Kazıklı Voyvoda’nın Peşinde: “Deliler Fatih’in Fermanı” Filminde Bizleri Neler Bekliyor?

Önümüzdeki hafta vizyona girecek "Deliler: Fatih'in Fermanı"na dair, fragman ve beklentilerimiz özelinde ayrıntılı bir değerlendirmeyle sizlerleyiz. Deliler, Vlad Tepeş'in peşinde. Kazanan kim olacak?

Tarihi Filmlerde Enflasyon

Bilindiği gibi son zamanlarda tarihi-milli konuların işlendiği yapımlarda büyük bir enflasyon söz konusu. Özellikle TRT yapımlarının başını çektiği bu tarihi dizi-film akımıyla birlikte Türkiye’de uzun süre sönük kalmış konular beyaz perdeye çıkmaya başladı. Bu sektör yeni yeni gelişen ve daha çok acemi olan bir sektör. Bu yenilik de inanılmaz yanlışlıklar ve absürtlüklerle karşılaşmamıza neden olabiliyor.

Tarihin Kültür Ögesine Çevrilmesi, Kağıtta Kalmaması

Türkiye’de tarihçilik, inanılmaz saçma tartışmalara ve bilgi kirliliğine rağmen gelişen bir sosyal bilim. Bireysel çabalarıyla son derece kıymetli eser veren hocalar sayesinde Türk tarihçiliği yeterli olmasa da iyi bir noktaya doğru ilerliyor. Fakat şu zamana kadar kağıt üstünde kalan tarihin kültür ögelerine dönüştürülmesinde büyük bir eksiklik mevcuttu. Kağıt üzerinde, teorik tarihçilik ne kadar gelişse de işlenip bir film, kitap yahut hediyelik eşya olarak vücut bulamıyor, bulsa da çoğunlukla kalitesiz eserlerdi.

Hükümdar eksenli tarihçilik anlayışının bir türlü kırılamaması yüzünden çekilen filmler yahut yazılan kitaplar en fazla bir padişahın hayatı, İstanbul’un Fethi gibi basit ve işleniş bakımından hamasi konularla sınırlı kalıyordu. Türklerin karşı koyulamaz gücünden kaçan güçlü bir şövalyenin yenilmesi gibi çocuksu tatminleri aşamayan bu eserler, kaliteli içerik tüketmek isteyen kişilerin gözünde tarihi yapımlara bir “ecdatçılık” önyargısı oluşturuyordu.

Deliler Filmi Hamaset Mi?

Deliler filmi konu itibarıyla ecdatçılık akımına, fragmana bakarsak, kapılmamış diyebiliriz. Hükümdar eksenli tarihçiliği aşıp, sarayda geçmeyen ve bize uç boylarındaki askerlerin hayatını, saraydan uzak kişilerin macerasını anlatabilecek bir konu sunuyor. Buna destek vermemek ziyadesiyle saçma olur. Hükümdar hayatı da elbette anlatılabilir bir konu. Mesela “Muhteşem Yüzyıl” bu önyargılardan çoğunu aşmış diye düşünüyorum. Yüzlerce noktadan eleştirilebilecek olsa bile en azından bir padişahın da sevişebildiğini bize hatırlatması bakımından değerli bir yapım olarak buluyorum. Zaten hamasi çerçeveden, hanedan güzellemesinden sıyrıldıkça ve kişileri olduğu gibi gösterdikçe filmlerde tarihi konuların işlenmesi zararlı yahut kötü olamaz.

Yabancılar Hamaset Yapıyor, Tarihi Filmlerde Türkleri Kötülüyor

Kimileri de hamaset konusunda bazı eserleri gösterip yabancıların da saçmaladığını, Türkleri pis şeytanlar gibi gösterdiklerini örnek vereceklerdir. Balkan filmleri, özellikle 70’lerin Romanya filmlerinde birçok Osmanlı yenilgisi, özellikle abartılmış bazıları, sayısız defa işlenmiş. Yahut tarihte pek abartılmış Lehistan hüssarlarının başarıları da buna örnek verilebilir. Bunlar kabul edilebilir eleştiriler ve zaten Batı’nın Türklere bağnaz bakış açısı su götürmez bir gerçek.

Leh yahut Eflak-Boğdan zaferlerinin bize karşı olanlarının bu denli abartılması tabii ki bir hamaset problemi. Fakat onlara gösterdiğim müsamahayı Türk yapımlarına gösteremiyorum. Kırk yıl önce çekilmiş en kötü filmlerinde bile tarihi kostümler, kişiler, oyunculuklar ve tavırların tarihe sadakati o denli takdire şayan ki her türlü ecdatçılığı aşarak hiç yoktan görsel zevk açısından izletiyor. Konuyu umursamadan en azından bir tarihi kostüm-mekan tasarımı belgeseli gözüyle bile bakabiliyorsunuz. Bu filmlerin zirvesi olan Dracula Untold filmindeki Türk kostümleri ve zırhları onca bütçeye rağmen bir tanesini bile göremediğimiz Türk filmlerine kıyasla inanılmaz doğrular. Bizim filmlerdeki simli-pullu saçma kostümlere kıyasla sade ve kaliteli yapımlarıyla birlikte tarihi temellerinin sağlam olması çok güzel. Tam olarak doğru olmasa da Türk filmlerinin en az elli sene ötesinde kostümler diyebileceğimiz türdenler.

Dracula ile Türk askerlerinin vuruşması

Belgesel Gözüyle mi Film Gözüyle mi?

Deliler filmini eleştirmeden önce tarihi filmlerden benim beklediğim şeyin ne olduğunu umarım anlatabilmişimdir. Tekrar özetlersem bunlar tarihi zihniyete sadakat ve dönemin havasını doğru bir şekilde yaşatabilmek.

Bir film için tarihi bir olay konu olarak seçildiği anda bazı sorumluluklar oluşuyor. Bu sorumlulukların getirdiği kısıtlamalardan korkanların fantastik edebiyata kaçması ve başarılı eserleri hayal güçlerinden çıkarmaları iyi yapımlar ortaya koyabiliyor. Lakin bu yolu tercih etmeyip de tarihi bir olayı işlerken ister istemez büyük bir kısıtlamaya uymanız gerekiyor. Bununla birlikte belgesel olmadığı için konuya yahut tarihi gerçeğe zarar vermeden kimi meseleleri değiştirme yahut ekleme hakkı yapımcıda saklı. Olaya bakış açımı bu şekilde anlatmakla birlikte henüz sadece fragmanını gördüğümüz ve olay akışını yahut tarihin işlenişini görmediğimiz Deliler filmi için yapılabilecek eleştiri de en fazla görsel ve yüzeysel bir eleştiri olabilir. İstediği şekle uydurma hakkının yapımcıda saklı olduğunu belirtmekle ve kurgu bir filmde belgesel niteliği aranamayacağını söylemekle birlikte yanlışları göstermek ve fikir vermek de elbet bizim hakkımız.

Türkiye’de tarihi filmler nasıl algılanıyor, bunlar halk gözünde yanlışsa filmin var mı?

Belgesel olmaması ve kurgu olmamasına rağmen memleket meselesi boyutunda bir sıkıntımız da filmi görenlerin “İşte sonunda, böyle eserler çoğalsın da insanlar ecdadımızı görsün, tarihini öğrensin.” gibi saçma söylemleri. Eğitim-öğretim hayatımız boyunca eksik ve kitabi bilgilere bağlı kalmamızdan meydana gelen bir sıkıntıyla birlikte insanlar bir arayışa giriyor. Konu hakkında yetersiz bilgi sahibi ve şahsen araştırma yapmamış kişiler gözünde bu tarz kurgu filmler ecdadını öğrenmek ve dünyaya tanıtmak için bir araç olarak görülüyor. Bu tehlikeli bir şey. Yine de bazılarının aksine ben filmlerin buna sebep vermesini yapımcıya yahut filmdeki yanlışlara bağlamıyorum. Ayrıca değinmek isterim ki belgesel olmadan da halka çok güzel bir şekilde tarih öğretebilecek filmler de var. Bunlardan en beğendiğim Sergei Bondarchuk’un 1970 yapımı Waterloo filmi. Yine de Deliler filmini tam da bu klasmanda değerlendirmemek gerekiyor gibi gözüküyor şimdilik.

Fikrimce kanunlara aykırı olmadıkça herhangi bir konuda film çekilebilir, insanları eğitmek kesinlikle yapımcıların işi değil. Yine de tarihi olayı anlatmak iddiasında olan bir filmin ahlaki olarak da olsa bir sorumluluğun altına girdiğini düşünüyorum. Devlet televizyonundaki tarihi dizi rezaletlerine, kötü niyetlerinden ve ideolojik bir amaca alet edilmelerinden ötürü karşı çıkma hakkını kendimde görürken öteki yapımlar için böyle bir yasaklama hakkını kendimde görmüyorum. Bu filmlerden yapılacak yanlış çıkarımlar halkın eğitimiyle alakalı ve bu başkalarının işi. Hiç yoktan film eleştirmenlerinin veya tarihçilerin işi bile olabilir. Filmi tarihi yanlışlıklarından ötürü topa tutmak yanlış bir tutum olur. Yapıcı eleştiri her zaman daha yararlı olacaktır. Deliler filmini henüz çıkmadığı için izleme fırsatım da olmadı. Ancak yine de ben bu filmde daha fragmanından bile aradığımı bulamayacağımı ve önyargı oluşturduğumu söylemek zorundayım. Sebeplerine birazdan değineceğim.

Eleştiriye Gelirsek

Deliler filminin iki dakikadan uzun bir fragmanı ve iki tane teaserı yayınlandı. 23 Kasım’da çıkacak film hakkında elimizdeki malzemeler bunlar. Fragmandan anlaşıldığı üzere konu vampir edebiyatının baş aktörlerinden biri haline getirilmiş Eflak Voyvodası Vlad Tepeş nam-ı diğer Kont Drakula ve yakalanması için gönderilen akıncılarla ilgili. Film tarihi konuyu işlerken fantastik ögeleri de içerecek gibi duruyor.

Filmin tarihi gerçekliğe konu bakımından ne kadar sadık kaldığıyla ilgili hiçbir yorum yapamayacağım zira fragman olay akışı hakkında bize hiçbir şey söylemiyor. Fantastik-vampirik ögelerin olduğunu gördük fakat bu tarihe sadakatle pek de ilgili değil. Fantastik ögeler süs olabilir fakat tarihi akışa karışmalarına pek gerek yok. Mesela Dracula Untold filmi çok güzel giderken II. Mehmet’in Drakula tarafından öldürülmesi saçma bir final olmuştu.

Görsel Konular Hakkında

Yazının başında değinmek istediğim gibi yapacağım eleştiri tarihe olan görsel sadakat olacak. Açıkçası filmdeki kostümleri buna dahil edersek bu bakımdan tamamen fiyasko. Bunu hiç çekinmeden söyleyebileceğimi sanıyorum. Görmek için filmi beklemeye de gerek yok.

Üstteki görselde görebileceğiniz gibi akıncının öttürdüğünü düşündüğüm boru tarihteki bir Eflak-Türk savaşında görebileceğimiz türden bir boru değil. Sağdaki gibi düz ve uzun borular kullanılmalıydı. Belki bunun küçük bir ayrıntı olduğunu düşünebilirsiniz ancak fikrimce bu çoğu filmde olan İskandinav-Batı Avrupa yahut fantastik filmlerdeki o meşhur savaş borusu. Ben bunu aşırı özenti bir hareket olduğunu düşünüyorum. Böyle savaş filmlerinde havalı karakterlerin borular öttürüp yoldaşlarını çağırması klişesi hiç yerelleştirilmeden filme monte edilmiş. Boru öttürmek elbette bizde de var. Fakat tarihi film çekerken elimizdekilere bakmadan bir alıntılama yapmak çok çiğ bir hareket olmuş. Bu boru örneğini sadece konuya giriş ve bakış açım için bir örnek olarak verdim.

Benim asıl değinmek istediğim konu silahlar ve kostümler. Öncelikle silahların aslına biraz benzer şekilde fantastikleştirildiğini söylemem gerek. Kalitesiz eski Türk filmleri gibi düz kılıçlar kullanmıyoruz en azından. Bu güzel bir gelişme ancak tarihteki silahların kötü taklitleri olduklarını da söylemeden geçemeyeceğim. Silahlara yapılan gereksiz modifikasyon bence gereksiz olmuş. Tarihi ortamı yaşatmak için görsellikte birebir sadakatten yanayım her zaman. Değiştirmek yerine beğenilen ögeler arttırılabilir. Mesela sadece bir paşanın kullanacağı türden silahı öne çıkan karakterlere verirseniz bu pek de sorun olmaz. Fakat biraz abuk mitolojik kabzaları olan kılıçlar bana abes geldi. Ana karakterin aşırı uzun kabzalı kılıcı gibi gereksiz detaylar var.

Sürmeli Karga Deliler Hakkında

Beni fragmanı izlediğim anda filmden soğutan ve inanılmaz bir ön yargıya sevk eden asıl şey yüzüne komando kamuflajı gibi savaş boyaları sürmüş, gözlerine siyah sürme çekmiş ve AROG’taki kargaya benzeyen simsiyah kostümler. O gözdeki sürmeler ve suratlardaki simsiyah boyalar tarihi açıdan çok tuhaf ve gereksiz olmuş.

Delilerin zihniyeti ve ruhu anlaşılamamış.

Deliler denince akla korkutucu sınır savaşçıları geliyor. Peki ya bu korkutuculuğun sebebi ne? Buradaki mantık nasıl olmalı? Osmanlı delilerini simsiyah giyimli şeytani death-metal gruplarına benzetmek yanlış olur. Zihinlerde oluşturulması gereken imge, siyahlı kürkler içinde yıpranmış zebaniler değil, ismine yaraşır bir şekilde deli görünümlü, psikopat hareketleri olan savaşçılar yaratmak. Palyançoların rengarenk kostümleri ve deli hareketleri nasıl bazılarına korku salıyorsa, delileri de bunların daha ciddi ve oturaklı halleri gibi hayal edebiliriz. Kısacası delileri tasvir ederken şeytani bir görüntüden ziyade psikopat ve daha renkli bir görüntü vermemiz gerekiyor.

Önceki resimde görüldüğü gibi siyahlı sürmeli ve dağınık sakallı ve mistik şeytani kişilerden ziyade renkli hayvan postları giyen kafalarında tüylü kocaman şapkaları olan daha çılgın bir karakter bekliyordum ben. Alacalı bulacalı kıyafetler giyen ve türlü hayvan postları üzerinde ve eski çağların savaş çılgınlığını yansıtan bir karakter canlandırmaları gerekiyordu bende.

Tanrının intikamını alan kara melekler tarzı bir imge beklemedim hiçbir zaman. Beklesem bu tarihi değil fantastik bir şey olurdu herhalde. Ayrıca delilerden birinin sırtına taktıkları kanat Leh hüssarlarınınkine benzemiş. Delilere daha yatık, daha değişik kartal kanatları takmaları gerekiyordu. Sırtlarının yanı sıra kollarına, bacaklarına kanatlar takabilir, şapkalarına tüyler yerleştirebilirdi. Ama bu biraz daha mazur görülebilir. Yine de delileri yaparken bundan kaçınıp death-metal grubuna benzetmeleri ben çok hayal kırıklığına uğrattı. Saç kesimleri de benim için ayrı bir hayal kırıklığı, kafası kazıtılmış ve sadece tepede bırakılmış bir at kuyruğu bekliyordum Türk askerleri için. Filmin konusunu güzel yaparak bu hayal kırıklığımı tersine çevireceklerini umuyorum.

Dracula, Erkan Petekkaya ve Lekesizler

Vlad Tepeş rolünü verdikleri Erkan Petekkaya için edebilecek kötü lafım yok. Pembe dizilerdeki gibi derinliksiz ve saf kötü bir insan yaparlarsa üzülürüm fakat bunu görmek için filmi beklemek gerek. Benim değinmek istediğim nokta yine kostümü ve askerleri. Öncelikle Vlad’ı o hoş Eflak börkü kafasında görmediğim için üzüldüm. Kendisini daha çok benzetebilirlerdi o şekilde. Eski çağlarda şapka büyük bir mesele. Kostümü kurtaran şey de genellikle başlık oluyor, başlıksız gezmek çok yaygın olan bir şey değil bugünkü gibi.

Konuya dönecek olursak asıl takıldığım kısım gerek Vlad’ı gerekse askerlerini tarihe hiç uymayan hatta Eflak ile yakından uzaktan alakası olmayan zırhlar içinde tasvir etmeleri. Eflak askerleri bildiğimiz Game of Thrones dizisindeki Lekesizlere benzemişler. Aslında Lekesizlerin miğferleri Leh hüssarlarının miğferlerinden alıntı ki onlar da Türk miğferlerinin Doğu Avrupa’ya etkisiyle doğmuş bir tarz. Konuya dönersek, Vlad Tepeş ve Eflak askerleri hakkında demek istediğim tek şey olmamış oldukları. Yapılamamışlar, okul tiyatrosundaki bütçesiz karakterler gibi olmuşlar. Bize zırh yapın denmiş ve beğendikleri hoş bir zırhı ne olduğuna bakmadan koymuşlar gibi olmuş.

