Oğuz Kağan Efsanesi Üzerine – Mitoloji Dizisi #1

M. Bahadırhan Dinçaslan'ın kaleme aldığı mitoloji yazı dizimizin ilk bölümü "Oğuz Kağan Efsenesi Üzerine" sizlerle.

Mitolojiye nasıl baktığım az çok, “Kuzgundan Dinlediğim” radyo programını takip edenler ve çeşitli yazılarımı (örneğin “Tolkien Ne Yaptı?” yazı dizisini) okuyanlarca malumdur. O yüzden, bu yazının girişinde, esasında yazmam gerekse de, mitolojiye dair görüşlerimi ve benimsediğim yöntemi açıklamayacağım, okuyucunun da, hüküm verirken bunu göz önünde bulundurmasını rica ediyorum.

Özetle, mitoloji, açıklamak için yaratılır, neredeyse her zaman. Sadece geç dönem mitolojik metinlerde boşluk doldurmak ya da “estetik” için “yeni” şeyler ortaya çıkabilir. Oğuz Kağan miti de, benim benimsediğim yöntem nazarından bakılınca, açıklamak için yaratılmış bir mittir. Muhtemelen tarihi bir figürden esinlenilmiştir (kimi tarihçiler Modun [Mete] etrafında örgüleşen mitlerin Oğuz Kağan’ı yarattığını söylüyor) ve tarihsel gerçeklik payı mutlaka biraz vardır ancak, bir kere “mitoloji” haline dönüştüğünde, mitolojinin evrensel kurallarına uygun özellikler gösterir.

Yazı boyunca önce, “birincil boyut”ta, Oğuz Kağan mitinin neyi açıkladığını kendimce anlatmaya çalışacak, ardından, “ikincil boyut”a, evriminin daha önceki basamaklarına uzanmaya heves edeceğim. Şüphesiz, yazdığım yazılarda dipnotlar vs. ile akademik bir makalede bulunması gereken bileşenleri oluşturmuyorum, o yüzden yazdıklarım biraz “havada kalıyor” ancak bilimsel bir makale/araştırma yazısı yazacak kadar donanımlı bir kalem olduğumu düşünmüyorum, o yüzden bu yazı en fazla, benden daha yetkin ve donanımlı bir “meraklı” için “işaret” niteliğindedir. Belki yapmaya çalıştığım tespitler bu konuda ciddi ve bilimsel bir uğraşa girişecek müstakbel bir yazar için yollar açacaktır.

Neredeyse bütün dünya toplumlarında evrensel bir mitolojik özellik vardır: atasal kökeni açıklamak için belli karakterler yaratılır, o karakterlerin birbiriyle insani (evlilik, doğum, ölüm gibi) ilişkileri esasında daha geniş bir arka plandaki toplumsal ilişkileri açıklamak için kullanılır. Buna “antropomorfize etmek”, yani insan suretine bürümek diyebiliriz.

Bir kültürün kendi iç gruplaşmalarını, yukarıda açıkladığım şekliyle, bilimsel dönem öncesinin bilimi olarak tanımlayabileceğimiz mitoloji vasıtasıyla açıklaması ve aktarımı Oğuz Kağan mitine benzer şekillerde olur. Daha açık olmak için, tarihten örnekler verelim:

Birbirleriyle bir şekilde benzer/akraba olduklarını bilen Slav grupları, “Lech, Cech ve Rus” efsanesini yarattılar. Buna göre benzerliğin sebebi, bu üç kardeşin, üç farklı av peşinde farklı yönlere gidip, farklı ülkelerin/soyların atababası olmasıydı. Lech Polonya’yı, Cech Bohemya’yı (Çek Cumhuriyeti), Rus ise Kievan Rus diye bilinen ülkeyi kurmuştu, bu efsaneye göre. (mitolojide, Selçuk Bağlar’ın dediği gibi, “yerde nasılsa gökte de öyle, gökte nasılsa yerde de öyle” kuralı vardır diyebiliriz. Mitolojik “düzlem” ile gerçek düzlem, fonksiyonel ve biçimbilimsel olarak paraleldir.)

GÖZ ATIN  Viking Mitolojisi: Kuzey'in Kadim El Kitabı

Bir başka örnek verecek olursak, Sami dünyasında Samiler tarafından bilinen halklar ve Samilerin kendi alt grupları, Nuh’un üç oğlu miti ile açıklanmış ya da alegorik biçimde anlatılmıştı. Buna göre kendileri Nuh’un bir oğlundan, Afrikalılar diğer oğlundan, Asyalılar üçüncü oğlunun soyundan gelmişlerdi. Kendi iç gruplaşmalarını, yine benzer bir mitle açıkladılar: Yahudiler İbrahim oğlu İshak’ın, Araplar İsmail’in soyundan geliyordu, bu mite göre.

