Fatma Nur Kaptanoğlu’nun Homologlar Evi’ne Konuk Olduk

Fatma Nur Kaptanoğlu ile Dedalus Kitap'tan çıkan yeni öykü kitabı Homologlar Evi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

İlk kitabı Kaplumbağaların Ölümü ile edebiyat dünyasına giriş yapan ve dikkatleri üzerine çeken Fatma Nur Kaptanoğlu ile, Dedalus Yayınevi etiketi ile çıkan ikinci kitabı Homologlar Evi üzerine söyleştik.

Homologlar Evi, deneyselliğin kapısını aralayan ve bunu yaparken de duru anlatımdan uzaklaşmamayı başaran 10 öyküden oluşuyor.

* * *

Kitabın adıyla başlayalım. Homologlar Evi. Homolog kelimesini ve kitap adının hikâyesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Kitabın ikinci öyküsü olan Homologlar Evi, birebir yaşanmış bir öykü. Tesadüfi bir şekilde -öyküde anlattığım gibi- homolog kelimesinin anlamını öğrendim ve üzerine düşünmeye başladım. Homolog, bir başkasının yerini birebir tutan, demek. Hayatımın çoğu döneminde çevremdeki insanların, zamanında onlara büyük mutluluklar veren, isteyerek ya da istemeyerek artık hayatında olmayan kişilerin yerlerini doldurmaya çalıştığını ve her seferinde başarısız olduğunu gördüm. Benim de yapmaya çalıştığım, her seferinde tökezlediğim ama durmadan denediğim bir şeydi bu. Çok yıpratıcı, kendini tekrar eden ve zor bir süreç. Onun yerine hatalarımız ve güzelliklerimizle benzersiz olduğumuzu ve ne yaparsak yapalım hiçbir zaman bir başkasının yerini tutamayacağımızı/bir başkasının da bizim yerimizi tutamayacağını kabul etmemiz en makulü. Homologlar Evi tam da bu kabullenmişlikten doğdu: İnsanların homoloğu yoktur.

Bir söyleşimde daha söylemiştim, tekrar belirtmek istiyorum, çünkü sanırım kitabı anlatan en doğru cümle bu: Homologlar Evi başımı sokup sığındığım bir ev değil, evin içindeki karmaşıklıklar ve uyumsuzluklarla kendi karmaşıklıklarımı uyumsuzluklarımı tanıştırdığım “artık birlikte yaşamayı öğrenmek zorundasınız” kuralı koyduğum bir iç hesaplaşma evi.

İlk ve -büyük bir çoğunluğun da bu şekilde yorumlayacağına inandığımız- kitabın içinde en çok dikkat çeken öykünüz “Giardino di Rose Bu Sabah Kalbinin Eskisi Gibi Atmayacağını Öğrendi” isimli öykü. Giardino di Rose anlatılanın dışında nasıl biri, bizi biraz onunla tanıştırır mısınız? Ve ona karşı neler hissediyorsunuz, paylaşabilir misiniz? Bugün kalp atışları nasıl?

Giardino di Rose ile hayatın tam da içinden tanışıyorum ve onu sizlerle de bu şekilde tanıştırmak istedim. Bunu başarabildiysem ne mutlu. Çünkü Giardino di Rose’u gerçek anlamda tanımak ne derece mümkün, hala kendime sorduğum sorulardan biri. O nedenle okuyucu da muhtemelen kendisini hem çok yabancı hem de çok aşina hissedecek Rose’a. Rose, öykünün girişinde de belirttiğim gibi, tahmin edildiğinden daha özel bir kadın değil, sadece tahmin edildiğinden daha çok sevilen bir kadın. Hepimizin hayatında pek özel olmayan ama bu sıradanlığına rağmen tahminlerimize dahi sığdıramayacak kadar çok sevdiğimiz insanlar vardır. Adının anlamıyla, eskisi gibi atmayan kalp atışlarıyla Giardino di Rose bu insanları temsil ediyor. İtalyanca “Gül Bahçesi” demek Giardino di Rose. İçimize kocaman gül bahçeleri inşa eden, kalp atışlarıyla büyük meseleleri olan bu insanları bu kadar çok sevmemizin sebebi ele avuca sığmaz özgür halleri ve bu hallerin karşı konulmazlığı. Giardino di Rose “her şeye rağmen iyi ki”nin öyküsü.

GÖZ ATIN  Turan Dağlı: “Ben de Kendi Biçim Savaşlarımı Veriyorum”
Homologlar Evi’nde keşke ve iyi ki dediğiniz şeyler nelerdir?

Keşke dediğim bir şey yok, en azından şu an için 🙂 Ama Homologlar Evi için iyi ki bu kadar cesaretliydim, diyorum.

Fatma Nur Kaptanoğlu

Teknik ve dil olarak farklı bir kitap Homologlar Evi. Whatsapp konuşmaları, listeler, fotoğraflar, tablolar, duygusallık oranını an ve an hesaplayan karakterler… Bu üslupçu çabayı biraz açıklayabilir misiniz?

Yazar, bu üslupçu çabayı dili çok iyi tanımakla ve dilin imkanlarınca gerçekleştirebiliyor. Bir de bu çabaya ihtiyaç duyması gerek. Ben bu ihtiyacı hissediyorum. Dili zorlamayı, genişletmeyi, dilin sınırlarında gezinmeyi. Dili ne kadar zorlarsam vardığım noktayı o kadar sevebileceğimi biliyorum, bu nedenle ilk kitaptan daha farklı ama daha çok benim yolum olan bir kitap Homologlar Evi. Bakalım nerelere varacağız 🙂

Homologlar Evi’ni tek bir duygu ile anlatmanızı istesek?

Kesinlikle tereddüt. Bütün karakterlerim bambaşka hayatlarda, bambaşka noktalarda büyük bir tereddüt içinde.

Biraz klasik olacak ama klişeler hep güzeldir 🙂 Homologlar Evi’ni basıldığında ve onu ilk elinize aldığınızda neler hissettiniz? Kaplumbağaların Ölümü ile farkı neydi?

Geliştiğini, adımlarını genişlettiğini ve daha önce yaptığının üzerine az da olsa koyduğunu görmek yazar için muazzam bir his. İkinci kitabımda bunu oldukça hissettim. Üzerimden attığım ilk heyecanı, cesaretlendiğimi ve denemekten asla korkmadığımı görmek çok güzeldi. Homologlar Evi ayakları yere daha sağlam basan ve fark ettirmek istediği noktayı daha net bir şekilde gösteren bir kitap oldu. Her kitabım o dönem dil ile olan sınırımı gösteriyor. Homologlar Evi’nin en başında “Çizgimiz kadar ve sınırımızın hemen üstü” yazmamın sebebi de bu. Sınırları biraz aşmak gerek.

Fatma Nur Kaptanoğlu

Yazmaya başladığınızda bir planınız, izlenmesi gereken yolları listelediğiniz bir iç dünyanız var mı yoksa yazarken mi gelişiyor her şey?

Yazmaya başlamadan önce bir iskelet çıkarıyorum. Uğrayacağım yerler, gideceğim mekanlar, mekanlarda görmek istediklerim, tüm bunlar düzenli bir şekilde kafamın içinde. Yazarken gelişmeye bıraktığım tek şey duygular. O mekânda ne hissedeceğim, gördüklerimden ne kadar etkileneceğim, bana hangi anımı hatırlatacağı ve bir daha hatırlamak istemediğim hangi anımı tetikleyeceği süreçte belli oluyor. En yorucu fakat en keyifli kısmı da bu.

GÖZ ATIN  Çevirmenin Çemberi: Büyücünün Kızı
Son olarak, öykü dünyasında kitaplarınızın büyük bir boşluğun doldurduğunu görüyoruz. Günümüz öykücüleri hakkında düşünceleriniz nelerdir, genç yazarlara söylemek istedikleriniz var mı?

“Genç yazar” ifadesi büyük bir soru işareti benim için. Hangi kritere göre bu sıfat veriliyor bilmiyorum. Kim genç, kim değil, yaş mı etken, çıkardığı kitap sayısı mı, alınan ödüller mi, bu kriter önemli mi değil mi, çok ilgilenmiyorum 🙂 Yazı yazan, yazmayı düşünen, yazdıklarını yayımlatmak isteyenlere söyleyebileceğim iki önemli nokta var. Biri, anlatılması gerekenleri değil de gerçekten anlatmak istediklerini anlatmaları. İkincisi ise yazdıklarının her zaman arkasında durmaları. Editör, yayınevi, yazar arkadaşlar fark etmeksizin yazar, yazdıklarını inanarak sunduğunda ve yazdıklarına kendi de saygı duyduğunda karşıda her kim olursa olsun belirli çerçeveden müdahale edebiliyor. Bu bence çok önemli bir detay. Akıl almaya, yol göstericilere her zaman ihtiyacımız var ama burada yazar sınırını çizmeli diye düşünüyorum. İki editörümle de yayınevimle de tam istediğim çizgide çalıştım. Benim yoluma çok saygı duydular ve durmaları gereken noktayı her zaman bildiler. Bu nedenle kendimi şanslı hissediyorum.

Söyleşen: Ecem Seyran Bulut


Homologlar Evi hakkındaki görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Son Savaş




Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz! İletişim: info@kayiprihtim.com

Fatma Nur Kaptanoğlu’nun Homologlar Evi’ne Konuk Olduk

Fatma Nur Kaptanoğlu ile Dedalus Kitap’tan çıkan yeni öykü kitabı Homologlar Evi hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Başa dönün