil, aynı zamanda o bölgelerde geçen insan hikâyeleri. Netflix’te yayınlanan Atiye isimli dizi, birçok açıdan eksik bilgiler verse ve hatalı algılar yaratsa da popüler yayınlar için bir öncü olma niteliği taşıyabilir. Arkeoloji olduğu hâliyle, herhangi bir mistik olay katmadan da çok heyecan verici. Dolayısıyla bu tür alanlarda arkeolojinin daha çok yer bulması için insanların arkeolojiye biraz maruz kalması ve merakının ateşlenmesi yeterli olacaktır.

göbeklitepe - arkeofili

Tarihi alanlardaki hatalı ve yetersiz restorasyonlar, tarihi ve doğal alanların hor kullanılması, tarihi eserlerin kaçırılması… Bilim ve tarih, bilinçsizlik tehdidiyle mücadele ederken, sizce ne, nasıl daha farklı yapılarak hataların önüne geçilebilir?

Aslında çok basit. Ülkemizde birçok yetenekli arkeolog, restoratör, konservatör var. İşi uzmanına yaptırmak gerekiyor. İnşaat firmalarına restorasyon için kültürel mirasımız emanet edildiğinde ortaya çıkan sonucun doğru olmasını bekleyemezsiniz. Mezun sayısı fazla, istihdam sayısı çok düşük olan bu alanlarda istihdamı artırarak da belirli bir noktaya gelinebilir.

Diğer konular için ise ilkokuldan itibaren müfredata “kültürel miras” adı altında bir ders eklenmesi gerekiyor. Bu eserlerin ya da yapıların neden önemli olduğunun çocuk yaşta herkese öğretilmesi gerekiyor. Bunun haricinde arkeologlar tarafından toplumsal arkeolojinin üzerine daha fazla düşülmesi ve topluma arkeolojinin aktarılması gerekiyor. İnsanlarda bilinç oluştukça bu konulara karşı duyar da artacaktır. Hatta “yetkililer” yoluyla yapılan kültürel miras tahribatının önüne bile bilinçli bir toplumun oluşturduğu kamuoyu ile geçilebilir.

aphrodite tapınak arkeofili

Ulusal medya ve internetteki popüler yayınların kullandığı dile dikkat ederek defineciliğe teşvikten kaçınmaları gerekiyor. Herhangi bir konuda haber ya da yayın yaparken işin uzmanından fikir almaları gerekiyor. Aksi takdirde çoğu zaman kolay yoldan zengin olma hayalini pazarlayarak insanları kandırıyorlar.

Tarihi eser kaçakçılığı Türkiye’nin acı gerçeklerinden birisi. Bu topraklara ait sayısız eser farklı ülkelerin müzelerinde sergileniyor ya da koleksiyonerlerin kişisel arşivinde saklanıyor. Ancak zaman değişiyor. Farklı ülkelerden arkeolojik eserler, ait oldukları bölgelere iade ediliyor. Son olarak Irak’a geri verileceği konuşulan ABD’deki Gılgamış Destanı tableti gündem oldu. Öncesinde, Mısır’a iade edilen mumyalar biliniyor. Sizce Türkiye, zamanında elinden kaçırdığı eserlerin izini yeterince kuvvetli şekilde sürebiliyor mu? Başarılı politikalarla tekrar ülkemize kazandırabileceğimiz tarihi eserler mevcut mu?

Bilim insanları tarafından desteklenen analizler ve değerlendirmeler ile birlikte uluslararası alanda sürdürülecek olan başarılı politikalar, Anadolu’ya ait olan birçok eserin buraya geri getirilmesinin önünü açabilir. Son yıllarda Yorgun Herakles heykeli, Orpheus Mozaiği, Herakles Lahdi, Çingene Kızı Mozaiği parçaları gibi birçok önemli eser ülkemize geri döndü. Ancak Osmanlı zamanında yönetimin izni doğrultusunda götürülen eserlerin geri döndürülmesi biraz zor gözüküyor. Yine de bu alanda yapılan mücadeleler çok değerli ve devam etmesi gerekir. Fakat her şeyden önemlisi öncelikle elimizdekini korumak. Daha önce de değindiğim gibi, şu anda Türkiye’de sayısız kaçak kazı yapılıyor ve eserlerimiz hem tahrip ediliyor hem kaçırılıyor. Bu eserleri yıllar sonra yine Avrupa müzelerinde göreceğiz. Başka müzelerde eserlerimizi gördüğümüzde sinirlenmek belki hakkımız, ama ilk olarak günümüzde gerçekleşen kaçak kazıları durdurmamız gerekiyor.

Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ediyoruz. Son olarak, Arkeofili’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Arkeofili, arkeologlar olarak yaklaşık 7 senedir arkeolojik bilgiyi topluma aktarmak için severek çalıştığımız ve elimizden gelenin en iyisini yapmak için çabaladığımız bir platform. Her zaman çevremizde arkeolojinin çok ilginç olduğunu ve aslında arkeoloji okumak istediğini söyleyen birçok insan oluyordu. Ancak bu işe başladığımız ilk zamanlarda insanların bu kadar niş bir alana böylesine ilgi duyacağını biz bile tahmin etmemiştik. İnsanlar da Arkeofili sayesinde bu bilgileri birebir arkeologlardan almış oluyorlar.

Aslında Anadolu gibi bir bölgenin her karışında insanlar arkeoloji ile iç içe yaşıyor. Biz Arkeofili olarak arkeolojinin hitap ettiği zümreyi genişletmek ve herkesin kolayca ulaşabildiği, okuyabildiği, öğrenebildiği ve sahiplenebildiği bir yere koymak istiyoruz. Yedi yıldır yayın hayatına devam eden Arkeofili olarak bir nebze de olsa arkeolojiyi insanların hayatına soktuğumuza inanıyoruz.

Troia arkeofili

Aynı zamanda uzaylılar ya da gizemli olaylar olmadan da arkeolojik bilginin oldukça ilgi çekici olduğunu göstermiş olmanın da bir miktar gururunu yaşıyoruz. Arkeofili’nin gördüğü ilgi bizi hep daha fazlasını yapmak için tetikledi. Günden güne bu bilgileri daha anlaşılır biçimde insanlara nasıl aktarabileceğimiz üzerine kafa yoruyor ve kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla tüm sosyal medya kanalları da dahil olmak üzere yeni sunum şekillerine uyum sağlamak için uğraşıyoruz. İlerleyen zamanlarda Arkeofili takipçilerini mutlu edebilecek yeni atılımları da hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Bu güzel sorular için ben teşekkür ederim.


Arkeofili hakkındaki görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Elif Şeyda Doğan

Eylül 1994’te Ankara’da doğdum. İzmir’de büyüdüm. İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalında doktora yapmaktayım. Öykü yazıyorum. İki kişi olarak CosmicZion Zine (czz) adlı fantastik edebiyat, uzay ve mitoloji fanzinini çıkartmaktayız.

Super Mario Bros: The Movie Oyuncu Kadrosu

Super Mario Bros: The Movie Seslendirme Kadrosu Belli Oldu: Nintendo Filmine Yıldız Yağmuru

Tiger King 2 Netflix

Tiger King 2 Duyuruldu: Belgesel Dizisinin Devamı 2021’de Geliyor