Bu Bizim Hikâyemiz: Gerilim Görünümlü Genç Yetişkin Polisiyesi

Ashley Elston'ın dilimize çevrilen ve gerilim türünde gösterilen kitabı Bu Bizim Hikâyemiz, aslında o kadar da germiyor mu?

Okurları, özellikle de gerilim türünün sıkı takipçilerini germek zordur. Türün ustaları bunu klişelerle bile yapmayı başarabilirken, ortalama bir yazar çok orijinal bir konu işlese dahi bunu yapamayabilir. Örneğin Stephen King istediği her konuyla okurları germeyi, yeri gelirse rahatsız etmeyi başarabilir. Ama görünen o ki iyi bir konu bulmak ve bunu fena sayılmayacak bir şekilde ele almak türün hakkını vermek için yeterli olmayabiliyor. Ashley Elston’ın dilimize çevrilen ilk, kendisinin üçüncü kitabı olan Bu Bizim Hikâyemiz ise bazı açılardan geçer not alırken bazılarından sınıfta kalıyor.

Kimdir bu yazar?

Elston ilginç bir şekilde internette hakında yeterli bilgiye ulaşması zor bir yazar. Bu belki görece “yeni” bir yazar olduğundan, belki de hiç ödül almadığından kaynaklanıyordur. Eşi ve üç çocuğuyla ABD’nin Louisiana eyaletinde yaşayan yazar, on yılını düğün fotoğrafçısı olarak geçirmiş. Genç-yetişkin türünde toplamda üç eseri olan yazarın dilimize çevrilen ilk romanı Bu Bizim Hikâyemiz, Goodreads’te yaklaşık 2500 kişi tarafından ortalama 4,08 puan almış.

Gerilim mi, polisiye mi?

15 Kasım 2016’da yayımlanmasının ardından Temmuz 2017’de Türk okurlarla buluşan Bu Bizim Hikâyemiz, ülkemizde gerilim alt türüyle lanse edildi. Ancak daha en baştan açık konuşmam gerekirse, kitabın gerilim türünden ziyade polisiyeye yakışacağını, ancak bu konuda da pek başarılı olmadığını belirtmem gerekir.

Kitabın konusuysa, haftaiçi akşamları sıradan bir televizyon kanalında kötü bir dublajla film olarak seyretseniz şaşırmayacağınız türden. Beş zengin erkek çocuğundan oluşan ve “River Burnu Oğlanları” olarak anılan sıkı arkadaş grubu dağılmak üzeredir, çünkü içlerinden birisi bir diğerini, üstelik kendi tüfeğiyle öldürmüştür.

River Burnu olarak anılan av bölgesinde verdikleri ve uyuşturucuyla alkolun hadsiz hesapsız tüketildiği bir partinin sabahında, kanlarında hemoglobin, alyuvar ve akyuvardan çok yabancı madde taşıyarak çıktıkları av, içlerinden birinin nihai sonu olur. Grubun şakacı ve haşarı oğlanı Grant yanlışlıkla vurulmuştur ve onu içlerinden hangisinin vurduğunu kalan üçü de görmemiştir. Üstelik Grant’i öldüren merminin ateşlendiği tüfek, bütün ekibin parmak izlerini taşımaktadır. Böylece bir anlaşma yaparlar, ya hep beraber hapse gireceklerdir ya da hep beraber yırtacaklardır.

Kitap, River Burnu Oğlanlarından birinin bu durumu anlatmasıyla son derece etkileyici ve heyecanlandırıcı bir giriş yaptıktan sonra, asıl karakterimiz olan Kate’in anlatımına geçiyor. Kate de tıpkı mevzubahis oğlanlar gibi bir son sınıf öğrencisi, ancak onlar kadar zengin olmadığı için özel okula değil de devlet okuluna gidiyor. Okul gazetesi ve medya projeleri için fotoğraflar çeken Kate aynı zamanda en yakın arkadaşı Reagan ile birlikte kasabanın adliye binasında staj yapıyor. Bu staj mesleki bir staj olmaktan uzak; hem Kate hem Reagan bu işi hem özgeçmiş doldurmak hem de öğleden sonra okuldan izin almak için yapıyorlar. Ayrıca Kate’in annesi bölge savcısı yardımcılarından birinin asistanı olduğu için, iş yükleri az olmasa da, çalışma ortamları rahat denilebilir.

Ancak “River Burnu Davası” Kate’in annesinin asistanlık yaptığı Bay Stone’a verilince iş değişiyor. Bay Stone’un davayı kaybetmesi, hatta ortada yeterli delil olmadığı için dava bile açılmamasını bekliyor. Ancak Kate, sırf kurbanımız Greg’le mesajlaşarak aşk yaşadığı için, emekliliğine az bir zaman kalmış ihtiyar kurt Stone’u ikna ediyor ve davayı hazırlamak için birlikte çalışıyorlar.

Neden kötü polisiye?

Sanırım kitabın neden polisiye olarak sınıflandırılması gerektiğini anlatabildim. Peki neden başarılı bir polisiye değil?

