Londra Nehirleri

Tomris Uyar’dan Edgar Allan Poe ve Borges Üzerine

Tomris Uyar'ın günlüğünden Edgar Allan Poe ve Jorge Luis Borges öykülerinde etki ve özgünlük tanımı üzerine keyifli bir pasaj.

9 Mayıs 1982

Özgünlük düşüncesi,
Okurun yenilik anlayışıdır.

E.A. Poe

Edgar Allan Poe’nun en güzel öykülerinden “Usherlar’ın Çöküşü”nde şöyle bir bölüm var.

“Güz ortalarında, bulutların iç kapayıcı bir basınçla tepelere çökeldiği, donuk, kara ve sessiz bir ikindiyi at sırtında, tek başıma, eşine az rastlanır kasvette bir bölgee geçirmiştim.”

Öykünün başkişisi (Başkişilerinden biri) Usher Malikânesi’ne bir esrar perdesi aralamaya gitmektedir: Arkadaşı Roderick Usher’ın mektubu onu kaygılandırmıştır. Her zaman biraz dengesiz olan dostu acaba artık hepten mi yitirmiştir dengesini?

“Düş gücümü öylesine işletmiştim ki şatoda ve bulunduğu yerde yalnız kendisine ve yakın çevresine özgü bir hava bulunduğuna inanmıştım, gökteki havayla ilintisi olmayan, çürük ağaçlardan, boz duvardan, suskun gölden sızan bir hava; hastalıklı, gizemli bir buğu, tekdüze, tembel, basık, kül renginde.” Öykü kişisinin gözünde şatonun en belirgin özelliği, eskiliği’dir: “Taşların hiç eksiği yoktur.” “Bütünüyle bakıldığında, her şeyin yerli yerinde olması ve tek tek alınınca taşların yıkılacak gibi olmasında müthiş bir tutarsızlık” göze çarpmaktadır.

Çizim: Mario Jodra

Öyküde kullanılan her sözcük, her imge, her ses, birbirini tamamlar ve korku yüklü bu atmosfer, sonuna trajik bir doruk noktasıyla patlar.

Şimdi Jorge-Luis Borges’in “Ölüm ve Pusula” adlı öyküsünde, yine bir esrar perdesini aydınlatmaya giden Müfettiş Lönnrot ile birlikteyiz, bir dizi cinayetin katilini yakalamaya gidiyor Lönnrot, Triste-le-Roy Malikânesi’ne:

“Bir saat sonra Güney Hattı trenlerinden birinde ıssız Triste-le-Roy Malikânesi’ne doğru yol alıyordu. Öykümüzdeki kentin güneyinde suları çamurlu, moloz ve çer çöple bulanmış küçük bir çay akar… (…) Tren ıssız bir yükleme istasyonunda durdu. Lönnrot indi. Çamur birikintileriyle vıcık vıcık olmuş düzlüğün havas nemli, soğuktu (…) Triste-le-Roy Malikânesi’nin çevresindeki kara okaliptüs ağaçlarıyla neredeyse boy ölçüşen dikdörtgen tepe köşkünü gördüğünde, hava kararmak üzereydi.” Eskiliğiyle kişiyi şaşırtan bu malikâneyi gezer Lönnrot, en üst katta, ev sonsuzmuş, genişliyormuş gibi gelir ona. Sonra, onu “başka birtakım şeylerin daha genişmiş gibi gösterdiği” sonucuna varır, “loş ışık, simetri, aynalar, onca yıl, benim yadırgılığım, yalnızlık.” Ama öykü yine de sanrıları haklı çıkaran trajik sona doğru hızlanır.

GÖZ ATIN  İflah Olmaz Âşık: Edgar Allan Poe

Borges, gördüğümüz gibi Poe’nun imgelerini, hatta sözcüklerini kullanmaktan çekinmiyor öykülerinde: Epeskilik, tutarsızlık, düzeni sekmeyen yapı taşları, kül rengi ve kasvet, iki yazarın da dünyasının anahtar sözcükleri sayılabilir. İki yazar da bireyin engin ve anlaşılmaz olduğunda birleşirler. Yalnız Poe, öykülerindeki kişilerin hipokondri çektiğini özellikle vurgulayarak nesnelliği kollar. Borges ise kuruntularla gerçeklerin kesin çizgilerle birbirinden ayrılamayacağını, gerçek’in zaten bilinemeyeceğini belirterek, aynı korkulu atmosfere bir başka açıdan yaklaşır. Poe’nun “Kızıl Ölümün Maskesi” öyküsünde kurduğu labirent ölümün kaçınılmazlığı ise Borges’in habire kurduğu labirentler bir adım daha ötede, yaşamanın ölüm kadar kaçınılmazlaştığı girift bir satranca dönüşür: ölüme ve onu gösteren pusulaya.

Dünya edebiyatının bu iki ustası (ikisi de roman yazmazlar) birbirlerinin dünyalarından besleniyor gibidirler. Birbirlerinin diyorum, çünkü Borges okunduktan sonra Poe da değişik bir boyut kazanmaktadır okurun gözünde. Edebiyatın sürekliliğinde etkinin olumlu payını, yön seçtiren, özel bir dünya kurdurtan, ayrı bir dünyayı besleyen özelliğini bu kadar açık seçik göz önüne seren bir örnek daha güç bulunur. Çünkü burada etkileyen usta, etkilenen usta aracılığıyla alanını genişletmeyi başarmıştır, hem de yüzyıl sonra. (Poe, şiir anlayışıyla, yani şiirde tek, bütün ve vurucu bir etki yaratma ilkesiyle Baudelaire’i de derinden etkilemiştir.)

Şimdi daha alçakgönüllü koşullara dönelim. Birkaç yıl önce Aysel Özakın’dan bir kart almıştım. Mrs. Dalloway çevirimi beğendiğini, benim de Mrs. Dalloway’i bizim sokaklarda gezdirmenin ne iyi olabileceğini ileri sürüyordu. Elbette Aysel, Türkiye’de Virginia Wool’luğa kalkışmanın olanaksızlığını biliyordu, galiba söylemek istediği şuydu: O romanı, romanın dünyasını, o ortamın dilini bizim günümüzde, mekânımızda, güncelimizde ele almayı denesene. Senin beslenebileceğin bir dünya o.

Etki, tılsımlı bir sözcük sanki, değdi mi her şeyi, herkesi bozabilir, kırıp geçirebilir. O yüzden etkiden söz açmaktan, birilerini incitmekten korkarız. Bu çekingenlik, etkinin sınırlarını tartışmaktan da kaçınmaya zorluyor bizi. Kimimiz, gerçekten etkilendiğimiz (iyi de ettiğimiz) yazarların adlarını saymaktan bile kaçınıyoruz sorulduğunda.

GÖZ ATIN  Haftanın Kitabı #62 – Vathek

Nedir etki? Mirî-malı sayılabilecek kaba bir taslaktan (bir düğün, bir ölüm, yıllar sonra bir sınıf arkadaşları toplantısı) değişen değerleri, değişen kişileri gözlemlemek, sorgulamak için yola çıkmak mıdır etkilenmek? Yetkinliğe varmaları için kimbilir kaç yazarın zaman ve can harcadığı ortak teknikleri (iç monolog, çağrışım zinciri, masal öğleleri) kullanmak mıdır? Mitolojiyi açımlamak, güncelleştirmek de etkilenmenin sınırına mı girer yoksa?

Poe, özgünlüğü tanımlarken ağırlığı okura veriyor, böylece edebiyat mirasının sürekliliğine tanık olan belleği çekiyor tartışmaya. Etkinin özümsenmemiş olanının özgünlüğe hiç mi hiç yararı olmadığını, özümsenmiş, değişime uğramış etkininse edebiyatı kalkındırdığını anlatıyor.

Şimdi bir şiir yazıyorum size, edebiyatımızda sık rastladığım türden bir etki çarpıtması örneği bu:

Bugün Cuma değil,
Bugün beni nedense yağmura bırakmadılar.

Düşünün azıcık. En çok hangi şiiri anımsatmıyor? Hangi şairi hiç anımsatmıyor, kimin etkisinde değil?


Tomris Uyar, “Gündökümü – Bir Uyumsuzun Notları 1” (sy. 323-326) | Yapı Kredi Yayınları




Genel Yayın Yönetmeni
1993 İstanbul. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu. Çeşitli kısa ve orta metraj film projelerinde yer aldı. Öyküleri kimi dergi ve fanzinlerde yayımlandı. 2013'ten beri üç arkadaşıyla birlikte Marşandiz Fanzin'in makinistliğini yapmaya devam ediyor. İlk öykü kitabı "Ölü Dalgıcın Sonbaharı" ise Eylül 2018'de yayımlandı.

Tomris Uyar’dan Edgar Allan Poe ve Borges Üzerine için 2 yorum

  1. Moriarty dedi ki:

    İletişim’den Borges okurken hep kendimle yarışıyorum. Mesela bu öyküyü çeviren kim diye, yaklaşık olarak bütün doğrularım Tomris hanım’ın çevirileri oluyor. Çevirirken kesinlikle öyküye imzasını atıyor.


  2. Hastayım bu kadına, müthiş ve çok yönlü bir zekası var :slight_smile: Sabahattin Ali’nin Poe’dan etkilendiğini ondan öğrenmiştim


Tomris Uyar’dan Edgar Allan Poe ve Borges Üzerine

Tomris Uyar’ın günlüğünden Edgar Allan Poe ve Jorge Luis Borges öykülerinde etki ve özgünlük tanımı üzerine keyifli bir pasaj.

Başa dönün