in ,

Ekofeminist Edebiyat Nedir? Düalizm Yıkılınca Doğan Ekofeminizm Hakkında Her Şey

Ekofeminist Edebiyat nedir? Ne büsbütün aydınlık ne de sonsuz karanlık. Ne erkek ne kadın. Ekofeminizm doğasında her şey eşit!

Ekofeminist Edebiyat Nedir Ekofeminizm

Ülkemiz edebiyatında çokça yer edinememiş olsa da dünyada karşılığını sıklıkla bulan Ekofeminist Edebiyat nedir? Düalizm ile ilişkisi nasıldır? Ekofeminizm tam olarak hangi noktada ortaya çıkmıştır? Bu soruların yanıtlarını birlikte arayalım!

Ağacı rengiyle tanımak mümkün. Denizi mavisinin şiddetiyle köpürtmek, şahlandırmak, dindirmek, uyutmak mümkün. Gökyüzündeki yıldızların adedince geceyi derinleştirmek, balının tadıyla çiçeğin kokusunu anlatmak mümkün. Bu doğa manzarasının tasvirinde her bir sıfat, aksi durumunun veya hâlinin varlığıyla derece kazanıyor. Yani birinin varlığı, ötekinin yokluğundan veya azlığından mürekkep oluyor. Bir terazinin iki ucuna konuşlanmış gibi, birbirini tamamlayan bir varlık-yokluk dengesi kuruluyor doğanın tam orta yerine. Bu dengede aşırılıklar, zamanla kendi kendilerini sindirip tükenirken geride kalanlar veya zayıflar, daha büyük güçlerin lokması oluyor. Özellikle Konfüçyüsçülük ve Taoizm’de karşımıza çıkan bu ikilikler durumu, “düalist kozmoloji” veya “düalizm” kavramlarıyla en eski inanışlardan bu yana ele alınmaya başlanmıştır.

Buna göre evren, genellikle birbirine karşı çıkan iki temel kavram dengelerinden ibarettir. İyinin tamamlayıcısı kötü, acının karşılığı tatlıdır. Nitekim yine doğal döngülerin çoğu, halkasal yapıları itibarıyla birbirini karşılayan niteliktedir: Dünya Güneş’in çevresinde döndükçe güzden kışa, bahardan yaza hareket eden bir döngü oluşur. Ay halkasında karanlıktan başlayan gece, yirmi sekiz günde dolunayın ışığına boğulur. Ve nihayetinde canlılar, iki ayrı cinsiyetin hem zıtlığı hem bütünleyiciliğiyle dünyaya gelir. Peki, tüm doğayı bu zıtlıklar ve tamamlayıcılardan oluşan ikiliklerle temsil eden düalizm, doğanın bizzat kendisini hangi ikiliklerle tanımlar? Siyah mıdır, beyaz mı? Karanlık mıdır aydınlık mı? Kadın mıdır, erkek mi?

madre terra ekofeminist edebiyat nedir

Doğanın temelinde böylesi bir ikilik olduğu ve sıfatlardan biri ayrıcalık kazanırken diğerinin dezavantajlı kaldığı görüşü, sosyal oluşumlar söz konusu olduğunda bugünün büyük tartışmalarına yol açmıştır. Bunların başında da kadın ile erkek cinsiyetlerini biyolojiden fiziksel alana, bireysel becerilerden toplum yönetimlerine kadar her alanın iki ayrı kefesinde tartan eleştirel görüş gelir: Feminizm.

Feminist Temeller

Sistematik bir eleştirel yaklaşım anlamında olarak XVIII. yüzyıl Fransa’sında ortaya atılan tartışma, sonraki yüzyıllarda siyasal, toplumsal, kültürel çerçevelerin konusu hâline gelmiştir. Feminizm, temelinde kadın ile erkek düalizmine bir tepki olarak doğmuştur. Buna göre kadın, erkeği tamamlayan veya ona bağlı olarak tanımlanan bir kavram olamaz. İnsanî temelde erkekle tamamen eşit haklara sahip; aynı yaşam alanı ve uğraşlarla donatılmış, aynı sorumluluk yükünü sırtlayan bir bireydir. Bu kavramsal çerçevede ne erkek ne de kadın, cinsiyetlere addedilen sıfatları taşımak zorundadır. Böylelikle kadın-erkek düalizmi sertçe eleştirilmiş ve bu ayrılığa her koşulda karşı çıkılmıştır.

ekofeminizm nedir

XX. yüzyıla yaklaşıldığında eleştirinin düşünceden sanata sıçramasıyla yepyeni bir üslup ve yorum kazanan eserler, insan hukukunun somutlaşmış örneklerini ortaya koymuştur. Bir bakıma tüm insanlığı kapsayan sosyal yapılanmalar, eleştirel bakış açılarıyla sanata yansımış ve böylelikle bir eleştiri alanı da oluşturmuştur. Edebiyatın da feminizmden etkilendiği, XX. yüzyıl ve sonrasında feminist diskurun hem kurgu dışı hem kurgusal alanda meyvelerini hızla verdiği, pek çok feminist yazar ve eserle ortaya konmuştur. Fakat XXI. yüzyılı bu heyecanlı yeni dalganın dilinden ayıran bir dimağ daha eklenmiştir çerçeveye: kadına paralel yansıtılmış, yahut “kadınla bir” yansıtılmış doğa.

Doğa Ana mı, Doğa Baba mı?

Pek çok dini inanıştan kültürel dokuya kadar geniş bir çerçevede rastladığımız “doğa ana” tabiri elbette boşa değil. İçindeki her ikiliğe rağmen doğanın dili, cinsiyeti, faaliyeti, yaygın bir eğilimle dişileştirilmiştir. Bunun temel nedeni, kadın bedenindeki ıslak- sıcak-doğurgan yapının bizzat doğal çevreye özgü olmasıdır. Feminist düşünce başkalaştıkça kadındaki üretkenlikten hareketle doğayı da dişileştiren bakış açısı, bu ilişkiyi sosyal çerçeveye taşımıştır. Buna göre toplumda “kadın” algısı hangi ayrımlara, sıfatlara, tepkilere maruz kalıyorsa doğanın da insan karşısında paralel ilerleyen bir yozlaşmaya ve bozulmaya uğradığı düşünülmektedir. Kadının karşısındaki yozlaştırıcı ve ötekileştirici güç “erkek” iken, doğa-insan arasındaki çatışmada yok edici güç, maskülen köklere sahip kültürdür. Nitekim bu, sosyal oluşumların siyasetini de temellendirdiği için ortaya çıkan sonuç, doğayı bir hâkimiyet alanı olarak gören işgalci bir algıdır.

Doğa, bu algının elinde ele geçirilmek, hapsedilmek, kullanılmak ve her şeyden önce, tüketilmek üzere insanlığın ayağına sunulmuş bâkir bir alandır. Dolayısıyla doğal çevreyi anlamaya, onunla hareket edip ona uyum sağlamaya çalışan bir diskur yerine doğadaki her şeyi kültürel ve ideolojik temelli bir dimağın kavramlarıyla adlandırmaya çalışan bir eğilim doğmuştur. Bu anlayış doğrultusunda doğa, ancak “bizim” adlandırıp işlevsel hâle getirmemizle anlam kazanan bir bağlamdır. Ona karşı yaklaşımda öncelik doğayı korumak ve özerk bir anlama sahip olduğunu kabul etmek değil, onu bir işlevle yüklemektir. Tıpkı ataerkil toplum anlayışının “kadın”ı kendi kavramlar süzgecinde adlandırması; onu “annelik”, “eşlik”, “iffetlilik” gibi sıfatlara gebe bırakması gibi…

Ekofeminizm

Bir Başka Doğa Mümkün: Ekofeminizm

Feminizm temelinden başlayıp doğa eleştirilerini dişilikle paralel şekilde yorumlayan bu yeni akım, edebiyatta ekofeminizm olarak yer bulmuştur. Ekofeminist edebiyat, dişil bir doğa anlayışını öncüler. Bu doğa, maskülen kültüre ve hâkimiyet yarışına maruz kaldıkça kaynaklarını kaybeder. Dallarında çürümeye duran meyveler, ölüm kokan bir deniz, yangında küle dönmüş kara otlaklar, her biri çöle dönen kum taneleri… Yozlaşan ve tükenen doğa, kadının psikolojik çöküşünün de bir yansıması hâline gelir.

