in ,

İsimsiz Dağların Tanrısı: Bir Şiir Kitabının Kısa Öyküsü | Yazarının Kaleminden

M. Bahadırhan Dinçaslan, yeni şiir kitabı “İsimsiz Dağların Tanrısı”nın çıkış macerasını Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

İsimsiz Dağların Tanrısı - M. Bahadırhan Dinçaslan

Kayıp Rıhtım okurlarının da yakından tanıyacağı M. Bahadırhan Dinçaslan, Ötüken Neşriyat’tan çıkan ikinci şiir kitabı İsimsiz Dağların Tanrısı hakkında konuştu. Dinçaslan, eserin ortaya çıkış serüvenini Kayıp Rıhtım için anlattı.

* * *

İki şiir kitabım yayımlanmış oldu – hâlâ hayretler içindeyim. Kitabımın yayımlanması çok tuhaf yahut sıra dışı bir vaka olduğundan değil, sürecin kendisi tuhaftır. İki kitabım da ısrar yahut nasıl demeli, biraz iteklemeyle çıktı: İlki, Albatros, Hasan Kocabey’in ısrarıyla çıkmıştı. Başka bir kitap projesi konuşuyorduk, ben olmaz dedikçe, sair nedenden ötürü nazlandıkça “öyleyse şiirlerini basalım” dedi ve basıldı. İkincisi, sabık düşman taze dost Göktürk Ömer Çakır’ın benzer teklifiyle oldu: Şiirlerini derlesene teklifinin ertesi günü olmalı, İsimsiz Dağların Tanrısı’ndaki şiirleri derleyip gönderdim.

Fakat Çakır’a söylediklerimi özetle tekrarlamakta fayda var: Şiir kitabı satmıyor ki? Yayınevleri şiir kitabı basarak ekseriyetle zarar ediyorlar yahut en azından kâr edemiyorlar; daha kârlı işlere ayrılabilecek zaman ve emekten zarar etmiş oluyorlar. Üstelik Türkiye’de benim şiirimi zevk alarak okuyan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunun nedeni benim insanların anlayamayacağı ölçüde yüksek mertebeden konuşan bir dahi olmam değil (öyleyim ancak meselemiz bu değil), şiirin büsbütün yozlaşmış, “modern sanat” çılgınlığına benzer bir furyanın elinde oyuncak olmuş olması. Muhteşem bir şair olmaya gerek yok. Şairsen ve şiiri ciddiye alıyorsan işin zordur, zira piyasa müteşairlerinin sığ ve hakikaten aptalca laflar ettikleri zırıltılar (başka ifade bulamadım) insanların kafasındaki şiir tanımını da belirlemiş durumda.

Okumak ve anlamak için emek isteyen bir işin pek talibi yok; eskiden de çok yoktu ancak güzel, sadık bir kitlesi vardı. O kitle belki hala vardır, ancak piyasanın üretim hacmi o kadar büyük ki, hakiki ve olgun şiir okuyucusuna ulaşmak için binlerin arasından sıyrılmak da imkânsızlaştı. Bütün bu manzarada iki kitabımın yayımlanmış olması bu yüzden hayret verici geliyor bana.

Yine de yayımlandı işte, muhtemeldir ki yenileri de yayımlanacak. Kayıp Rıhtım’ın bu köşesinin taze yazar ve şairlere rehberlik gibi bir işlevi de var. Bu işlev dâhilinde söyleyelim ki, manzara her ne kadar kasvetli ve ümit kırıcı ise de, ürettiğin içeriği arayan, onunla ilgilenen bir kitleye mutlaka ulaşıyorsun ve bu senin için tatmin edici ise sorun yok. Siyasi yazılarım teorik yazılarımdan çok okunur, teorik yazılarım da şiirlerimden; şahsen bu benim için ciddi bir yaradır ancak akılcı bir adam olarak bunun beklendik olduğunun da farkındayım. Bu normal; kitleden şikâyet etmenin gereği de yok. Belki bu normal üzerine inşa edilen endüstrinin “niş” olanı öldürmesinden şikâyet edebiliriz, ancak Hollywood nasıl arada bir güzel film çıkarıyorsa, endüstri de zaman zaman başka hedef kitlelere hitap eden başka işleri basmayı kabul edebiliyor.

İsimsiz Dağların Tanrısı - M. Bahadırhan Dinçaslan

Benim neslimin ve bizden sonra geleceklerin bir şansı da tabii ki sosyal medya: Eskiden yazar yahut şair unvanı alabilmek için geçmen gereken yollar çok daha zorluydu ve sansür yahut filtreleme hem çok daha güçlüydü, hem de bir tür şişe ağzı etkisi yaratan çok az merkezden yapılıyordu. Bu ne demek? Piyasada birkaç dergi vardı, bu dergilerin anlayışıyla uyuşmuyorsan yahut hiçbir ön yargı, engelleme vs olmadığı halde bu dergilere ulaşman mümkün olmuyorsa yazman, okuyucuyla tanışman pek mümkün olmuyordu. Ancak şükür ki artık sosyal medya var, ürettiğin içeriği doğru hedef kitleyle buluşturmayı kolaylaştırıyor: Microtargeting yapan dev reklam firmalarına avantaj sağladığı kadar değilse bile, kendi halinde içerik üreten ve “network”u olmayan yazara/şaire de kitleye ulaşma ve bu sayede piyasa dinamiklerinin içinde küçük de olsa bir yer tutma şansı veriyor.

Kimselerin hatırlamadığı eski Anglo-Sakson şiirlerine, kutsal kitapların en unutulmuş, en gölgede kalmış motiflerine, başka bir dünyada başka türlü yaşamak isteyen ancak bu hayalini pek az kimseyle paylaşan, “Allah’a nazire bir kimsesizlik”i anlatan bir şairin buhranlarına değinen bir kitap çıktı – demek çıkabiliyor. Bu, benzer şekilde “genel”in beğeni çerçevesinin dışında işler üretenlere moral kaynağı olabilir. Sevgili Hakan Tunç’un yazma teklifini de bu yüzden kabul ettim. Şiirlerim benim zihnimden doğdular ve onları seviyorum; elbette onları güzel buluyorum. Ancak insanın kendi şiirlerinden mürekkep bir kitaba dair yazması zor, zira “bunlar çok güzel şiirlerdir” demekten başka ne yapabilirim öyle değil mi? Ancak hem estetik anlayışı, hem ilham kaynakları, hem ifade ediş tarzı; hatta siyasi görüşü ve kişiliği şiir yazanlar/şiir okuyanlar piyasasının beğenisine hemen hiç uymayan birinin “oluyor, senin de olur” demesinin oralarda bir yerlerde gizli kalmış yeteneklere şevk verebileceğini umuyorum.

Hem, şairler ümmeti az peygamberlerdir, ümmetin azlığına değil, peygamber oluşa dikkat çekmek lazımdı.

M. Bahadırhan Dinçaslan


İsimsiz Dağların Tanrısı ve yazarın diğer kitapları hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizdeki diğer yazar maceralarını buradan okuyabilirsiniz.

Oyla!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Gazeteci, çevirmen, yazar, şair. Günde iki paket sigara içer. Tolkien sever. Sebze yemez.

Inheritance Dizi N.K. Jemisin

N.K. Jemisin’in Miras Üçlemesi Dizi Oluyor

Ay Madenciliği

Ay Madenciliği Yıldırım Tekniği ile Mümkün Hâle Gelebilir