Neil Gaiman’ın En Sevdiği 3 Bilimkurgu Romanı

Fantastik edebiyatın rock yıldızı Neil Gaiman, en sevdiği bilimkurgu eserlerini sıraladı.

Neil Gaiman‘ı tanımayanınız, duymayanınız yoktur muhtemelen. Sandman, Amerikan Tanrıları, Yokyer ve Mezarlık Kitabı gibi birbirinden önemli eserlere imza atan, bugüne dek pek çok saygın ödüle layık görülen ünlü yazar üretkenliği ve zengin hayal gücüyle dikkatleri üstüne çeken bir isim. Hatta kendisi şu sıralarda Kıyamet Gösterisi dizisi ve Partilerde Kızlarla Nasıl Konuşulur? filmiyle haşır neşir.

Her ne kadar bizler kendisini hep fantastik edebiyat ve çizgi romanlarla görsek de Neil Gaiman aynı zamanda sıkı bir bilimkurgu okuru da. Geçtiğimiz günlerde BBC ile özel bir röportaj gerçekleştiren ünlü yazar en sevdiği bilimkurgu romanlarını ve sebeplerini sıraladı. Gelin, bu eserlere hep birlikte göz atalım:

Neuromancer – William Gibson

1984 yılında yayınlanan Neuromancer, siberpunk türünün öncülerinden biri olma özelliğini taşır. Matrix üçlemesi ve Ghost in the Shell isimli animeye ilham kaynağı olan bu eser, Gaiman’ın okuduğu gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu kitapları sıralamasında bir numarada oturuyor.

Bu kitap William Gibson’ın ilk romanıydı. O zamandan beri çok daha başarılı bir yazar hâline geldi ve harika işlere imza attı. Ama Neuromancer bir tür şablon yarattı. Yazılan ilk siberpunk romanıydı. Kendimi ilk kez sayfalarda betimlenen bir geleceği tam manasıyla anlarken bulmuştum.

Artık bazı açılardan korkunç derecede zaman aşımına uğramış durumda, ama bazı açılardan hiç de öyle değil. İlk bölümde 3 MB’lık bir RAM çalan biri var. Eh, 3 MB’lık bir RAM’la ne yapabilirsiniz ki? Kapasitesi bir şarkının boyutu kadar bile değil! Ama o zamanlar imkânsızlık derecesinde büyük görünüyordu.

Nebula, Philip K. Dick ve Hugo ödüllerine layık görülen Neuromancer ülkemizde ilk olarak Sarmal Yayınları tarafından özgün adıyla Türkçeye çevrilmişti. Daha sonra Matrix Avcısı adıyla Altın Kitaplar’dan çıktı. Son olarak 6:45 tarafından çok kötü bir çeviriyle, yine özgün adıyla raflarda görmüştük kendisini. Bu konuyla ilgili daha fazla bilgiye Bir Başyapıtı Katletmek: Neuromancer adlı incelememizden ulaşabilirsiniz.

Karanlığın Sol Eli – Ursula K. Le Guin

Gaiman’ın Le Guin’e duyduğu büyük saygıyı ve bu iki isim arasındaki dostluğu göz önüne aldığımızda bu yılın başında kaybetme acısını yaşadığımız kraliçenin bu listede yer almaması düşünülemezdi zaten. Nitekim Le Guin’in Karanlığın Sol Eli adlı yapıtı, Gaiman’ın listesinde ikinci sırada yer alıyor.

1969’da yayınlanan roman, dünyamıza çok benzeyen ancak devamlı olarak kutup iklimi yaşanan “Kış” adlı bir gezegende geçer. Bu gezegenin halkı çift cinsiyetlidir ve yılın belirli zamanlarında erkek, belirli zamanlarında da kadın olabilmektedirler. Günün birinde gezegene Genli Ai adında bir erkek elçi gelir.

Bu kitap hem devasa bir düşüne deneyi hem de cinsiyet hakkında oldukça çarpıcı bir eserdir. Herkesin tek cinsiyetli olduğu ve sadece bazı günlerde partnerleriyle cinsiyet değiştirdikleri bir gezegene Dünya benzeri bir yerden bir temsilci gelir. Romanın bu özelliği hamile olan bir kraldan bahsetmenize imkân tanıyor.

Kitabı on ya da on bir yaşımdayken okuduğumu ve düşünce yapımı yeniden şekillendirdiğini hissettiğimi hatırlayabiliyorum.

Karanlığın Sol Eli ülkemizde Ayrıntı Yayınları tarafından yayınlanıyor. Kendisini yakın zamanda televizyon dizisi olarak da izleme fırsatı bulacağımızı hatırlatalım.

The Shadow of the Torturer – Gene Wolfe

The Book of the New Sun serisinin ilk cildi olan The Shadow of the Torturer (İşkencecinin Gölgesi) çok uzak bir gelecekte, evrenin sonunda geçer. Severian, İşkenceciler Loncası’nın genç ve ümit vadeden bir üyesidir. Ta ki kurbanlarından birine âşık olana dek… Genç kadının intihar etmesine ve böylece işkence görmekten kurtulmasına yardım eder. Ancak loncasında bundan daha büyük bir suç yoktur…

Gene Wolfe geçtiğimiz günlerde 87 yaşına bastı. Kendisi en iyi bilimkurgu yazarlarından biridir. Kitabı çok uzak bir gelecekteki bir işkenceciyi konu alır, o aynı zamanda İsa benzeri bir figürdür.

O kadar uzak bir gelecekte geçer ki içinde yaşadığımız çağ o insanlar için en eski efsanelerden ibarettir ve içinde yaşadıkları devasa batık kulelerin aslında uzay gemileri olduğunu fark ederiz.

Her şeyin sonunda geçer; güneş ölmektedir, her şey ölmektedir. Muhteşemdir.

1980 yılında yayınlanan The Shadow of the Torturer, World Fantasy Award ve BSFA ödüllerine layık görülmüştür. Bu seri dilimize kazandırılmayan eserler arasında yer alıyor.


Kaynak: BBC

  • 73
    Shares




Genel Yayın Yönetmeni
On beş yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest editör olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Neil Gaiman’ın En Sevdiği 3 Bilimkurgu Romanı için 4 yorum

  1. Üçüncü kitap, Türkçeye kazandırılmasını umutla beklediklerimiz listemdeki yerini aldı.


  2. mit dedi ki:

    Gene Wolfe’un daha çok eseriyle birlikte onu da görürüz inşallah :slight_smile:


  3. Maşallah inşallah ile olmuyor malesef lanet olsun! Allah aşkına desek belki yaparlar? Sizce? Bence imkansız dediğimiz şekilde olması ama umut :wink:


  4. Yazı için teşekkürler son kitabı ingilizce okumaya çalışacağım. Tekrardan teşekkürler.


Neil Gaiman’ın En Sevdiği 3 Bilimkurgu Romanı

Fantastik edebiyatın rock yıldızı Neil Gaiman, en sevdiği bilimkurgu eserlerini sıraladı.

  • 73
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün