Tılsım-ı Kudret | İnceleme

Göktuğ Canbaba'nın yeni romanı Tılsım-ı Kudret'i inceledik.

Mezopotamya insanlarının tanrılarla konuştuğu zamanlarda doğmuş bir efsane, Osmanlı’nın büyülü sokaklarında tekrar hayat buluyor. Baharat Tüneli’nin ozanları, eski tılsım üstatları ve hatta bizzat saray ahalisi fısıldıyor efsunlu hikâyeyi kulaktan kulağa. Zaman, insanoğlunun avuçlarından kayıp giderken Tılsım-ı Kudret efsanesi de yaşadığımız çağa ulaşıyor; fakat İstanbul’un kadim sokakları, tüm bunların bir efsaneden çok daha fazlası olduğunu anlatıyor…

Bu tanıtım, kitabın neleri ele aldığının; büyü, tılsım ve lanet kokan sayfaları arasında nelerin olup biteceğinin ve okuyucudan ne alıp ona ne vereceğinin bir habercisi. Kitabı okumaya başladığım zaman hissettiklerimle bitirdiğim zamanki hislerim bir değil. Açıkçası, kitaba başlarken diğer fantastik eserlerden aldığım hazzı alacağım kanısında değildim; ama sayfaları arasında kaybolmaya başlar başlamaz yanıldığımı anladım. Kitap büyünün, lanetin ve muskanın etrafında bir yerlerde dolaşıyor.

Mösyö Frederic ya da bilinen lakabıyla Fransız, zamanında tüm dünyaya nam salmış olan bir arkeologun torunudur. Tıpkı dedesi gibi babası da başarılı bir arkeolog olan Fransız her ne kadar çabaladıysa da bu alanda onlar kadar sükse yaratamamıştır. Tam ümidini yitirecekken birtakım olayların cereyan etmesiyle eski azmine kavuşur ve çalışmalarına süratle devam eder. A.B.T. (Antik Bilgi Toplayıcıları) olarak bilinen saygın bir yapılanmada kendisine yer edinmek isteyen Fransız, arkadaşı Yusuf ya da daha çok bilinen lakabıyla Tilki’nin de yardımıyla önemli bir keşfin izini sürmeye başlar ve bilmez ki bu olay hayatına neler katıp hayatından neleri götüreceğini. Olaylar boyunca uğraştıkları, asıl amaçlarına ulaşmada idrak etmeye ve açıklama bulmaya çalıştıkları muska ve ondan kaynaklanan lanetin tesirinde nelerin olacağı anlatılıyor bu eserde. Bu vaka diğer hadiseleri doğurarak olaylar silsilesini meydana getirecektir. Bu olaylar silsilesi de büyü, lanet ve bilinmezlik motifleri dâhilinde sayfalara karışacak ve okuyanlara gizli hatta bilinmeyen kapıları ardına kadar açacaktır.

Romanın çok özgün bir yapısı var. İki farklı bağlamda cereyan ediyor olaylar: Birincisi Fransız, Tilki ve bu iki karakterin hayatında önemli yere sahip bir kadın olan Selis’in maceralarının anlatıldığı ve izini sürdükleri keşifte karşılaşacakları lanetin işlendiği bölüm. İkincisi bu lanetin kaynağına inen ve doğuşunun anlatıldığı, Osmanlı topraklarını ve bilinmezliğini anlatan bölüm. Kısacası: Günümüz ve lanetin doğduğu zaman.

A.B.T’nin içerisinde saygın bir konuma gelmek isteyen Fransız, her zaman yanında hazır bulunan Tilki ve bir şekilde bu dost arasına girmeye vakıf olmuş çekici ve bir o kadar itici bir kadın. Dostluk, aldatma ve aşk gibi birtakım insani özellikler bu fantastik anlatıda kendine yer bulabilmiş. Fantastik bir anlatım diye insana ait ve evrenselliği tartışılmayan bu olgulardan uzak tutmamış yazar, eserini ki bu da çok doğru ve başarılı ve okuyucu olarak hiçbir şekilde uzaklaşma imkânı bulamıyorsunuz. Bu kitaptaki fantastik kurgunun realist öğelerle başladığının da altını çizmek gerekir: Kitap bir barın ve sıradan bir günün tasviri ile başlıyor, gerçek dünyadan, alışılmış şeylerden bahsediyor daha sonrasında anlam veremediğimiz birtakım doğaüstü güçler dâhil oluyor kurguya.

Realist öğelerin tasvirinden sonra bir bakıyorsunuz ki ilahi ve doğaüstü olaylar ve öğeler çıkagelmiş. Bu durum okuyucunun duygularını bir anda körükleyerek kitaptan alınan hazzı had safhaya ulaştırıyor. Fransız’ın Mustang marka arabasının anlatılmasından sonra büyücülerin, tılsım yapıcıların, konuşan ölülerin anlatılması gayet tabii heyecan yaratır. Tarihi bilgiler ve geçmiş dönemlerin bu romanın içeriğinin oluşmasında çok önemli yerleri var. Yazarın yaptığı betimler o denli güçlü ve kusurdan yoksun ki, oluşturduğu atmosferin içerisinde kendinize yer bulmamak neredeyse imkânsız. Olayları oraya gidip, kıyıdan köşeden izliyormuşsunuz hissiyatı uyanıyor. Bunda en ince ayrıntıların bile tasvir edilmiş olmasının payı büyük elbette.

Karakter isimleri özenle seçilmiş ve onların hayatlarıyla ilişkilendirdiğimizde bu isimler gayet mantıklı görünüyor. Tilki ve Kefenyırtan (lanetin doğuşunun anlatıldığı bölümde karşımıza çıkıyor). Kitabın iki ayrı bölümden ibaret olması merak duygusunu uyandırıyor okuyucuda. Zira günümüz ile geçmişi ayrı ayrı ele alıyor ve bunların hangi noktada, nasıl birleşeceği merak konusu oluyor hep. Kitapta şu şiirin etkisi çok fazla:

“Uğultuların arasında bir ses duydum,

Öte diyardan bir haykırış.

Araladım bin zincirli kapıyı ardına dek,

Korkuyla kavrulan birini buldum.

Kıl gibi ince bir ipin üzerinde yürüdüm,

Kanım yere damlarken insan tohumlarını gördüm,

Bedenim alevin korudur, yalanın özü,

Ateşten toprağa, hiçlikten insana döndüm.”

Muskanın ve lanetin peşinden koşan Fransız, Tilki ve Selis’in şahit oldukları ölümler ve olaylar üzerinde tesiri büyük bu şiirin. Olaylar ilerledikçe ve muska yüzünden hâsıl olan lanetin gitgide insanların hayatlarına işleyişini anlayabiliyoruz bu şiirden. Lanet her geçen gün birisinin canına mal oluyor ve her ölümde şiirden bir dize eksiliyor. İşte buradaki merak konusu son dizenin kimin ölümünden sonra eksileceğidir.

Fantastik bir kurgunun içinde, korku atmosferi yaymak ve tarihin bilinmez yönlerini muska ve lanet motifleriyle açığa çıkarıp incelemek konusunda yazar kusursuz bir çalışma ortaya koymuş. Kurguya diyebilecek bir lafım zaten yok, çok ayrıntılı ama bir o kadar da başarılı bir çalışma olmuş, okumazsanız kaçıracağınız şeyler çok, benden söylemesi.

Keyifli okumalar dilerim.

S. Samet Demir | Mr. Hrothgar

Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tılsım-ı Kudret | İnceleme

Göktuğ Canbaba’nın yeni romanı Tılsım-ı Kudret’i inceledik.

Paylaşın!

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün