in ,

Yine de Bir Şansımız Olmalı İncelemesi: Gamze Efe’den Farkındalık Hikâyeleri

Gamze Efe’nin iki ayrı katmandan oluşan, alt metinlerin kimi zaman aileye kimi zaman ilişkilere açıldığı kitabı “Yine de Bir Şansımız Olmalı”yı inceledik.

Yine de Bir Şansımız Olmalı İncelemesi: Gamze Efe

Yine de Bir Şansımız Olmalı birbirinden bağımsız on altı öyküyü içeren ve geçen günlerde Everest Yayınları tarafından basılan bir ilk kitap.

Gamze Efe’nin kalemi, kitabın ilk kitap olduğunu unutturup bizi yazarın daha evvelden yazdığı hikâyeler konusunda merak duymaya itiyor. Merak duygumuzu beslediğimizde ise Gamze Efe’nin başarılı yazım geçmişi Yine de Bir Şansımız Olmalı’nın basımı gecikmiş bir ilk kitap olduğunu düşündürüyor.

Sizleri kitaptaki öykülerle tanıştırmadan önce, Gamze Efe’yi biraz daha yakından tanıyalım. 1986 Ankara doğumlu yazar, hukuk fakültesi lisansının ardından bilişim hukuku yüksek lisansı yaptı. Öyküleri Notos, Kitap-lık, Sözcükler, Oggito, Ecinniler, Bulanık gibi dergilerde yayımlandı. Beş yıl boyunca Edebiyat Haber’de köşe yazarlığı yaptı. 2020 yılında Tarık Dursun K. Hikâye Yarışması’ndaki “Ray Tıkırtıları” öyküsünün aldığı üçüncülük ödülü ile yazarlığını taçlandırdı.

Yine de Bir Şansımız Olmalı: Sakin Suların Altındaki Bataklıklar

Gamze Efe’nin Yine de Bir Şansımız Olmalı’da yarattığı hikâyelerde ilk başta sıradan insanların hayatlarına dahil olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ancak merkezdeki karakterlerin derinliklerine indiğinizde, Zenon’un Stoacılık felsefesinden haberleri olmayan; bu yüzden de yaşamı hem kendileri hem de etraflarındaki kişiler için zorlaştıran manipülatif, baskıcı ve narsist ebeveynler ile bu ebeveynlerin atadıkları kimliklere direnen ve fakat geçmişlerinin ya da bugünlerinin bir kısmını bataklıklara feda eden çocuklara rastlıyorsunuz.

Yine de Bir Şansımız Olmalı’daki karakterler ya halihazırda sürdürdükleri çatışmanın içinden ya da çoktan kapattıkları geçmiş hesaplarının küllerinin üzerinden size sesleniyor ve kimsenin onları anlamadığı hayatlarında, sizin tarafınızdan anlaşılmayı bekliyor.

Gamze Efe’nin farklı anlatım tekniklerini kullandığı hikâyelerinde yazar ve karakterleri arasındaki mesafe daimî olarak korunuyor ve yazar neredeyse hiç görünmüyor.

Yine de Bir Şansımız Olmalı  Hikâyelerine Kısa Bir Bakış

Lev Tolstoy’un Anna Karenina romanı, Rasin Tınaz çevirisinde şu cümleyle başlar:

“Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”

Kitabın bu ilk cümlesi sonraki bin sayfanın üzerine gölgesini verir ve roman böyle şekillenir.

Gamze Efe’nin kitabında da, Tolstoy’un mutsuz ailelerle ilgili işaret ettiğimiz bu tespitini anımsarken, her yeni hikâyede başka bir mutsuzluğun sebebini irdeliyorsunuz.

Kitabın ilk hikâyesi Babamın Tarafında’da, öyküye birinci tekil anlatımla ana karakter Erhan’ın aile evine gidecek otobüse binmesiyle dahil oluyorsunuz. Hikâye akışında Erhan’ın babası ile olan geçmiş çatışmalarına ve bugünkü değişimine tanıklık ederken; baskıcı ebeveynin çocuğunun üzerine kendi doğrularından ördüğü kabuğun kırılışına ve bu kabuğun altından çıkan pişmanlıklarının farkındalığına rastlıyorsunuz. Ana karakter Erhan’ın çocukluğunda yaşadığı çaresizliği şu cümlelerle; “Ortadan kaybolduğum zaman aniden odama girerdi babam. “Ne karıştırıyorsun yine?” Boğuk, hırıltılı sesi odada yankılanırdı. Yutkunurdum, bir cevap arardım. Bir şey karıştırdığıma inanırdım,” başkaldırısını ise şu cümlelerle anlıyorsunuz: “Dışarı çıktığımda onları görebileceğim bir köşeye geçtim, babamla göz gözeydik. Yüzüne baka baka sigaramı yaktım.”

Kitabın ikinci hikâyesi Ödünç Mutluluk’ta üç kişilik bir fotoğraf karesine ana karakterin objektifinden bakıyor, onunla deklanşöre basıyor ve ana karakterle birlikte aniden makinenin merceğini ona çeviriyorsunuz. Evlenmeyi, çocuk doğurmayı, kendi ailesini kurmayı seçen Mine karakterine, ana karakterin ektiği ön yargı tohumlarıyla bakıyor ve onun mutsuz olduğunu düşünüyorsunuz. Hikâyeyi biraz daha deştiğinizde ise ana karakterin değiştirmemeyi seçtiği hayatının yer yer pişmanlıklarını seziyor ve hayatları tek yönde akarken çatallı yollarda ayrılmak zorunda kalan bu iki kadını anlatan şu cümleyle öykünün alt metnini görüyorsunuz:

“Bu sen misin Mine? Sormak istiyorum ama parmağındaki beş taşı fark edince vazgeçiyorum. Elmas madenlerinde ölen çocukların haklarını savunduğu için tek taşı reddeden o kadın değil bu.”

Yine de Bir Şansımız Olmalı’nın üçüncü hikâyesi Rüzgâr, yazarın tanrısal anlatımı seçtiği; sert, protest ve akılda kalıcı bir öykü olarak karşınıza çıkıyor. Hikâyenin bütününde ebeveynlerin kullandığı dilin istisnasız bir şekilde emir kipi içermesi, henüz çocuk olan Rüzgâr karakterinin tıpkı isminin işaret ettiği şekilde durmadan savrulmasına sebep oluyor. Anne ve babasının kendisine çizdiği farklı rotalar, planlar arasında mekik dokuyan ve onların çatışmalarının merkezinde kalan Rüzgâr sonunda kaçınılmaz bir yolculuğa çıkıyor.  Hikâyenin bütününe bir manifesto niteliği taşıyacak şu cümleyle de yazar, sizi olabileceklere hazırlıyor:

“Havuzun dibindeki flamingo deseni güneş ışığıyla tuhaf bir biçime bürünmüştü. Pembe tüyleri dağılmış, gagası yamulmuş bir kuştu bu, boynu kırıktı.”

Dördüncü öykü Fırsatçı, kitaba adını veren “Yine de Bir Şansımız Olmalı,” cümlesine ev sahipliği yapıyor. Ayrı evlerde ayrı annelerle büyümüş iki kız kardeş, babalarının cenazesinde bir araya gelirken geçmiş hesaplaşmalar üzeri örtülü bir şekilde gerçekleşiyor. Ve bu iki karakterin birbirlerinin yanında yaşadıkları his şu cümleyle özetleniyor:

“Bizi yolun sonuna getiren bu cenazenin ortasında kalakaldık. Ağustos güneşi tepemizde, gölgelerimiz kısacık. Yok olmaya yüz tutmuştuk.”

Beşinci öykü Alışmışız, yazarın ikinci tekil anlatımı tercih ettiği fakat tanrısal örüntülerle beslediği başarılı bir öykü olarak karşınıza çıkıyor. İkinci tekil anlatımda tanrısallık misyonunu anlatıcıya yüklemenin altını, yazar anlattığı ikili ilişkinin tecrübeleriyle dolduruyor. Anlatıcı ne yaptığını görmeden bildiği karaktere seslenirken, önce kendisini sonra da sizi onun yanında yürütüyor. Anlatım tekniğini oldukça başarıyla kotaran ve hikâyenin konusundan çok tekniğini konuşturan bu öyküden şu cümle akıllarda kalıyor:

“Küçüldün. Kaçtığında hep yaptığın gibi, dün gece yanımda uyuduğun gibi. Annenin elini tuttuğu ya da sana sarıldığım, sıcaklığımı bedenine verdiğim zamanlardaki gibi. Bu defa sırtın soğuk. Annenin eli yok. Geçmişin yavaş yavaş zihnindeki canlılığını yitirmeye başlayacak.”