Eleştirebileceğim daha fazla bir şey olmamakla birlikte son olarak değinmek istediğim konu Türkiye’deki tarihi yapımlarının nereye gittiği ile ilgili. Cüneyt Arkın filmlerinde artık komedi malzemesi bile olabilen tuhaflık bırakıldı. Bu iyi bir şey ancak iyiye ve doğruya doğru bir gidiş takip edileceğine güzel (ama biraz da çingene çadırı gibi) görselliğe ve yanlışlığa giden bir sinema oluştu. Benim için bu kötünün iyisi. Tek temennim hakikaten içinde tarihi yaşayabileceğimiz tarihi filmlerin çekilmesi.

Kaan Demirtaş

  • 30
    Shares




Kazıklı Voyvoda’nın Peşinde: “Deliler Fatih’in Fermanı” Filminde Bizleri Neler Bekliyor? için 6 yorum

  1. Dediklerinizde tamamen size katılıyorum, fakat genel olarak bakınca Cem Yılmaz’ın yaptığı filmler şöyle bir kenara dursun bu film benim çok hoşuma gitti. Geneli nasıl olur bilemem ama fragmanını sevdim, bu kişisel görüşüm tabii ki. Hatta bu şekilde biraz fantastik olması daha çok hoşuma gitti diyebilirim, çünkü öbür türlü sanırım aşırı sıkılırdım.

    Fakat size şu yönden katılıyorum ki, her şeyi uygun yapınca güzel olmayan filmler yok değil, Braveheart, Patriot gibi, yani yapılmışken ya tam fantastik yapılmalı ya da tamamen uygun yapılmalı bence.Yine de haklı olduğunuz bir kısım var ki, tarih konulu fantastik film olsa bile, o filmler de zamanın kostümlerine ve kültürlerine uygun yapılıyor. Yani ben şuan böyle iyi olmuş diyorum, fakat filmi yapanların tarihe uygun kostümleri öyle bir hale getirmeleri lazımdı ki benim onları iyi görmem lazımdı şimdiki gibi.

    Dediğim gibi tüm bunlar dışında şahsen film olarak beğendim diyebilirim fragmana bakarak. Böyle şeyler yapılması çok güzel, umarım daha da gelişirler ve dediğiniz gibi tam bir film koyarlar ortaya. Biz de böyle filmler yapalım, bence oyuncular çok yakışmış, birkaç abartılı sahne dışında sırıtan bir performans görmedim. :smiley:


  2. mit dedi ki:

    Netflix’in Protector dizisi gibi kültürümüzle sıfır alakalı yapımlardansa böyle filmleri tercih ederim doğrusu.


  3. Tamam kültürümüzden biraz uzaklaşmış olabilirler. Boru olsun karga kılıklı savaşçılar olsun. Ama bu film ticari kaygıyla yapılmış bir film. E haliyle böyle küçük detaylarla filmi süslemeye çalışıp daha çok izleyici çekmeye çalışıyorlar. Bence doğru da bir hareket yapıyorlar. Kimse tarihi gerçekliğe bakmıyor. Olabildiğince fantastik yaparak milyon izlenmeye ulaşabilirler.
    Temennim 2 milyon izlenme alması.


  4. Ticari başarı için yapılmış bir film. Buna lafım yok. Ama kendi kültürümüzden madem faydalanmayacaksınız, şöyle Joker’e benzeyen bir psikopat koysaydınız bari filme. Nasıl olsa bizim geçmişimizde bu kıyafetler yok. Ben fragmanı izlediğimde dedim; ya Amerikan Gods’ın giriş sahnesi, ya da Vikings. Hele, o karga kanadı takmış adam nedir yahu ? Oldu olacak Fatih Sultan Mehmet de ejderhaya binsin ! Neyse en azından aksiyonu bol bir film.


Kazıklı Voyvoda’nın Peşinde: “Deliler Fatih’in Fermanı” Filminde Bizleri Neler Bekliyor?

Önümüzdeki hafta vizyona girecek “Deliler: Fatih’in Fermanı”na dair, fragman ve beklentilerimiz özelinde ayrıntılı bir değerlendirmeyle sizlerleyiz. Deliler, Vlad Tepeş’in peşinde. Kazanan kim olacak?

  • 30
    Shares

 

 

Başa dönün