Oğuz Kağan miti de böyledir. Tarihsel süreçte sürekli evrim geçirmiştir. Ve her zaman amacı üç, sekiz, dokuz, on gibi ön isimler alarak birlik oluşturan Oğuz boylarının birlik sistemleri ve özelliklerini, mitolojik yönteme başvurarak açıklamaktı. En son haliyle Oğuzlar, 24 boydan oluşan bir sistem kurduklarında ya da 24 boyun siyasi birliğini sağlayamasalar da, toplam boy sayısı 24 olarak belirginleşip, oturduğunda, 24 boya yönelik son Oğuz Kağan miti de olgunlaşmış oldu. (Yani, 24 boy, tarihin bir devrinde aynı anda var olmamış olabilir. Ancak toplamda, belirgin bir şekilde, 24 boy motifi görülüyor. Özetle demem o ki, önce boylar ortaya çıkmış, kimileri bölünmüş, kimileri yok olmuş ve en son kolektif bilinçte 24 boy sayısı belirginleşince koşut olarak evrimleşen Oğuz Kağan miti de, Oğuz boylarının ruh iklimi ve ilişkilerini anlatma sürecinde nihai evrimini geçirmiş, tutarlı bir örgü halini almaya başlamıştır.)

İllüstrasyon: Emre Sarıçam

Mutlaka Oğuz Kağan figürünün destansılığını besleyen bir “gerçek” karakter vardır ve bence de bu muhtemelen Modun’dur. Ancak Oğuz Kağan Modun’u anlatmaz, Oğuz boylarının yerdeki ilişkilerini, “göksel” bir dille anlatır. Ki, bence bütün Türk destanları ve mitleri bir şekilde Alpamış mitiyle ilişkilidir, (misalen Alpamış’ta “Salur Kazan” kötü bir karakter olarak yer alır. Ki, “en batılı Türkler” diyebileceğimiz Oğuz grubu, doğu Türkleri ile çoğu zaman düşmanca ilişkiler içinde olmuştur ve mitolojinin, gerçek olanı, sembolist ve alegorici bir tavırla anlattığına dair tezimizi, batıda “kahraman” olan Salur Kazan’ın, doğuda “düşman” olması tespiti, destekler niteliktedir.) ve birçok çalışma göstermiştir ki, destanlardaki karakterler arketipik karakterlerdir. Bu karakterler destanı/mitolojiyi oluşturan halkın, o karakterle ilişkilendiren kavram hakkında kolektif bilinç/bilinçaltında ne düşündüklerini gösterir. Ve Türk kahraman arketipi de, çoğunlukla Alpamış destanı ile karakterize olmuştur, Alpamış karakteri sürekli (içerik olarak) yinelenir.

GÖZ ATIN  Dünya Mitolojisinden Kâbuslara Neden Olan 30 Varlık

Oğuz Kağan ve Oğulları destanının (mitosunun), Oğuz Türk gruplarının kolektif bilinçteki irfanını aktarmak ve “atalar kültü” esintileriyle, “kökensel” (orjin mitosu) açıklamalar yapmak için evrildiğini iddia ettik. Muhtemelen bu tespitimde haklıyımdır, her ne kadar bilimsel bir makalede olması gereken birçok noktaya dikkat etmiyorsam da, vicdanımda sonuna kadar bilimsel yönteme sadığım ve (deryada damla da olsa) yıllardır süregelmiş mitoloji okumalarımdan yola çıkarak bu tespitin hatalı olması için bir neden göremiyorum. (Ki, bu dediğime benzer tespitler yerli ve yabancı birçok düşünür tarafından kısmen ya da büyük oranda benzer bir şekilde yapılmıştır.) Ancak cesaret edip, bir adım ileri gidersem, Oğuz Kağan mitosunun, ilkel köklerinde “kozmogonik” (evrendoğum) bir mitos olmasa da, çok daha geniş ve şaşaalı bir “tanrılar örgüsü”nden kopmuş bir “pantheon mitosu parçası” olduğunu düşünüyorum diyebilirim.

Malumdur ki Oğuzlar, Türk grupları içerisinde en kalabalık ve baskın gruplardan biridir. Öyle ki, Altaylı milletin adı “Türk” olmadan evvel ve olma sürecinde Oğuzlar, kültürel baskınlıkları ve kalabalıkları sebebiyle büyük oranda “özerk” bir grup özelliği göstermişler ve Türk-Oğuz kullanımları Orhun abidelerinde görülmüştür: Türk bir “siyasi” isim iken, belki bir klan ya da boy ismi iken, merkezi otoriteyi kuranlar bu “Türk”ler olduğu için, yavaş yavaş bütün Altaylıların ortak ismi haline gelmeye başlamıştır. (Ki, aynı görevi daha önce, “Hun” ismi üstlenmiştir.) Bu esnada, Türk-Oğuz kullanımı dikkat çekicidir, Oğuzların baskınlığına, her ne kadar Türk şemsiyesi içinde homojenleşmeye katılsalar da, bir nevi “özerk”liğine delalet eder.

Hal böyleyken homojenleşme, katışma ve kaynaşma süreçlerinde yok olan (ki ben Yenisey kültürü ve dil ailesini bu noktada çok önemsiyorum ancak başka bir yazının konusudur) çoğu yerel, Türk-altı-gruplara ait birçok mitos kırıntısı olduğu neredeyse kesindir. Ki kuzeye, doğuya ya da batıya gidildikçe Türk algısı ve ruh ikliminin hafiften yoğuna değişik oranlarda değişim göstermesi de, kimi bölgelerde bu birleşmenin görece zayıf olduğu tezini doğrular. Zira bazı “arketipik” farklılıklar o kadar keskindir ki, kökeninin çok önceye gittiğine dair şüpheye yer bırakmaz. Bu da bizi bozkırın konfederatif yapısının “toplumsal ruh iklimi” açısından Altaylı alt-grupların kolektif bilinci için de korunduğunu düşünmeye iter. Yani Türk kültürü dışarıdan hiç etkilenmeseydi dahi herhangi bir başka “kimlik” altında ortaya çıkan etnik grup ya da “millet”lerden çok daha karmaşık ve “renkli”dir.

GÖZ ATIN  Yaşayan Mitoloji I: Sami Dinler - Mitoloji Dizisi #5

Bu tespitlerden cesaret alarak diyorum ki; Oğuz Kağan mitosu, bir merkezi ya da “hükmeden” Türk anlayışı az-çok bütün Türk algısına hakim olmazdan evvel (tabii yine onunla akraba) Oğuz algısına hakim olan bir panteonun bozulmuş, evrilmiş, değişmiş bir hikayesidir. Ki, şahsi kanımca Türklerde “panteon” oluşumu görece geç bir meseledir. Mitoloji ile alakalı birçok yazımda belirttiğim üzere Türk yaşam tarzı yerleşik hayata çok önceden geçmiş toplumlardaki gibi bir panteon oluşturmaya elverişli değildi. O yüzden Türk “paganlığı” druidizm ya da Baltık paganlığına daha çok benzer. Ancak Oğuz grubunun “en batılı Türkler” olması ve Soğd vs. gibi kavimlerle iletişim içinde bulunması, bir panteon oluşturmuş olabileceklerini düşündürüyor bana.

Oğuz Kağan’ın ailesini/oğullarını oluşturan isimlerin “Gün-Ay-Yıldız-Gök-Dağ-Deniz” olması, onların oğullarının da genellikle bir arketipik kavram ya da motife yakınsayan çeşitli sıfatlarla adlandırılması (Bayındır, Çepni, Kızık gibi) gibi noktalar bu hususta dikkat çekicidir. Her biri bir “görev”, arketip ya da kavrama ilişkin isim taşıyan “Oğuz Kağan torunları”, göksel bir örgü oluştururlar ki, tam bir pantheon için gerekli olan bir çok bileşene sahiptir.

Belki bir gün, yeterli zamana sahip olduğumda, boyuma bakmadan, etimolojiden de bolca faydalanarak bu işin peşine düşerim. Şimdilik bu kısa yazıyı, “böyle bir şey olabilir mi?” sorusunu ilk defa kendimce sorduğum bir “deneme” olarak arz etmiş olayım.

Ezen bolsun karındaş kalık.


NOT: Bu yazı dizisinde bulunan metinler, daha ayrıntılı ve toplu bir halde M. Bahadırhan Dinçaslan‘ın Aygan Yayıncılık’tan çıkan “Karşılaştırmalı Mitoloji: Tolkien Ne Yaptı?” adlı kitabında bir araya getirilmiştir.




Gazeteci, çevirmen, yazar, şair. Günde iki paket sigara içer. Tolkien sever. Sebze yemez.

Oğuz Kağan Efsanesi Üzerine – Mitoloji Dizisi #1

M. Bahadırhan Dinçaslan’ın kaleme aldığı mitoloji yazı dizimizin ilk bölümü “Oğuz Kağan Efsenesi Üzerine” sizlerle.

Başa dönün