Kitabın sonraki öyküleri olan Ray Tıkırtıları, René ve Kedi, Kovan, “Yerleşik Yabancı”, Limansız, Üç Adam, Çocukluğumun Son Günü, Yükler, Ayrı Zamanlar, Gölgeler Arasında ve Sessiz Mesafe’de Gamze Efe sakin suları köpürtmeye devam ediyor.

Kitabın Öne Çıkan Hikâyeleri

Yine de Bir Şansımız Olmalı İncelemesi: Gamze Efe

Yine de Bir Şansımız Olmalı’daki hikâyelerde yazar iki ayrı ana temaya değiniyor. Bunlardan biri aile bir diğeri ikili ilişkiler. Gamze Efe, her yeni hikâyede bu iki temadan birine daha baskın olarak eğilirken kitabın bütününde tanrısal bakış, birinci, ikinci ve üçüncü tekil anlatım tekniklerini olabildiğince eşit şekilde kullanıyor.

Kitapta öne çıktığını düşündüğümüz hikâyelerden bahsedecek olursak, yazarın ikinci tekil anlatımla yazdığı Alışmışız ve Sessiz Mesafe’nin etkileyici öyküler olduğunu söylemek mümkün.  Bu iki öykünün dışında Rüzgâr, Kovan, René ve Kedi’nin de akılda kalıcı ve düşündürücü öyküler olduğunun altını çizelim.

Alışmışız ve Rüzgâr hikâyelerinden yukarıda bahsettiğimiz için burada diğer üç öykünün öne çıkan özelliklerine kısaca değineceğiz. Sessiz Mesafe, ikinci tekil anlatımla, biten bir ilişkinin ardından geride kalanın gözleriyle gidene baktığınız ve başka bir aşkın başlayışına şahitlik ettiğiniz bir veda hikâyesi. Üstelik kitabın son öyküsü olarak da yazarın, okura Yine de Bir Şansımız Olmalı’daki vedası. Kovan adlı öykü ise, arı metaforunun kullanıldığı, tekdüzeliğin başarıyla işlendiği, ne zaman sona ereceğini bilmediğiniz bir bekleyiş öyküsü. Bu bekleyiş yüzünden, hikâyenin içinden çıksanız bile arafta bıraktığınız karakterlerle bağınızı koparmanız zaman alıyor. René ve Kedi ise, kedinin metafor olarak da kullanıldığı, tedirgin edici, başkaldırıcı ve etkileyici bir öykü. Özellikle René karakterinin başarıyla yaratıldığı hikâye, ilk iki cümlesiyle okuru tekinsizliğe davet ediyor:

“R.’nin kedisi intihar etmiş. Bir kedinin intihar ettiği nasıl anlaşılır, aklım almadı.”

Kitaba Eleştirel Bakış

Yine de Bir Şansımız Olmalı’daki hikâyeler ve karakterler birbirlerinden uzak, tekrara kaçmayan niteliklere sahip. Gamze Efe’nin kalemi sizi yormuyor. Sade ve teferruatsız üslubu ile sakin sularda yüzdüğünüzü hissettiriyor. Ancak suların altındaki bataklıkların her zaman sizi içlerine çekebileceklerini ve bu yüzden her şeye hazır olmanız gerektiğini de kulağınıza usulca fısıldamaktan geri durmuyor.

Gamze Efe’nin başarılı öyküleri bir araya getirdiği kitabında göze çarpan birçok iyi özelliğin yanında bir de kimi okuru rahatsız etmesi muhtemel bir nitelik var. Bu da Gamze Efe’nin hikâyelerinde düz bir çerçeve kullanmaması. Yan karakterlere veyahut ana hikâyenin dışında kalan insanlara ve olaylara dair anlatıcıya varsayımlarda bulundurması. Buna bir örnek vermek gerekirse Babamın Tarafında isimli öyküde, hikâyeye fazla katkısı olmayan yan karakterle ilgili anlatıcı şöyle bir cümle kuruyor:

“Dilindeki ıslıktan anladım, yaptığı işten keyif alıyordu.”

Bu noktada öyküye hizmet ettiği tartışmalı olan bu detay Gamze Efe’nin öyküye kurduğu çerçeveyi dalgalandırıyor, ama yazar tam da bu noktada kaleminin ucunu yeniden hikâyenin kalbine çevirip okurun zihnini hızla toparlamayı başarıyor. Bu nokta bir yandan da Gamze Efe’nin romana çaldığı bir ıslık gibi dururken, okura da yazarın romanlarını okuma isteği katıyor.

Kitaptan Alıntılar

Yine de Bir Şansımız Olmalı’dan ilk alıntımızı Babamın Tarafında öyküsünden yapalım:

“Akşam saatlerinde, atkımı burnuma çekip uydurduğum oyunların sokaklarından geçtim. Tüten bacaların arasında, çamurlara gire çıka, geçen yılları bir bir adımladım.”

Domates metaforunun kullanıldığı Yerleşik Yabancı’nın açılış cümleleri ile bu bölüme devam edelim:

“Günler sıcaktan ve sıkıntıdan sertleşiyor, mantar hastalığı kapmış domateslere benziyor. Çürük, kahverengi, kuru domatesleri ayıklıyorum ya da kesip atabiliyorum ama günleri atlayamıyorum.”

Son alıntımızı da Sessiz Mesafe öyküsünden yapalım:

“Ağlasan da bavulu tutuşun, gitmeyi kafasına koymuş kadın kararlılığında. Vedaya hazır evler dağınıktır, bizimkiyse birazdan kahvaltıya oturacakmışız gibi derli toplu.”

Son Söz

Yine de Bir Şansımız Olmalı’nın editöryel olarak da iyi bir ilk kitap olduğunu söyleyerek ve kitapta emeği geçen, editör Devrim Çakır’ı, kapak tasarımcısı Kardelen Akçam’ı, sayfa tasarımcısı Gelengül Erkara’yı ve son olarak düzeltmen Ergül Karakaya’yı anarak bu bölümü bitiriyoruz.

Henüz okumadıysanız Gamze Efe imzalı Yine de Bir Şansımız Olmalı’yı okumanızı ve suları bizlerle birlikte bulandırmanızı tavsiye ediyoruz.

Sizler de Yine de Bir Şansımız Olmalı hakkındaki görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum üzerinden bizlerle paylaşabilir, ayrıca tüm içeriklerimizden anında haberdar olmak adına bizi Google Haberler üzerinden takip edebilirsiniz.

Gaye Keskin

MSGSU Tekstil/ Tasarım mezunuyum. Yaklaşık iki sene Turnagöl Tiyatrosu'nda; oyunculuk, sahne ve kostüm tasarımı yaptım.
Uzun yıllardır çizim yapıyorum, yazmaya şiirle başladım. Rıhtım'a demirleyene kadar hiç öykü yazmamıştım. Öykü Seçkisi'nde yayımlanan ilk öykümle beraber, öykü yazım yolculuğum başlamış oldu. O günden sonra, hep yazdım. Üç arkadaşımla yürüttüğümüz Paralel Evren Podcasti şimdilik dinlenmede. Öykü Seçkisi dışında, çeşitli mecralarda öykülerim yayımlandı. Dokuz arkadaşımla Zaman temalı bir fankit çıkardık. Bu sıralar da bir öykü kitap çalışması hazırlıyorum.

Superman and Lois 3. Sezon Fragmanı

The CW’nun Arrowverse Dizisi “Superman & Lois”in 3. Sezonundan İlk Fragman

Pera Palas'ta On Bir Gece - Kayahan Demir

Kayahan Demir’den Agatha Christie’nin Başrolde Olduğu Yeni Bir Polisiye: “Pera Palas’ta On Bir Gece”