Mizahi ve Şaşırtıcı Bir Edgar Alan Poe: M. K. Perker

Hayır, Poe ismi üzerinden M. K. Perker’in eserini tanıtmaya veya bir benzerlik üzerinden aslını yüceltirken övüyor gibi yaparak M. K. Perker’i gölgede bırakacak değilim. Sadece “Büyüklere Masallar”ın bende uyandırdığı izlenimleri anlatarak, Poe’yu da anarak okuduğum çizgi romandan aldığım keyfi paylaşacağım.

Önce bir itirafla başlayayım: Ben AIR’e kadar M. K. Perker ismine hiç dikkat etmemiştim. Belki o dönemde aklımda kalacak bir çalışması olmadığından belki de o yaşlarımda mizah türü çizgi romana uzak kalmamdandır. Bilmiyorum gerekçesini ama kesin olan şey bu isme uzak kalmışlığımdır.

AIR’le birlikte adını öğrendiğimde ve fasiküllere ulaşıp almak istediğimde ise bir soğukluk yaşadım çizgilerine karşı. Soğuk, statik, orantısız gibi görünen bir tarzı vardı M. K. Perker’in. Fazlaca donuk ve yaşamayan karelere öylece bakakaldığımı hatırlıyorum. Bu da beni eski çizimlerine bakmaya yöneltmişti. Evet, tarzı hayli donuktu. Beğenenleri vardı muhakkak ama bana göre değildi. Uzak durdum.

mk-perker

“Todd, Dünyanın En Çirkin Çocuğu”na denk gelene kadar sürdü bu. Todd’un önce 2. fasikülünü almıştım. Bu sefer karşıma son derece sıcak, son derece kıvrak ve canlı çizgiler çıkmıştı. Üstelik metin de hayli zekiceydi; veya bana daha çok hitap ediyordu, ayrıca çizgiyle uyumu zirve yapmıştı. Bu hikayede nedense M. K. Perker’in senaryoya çok şey kattığını ve daha özgür çalıştığına inandım. Çizgilerinde de gözle görülür bir yumuşama vardı. Bu arada bir detaya gülümsediğimi hatırlıyorum, o da Todd hapisteyken Stephen King’e ve kitabından uyarlanan Shawshank Redemption’a gönderme yapmak için kullandığı Rita Hayworth posterini görmek. Fazlası varsa da metne çok güldüğümden kaçırmış olabilirim. Metne gülmek demişken belirtmek isterim, galiba Türk mizahına en yakın üretilmiş Amerikan işiydi Todd. Yapaylıktan uzak ve hayli hayatın içinden. Bir de buna bizdeki mizah dergilerinden hatırladığımız Beyoğlu’nun arka sokakları tarzı bar-striptiz çizgi yorumu da var ki gel de yeme.

Velhasılı kelam M. K. Perker çizgileri gözle görülür bir evrim geçirdi. “Türk Mucizesi”nde çok daha özgür ve özgün metinlerle okurun karşısına çıktığında bir değişikliği daha fark ettim, o da sanatçının dile ve metne hakimiyetinin de çizgisi gibi özel bir tarza büründüğüdür.

Büyüklere Masallar

KaraKarga Yayınları’ndan çıkan “Büyüklere Masalar,” M. K. Perker’in; en azından benim gözümde, klasikleşecek eserlerin ve örnek alınacak bir çizerliğin yolunda ilerlediğini söyleyebileceğimiz bir iş olmuş.

İki sayfada vurucu çizgi hikayeler anlatabilme iddiasını ortaya koyan zorlu bir işe kalkışmış çizer. Üstelik bunu klasik bir anlatım tarzında yapmış: Her sayfada altı kare. Fazla değil, eksik değil, altı. Alışılmış çizgi roman okuma kalıbı içinde alışılmamış hikayeler.