XX. yüzyılda eko-eleştiri çerçevesinde yorumlanan çoğu roman, zamanla ekofeminizmin de inceleme alanına girmiştir. Böylelikle çevresel duyarlılığın yanı sıra kadının toplumdaki yeri de “doğal konumu” itibarıyla yeniden ele alınmıştır. Ülkemiz edebiyatında henüz yankısını yeterince bulamamış olsa da dünya edebiyatında çok sayıda kadın yazar, kalemini ekofeminizm anlayışına çevirmiştir. Bunların başında meşhur The Pornography of Meat (2004) eseriyle Carol J. Adams, eleştirel metinleriyle Susan Griffin, hemen her romanında efsanevî Kızılderili kültürünü doğayla harmanlayan Louise Erdrich, feminizme siyahî ırkçılık eleştirisini katan Alice Walker, modern İngiliz Edebiyatı’nın duayenlerinden Margaret Atwood, Charlotte Perkins Gilman, Ursula K. Le Guin, Toni Morrison gibi isimler yer almaktadır.

Margaret Atwood - Covid-19

Doğum Arifesinde Yeni Pencereler

Ekofeminizm dinamikleriyle güçlenen doğal farkındalık, kadın karakterlerin incelenmesi hususunda da yeni bakış açıları sunmuştur. O zamana değin salt feminizm çerçevesinde, kendine zıt olarak “erkeklik” kavramı üzerinden tartışılan kadın, bu sefer bambaşka bir bağlamla özdeşleştirilmiştir. Böylelikle yalnızca somut yaşam alanındaki rolleriyle kadın-erkek ikiliği yıkılmakla kalınmamış, aynı zamanda kavramsal bir yenilik de başlamıştır. Önceden, karşıtlığıyla tanımlanan veya tamamlanan kavramlar, bu sefer özdeşiyle tanımlanmış ve ilişkilendirilmiştir. Bu anlamda feminizmden farklı olarak ekofeminizm, karşıtlıkların çatışmasından ziyade kavramların birbiriyle bütünlük oluşturması, birbirini içermesi, paralel yollarda ilerlemesi üzerine kuruludur.

Kurgu edebiyatına baktığımızda doğurganlık temelinde başlayan kadın-doğa ilişkisi, ekofeminizm çerçevesinde anaç ve korumacı bir üslubu da üstlenir. Fransız dilbilimci Julia Kristeva, Stabar Mater adlı makalesinde insan doğumuyla soyut yazını eş zamanlı yaşatan deneysel bir edebiyat eseri ortaya koymuştur. Burada kendi doğum deneyimini anlatırken edebiyatla düşüncenin de birbirini nasıl doğurduğunu ortaya koymuştur. Böylelikle doğadan gelen bu ortak özellik, yani doğurganlık, soyut alanda da kadınla ilişkili olarak incelenmeye başlanmıştır. Ekofeminizim bu özelliğiyle yalnızca doğayı değil, kavramsal çerçevelerimizi de ikiliklerden sıyırarak insanla uyum içinde ele almak üzere yeni bir eleştiri alanı sunmaktadır.

ekofeminist sanat

Kökenlerini Rönesans Dönemi’nde ortaya çıkan Hümanizm akımına borçlu olan tüm bu akımlar, XXI. yüzyılda post-hümanizmle yeniden şekil almıştır. Böylece ortaya daha kapsamlı, genellemelerden uzak, kuşatıcı ve bütünleyici pencereler çıkmaktadır. Yapılan çalışmalar ve doğaya karşı gittikçe artan ihtiyacımız gösteriyor ki ekofeminizmin bir sonraki adımı da post-hümanizmle birleşerek çevre ve insan etiğini harmanlayan, küresel bir varlık akımı olacak. Kim bilir, belki bugün tuttuğumuz kalemlerin ucunda bu yeni akımın tohumları mevcuttur! O hâlde kavramsal çerçeveyi iyice kavrayıp yeni bir şeyler söylemek için ekofeminizm ve edebiyat teorilerini masaya yatırma vakti!

Siz de ekofeminist edebiyat olarak kabul edebileceğimiz eserlere dair örneklerinizi ve türe dair düşüncelerinizi Kayıp Rıhtım Forum‘da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Feminist Okuma Önerileri: Dr. Şeyda İpek’ten 10 Kitap Tavsiyesi

Yararlanılan Kaynaklar:

Feminist Environmental Philosophy -stanford.edu
What is Ecofeminism? -Alicia H. Puleo. 

Oyla!

Rabia Elif Özcan

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

Harita Uzerinde Simon Garfield

Harita Üzerinde – Kâşifler, Dâhi Haritacılar ve Hiç Var Olmamış Dağlar’ın Keşfi

Adak - Deniz Erbulak

Adak: Deniz Erbulak’ın Kaleminden Uğultulu Bir Gerilim