Salâh Birsel’in Gözlemleri: Dört Köşeli Üçgen

Salâh Bey'in tek romanı "Dört Köşeli Üçgen", yazarın denemeleri, şiirleri, günlükleri kadar bilinmez. Onur Çalı, "Dört Köşeli Üçgen" hakkında yazdı...

1. Türk edebiyatının en özgün, en üslupçu yazarlarından Salâh Bey deneme, günlük ve şiirlerinin yanı sıra bir de roman yazmıştır: Dört Köşeli Üçgen. Tıpkı şiirleri gibi, bir kategoriye sıkıştırmanın zor olduğu bir roman Dört Köşeli Üçgen. Belki de bu yüzden üstüne çok fazla yazılmamış, üstünde layığınca durulmamış bir roman. Selim İleri, Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu’nda anlatır: 1980’lerde bir gün, uzun süre çürümeye ve yıkılmaya bırakıldıktan sonra şimdilerde yeniden yapımına başlanan Atatürk Kültür Merkezi’nde Salâh Birsel Günü yapılır, Selim İleri de Dört Köşeli Üçgen üzerine konuşur. Toplantı sonrasında Jale Hanım ve Salâh Beyle birlikte Çiçek Pasajına giderler. Selim İleri kaç kişi olduklarını, yanlarında başka kimler olduğunu unutmuştur, belli ki kalabalıkça bir gruptur. Yalnız kendisine teşekkür ettiğini unutmaz Salâh Bey’in, bir de şu sözlerini: Sonra hem alaycı, hem belki hafif kırgın, “Kimse iplememişti o romanı,” dedi.

2.Hülya Soyşekerci, “Denemelerin en renkli yazarı Salâh Birsel” başlıklı kapsamlı yazısında, yazarın bu tek romanından da açar:

“Dört Köşeli Üçgen” tam anlamıyla bir felsefi sorgulamalar romanıdır. Sokrates’in, “Sorgulanmayan bir yaşam, yaşanmaya değer değildir,” sözüne her satırında atıfta bulunur sanki. Romanda, doğru bildiklerimizin yanlışlığını; insanın zaaflarını, takıntılarını, toplumun ikiyüzlü erdem anlayışını; süslü örtüler, tül perdeler altında gizlenen çirkin yalanlarını, roman kişisi Gözlemci’nin bilinci içinden geçerek yeniden görür; gözlerimizi kapattığımız, görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleşiriz.

3.Ben romanı okurken, bazı bölümlerde (özellikle Gülme Makinesi ve Bir Üstad adlı bölümlerde) denemeci Salâh Bey’in sesini duydum. Zaman zaman da şair Salâh Bey göz kırpıyordu. Sanki bir palimpseste bakıyordum ve romanın satırlarının altından şu dizeleri görünüyor gibiydi Salâh Bey’in:

Behey sersemler, salaklar
Üçgen üçgen duruşalım
İki artı bir
Altı eksi üç
Bakıp bakıp gülüşelim

 Üç artı bir
Yedi eksi üç
Dörtgen dörtgen sevişelim
Hey angutlar, ablavutlar
Kalkıp kalkıp öpüşelim

4. Salâh Bey Dört Köşeli Üçgen’de, Gözlemci adındaki karakteri vasıtasıyla felsefenin sınırlarında dolaşarak her şeyi didikler. Tüm doğru bilinen davranışlar, kişiler, değerler satır altına yatırılır, büyük merceklerle en ince dokularına kadar didik didik edilir.

Ey andavallar, ablavutlar, angutlar, çarlistonlar! Saklanacak yeriniz yok gayrı, savulun Gözlemci Salâh Bey geliyor!

5. Gözlemci’nin gözlemlerine maruz kalmayan kimse kimesne yoktur. Tütün deposunda çalışanlar, edebiyatçılar, asansörcüler, kadınlar erkekler, bekçiler polisler, doktorlar, mebuslar, tuluatçılar, cırcırböcekleri, talebeler… Hiçbiri bu gözlemlerden kaçamaz. Gözlemci’nin gözlemlerinden onları satarak kurtulma yolunu seçtiği bölümde, Gözlemci’nin gözlemlerini sattığı dükkana bir delikanlı gelir; gözlemleme-gözlemlenme üzerine felsefi bir diyalog geçer Gözlemci ile üniversite öğrencisi arasında. Delikanlı gözlemlenmek istemiyordur, gözlemlenmemek hakkını savunur. Gözlemci de yamandır, gözlemleme hakkından feragat edecek gibi değildir. Diyaloğun sonunda bağrışırlar. Delikanlı dükkandan ayrılırken son sözü Gözlemci söyler ve aslında Salâh Bey’in bu romandaki derdinin ne olduğunu da o söylemiş olur böylece:

“Herkes gözlemci olsa, dünyada birçok işler karışıklıktan kurtulur.”

6. Romanın Bir Üstad başlıklı bölümünde Gözlemci’miz kahvelere dadanır, burada da şairleri, öykücüleri, edebiyatçıları gözlemleme fırsatına erişir. Edebiyat dünyası denen tuhaf ülkeye ucundan kıyısından ayak basmış herkese çok tanıdık gelecektir bu gözlemler:

“Şairler içinde, öyleleri vardı ki, işlerini güçlerini sanatçıların arasını açmağa bağlamışlardı. Bu gibiler, bir yerdeki lafı başka bir yere taşımağa su katılmamış bir özen gösteriyorlar, çokluk da bu taşıdıkları lafları, gerekli kişiye, istedikleri kılığa soktuktan sonra ulaştırıyorlardı. İşin tuhafı, bunların ipliklerinin pazara hemen çıkması beklenirken, öyle olmuyor, bunlar herkesten çok saygı topluyor, ne diyorum, birçoklarınca, üstad diye anılıyorlardı. Gerçi, bu gibilere üstad diyenleri gerçek bir gözlemden geçirseniz, bunlarda zekâ ve anlayış adına çok bir şey bulunmadığını görürdünüz ama, kimseler sanatçıları gözleme almağı düşünmediği gibi, bir sanatçıda zekâ varmış, yokmuş, buna pek aldırmıyorlardı.”

7. Gözlemci’nin yaratıcısı Salâh Bey de özellikle İstanbul’da bulunduğu gençlik yıllarında kahvehaneleri mesken tutar. Yarenlerinden biri de Behçet Necatigil, nam-ı diğer Hoca’dır. İkisinin ortak noktalarından biri de ağızlarından sigarayı eksik etmemeleridir. (Bunu yalnızca fotoğraflarına bakarak bile anlayabilirsiniz.) Eşi Jale Hanım’ın demesine göre, Behçet Necatigil öldükten sonra sigarayı bırakma kararı alır Salâh Bey. Sigarayı nasıl bıraktığını da Bir Zavallı Sarı At kitabındaki “Cigarayı Nasıl Bıraktım” adlı denemesinde anlatır. O günlere denk gelen bir tarihte (3 Ocak 1980) yazdığı günlüğüne de şu satırları döktürür:

“İçimden bir el sanki nikotin desteleri çekmek istiyor. Cigara içmek değil, buz kalıpları gibi nikotin yutmak istiyorum.”

Ey okuyucu, sen beni serbest bırakırsan böyle yan yollara saparım işte! Romana dönelim desene.

Salâh Birsel

Hoca, Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü’nde şunları söyler Dört Köşeli Üçgen hakkında:

İşi Türün Yaprakevi deposunda bekçilik olan bir gözlemci’nin, “uluslararası bir gözlemci”nin, toplumun türlü katlarını kapsayan gözlemleriyle insanları eleştirdiği, türlü töreler üzerine fikirler yürüttüğü roman, alışılagelmiş roman biçimleri dışında bir kuruluş gösteriyor; olaylara değil düşünce ve yoruma yaslanıyor. Özellikle tiyatro ve edebiyat dünyamızın iç yapısını yansıtan bölümleri çok ilgi çekici ve humor dolu eserini yazar, entelektüel roman diye tanımlamaktadır.

8.Behçet Necatigil yakın arkadaşıysa Mehmet Güreli de yeğenidir Salâh Bey’in. Çok programlı lise gibi bir sanat adamıdır Mehmet Güreli: Ressam, yazar, senarist, oyuncu, müzisyen, yönetmen…

Salâh Bey’in yolu henüz Ankara’ya (ve Jale Hanım’a) düşmemişken kız kardeşiyle birlikte Cihangir Somuncu Sokak’taki evlerinde oturur. Mehmet Güreli, bir mülakatında şöyle anlatıyor o günleri:

“Salah Birsel benim için bir dayı olmaktan çok, bir hoca, evde izlediğim insandı. Üretmenin ne olduğunu ondan öğrendim. Onun bakışlarını, el hareketlerini, ses tonunu yükseltmeyişini, bir şey anlatırken samimiyetini… Tüm bunları ondan öğrendiğimi bugün daha iyi anlıyorum. Evet bunun şans olduğunu söylemek isterim.”

Bazı insanlar çok şanslı oluyor hakikaten…

Mehmet Güreli, sinema sevgisini de dayısından alır ve onun 1955-60 yıllarında yazdığı sinema yazılarını Beyoğlu’nda Büyülü Geceler adıyla yayıma hazırlar. Bu kadarla da kalmaz, dayısının tek romanı olan Dört Köşeli Üçgen’in filmini çeker.

Yukarıda bahsettiğimiz mülakatında Dört Köşeli Üçgen’in nasıl bir film olduğunu şöyle açıklamış Mehmet Güreli:

“Hulki Aktunç, Türkiye’deki ilk düşünce romanı budur demişti. Alegorik anlatımı olan bir romandır. Entelektüel anlamda beynin içindeki kıvrımlarla oynar. Filmin ilk beş dakikasını izleyici yadırgayabilir, sonra ısınabilir.”

Siyah-beyaz çekilen film, bizce romanın ruhuna uygun bir üslupla kotarılmıştı ve geçtiğimiz yıl gösterime girmişti.

9. Sel Yayınları’nın Salâh Bey’in deneme kitaplarının ve günlüklerinin yeni baskılarını yapması sevindirici. Ve fakat küçük bir noktaya parmak basmaktan geri durmayalım: Dört Köşeli Üçgen’in künyesinde kitabın ilk basımının 1985 yılında Özgür Yayınları tarafından yapıldığı yazılı. Nedir, roman Salâh Bey’in yukarıda bahsettiğimiz Cihangir günlerinde, 1957 yılında yazılır. Mehmet Güreli de şahittir:

“Dayım o kitabı yazdığı zaman aynı evde oturuyorduk, Cihangir’de. 1957 yılıydı. 8 yaşındaydım. Kitabın çıktığı günü bile hatırlıyorum, kitabın o baskısı da var bende.”

Mehmet Güreli

1957 yılında tamamlanan romanın ilk baskısı, 1961 yılında Dün-Bugün Yayınevi tarafından yapılır. 1980 yılında, Ada Yayınları tarafından ikinci baskısı yapılır. (Ada Yayınları, Salâh Bey’in günlüklerini de basmıştır. Büyüksün Ferit Edgü!) Sel Yayınları’nın ilk baskı kabul ettiği 1985 baskısı, aslında üçüncü baskıdır. Biz kötülüğüne söylemiyoruz, yanlışlar el birliğiyle düzelsin istiyoruz. Daha özenli olunsun için yazıyoruz bunları. Yeni baskılarda umarım bu ufak yanlışla birlikte romandaki dizgi yanlışları da düzeltilir ve Salâh Birsel’in bu biricik romanı yeni okurlara daha sağlıklı şekilde ulaşır.

10.Roman hakkında çok fazla yazılmadığını söyledik ama biz de tongaya düşmeyelim. Elbet bilemediğimiz, ulaşamadığımız yazılar vardır. En azından, bildiğimizi eksik söylemeyelim: Muzaffer Uyguner’in Salâh Birsel kitabında roman üzerine yazılan yazıların kaynakçası mevcut. Dahası, Muzaffer Uyguner de değinilerde bulunuyor roman hakkında. Meraklısı bulup okuyacaktır.

Mütevazı yazımızı Salâh Bey’in romanı hakkındaki sözlerinden bir demeti buraya bırakarak sonlandıralım:

“Evet, Dört Köşeli Üçgen. Geçen yıl üçüncü baskısını gördü. Ben bu kitabımda da ortalarda dolaşan romanların dışında bir şeyler vermek istedim. Yani romanı dış olgulardan çok kafamın içinde yarattım, ama ne yazık ki, daha başka romanlar yazarak yapmak istediğimi yeterince anlatamadım. Ama ondan her zaman memnun olarak yaşamışımdır.” (Faruk Şüyun, “Konuşma” Güneş gazetesi, 14 Aralık 1986).

1984 yılında Bergama’da doğdu, Ankara'da yaşıyor. Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde okudu, bir kamu kurumunda mütercim olarak çalışıyor. Eksik Yıl (2012), Geçen Sene Doğanlar (2014), Huma Kuşları (2015) ve Kaplumbağa Makamı (2019) adlı öykü kitapları bulunuyor. 2007 yılından beri Parşömen Sanal Fanzin'i yayımlıyor.

Salâh Birsel’in Gözlemleri: Dört Köşeli Üçgen

Salâh Bey’in tek romanı “Dört Köşeli Üçgen”, yazarın denemeleri, şiirleri, günlükleri kadar bilinmez. Onur Çalı, “Dört Köşeli Üçgen” hakkında yazdı…

Başa dönün