“Büyüklere Masallar”da kimi kısa hikayede insan ilişkilerinde yaşanan sorunlara el atılmış ve metaforlarla ifade yoluna gidilmiş, kimi hikayelerde hayata ne kadar sınırlı ve at gözlüğüyle baktığımıza vurgu yapılmış, kimi hikayede zihnimizin gerçeği görmek istediğimiz gibi nasıl eğip büktüğüne dikkat çekilmiş, bazılarındaysa hayatta “olmaz ve olağanüstü” olarak tanımlanan durumların nasıl da olağan olabileceğinin altını çizilmiş. Okurun bakış açısına göre farklı mesajlar çıkarılabilecek de olsa kitabın bütününde edindiğim izlenim bu oldu.

Ve dil. M. K. Perker, İstanbul beyefendileriyle hanımefendilerinin bir dönem kullandığı zarif dille günümüz modern Türkçesini muhteşem bir şekilde harmanlamış bu kitapta. Her hece, her sözcük, her tümce belli bir tınıya ve ritme sahip. Öykülerde bu ritmi ve ses uyumunu bozacak herhangi bir sözcük seçimine rastlamanız mümkün değil. Her sözcük özenle seçilmiş, yap-boz gibi yerine oturtulmuş. Üstelik sanatçı karikatür dünyamızın içinden gelmiş ve mizahımızı iyi bildiği halde günümüz mizah dilinde yer alan jargon ve argodan son derece uzak bir üslupla yapmış bunu. Görselsiz de okunabilecek bir dil. Kim bilir belki de yakında M. K. Perker imzalı öykü kitabı da gelir dedirten bir yaklaşım.

Peki ya Poe neresinde “Büyüklere Masallar”ın?

Sadeliğinde. Sonra şaşırtıcılığında. Sonra yer yer korkutuculuğunda. Sonra hayata bakışımızı sorgulayan, insanın en karanlık bilinçaltında sakladığı ama abarttığı abuk takıntılarının sunuluşunda. Sonra gülümseten yürek acısında. Sonra da hikayelerin aktarılışındaki ince zekasında. Bir de galiba iki öykünün benzerliğinde.

Ama asıl mesele bu değil. Galiba ben Poe’nun ciddi ciddi mizaha bulaşsaydı kesinlikle ve kesinlikle böylesi mizahla harmanlanmış, gotik öyküler yazabileceğini düşündüm “Büyüklere Masallar”ı okurken.

Bir de çağrım olsun buradan: Lütfen “Büyüklere Masallar”ı okuduktan sonra bana abartıp abartmadığıma dair fikirlerinizi yazar mısınız? Okuduktan sonra bana izlenimlerini yazacak kadar zaman ayıran herkese şimdiden peşinen teşekkür ederim.

Özetle…

“Büyüklere Masallar” ve M. K. Perker… Öpüldüğünde prense dönüşen Kurbağa masalını hatırlar mısınız? Yok, ben M. K. Perker’i öpmedim ama çizgi romandaki prensliği gözümde her işiyle daha da perçinleniyor:

Sonra şapkasını çıkartarak, yeni kumdan kalenin prensesini selamladı!

(Büyüklere Masallar, M. K. Perker, Kumda Çay, sayfa 30, kare 5 – Kim, kimi, neden? Özet başlığıyla bu alıntının alakası ne? Okuyunca anlayacaksınız…)

mk-perker-bbc

  • 10
    Shares




1972 Almanya doğumlu yazar ve sanat eğitmeni. Genel Sanat Yönetmeliği görevini sürdürdüğü Lila Düşler Tiyatrosunda çocuklar için oyun yazıyor, sergiliyor, yaratıcı drama liderliği yapıyor. Çizgi roman alanında araştırma yazıları kaleme alıyor, senaristlik yapıyor, ders veriyor, kitap yazıyor. Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP) yöneticiliğini sürdürmektedir.

Mizahi ve Şaşırtıcı Bir Edgar Alan Poe: M. K. Perker

Hayır, Poe ismi üzerinden M. K. Perker’in eserini tanıtmaya veya bir benzerlik üzerinden aslını yüceltirken övüyor gibi yaparak M. K. Perker’i gölgede bırakacak değilim. Sadece “Büyüklere Masallar”ın bende uyandırdığı izlenimleri anlatarak, Poe’yu da anarak okuduğum çizgi romandan aldığım keyfi paylaşacağım.

  • 10
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün