in ,

Ankara – Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Üç Farklı Evlilik

Edebiyatımızın klasik yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1934’te yayımlanan Ankara romanının incelemesi sizlerle. Bir dönem panoraması!

Ankara - Yakup Kadri Karaosmanoğlu İnceleme

Türk edebiyatının önemli yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanı 1934 yılında yayınlanıyor. Romanda cumhuriyet yılları Ankara’sının panoramik bir görüntüsünü şahitlik ediyoruz. Bu kıymetli klasik hakkında kaleme aldığımız inceleme yazısı sizlerle.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk edebiyatının önemli yazarlarından birisi. Yaban, Kiralık Konak, Atatürk, Hüküm Gecesi gibi farklı romanlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahip. 1889 doğumlu yazarın romanları, hem Millî Mücadele dönemini hem de Cumhuriyet sonrası dönemi konu alıyor. Ankara romanı, Millî Mücadele’nin son yılları ile cumhuriyetin ilk 20 yılı arasındaki zaman diliminde geçiyor. Toplam 3 bölümden oluşan roman 1933 yılında tefrika edilir. İlk kez 1934 yılında kitap haline getirilerek yayımlanıyor.

Ankara ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Ankara romanını anlayabilmek için öncelikle romanın nasıl bir ortamda yazıldığını anlamamız gerekiyor. Roman, ilk kez 1933 yılında hafta hafta tefrika ediliyor. Aynı yıllarda Yakup Kadri, “Kadro” isimli dergiyi çıkarıyor. Derginin hem imtiyaz sahibi hem de yayıncısı olan yazar, dergiyi yayın süreci boyunca diğer beş arkadaşıyla birlikte çıkarıyor. Derginin gayesi yeni kurulan cumhuriyete, devletçilik ilkesi doğrultusunda bir iktisadi politika geliştirmek oluyor.

Dergide yayınlanan yazılarda; sermayenin bireylerin tekeline bırakılmaması gerektiği, devletin sermayeyi kendi elinde tutarak iktisadi yaşama yön vermesi gerektiği vurgulanıyor. 1932’de bu gayeyle yola çıkan dergi, 1934 yılında bir anda kapatılır. İşte Ankara bu yıllarda, 1933 yılında devletçilik ilkesinin romanın alt kurgusunda işlenmesiyle yazılıyor.

Bir Amaç Uğruna Üç Evlilik

Ankara romanı, 1920’li yıllarda başlıyor. Sakarya Savaşı, Eskişehir-Kütahya Muharebeleri ile devam ederek Millî Mücadele ruhunu okuyucuya aktarmaya çalışıyor. Millî Mücadele’nin merkezi olan Ankara, romanın başından sonuna farklı perspektiflerden anlatılıyor. Üç farklı bölümde üç farklı Ankara görüntüsüyle karşılaşıyoruz. Yakup Kadri, bu görüntüleri romanın ana kahramanı olan Selma Hanım ve evlilikleri üzerinden okuyucuya sunuyor.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Romanda anlatıcı olarak 3. tekil anlatıcı tipi olan “o” kullanılıyor. Genellikle akıcı olan romanda yer yer Yakup Kadri’yi kahramanın ağzından konuşurken yakalıyoruz âdeta. Zaman zaman kendi fikirlerini, romanın önemli kahramanlarından biri olan Neşet Sabit ağzıyla okuyucuyla buluşturuyor yazar. Roman kurgusunun önüne fikirlerin geçtiğini de görebiliyoruz. İnkılâpların şekilce benimsenmesi, yeteri kadar içselleştirilememesi ve beraberinde gelen yozlaşma, halktan bazı kesimlerin kendi özlerini unutması, gittikçe toplumun alt kesimiyle üst tabaka arasında açılan yaşam mesafesi… Yakup Kadri, roman boyunca tüm bunları Selma Hanım’ın evlilikleri üzerinden eleştiriyor. Her bölümde Selma Hanım, başka bir kimseyle evli olarak karşımıza çıkıyor. Aslında kahramanımız, millî olanın yaşatıldığı yeri arar roman boyunca. İlk evliliğinde boşanma sebebi, ikinci evliliğinde tiksinti duymaya başlaması ve son olarak aradığı gerçek yaşamı bulmasıyla roman son buluyor diyebiliriz.

Selma Hanım ve Banka Şefi Ahmet Nazif Bey

Romanın ilk bölümü Selma Hanım ve banka şefi olan Ahmet Nazif Bey’in evliliğini anlatıyor. İstanbul’dan Ankara’ya taşınan bu insanlar birden varoşun içerisine düşüyor. Oturdukları evin sahibi; iki eşi olan ve zaman zaman karısını dövmekten çekinmeyen Ömer Efendi’dir. Yakup Kadri, bu bölüm boyunca düşmanın Ankara sınırına yaklaşmasını Selma Hanım’ın evliliği ekseninde anlatıyor. Başlarda mutlu bir evliliği olan Selma Hanım, bir dost evinde tanıştığı Binbaşı Hakkı Bey’den etkilenerek Millî Mücadele’ye katılmak istiyor. Böylece Hakkı Bey’in önerisiyle Ankara’da hemşire olan Selma Hanım, Türk milletinin savaş karşısındaki tutumunu okuyucuyla buluşturuyor. Düşmanın Sakarya sınırını geçmesiyle karamsarlığa kapılan kocası Nazif’e şu sözlerle karşılık veriyor Selma Hanım:

“Benim gördüğümü sen de görmüş olsan inanırdın. Hiç ümitsizliğe düşmezdin. Ben, ilk sedyelerin hastahaneye nasıl geldiklerini gördüm. Hiç birinde ne bir pişmanlık, ne bir azap, ne de bir korku emaresi vardı. Hepsinin yüzünde okunan şey, yalnız azim, yalnız metanetti. ‘Hanım abla şu yarayı sar da dönüvereyim.’ Bu ses kulağımdan hiç gitmiyor.” (a.g.e. s. 85)

Ankara - Yakup Kadri Karaosmanoğlu İnceleme

İşte Yakup Kadri, Türk milletinin Millî Mücadele karşısındaki duruşunu bu sözlerle okuyucuya anlatıyor. Selma Hanım, Ankara’yı düşman korkusuyla terk etmek isteyen Nazif Bey’den boşanıyor. Nazif Bey’in Ankara’yı terk etmesi ve Millî Mücadele’nin de sona ermesiyle bölüm sona eriyor.

Selma Hanım ve Binbaşı Hakkı Bey

Millî Mücadele’nin sona ermesiyle artık Ankara için yeni bir dönem başlıyor. Romanın ikinci bölümü savaş sonrası Ankara’yı okuyucuya gösteriyor. 1920’lerin sonuyla 1930’ların başı arasındaki süreci anlatan bu bölümde, inkılâpların hayattaki yansımasını görüyoruz. Binbaşı Hakkı Bey’in savaştan dönmesi, emekliye ayrılması ve Selma Hanım ile evliliği. İlk bölümde mücadelenin timsali olan Hakkı Bey, birey olarak ticarete atılıyor. İktisatla uğraşan Hakkı Bey’in o eski halinden eser yok. Eski heybetini yitiriyor, tıknaz bir insana dönüşüyor. O mücadelenin timsali olan adamdan eser kalmıyor. Hakkı Bey, üniformayı çıkarmasıyla birlikte Millî Mücadele ruhunu unutuyor. Avrupalı bir sûrete bürünmek için uğruna savaştığı millî kimliğe âdeta sırtını dönüyor romanda.

Cumhuriyetin ilk on yılının anlatıldığı bölümde Yakup Kadri, Hakkı Bey aracılığıyla inkılâpların ne derece biçimce benimsendiğini anlatıyor. Bulunduğu meclislerdeki abartılı hareketleri, kadınlarla olan iletişimindeki ağdalı konuşmaları… Yakup Kadri, romanda Neşet Sabit sûretine bürünerek inkılâba dair şunları dile getiriyor:

“Bilmem; belki de, sizin anladığınız tarzda bir inkılapçı değilim. Ben, inkılabı hiçbir zaman, hayatın dış şekillerini değiştirmek manasına almadım. Hele, bir konfor ihtiyacı, bir konfor’a eriş cehti manasına hiç alamıyorum. Şüphesiz, içimizde yeni bir hayat hamlesiyle çatlayan şey yeni bir şekle vücut verir, yani yeni bir kabuk bağlar. (…) Yok canım, bu gördüğünüz şeyler, bu balo, bu otel, sizin Yenişehir evleriniz, bunlar hep birer hayat kalıbıdır ama bizim kendi inkılâbımızın ateşinde dökülmüş kalıplar değil. Bizim ruhumuzdaki yeni hayat prensibinin, yeni hayat özünün tomurcuğu daha çatlamadı. Çatlamış olsaydı, memleketteki hayat şartlarının yalnız küçük bir ekalliyet lehine değil bütün millet için değişmiş olması lazım gelirdi.” (a.g.e. s. 123)

İşte tüm bunlar Yenişehir’de yaşayanların başka bir deyişle inkılâpların halktan önce sirayet ettiği kesimin temsili sayılabilir. Selma Hanım’ın bir aralık kendisini bu topluluğa ait hissetmek için zorlaması ve ardından Neşet Sabit’in onu gerçeklerle yüzleştirmesi romanın son bölümü için bir başlangıç kabul edilebilir. Ardından gelen ihanet, Selma Hanım’ın halktan olanı arayışı yeni bir evliliğin daha habercisi oluyor.

Selma Hanım ve Neşet Sabit

Romanın son bölümü Yakup Kadri’nin ütopyasıdır denilebilir. Yazar, 1933’te yazdığı romanın bu bölümünü cumhuriyetin ikinci on yılını, 1933’ten 1943’e kadar olan süreci kendi fikirleri doğrultusunda tasavvur eder. Neşet Sabit, romanda Yakup Kadri’nin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkıyor. Millî olanı, devletçilik ilkesini her koşulda savunuyor Neşet Sabit tıpkı yazarın kendisi gibi.

Ankara 1934

Selma Hanım, inkılâp ile kadınların sosyal hayata, iş hayatına ya da aile hayatına nasıl dahil olması gerektiğini gösteriyor. Çarşaf ve peçe yalnızca sosyal hayata çeşit çeşit kıyafetler giyerek katılabilme rahatlığı için atılmamıştır yazara göre. Kadın, hayatta aktif rol alırsa ancak inkılâplar amacına ulaşır, diyor bir noktada. Neşet Sabit aracılığıyla; yine bu bölümde oportünist kimseleri eleştiriyor. Kendi ekonomik, sosyal hayatlarında belli bir yere ulaşmış kimseler artık inkılâpların yeterli olduğunu savunur. Yakup Kadri’nin hedefinde işte roman boyunca bu kimseler bulunuyor.

Ankara’nın Yayın Süreci

Ankara, 1934 yılında ilk kez basılmasının ardından Remzi Kitabevi ve Birikim Yayınları gibi yayınevleri tarafından da basılıyor. Daha sonra İletişim Yayınları, Karaosmanoğlu’nun romanlarını basmaya devam ediyor. Yazarın telif haklarının süresi ise 2044 yılında dolacak.

Editörlüğünü Bahriye Çeri’nin üstlendiği, düzeltinin Mustafa Şahin ve Fatih M. Öztan tarafından yapıldığı 39. baskıyı kullanarak bu yazıyı hazırladım. Düzelti noktasında bazı ufak problemler dışında akıcılığı engelleyecek sorunlar olmadığını da söylemem gerekir.

Kaynakça

• Karaosmanoğlu, Y. Kadri (2020). Ankara. İstanbul: İletişim Yayınları.
• Alpaslan, A. (2007). Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Romanlarında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş. Dokuz Eylül Üniversitesi/Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İzmir.

Esere dair yorum ve eleştirilerinizi bizimle Kayıp Rıhtım Forum sayfalarında paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Betül Yılmaz

2000, İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Aktif olarak içerik yazarlığı yapıyorum. Aynı zamanda çeşitli sayfalar için inceleme yazıları kaleme alıyorum. Sanatın iyileştirici gücüne inanıyor ve bunun için çabalıyorum. Her şeye rağmen ve her şeyle birlikte sanatla kalmak dileğiyle.

10 Bin Adım Gain Dizisi Engin Günaydın

10 Bin Adım Fragmanı: Engin Günaydın’lı Gain Dizisinden İlk Tanıtım

One Piece 1000. Bölümü Yayınlandı

One Piece 1000. Bölümü Yayınlandı: Bir Nesli Peşinden Sürükleyen Manga