Benim görüşüme ve zevkime göre iyi bir polisiye, okurunun şüphelilerden birine yönlenmesi için bir şeyler yapmalı. Elimizde zaten dört tane şüpheli var, ama kitap boyunca bunlardan hangisi Greg’i ne sebeple öldürmüş olabilir, bilmiyoruz. Sürekli ortaya bir şeyler çıksa da, hiçbirinin sebebi yokmuş gibi görünüyor. Oğlanlar bunun bir kaza olduğunu söylese de kitabın havası bu işin kastî olduğunu hissettiriyor, ama buna yönelik yeterli delilin oluşması için fazlaca beklemek gerekiyor. Kitabı okurken sürekli “Tamam da hangisi, neden öldürsün?” diye düşünüyorsunuz. Kitabın son çeyreğine doğru dört şüpheliden bazıları için bazı sebepler ortaya atılıyor, fakat bu sebepler yüzeysel işleniyor ve cinayet sebebi olmaktan uzak duruyor.

Hiç mi güzelliği yok?

Bütün bunlar Kate’in ağzından anlatıldığı için kitap polisiye olmaktan iyice uzaklaşıyor. Çünkü Kate yaşından beklenecek minnoşlukta ve duygusallıkta bir Amerikalı, haliyle tüm anlatım da buna göre şekilleniyor. Bu, karakterin aktarılması açısından başarılı bir durum olsa da, kitabı iyice genç-yetişkin türüne doğru itiyor ve türe çok da yakın değilseniz can sıkabiliyor.

Buna rağmen aralara giren mesajlaşmalar, kitabın ikinci yarısından sonra ara ara yer verilen sorgu kayıtları ve bölümlerin arasında okuduğumuz River Burnu Oğlanlarından birisinin yorumları heyecanı az da olsa diri tutmayı başarabiliyor. Bu üç etkenin ayrıca anlatımı hareketlendirdiğini ve yazarın istese daha başarılı bir eser ortaya koyacağını düşündürttüğünü söylemem gerekir. Kitap başarılı bir genç-yetişkin romanı olarak kabul edilebilse de, çok nadiren göz kırptığı gerilim türünde de, polisiye türünde de aynı başarıyı gösteremiyor. Belki polisiye türüne ısınmak isteyenler için hoş olabilir, ama büyük bir polisiye beklentisiyle yaklaşırsanız hayal kırıklığı yaşayacağınızı söylemeliyim.

Peki çeviri nasıl?

Kitabın Ezgi Kızmaz tarafından yapılan çevirisi yer yer “çeviri koksa da”, genel olarak başarılı. Gayet akıcı ilerleyen çevirideki ufak tefek çevirilerin çevirmenden dolayı değil, yazarın tercih ettiği üsluptan olduğunu düşünüyorum. Yayına hazırlayan Su Akaydın’ınsa biraz daha dikkatli olması gerektiğini belirtmeliyim. Kitap rahatsız edici ölçüde yazım hatası içermiyor olsa da bazı hataların tekrarlanmış olması göz tırmalıyor. Daha ilk bölümünün ilk satırında gördüğüm çevirilmeden atlanmış kısım açıkçası bu konuda gözümü korkutmuştu, ama korktuğum kadar hataya da rastlamadım.

Yabancı Yayınları kitabı orijinal kapağıyla basmayı tercih etmiş. Kapak hem renkleri hem de çağrıştırdığı av konusuyla başarılı. Ayrıca kullanılan sert kapak ve kapağın dışındaki şömiz (gömlek) son derece kaliteli. Ayrıca şömiz çıkartıldığında göreceğiniz kapak da, sayfa tasarımları kadar başarılı. Kısacası, kitap baskı kalitesi açısından benden tam not almayı başardı.

Eğer genç-yetişkin türüne aşinaysanız ve türü seviyorsanız, Bu Bizim Hikâyemiz son derece hoşunuza gidecek bir kitap. Bunun dışında polisiye türüne ufaktan ısınmak isteyen genç bir okursanız da doğru bir başlangıç olabilir. Ama gerim gerim gerileceğiniz, kitabın kapağını kapatıp buzdolabına saklayacak kadar korkacağınız bir korku/gerilim veya katilin kim olduğu konusunda kafa patlatmak isteyeceğiniz bir polisiye kitabı arıyorsanız, kendini bir şekilde bıktırmadan okutan bu kitap sizi pek tatmin etmeyecektir.

Editör

Müzmin arkeolog adayı. Her yerde uyuma konusunda rakipleri Snorlax ve kediler. Fantastik okudukça “Daha okuyacak çok şeyim var,” diye kaygılanır. Haftada bir gün Neil Gaiman, bir gün Patrick Rothfuss övmezse içi rahat etmez. Geri kalan günlerin çoğunluğunda Lovecraft över. 4 yaşında atari oynamakla başlayan oyunculuk macerası şiddetle devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu Bizim Hikâyemiz: Gerilim Görünümlü Genç Yetişkin Polisiyesi

Ashley Elston’ın dilimize çevrilen ve gerilim türünde gösterilen kitabı Bu Bizim Hikâyemiz, aslında o kadar da germiyor mu?

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün