in ,

Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler: Tamer Sağcan’dan Bir Sancının Anatomisi

Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler incelemesi sizlerle. Tamer Sağcan’ın ilk öykü kitabı, nelere gebe olduğu belirsiz olan bu çağın sancısını öykülerle dile getiriyor.

Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler - Tamer Sağcan

Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler, okurun dünyasına doğrudan tesir etmeyi başaran bir eser. Kısa süre önce raflara gelen kitap, Tamer Sağcanın ilk öykü kitabı olmakla birlikte ikinci kitabı. Yazarın 2018 yılında yayınlamış Kavimlerin Kayıp Tarihi isimli bir araştırma/inceleme kitabı bulunuyor.

Porsuk Kültür Yayıncılıktan çıkan eser; içerisinde daha önce Ayarsız Dergi sayfalarında yayınlanmış 12 adet öykü, 12 adet dünya bulunduruyor. 106 sayfalık kitap, adeta “kıssadan hisse” düsturunun maddeleşmiş hâli. Her öykü, başlangıcında öykünün muhtevasını aydınlatan, ünlü isimlerin birer özdeyişine sahip.

Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler Romanındaki Öykülere Genel Bir Bakış

Kitaptaki öyküler okuru çektiği sancılardan çekip almakta ve aslında ona kendini anlatmakta. Sürprizbozana (spoiler) kaçmadan gelin bu öykülere bir bakalım.

Pembe İncilli Kafka

Eser bu öykü ile başlıyor. Öykü özünde, “Kitap okumanın ömre ömür kattığı” önermesine sahip fakat bu, mecazen değil gerçek manada ömre ömür katılması şeklinde ilerliyor. Öykünün başkarakteri Firuz Karga, deyim yerindeyse kitabın ne olduğunu bile bilmeyen birisi. Bir gün bir büyüğünün önerisiyle kitap okumaya karar veren Firuz, bir kitap okumayla insanın hayatının değişebileceğini bilebilir miydi? Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserini okuduğunda, dönüşümün kendinde olacağını bilebilir miydi? Bir sabah uyandığında kendini, “dev bir hamamböceğine” değil de Kafka’nın kendisine dönüşmüş hâlde bulunca ne yapar dersiniz? Hele ki dönüşümünden sonra Franz Kafka diye birinin hiç yaşamadığını öğrenirse? Elbette ki onun yerine geçer! Sosyal medyada takipçi kasan, Kafka’nın tüm eserlerini kendi adıyla basan, Kargaesk edebiyatı yaratan Firuz; sizce nihayetinde varlığına dair sorgulanacağı bir ilahî mahkemede yargılanacağını bilebilir miydi?

Varlık İçinde Yokluk

Bu öykü özünde, “insan zihninin dünyayı şekillendirdiği” önermesine sahip. Herkes gibi memnun olmadığı bir işte çalışmayı sürdüren Rahim Bey, eğer iş arkadaşınız olsaydı ve bir gün size gelip “Ben aslında yoğum!” deseydi, ne yapardınız? Peki, bunu dedikten sonra gerçekten ortadan kaybolsaydı, onun için endişelenir miydiniz? Mesela güvenlik kayıtlarında gözükmese, hiçbir evrakta imzası bulunmasa, tüm eşyaları ve ilişkileri bir anda yok olsa; hiç var olmamış birini hayal ettiğiniz için kendinize deli der miydiniz? Ya daha fazlasıysa, yani yalnız değilseniz? Bir kolektif delilik hâlinden bahsedebilir miyiz? İşte bir anda varlığa dair tüm delilleri silinen Rahim Bey, sizi ve onu tanıyan herkesi; “Acaba biz mi delirdik?” yoksa “Yahu bu herif cin midir?” soruları arasında bir seçim yapmak durumunda bırakıyor. İnsanın ve insan zihninin mukadder olduklarını anlayabilmek için oldukça isabetli bir öykü.

Yedinci Günün Sonu

Zamana dair müthiş bir anlatı. Öykünün özünün, zamanın “ne içinde ne de dışında” olamamak olduğu söylenebilir. Zamanın dördüncü boyut olması hakkında ne düşünürsünüz? Yahut size göre zaman bir boyut teşkil eder mi? Zamanla sarmalanmış olan zihinler onu bir şekilde algılar, zamanın dışarısından bakanlar ise bir başka şekilde. Peki ya her ikisine de dâhil olabilmek mümkün mü? Mümkünse o kişi nasıl algılar? İşte bunun cevabını verebilmek için Tankut’un öyküsünü okumak gerekiyor. Bir kumsalda oturmuş ve tek tek kum tanelerini sayan Tankut, dışarıdan ona bakan gözler tarafından alaya alınıyor. Bu yapılan belki de doğru, kum taneleri tek tek sayılmakla biter mi hiç? Peki ya bir gün küçük bir kız çocuğu yanına gidip Tankut’la beraber sayım yapmak istediğini söylese; bu o çocuğu da mı deli yapar, yoksa Tankut’un bir çocuğun zihnine sahip olduğu mu söylenmelidir? Peki ya sayımın nihayetinde varılan sayı 3.141.592.653.589 olsa, bu sayı size bir şeyi anımsatır mı?

Farkında Mısın?

Öykünün özünün “geçmişin ne olduğuna ve aldatma kavramına” yönelik olduğu bir hikâye. Bugün aldatma kavramı dendiğinde, akla direkt olarak kadın-erkek ilişkileri geliyor. Peki ya aldatmak yalnızca bu mudur? Bu kavram hayatın her alanında pek çok farklı şekilde tezahür etmez mi? Aldatmak gibi derin ve yoğun bir kavram, hâlihazırda bir tehlike arz eder. Bu tehlikenin en büyüğü ise kişinin kendisini aldatmasıdır, çünkü en zor fark edileni budur.

İnsan, vicdanına ağır gelen edim ve söylemleri sanal birer deneyim olarak hatırlamak ister. Bunlarla yüzleşmek, insan için büyük bir yüktür ve ekseriyetle kişinin iç çatışmalara düşmesiyle son bulur. Fahrettin ve Nergis’in hikâyesi de bunu anlatıyor. Hiçbir şeyin farkında olmamasını akşamdan kalma olmasına veren Fahrettin, ona sürekli “Nasıl bir durumda kaldığımın farkında mısın?” diye soran Nergis’e karşı ne yapması gerekir? Belki de doğru soru, bir insan neyin gerçek olduğunu nasıl bilebilir?

Öte Dünya Hizmetleri A.Ş.

Adından da anlaşılacağı üzere bir ölüm-sonrası anlatısı. Hikâyenin özünde “ya öldükten sonra da her şey aynıysa” düşüncesi var. Bir gün telefonunuz çalsa ve size öldüğünüz söylense, ne yaparsınız? Öte Dünya Hizmetleri Anonim Şirketi operasyon sorumlusu ile konuşmak size hissettirir? Kendi cenaze töreninize katılsanız, arkanızdan konuşulanları duysanız, öldükten sonra hiçbir şeyin size öğretildiği gibi olmadığını anlasanız…

İşte Turhan Bey bunların hepsiyle karşı karşıya kalıyor. Aklına mukayyet olması gerektiğinin bilincinde olarak, ölümden sonraki yaşam ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Kurumsal bir şirketin oldukça profesyonel ekibiyle muhatap olan Turhan Bey, çok fazla düşünüyor fakat düşündükleri bir türlü gerçeği tutturamıyor. Nihayetinde dünya yaşamında mustarip olduğu şey ile ölümden sonra yanmak yahut yatmak seçeneklerinin dışında bir seçenek olarak karşılaşması, kim bilir ona neler hissettiriyor.

Evdeki Hücre

Bir karantina öyküsü. Bugün karşı karşıya kalınan covid-19 salgını günlerinde, okunması gerçekten yüksek manalar taşıyacak bir öykü. Her geçen gün kuvvetlenen dijital dünyanın ve sanal gerçekliğin ne boyutlara varabileceğini hiç düşündünüz mü? Çevrim içi yayıncılık ve hatta çevrim içi yaşam bizleri tahmin edebileceğimizden çok daha yoğun bir şekilde etkilemiş, içine çekmiş olabilir mi?

Karantina günlerinde pek çoğumuzun aile evinde yaşamaya geri dönmesinden sebep yaşadıkları, hükümetlerin bu zorlu salgın süreçlerinde uyguladıkları yaptırımlar yahut sundukları hizmetler, serbest piyasadaki ticarî firmaların bu duruma karşı tepkileri gibi pek çok soruyu bu öyküyü okuduktan sonra düşünüyor okuyucu. Karantinadayken aile bireyleri ile olan ilişkilerini gözden geçirenler için oldukça keyifli bir öykü.

Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler - Tamer Sağcan

Ni’çinci Hoca

İsminden de anlaşılabileceği gibi, bugün dahi problem yaratmaya devam “cinci hoca” konseptine bir gönderme yapıyor. 2119 yılında bile cehaletin soğuk parmaklarından kendini kurtaramayan bireyler olması sizi şaşırtır mıydı? Evinde oturup “Kaynanam Android Mi?” programını izleyerek nanokredi kazanan Methiye gibi vatandaşlar, bu nanokredileri biyo-modüler yongalarla bedenlerine aktarıp günlük ihtiyaçlarında harcamak üzere depolayabiliyorlar.

Yapay zekânın hükmü altında, Küresel Devlet Organizasyonu’nun başkenti Polatlı’da yaşayan iki kadın; Ni’çinci Hoca’yı görmeye karar verdiklerinde başlıyor hikâye. Yolda Poliborg isimli robot polislere yakalanmalarından tutun da vardıklarında başlarına gelenlere kadar enfes bir hikâye. Kendilerini hocaya okuyup üfletmeye meraklı olanların, hocanın dediklerine karşı “Niçin?” diye sorma lüksü var mıdır?  Olsaydı herhalde bugün pek çok absürt haberle karşılaşmazdık, adı üstünde “Ni’çinci Hoca!”

Hepimiz Mesuduz

Adının ağırlığını en çok taşıyan öykü belki de. Kısa olmasına karşın, bu kısalığına mutlak bir zıtlıkla çarpıcı olan bu öykü; Mesut isimli bir karakterin dünyasını sunuyor. Mesut da tıpkı bizler gibi, hatta pek çok okuyucu doğrudan kendini bulacaktır bile diyebiliriz. Hepimiz Mesut’uz ama mesuduz diyebilir miyiz? Ya da mesuduz fakat Mesut değiliz? Karar sizin…

Bozkırın Rezenesi

Cebinde beş kuruşu olmayan fakat gönlünde paha biçilmez sevdası olan Buhran’la başlayan bir hikâye. Adil bir hayat mı yaşadığını, yaşayıp yaşamadıklarının tercihini neden yaptığını düşündürüyor okura bu öykü. Buhran, kendini içinden çıkılamaz bir durumda bulduğunda, onun yardımına bir “dilek cini” yetişiyor. Peki, siz o kadar şanslı mısınızdır?  

Büyük Ortaklı Küçük Hikâye

Kitaba da ismini veren öykü. Profesyonellik nedir? Bir insan yaptığı işte nasıl profesyonel olur? Profesyonel olmak kişinin özsaygısından mı kaynaklanır, yoksa kendini başkalarına beğendirme güdüsünden mi? Profesyonellik yaptığı işi her zaman aynı ve stabil bir şekilde yapmak mıdır? Profesyonel katillik nedir? İşte tüm bunlar bu kısa hikâyesinin satırlarında gizli.

Erken Boşa Alma

Bu öykü, Ensar isimli karakterin bir doktor macerasını anlatıyor. Yokuş başına geldiğinde araba çok yakmasın diye vitesi boşa alan fakat beceremeyip arabayı istop ettiren Ensar’ın derdine derman arıyorlar. Özünde “kişinin ancak zincirlerini kırdığında kendisini gerçekleştirebileceği” önermesini taşıyan bu öykü, okurun gülümsemelerinin ardına yerleşecek düşünce bulutları da sunmakta.

Hay-Mat-Los-T

Kitabın son fakat her insanın başlangıcı olan bir öykü. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” deyişinin en güzel maddeleştirilmiş hâli. Başkarakter kendine bir ülke arayan bir gezgin, bu arayışının sebebi ise hiçbir yere ait olamaması. Gittiği her yerde gerçeği söylemesi, yanlış olan yasaları doğru gibi haykırması telkin edilmesi sebebiyle kendine ev bulamayan bir gezgin. Suç onda mı? Cevabınız hayırsa, suç sizde de değil. Doğru bildiğini söylemekten korkmayan her bireyin kendini bulduğu bu ülkede, tek bir cümle her şeyi özetliyor aslında: “Ben sizden değilim!”

* * *

İşte böyle, her öyküsünün felsefî altmetni ve edebî kaygısı olan Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler kitabındaki bu öyküler, mizahî ve “çağdaş” bir üslup kullanıldığı için eğlendirici, bilgilendirici ve akıcı metinler sunmakta okura. Anlaşılamamaktan mustarip okurun, kitabı okuduktan sonra “onu anlayan birileri olmasa da anlatan birileri olduğu” gerçeği; tüm benliğine sıcacık bir duygu seli yaratacaktır.

Peki ya siz Büyük Ortaklı Küçük Hikâyeler kitabındaki öyküleri okuma şansı buldunuz mu? En çok hangisini beğendiniz? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum‘da paylaşabilirsiniz.

Oğuz Can Acar

Siyaset Bilimciyim. Fantastik ve gotik edebiyata ilgiliyim. Çeşitli dergi ve internet sitelerinde öykü ve şiirlerim yayınlandı. Tamu Kapısı Anıları isimli bir kitabım mevcut. Mitolojilerin insan hayallerinin yegâne besin kaynağı olduğunu düşünüyorum. Yaptığım işlerden genelde memnun kalmam fakat yine de yapmaya devam ederim.

Dürüst Yalancı - Tove Jansson

Dürüst Yalancı: Tove Jansson’dan Minimalist ve Sarsıcı Bir Roman

BluTV Ücretsiz

BluTV Ücretsiz Oluyor: Hafta Sonu Bedava İzleyebileceğiniz Yapımlar