Yerli Öyküye Özgün Bir Katkı: Bir Dükkânı Beklemek

Öykücülüğümüzde önemli bir boşluğu tamamlayan "Bir Dükkânı Beklemek" üzerine konuştuk. Uğur Nazlıcan'dan şaşırtıcı ve heyecan verici bir ilk kitap.

Marshall Mcluhan’dan tutun Jean Baudrillard’a kadar çağımıza mühür vurmuş birçok düşünürün üzerinde uzlaştığı konulardan biri dünyanın yaşadığı değişim. Teknolojinin insanı hayrete düşürecek atılımlar göstermesi, buna mukabil bilginin dağılımının hızlanması, bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasıyla ortaya çıkan bilgi enflasyonu, sosyal medya ve benzeri sistemler vasıtasıyla karşımıza çıkan post truth çağı hem bir sebep hem bir sonuç olarak karşımıza dikilmiş halde. Artık şaşmaz hakikatlerden bahsetmek çocukluk gibi görülüyor, insanla insan arasındaki, insanla mekân arasındaki, insanla madde arasındaki bağlantılar daimi bir şekilde yıkılıp tekrar inşa ediliyor. İnsanın kendisine, mekana ve zaman, maddeye ve ruha bakışı da değişiyor haliyle. Çok kısa bir süre önce sadece alanın ehilleri tarafından anlamlandırılıp üzerine konuşulabilen zamanın göreliliği teorisi dahi, söz gelimi ortaokul çocuklarınca matematik derslerinin niye bu kadar uzun sürdüğünü açıklamak için kullanılıyor.

İnsanın kendi dahil her şeyle irtibatında yaşadığı bu değişiklik elbette ki anlatıları, romanları, öyküleri de etkiliyor. Dostoyevski hâlâ dünyanın en büyük yazarlarından biri olsa da artık okuyucu da Dostoyevski’ye benzeyen başka yazarlar okumak istemiyor yazar da Dostoyevski’nin yazdığı gibi yazmak istemiyor. Zamanın düzlemsel akışına dair teori sarsıldıkça kurgularda zamanın akışı değişiyor, insanın benliğine var oluşuna, madde ile ilişkisine dair sorgulamalar arttıkça bu unsurlar değişime uğruyor.

İşte Uğur Nazlıcan’ın ilk öykü kitabı Bir Dükkânı Beklemek tam da böyle bir dünyanın, böyle bir karmaşalar çağının edebiyatının ne derece çarpıcı, ne derece etkileyici olabileceğini gösteren örneklerden biri. 2018’in ortalarında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan toplam seksen bir sayfalık, on dört öyküden oluşan bu kitap küçük hacmine aldananları ziyadesiyle şaşırtacak bir derinliğe sahip.

Öykülerin tadını kaçırmadan kitabın havasından biraz bahsetmek gerekirse Bir Dükkânı Beklemek benzer temaların, benzer olayların şaşırtıcı bağlam değişiklikleriyle tekrar tekrar karşımıza çıktığı, karakterlerin, mekanların ve eşyaların iç içe geçtiği başından sonunda dek incelikle uğraşılmış metinler içeriyor.

Henüz ilk öyküsü olan Köpek ve Kar ile bizi anlatıcının süratle değiştiği, bir insanın bir köpeğe bir köpeğin insana dönüştüğü, zamanın bir kısır döngüye hapsolduğu bir dünyaya çeken bu kitap ilerleyen öykülerde de şaşırtıcılığı elinden bırakmıyor.

Yağmurda Bir Kapı Açmak isimli öyküde ise yarattığı bu dönüşüm ve değişimleri bu sefer tek bir karakter üzerinden kurgulayan yazar bir kahvehane kadar dar bir alanda adeta bir tarih yaratmayı ve bu gerçeküstü tarihe bağlı bir de mitoloji meydana getirmeyi başarıyor.

Kitap boyunca süre giden bu dönüşüm, değişim ve tekrar temaların yazarın diline de sirayet etmiş halde. Cümleler değişik şekillerde, değişik dönüşümler geçirerek tekrarlanıyor, yeri geliyor öykünün başında okuyup anlamlandıramadığımız bir cümle öykünün sonunda bir kez daha okuduğumuzda yerini buluyor.

Öyküler bize tanıdık zamanları ve mekanları anımsatsa da kitap herhangi bir zamana ya da coğrafyaya bağlı kalmıyor. Sadece öykünün coğrafyası ve öykünün vakti geçerli kalıyor zihnimizde. Kitabın bir zamandan yahut coğrafyadan azade oluşunu Bir kahvehaneyi Bir Kayaya Oymuşlar isimli öyküde net bir şekilde görebiliyoruz. Yer isimlerinin baş harflerle kısaltıldığı bu öyküde coğrafyanın kasıtlı bir şekilde eksik bırakılmış oluşu, kitabın gerçeküstü etkisini yoğunlaştıran bir etkene dönüşüyor.

GÖZ ATIN  Ölü Dalgıcın Sonbaharı: Patenli Örümceklerin Dansına Hoş Geldiniz

Birbirinin içinden geçerek çoğalan, birbirlerinden doğarak bereketlenen bu öyküler, Türk Edebiyatı’nda çok sık rastlamadığımız bir yaratıcı duruşu, felsefi bakışı aktarıyor. Tabii bu derinlikli sisteme nüfuz ederek sağlam bir şekilde idrak edebilmek için ziyadesiyle dikkatli olmak gerek. Nazlıcan’ın kitabı bunu daha ilk sayfalardaki hızlı ve ani değişimlerle belli ediyor. Yazar bilinçli yahut bilinçsiz bir şekilde dikkatsiz okuyucuyu ah henüz kitabın başından eliyor ve okuyucunun dikkati bir an dahi olsa elinden bırakmasına müsaade etmiyor. Bu incelikli yapı aynı zamanda kitabın tekrar tekrar okunabilirliğini de artırıyor. Hatta biraz iddialı olmakla beraber şunu da söyleyebiliriz, kitap tek okunuşla tüketilemeyecek kadar derinlikli ve kaliteli bir edebi içerik sunuyor.

Kitaba dair eleştirilebilecek tek nokta on dört öykü boyunca devam eden ortak temaların kitabın sonlarına doğru alışılır hale gelmesi. Birbirinin içinden geçen öyküler, birbirine dönüşen karakterler, birbirlerine benzeyen olaylar kitabın sonlarına doğru tahmin edilebilir noktalara gelseler de bu durum dahi kitabın etkisini bozmaya yetmiyor. Yalnızca edebiyat dünyasına iddialı bir ilk kitap ile giren Uğur Nazlıcan’ın dünyasını daha yakından tanımış olduğumuzu hissediyoruz.

Uğur Nazlıcan bir ilk kitabını yazan bir yazardan beklenmeyecek bir ustalıkla fikirleri, temaları, olayları, mekanları ve karakterleri birbirine bağlamayı, öykülerini bir taraftan ziyadesiyle gerçekçi kılarken bir taraftan da gerçeküstünün büyülü dünyasına etkili adımlar atmayı başarmış. Tüm bu karmaşık anlatıların içerisinde müthiş lezzetli bir dil ile dolanan Nazlıcan, üsluba önem veren ve okuduğu metnin dilinden keyif almak isteyen insanları da çok mutlu edecek gibi duruyor Şahsi konuşmak gerekirse ben, kitabı bitirir bitirmez sayın Nazlıcan’ı radarıma aldım ve yeni kitaplarını heyecanla beklemeye başladım.

Özetle içinde bulunduğumuz, zamanın doğrusal akmadığı, insanın tek bir bedenden ve görüntüden ibaret kalamadığı, mekanın ve eşyanın anlamlarının devamlı değiştiği bu çağa ait bir eser okumak istiyorsanız doğru yerdesiniz. Özellikle Hasan Ali Toptaş öykülerinden ve gerçeküstücülükten hoşlanıyorsanız Bir Dükkânı Beklemek sizi ziyadesiyle mutlu edecektir.

  • 23
    Shares




1991 yılında Manisa'da doğdu, Ege Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Halen orada yüksek lisans yapıyor. Öyküler yazdı, öyküler yayınladı. Bilgisayarında iki öykü kitabı dosyası var. Bir ayağı Arthur C. Clarke'ta bir ayağı Ahmet H. Tanpınar'da. Bir gözü Tarkovski'de Bergman'da bir gözü Christopher Nolan'da.

Yerli Öyküye Özgün Bir Katkı: Bir Dükkânı Beklemek

Öykücülüğümüzde önemli bir boşluğu tamamlayan “Bir Dükkânı Beklemek” üzerine konuştuk. Uğur Nazlıcan’dan şaşırtıcı ve heyecan verici bir ilk kitap.

  • 23
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, İnceleme
Psikolojik Gerilimin Usta İsimlerinden Patricia Highsmith’ten Üç Kitap Daha Bizlerle

Psikolojik gerilim denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Patricia Highsmith'in üç kitabı daha Can...

Kapat