in ,

Asil Çam: “Farkında Olmak Acıyı Azaltmıyor”

Asil Çam söyleşisi sizlerle. İlk kitabı “Ölülerin Yaşam Fragmanları” ile okurların karşısına çıkan yazarla kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.

asil çam söyleşi
- Reklam -
- Reklam -

Asil Çam ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi ile karşınızdayız. Yazarın gerçeklikten süzülen öykülerinin bir araya geldiği Ölülerin Yaşam Fragmanları, Ketebe Yayınları etiketiyle edebiyat kamuoyunun karşısına çıktı.

1988’de Eskişehir’de doğan Asil Çam, mühendis yazarlar geleneğinin içerisinde görülebilir. Aldığı mühendislik eğitiminin ardından birçok işte çalışan Çam, öykülerinde kadrajı üzerinde az durulan yaşamlara, insanların hapsolduğu ortam ve anlara çeviriyor. Bunun kâh bilinç akışını kendine has yataklara yönlendirerek, kâh anlatıcıyı okura farklı zamirlerin dilinden konuşturarak yapıyor. Sarsıcı bir gerçeklikle yaşamın yüzey basıncını hissettirirken, bu basıncın enerjileri nerelerde sıkıştırabildiğine odaklanıyor. Asil’in öykülerini tek bir cümle ile tarif etmem gerekse, “anlatılan senin hikâyendir” klişesine sığınırdım.

Sorularımı Ölülerin Yaşam Fragmanları kitabının yazarı Asil Çam’a yönelttim.

- Reklam -

Asil Çam: “Gerçek Şeyler Anlatmak İstediğimi Biliyorum”

Kendini yeni nesil bir gerçekçi mi, yoksa gerçekçiliği yenileyen biri olarak mı görürsün?

Kitabın içinde yedi adet öykü bulunuyor. Öyküler tekil olarak bir anlam ifade etmekle birlikte aslında bunlar birbirleriyle bağlantılı öyküler… Belirli bir hayat çizgisi seyrediyor. Bu çizgi dikkatlerin dağınık olduğu, göz boyamanın tavan yaptığı ve her şeyin eğlence ve zaman geçirme odaklı olduğu “varsayılan” hayattan farklı. Farkı az görülmesinden değil de üzerinde az durulmasından kaynaklanıyor. Gerçek şeyler anlatmak istediğimi biliyorum, her yer bununla bezeli çünkü. Ama yeni bir gerçekçi miyimdir bilmiyorum. Gerçekçiliği yenilediğimi söyleyebilmem içinse en az üç roman yazmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Üç roman sonunda böyle olduğunu düşünsem bile bunu da açıkça söyleyemezdim sanırım.

Ölümlünün Yaşam Fragmanları - Asil Çam

Gerçekçilik gibi niyetlerle ortaya çıkmak mı, yazarken çıktığın yolda öykünün seni getirdiği yere baktıktan sonra karar vermek mi? Yazma sürecini hangisi daha çok tarif eder?

“Öykünün yazarını bir yere getirmesi” bakışı, bir çeşit heves barındırıyor. Bir heves üstüne yazmaktan bahsediyorum. Benim için hevesin peşine takılarak yapılabilecek bir şey değil yazma işi. Gerçekçi bir öykü yazmaya karar vermek ve uygulamak şeklinde ortaya çıkmıyor. İfade etmek istediklerimin sonucunda gerçekçi öyküler çıkmış olabilir ancak. Aslında bağırmak istiyorum, kendime, çevreme, yolda gördüğüm insanlara. Yazma sürecim bağırma hissinin verdiği yorgunlukla elimde mecburi bir dürüstlükten ve hüzünden başka bir şey kalmamasıyla şekilleniyor.

“Plastik kelepçeyi yapan sigortasız işçiyle kelepçenin takıldığı öğrencinin aynı mahallelerde büyümesi…”

Okumuş adamın standart işlerle imtihanını, bu yaygın gerçekliği metne güzel taşımışsın. Bu konuyu ele almanda deneyim dışında dinamikler neler?

Bu tema kendimden yola çıkarak tespit etmeye çalıştığım şeyleri içeriyor. “Okumuş adam” tanımına hiçbir zaman uyduğumu düşünmedim. Bu yüksek standartlar şemasının bende yarattığı bir bozukluk da olabilir. Hakkını vererek “okumamış” insanın maruz kaldığı her türlü nahoş durum da seçimlerinin bir sonucuymuş gibi tınlıyor bende. Ama bunun farkında olmak “acıyı” azaltmıyor. İfade ederek üstesinden gelmeye çalışıyorum diyebilirim.

İlk eserlerde otobiyografik öğelerin fazla yer alması bir gelenek gibidir. Sence senin kitabın ne oranda otobiyografik?

Otobiyografik öğeden anladığım, bizzat yaşadığım şeyleri malzeme olarak kullanmak değil. Bir insan olarak türdeşlerimle yaşamaya çalışırken üstümden akıp giden her şey bana dair bir şeye dönüşüyor ister istemez. Hiçbir zaman ters kelepçeyle kaldırıma yatırılmadım ama biliyorum bunu. En azından altını çizecek kadar, plastik kelepçeyi yapan sigortasız işçiyle kelepçenin takıldığı öğrencinin aynı mahallelerde büyüdüğünü ve bunun ne anlama geldiğini anlamaya yetecek kadar.

Üretimlerimin devamı da otobiyografik öğelerden beslenecekmiş gibi görünüyor. Çünkü hala anlatmak istediklerim bu yönde. Anlatacaklarımı çarçur etmeden daha iyi ifade edebileceğim yöntemler arıyorum, bunun için çalışıyorum.

- Reklam -

“Fark edişlere bir yenisini eklemek…”

Gayrimeşru Tekrarlar’da Naci’nin verdiği paraları tiksinip buruşturup attıktan sonra geri dönüp arayan karakter, gerçekçilikte yeni bir fark edişin işareti bir yandan… Öykülerini bizzat hayat yoğurdu, sonra sen de edebiyat fırınına vermişsin gibi kabul edebilir miyiz?

Hepimiz gün içinde birçok an yaşıyoruz ya da şahit oluyoruz. Şimdiye kadar bahsedilen karakter davranışına yakın bir şeylerin başka eserlerde ortaya çıkmadığını sanmıyorum. Yeni bir fark edişten ziyade bir yenisi daha demeyi tercih ederim. Ama evet, soruya cevap olarak hayatın kendisinden yola çıkan hikâyeler bunlar. Zaten insan olmaktan kaynaklanan zorluklar varken üstüne bir de sistemsel örselenmelerin yaşandığı, hayal kurmanın zorlaştığı, temel ihtiyaçların ötesine geçilemeyen, bir dişliye dönüştürülmüş hayatlar ama. Çoğunluğun hayatı… 

“Geçen on yılda çayı bıraktım, ama burada çay sormadan getiriliyor” (sf 45) bir tarafıyla da, son yıllarda gittikçe daha da pahalı hâle gelen ithal kağıtları istilâ eden çay edebiyatını da hedef alıyor mu? Aynı tema, çayın dayatılması, ilk öyküde olduğu gibi Gayrimeşru Tekrarlar’da da okur karşısına bu dayatmanın temsili olarak mı çıkıyor?

Bir ortamdaki konumunuzdan ötürü başkalarının sizin yerinize karar verme fütursuzluğu göstermeleriyle kağıdın ithal edilmesine neden olanların ortalama aynı insani duyguları taşıdığını düşünmekle birlikte öykülerde böyle bir hedef alma gözetmedim.

Ölümlünün Yaşam Fragmanları - Asil Çam

“Metinlerime hak ettiği değeri vermem gerekiyordu”

Adı pek geçmese de, az buçuk bilenler için kitap boyunca şehirle (Eskişehir) kurulan bağ belirgin. Bunun mekânın poetikasına bakan yanları açısından, edebiyat ve şehrin iç içeliği sana ne ifade ediyor? (Genel anlamda ve Eskişehir bağlamında)

Mekânlar davranışlara, insan ve hayvan psikolojisine elbette etki ediyor. Düzenli bir kent ile karmaşık bir kentte yaşamak pratik açıdan bir dolu farklılık taşıyor. O açıdan Eskişehir benim için hem her şeyin sakinliğiyle iç bulandırdığı bir yer değil hem de düşünmeyi engelleyecek denli kaos içermiyor. Ama bazı durumlar var ki mekân tanımaz. Nerede karşılaşırsanız karşılaşın aynı hıncı hissedersiniz.

Öykülerin adlandırması, metinleri güzel yansıtmasının yanında bir maharet de içeriyor. isimlendirme süreci sende nasıl işliyor? kitabin adının belirlenmesi nasıl oldu?

Başlarda öykülere isim vermekten utanıyordum. İsim de şart bir yandan. Çareyi tek kelimelik başlıklarda bulmuştum. Ama sonra Selçuk Orhan’la tanıştım ve metinlerin değerinin iyi bir başlık seçimiyle yükseldiğine ve okurla kurulan ilk bağların başlıkta başladığına dikkat çekti. Metinlerime hak ettiği değeri vermem gerektiğini söyledi ve yeniden düşünmem için beni teşvik etti. Salinger ve Sait Faik öykülerindeki başlık seçimlerini de inceledikten sonra başlıklar üzerine yeniden düşündüm ve son halini vermiş oldum.


Asil Çam ve ilk kitabı Ölümlünün Yaşam Fragmanları hakkındaki yorumlarınızı ve söyleşiye dair görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Ahmet B. Tamu

Çeşitli mecralarda öykü, şiir, deneme metinlerinin yanı sıra haber, gezi ve izlenim yazıları yazıyor. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. Yüksek lisansını Rusya’daki Kazan Federal Üniversitesi’nde Tatarca üzerine yaptı. Okumayı, yazmayı seviyor. Fırsat buldukça müzik (bateri, perküsyon) ve sahne sanatları (stand up) icra etmeye çalışıyor.

Henüz yorum yok. Forum'a gelip sohbete katıl.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

the little mermaid fragmanı

Küçük Deniz Kızı Ariel’in Hikâyesini Anlatan Halle Bailey’li Filmden Fragman

Snow White vizyon tarihi

Disney’in Rachel Zegler ve Gal Gadot’lu Pamuk Prenses Filmi “Snow White”ta Yayın Takvimi Belli Oldu