Eski Bir Pokémon Antrenörünün Gözünden 8 Maddede Dedektif Pikachu Filmi

Dedektif Pikachu vizyona girmeden önce filmi erkenden izledik. Yeniden Pokémon evrenine dönmek bize nasıl hissettirdi? Spoiler'sız bir incelemeyle karşınızdayız. İşte eski bir Pokémon antrenörünün itirafları!

Pokémon‘u kimse unutmadı değil mi? Gerek çizgi filmiyle gerek o yıllarda nasıl oynanacağını bilmediğimiz ama sahtesi de orijinali de bizim için altın değerinde olan kartlarıyla, bize özgü taso‘larıyla, gerekse sadece şanslı bir azınlığın sahip olabildiği ve kültürünün temelini oluşturan Gameboy oyunlarıyla ve sözlerini kafamızdan uydurduğumuz jenerik müziğiyle 90’ların sonunda çocuk olmuş herkesin aklını başından alan bir fenomene dönüşmüştü Pokémon. Size Dedektif Pikachu filminden bahsedeceğim, ama önce kısa bir nostalji…

Yeteneği olan resimlerini çizer, kimisi çıkartma albümünü doldurmaya çalışır, kimisi bakkaldan kartlarını alır, kimisi taso olan cipsi bulmak için paketleri yoklardı ama her kesimden neredeyse her çocuğun bir şekilde koleksiyonunu yapmaya çalıştığı ortak bir tutkuydu o yıllarda Pokémon. Sadece bir Gameboy oyunu olarak kalmamıştı. Aslında onun bir Gameboy oyunu olduğunu bilen pek kimse yoktu bile. Onun yerine en dar sokak aralarında boyaları silinmiş tasolarla kıran kırana Pokémon mücadeleleri yaşanırdı.

Galiba, farklı özelliklere sahip bir seri varlığın, bu özellikler kullanılarak yaratılmış kazanma-kaybetme üzerine olan hikayelerinin ve o seriyi tamamlamak üzerinden kendi hayatlarımıza yansıyan bu kazanma-kaybetme oyununun bağımlılık yapıcı bir özelliği vardı, kabul etmek gerek. Japonlar bu işi iyi beceriyor. Arkadan aynı formülü uygulayan birçok benzer eser gelmiş ve hepsi de görece tutmuş, birçok sektöre yayılmış büyük bir market yaratıp satıcılarını zengin etmiştir.

Tabii Pokémon da hayatın günlük bayağılığına biraz olsun renk katan çizgi romanlar ve çocukların azıcık ilgisine mazhar olmuş diğer bir sürü şey gibi medya tarafından hemen şeytan ilan edilmiş, “çocukları aptallaştırıyor” denilerek karalanmıştı. Bilirsiniz, bazı insanlar çözemedikleri toplumsal sorunların günahını sosyal fenomenlere yıkıp meşalelerle kapısına dayanmayı severler. İnsanın bu formüldeki bir oyuna ciddi şekilde bağlandığı kesindi ama kimsenin bu yüzden aptal kaldığını filan sanmıyorum. İnternetin olmadığı, her akşam ana haber bülteninden önce televizyonun başına geçmenin o içeriğe ulaşmanın tek yolu olduğu yıllardı. Ertesi gün okulda bölümü tartışarak sosyalleşirdiniz. Bölümü kaçırdıysanız gitmişti o artık, anca başkalarından dinlerdiniz. Sonunda birçok güzel şey gibi aptal bahanelerle yasaklanıp yayından kaldırılıvermişti güzelim çizgi film.

‘Ben Pikachu’yum!’

Bir yerlerde epey küçük bir çocuğun “Ben Pikachu’yum!” diyerek kendini camdan atmasının sebep olduğu konuşuluyordu. Medya için bu bardağı taşıran son damlaydı. Bizim içinse, “Ulan Pikachu uçmuyor ki?” savunmamızın kimse tarafından duyulmadığı, ülke çapında haksızlığı ilk o yaşta tattığımız acımtrak bir olaydı. Gitmeden son bir güzellik daha gerçekleşmiş, Pokémon’un Mewtwo ile tanıştığımız uzun metraj çizgi filmi sinemalarda gösterime girmişti. Arkasından da Lugia’nın ortaya çıktığı diğer bir çizgi film… (Pokémon evrenine bir mitoloji katan bu eserler ayrıca incelenmeyi hak ediyorlar.)

Digimon, Beyblade gibi zamanla hayatımıza giren başka bir sürü Japonya kaynaklı manyaklıkla birlikte, Pokémon eski bir sevgili gibi çocukluk anılarımızın kocaman bir parçası olarak zamanın ruhunda kendine kalıcı bir yer edindi. Çizgi filmi hala bir yerlerde devam ediyor sanırım çünkü “Anime” böyle bir şey. Fakat yayından kaldırılan o ilk çizgi filmin tekrarları sonraki yıllarda birkaç kez başka kanallarda yayınlandı ve kalan bölümleri de oradan izleyebildik.

GÖZ ATIN  George R.R. Martin’in "The Ice Dragon" Adlı Fantastik Romanı Sinemaya Uyarlanacak

Devamında bilgisayarlar evlerde iyice yaygınlaştı, ADSL ortaya çıktı ve bir lüks olmaktan hızla kurtuldu, emülatörlerle tanıştık. Eski Gameboy oyunlarını bulup emülatörlerle yarım kalmış o yılların acısını çıkardık. Ondan sonra da yeni çıkan oyunları hariç pek Pokémon içeriğiyle karşılaşmaz olduk. Ama o eski eski Gameboy oyunları bir internet alt kültürü olarak yıllar yılı hep oynandı, insana açık dünya JRPG konseptini sonuna kadar tattıran devasa Kanto ve Johto haritaları ezberlendi, sırları keşfedildi, efsaneleri anlatıldı.

‘Harika Kaçış Evreninin Suistimali’

Arada bir, “Nasılsa eski hayranları merak edip alacak, fazla uğraşmamıza gerek yok, bir kere sağlam bir sağıp bıraksak yeter,” düşüncesiyle üretilmiş gibi görünen Pokemo GO gibi içerikler de çıkmadı değil. Çünkü harika bir kaçış evrenini barındıran Pokémon konseptinin bir şekilde hayatımızın içine gelmesi çocukken hep hayalini kurduğumuz şeydi ama animasyonların liveaction’larının yapılması furyasına daha epey zaman vardı.

Pokémon GO bu çocukluk hayalini gerçekleştirmeyi vadetmiş ancak bitmemiş bir projeydi. Aslına bakarsanız bitirmeye de hiç niyetlenilmemişti. Doğru düzgün oyun özellikleri bile taşımayan, saçma sapan bir şeydi. Pokémon’un Gameboy oyunlarına emülatörler üzerinden yüzlerce saat gömmüş, bir alt kültür olarak yıllardır hala daha açıp oynayan bizler, çabucak sıkıldık ondan. Salt hayran sağıp ortadan kaybolma amaçlı, oyun denemeyecek yarım yamalak benzer aplikasyonlar geniş hayran kitleleri olan başka konseptler için de piyasaya çıktı ve çabucak kayboldu. Ama Pokémon hala yerli yerinde ve hazır bu sıra bahar havaları da mis gibi ortalığı ısıtıyorken karanlık odama kapanıp Fire Red‘i baştan bitirmeyi ara sıra aklımdan geçirmiyor değilim.

Pokémon bir taraftan yan serileri, arkadaşlık, dayanışma gibi konulardaki kısa animasyonları ile de ünlüdür. Dedektif Pikachu da bunlardan birisiydi. Alternatif bir evrende geçen farklı bir işti Pikachu ve anime evreninin yükünden azade olarak iyi bir hikâye anlatma şansı vardı. Bir de 20 yıldır ara ara aklımıza gelen o görsellik idi konu tabii ki. “Keşke filmi yapılsa” dediğimiz Pokémon: Dedektif Pikachu ile liveaction filmler arasında yerini aldı. Hakan, Onur ve ben de gidip sizin için basın gösteriminde izledik. Filmden sonra Onur birkaç saatliğine depresyona girip içine kapandı, ortalarda gözükmedi. Hakan benimle birlikte videoda görüşlerini ifade etti ki buradan izleyebilirsiniz ve ben de filmin sivri köşelerini listelemeden önce Pokémon’un bir nesil için neler ifade ettiğini bir yazıyla özetlemek istedim.

İşte 8 Maddede Dedektif Pikachu Filmi:

1. Dedektif Pikachu Animesinden Daha İyi Değil

Japonlar animelerde üzerine dünya inşa edebilecekleri bir “punk” bulup onunla bir evren yaratmaya bayılıyorlar. “Evren böyle olsa nasıl olurdu?” sorusundan yola çıkıp o evrenin tüm mitolojisini o buldukları şeye göre şekillendiriyorlar. Fullmetal Alchemist‘te bu simya örneğin. Alita‘da Motorball. Beyblade‘de tüm dünya topaç oyununa endeksli evrimleşmiş. Pokémon dünyası da tüm kültürün Pokémon’lar etrafında şekillendiği bir evren. Tüm yaşayış onlara göre ayarlanmış durumda. Tüm hayat onların çevresinde, onlara bağlı olarak dönüyor.

GÖZ ATIN  Akira'nın Gerçek Oyuncularla Çekilen Sinema Filmi İçin Çalışmalara Başlandı

Bu özellikle küçük yaşta çocuklar için ilk bakışta müthiş bir kaçış evreni oluşturuyor tabii ve mantıksızlıkları o yaşta pek göze çarpmıyor. Ancak büyüdüğünüzde konseptin aslında ne kadar büyük boşluklarla dolu olduğunu ve bu yaşayış biçiminin ne kadar saçma olduğunu görebiliyorsunuz. Yine de “anime” bir yönüyle de böyle bir şey işte. Bu bir kültür. Bu, bir çizgi filmken, yani gerçeklikten çizgilerle uzaklaşmış bir şeyken o kadar göze batmıyor ve gerçekliğine inanması daha kolaylaşıyor. Fakat gerçek insanların oynadığı bir liveaction filme dönüştüğünde, tüm konseptin absürtlüğü iyice göze batmaya başlıyor. Gerçekçileştirmek için konseptin çok dışına çıkarak tanınmaz hale getirmedikçe bu açığı kapamanın ne yazık ki bir yolu yok. Bu yüzden de sadece o konsepti en çok sevenlere hitap etmeye mahkûm bir film. Sıradan bir sinema izleyicisi için her şey çok anlamsız kaçacaktır.

2. Pokémon Evrenine Dair Referanslarla Dolu

Film arka planına oyunların dünyasını aldığı için size özellikle arkada Pokémon kültürüne dair pek çok detay sunuyor. Duvarlardaki posterler, masalardaki fotoğraflar, reklam afişleri, panolar, graffitiler, televizyon programları, her yer bir dönem Pokémon’a kalbini kaptırmış birinin kalbinin cız etmesine sebep olacak detaylarla süslü. Sonunda hayalini kurduğunuz o dünyayı seyrettiğinizin farkına varıp mutlu oluyorsunuz. Filmde en yükseleceğiniz sahne de yine çizgi filmin jenerik müziğinden notaların kulağınıza çalınacağı sahne zaten.

3. Gürültülü Bir Film

Film konu ve işleniş bakımından oldukça basit olduğu için sahneleri bol bol şebeklikle doldurmak zorunda kalmışlar hissinden film boyunca kurtulamadım. Pikachu filmde kendi sesiyle değil Ryan Reynolds’un sesiyle yer aldığından Pikachu’yu sevimlileştirmeye fazla çaba harcamaları gerekmiş. Filmin her sahnesinde, her anında mutlaka bir gevezelik, bir sakarlık, bir maymunluk ya da bir gürültü var. Eğlenceli bir film olmasına uğraşmışlar ancak filmde konu yerine sürekli bunlar olunca bir süre sonra kafa şişiriyor.

4. Evet, Basit Bir Film

Konusu çok basit. En başta aklınıza gelen kişi kötü adam. En başta aklınıza gelen çözüm doğru çözüm. Motivasyonlar o kadar basit ve tek ki, az karakter, çeşitsiz motivasyon ve varolmayan çatışma yüzünden film derinleşemiyor. Ortada ciddi bir gizem yok, yan hikayeler hiç yok, sorunun yol açabileceği devasa dertler var ama yol açtığı ciddi bir dert yok, filmde tatmin edici bir savaş, bir mücadele yok. Bir tehdit yok, çözümün düzelttiği toplumsal bir durum yok. Çok kişisel, basit bir hikâye. Bütün şebeklikleri çıkartsanız film 20 dakikalık bir kısa film ya da çizgi filmin bir bölümü gibi.

Eh, 20 dakikalık bir çizgi film bölümü değil de 2 saatlik bir sinema filmi izlediğimiz için de daha komplike bir hikâye görmeyi beklememiz doğaldır. Bu film ona göre yazılmak zorundaydı ve çok farklı bir iş olabilirdi. Film bir noktasında tek bir cümleyle Mewtwo’nun olduğu ilk uzun metraj Pokémon çizgi filmine bağlanıyor ama o zamandan bu zamana ortada hiç gelişmemiş bir karakter olması filmi daha da basitleştiriyor. Sanki iki film arasında 20 yıl yok da 20 dakika var gibi.

GÖZ ATIN  Christopher Nolan, Tenet ile Geri Dönüyor: İşte İlk Fragman

5. Seslendirmeler…

Pokémon’u çizgi filmiyle tanımış olan herkes için onun en cazibeli kısımlarından biri de herhalde Pokémon’ların birbirinden sevimli ve kendilerine has sesleridir. Bu güzelim orijinal sesleri filmde bir iki Pokémon hariç hiç kullanmamışlar. Pokémon’ların seslerini hem çok az duyuyoruz hem de duyduğumuzda tamamen farklı bir seslendirme ile karşılaşıyoruz. Çizgi filmden bile alsalar olurdu halbuki o sesleri. Pikachu’nun minicik ağzından kocaman adam sesi duymayı başta yadırgıyorsunuz ama sonra o iş çözülüyor neyse ki.

6. Duygusal Bir Film Değil

Filmin çizgi filmden çok eksiği var. Bir kere film Pokémon’lar üzerine bir film değil. Onları kullanmıyor. Sadece dekor olarak arkada geziniyorlar. Onlar üzerinden bir hikâye kurulumu yok, yan hikayeler olarak da yer almıyorlar. Sadece süs olarak varlar. Pokémon çizgi filmi özellikle kendileri küçük ama kalpleri kocaman Pokémon’lar üzerinden arkadaşından ayrılma, fedakârlık gibi konuları işleyen bazı bölümleriyle çocukları ekran başında hüngür hüngür ağlatmıştır. Bu filmde öyle bir durum hiç yok. Aslında bir an var olacak gibi oluyor ama hiç üzerine gidilmiyor. Halbuki bu duygusallık Pokémon’un alametifarikalarından biridir. Başka kaç çizgi film bağlılığı, sadakati ve ayrılmayı böyle hissettirebilmiştir ki? Bu filmde bu olmayacaktı da ne olacaktı?

7. Dedektif Pikachu Komik Bir Film mi?

Döneme yenilip de bu filmi sulu bir film yapmadıkları için teşekkür etmek gerek. Gürültücü bir film olarak yeterince yorsa da en azından Pokémon’u bir şakaya da çevirmeyen bir film Dedektif Pikachu. Hafiften komik olma çabası hep var ancak pek zekice şakalar değiller bunlar. Yani öyle katıla katıla güleceğiniz bir film değil bu. Gerekmiyor da zaten ama zamanımızın ruhu yüzünden de bu ara insanlar her filmden bunu bekliyorlar. Bense daha zekice, yer yer esprili ama esas olarak iyi bir gizem filmi olmasını beklemiştim Pikachu’nun. Ya da bu filmin hitap ettiği yaş ortalaması 6 filan, zamanında Pokémon sevmiş günümüzün yetişkinleri değil.

8. Dedektif Pikachu Filmini Kimler İzlemeli?

Pikachu, zamanında Pokémon’a gönülden bağlanmış nesle uygun ama kanımca onlar da bu filmde aradıkları derinliği bulamayacaklar. Pokémon evrenine de karakterlere de çok genel, çok kısıtlı bir bakış olmuş Dedektif Pikachu. Geri kalan sinema izleyicisi için zaten bu film pek bir şey ifade etmeyecektir. Konu derinliği 6 yaş civarına hitap etse de filmi anlamak için Pokémon’a biraz aşina olmak gerektiğinden, Pokémon’la ilk kez bu filmde tanışacak olan çocuklara da bir ihtimal pek anlaşılır gelmeyebilir.

Bir çocukluk aşkıyla yıllar sonra kötü bir filmde karşılaşmak tatsız bir deneyimmiş dostlar. Hikâye üzerinde biraz daha kafa yorulsa ortaya güzel bir film çıkabilirmiş oysa. Neyse ki artık böyle filmleri yapmak o kadar da zor değil, kim bilir belki ileride daha güzelleri de çıkar…

1990 İstanbul doğumlu tiyatro insanı, yazar ve çizer. Hoşnutsuz kişi. Dedektiflik ve bilimkurgu sever.

Eski Bir Pokémon Antrenörünün Gözünden 8 Maddede Dedektif Pikachu Filmi

Dedektif Pikachu vizyona girmeden önce filmi erkenden izledik. Yeniden Pokémon evrenine dönmek bize nasıl hissettirdi? Spoiler’sız bir incelemeyle karşınızdayız. İşte eski bir Pokémon antrenörünün itirafları!

 

 

Başa dönün
Daha fazla Geek, İnceleme, Sinema
Game of Thrones 8. Sezon 4. Bölümdeki Buruk Veda Sahnesine Açıklama Geldi

Game of Thrones'un geçtiğimiz günlerde yayınlanan The Last of The Starks bölümündeki kalp kıran veda...

Kapat