Bir Başyapıtı Katletmek: Neuromancer

William Gibson'ın ünlü eseri Neuromancer'ı inceledik, belki de tüm baskıları içinde en kötüsü olan 6:45 çevirisini masaya yatırdık.

Ünlü Matrix serisini duymayanımız, hatta serinin en az bir filmini izlemeyenimiz yoktur. Çıktığında büyük sansasyon yaratan bu sinema başyapıtı gerek felsefi içeriği, gerek derin kurgusu, gerekse özgün fikirleri ile beyaz perde tarihinin en büyük eserlerinden birisi olmayı başardı. 4 adet Oscar ödülü almasının yanı sıra uzun zaman akıllardan çıkmayacak derinliğiyle izleyicilerin de gönlünü fethetti. Üçleme haline getirilen serinin sonraki iki filmi ilki kadar başarılı kabul edilmese de hala tüm zamanların en iyi filmleri arasındaki yerlerini koruyor.

Eğer siberpunk denen türe biraz ilginiz varsa Ghost in the Shell isimli animeyi de duymuşsunuzdur. Duymadıysanız kısaca özetleyelim: İlk olarak 1995 yılında film haline getirilen anime türündeki bu eser birçok yönden türünün en iyi örneklerinden sayılmış ve kısa zamanda kült mertebesine erişmiştir. 2004 yılında çıkan ikinci filmi, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüne aday olan ilk anime olmuştur. Bugün de hala hak ederek kazandığı yeri korumakta.

Peki bu iki büyük yapıtın konumuzla ilgisi ne? Bir kitap incelemesi/eleştirisi olan bu yazıda neden iki sinema filminden bahsederek girdik konuya? Bu noktada gözlerimizi bilimkurgunun en prestijli yazarlarından birine çevirmemiz gerekiyor cevabı bulmak için. Karşınızda bu iki serinin ve kendisinden sonra gelecek diğer yüzlerce eserin manevi babası: William Gibson. Siberpunk türünü ilk kez ortaya çıkartan ve belki de en iyi şekilde kullanan yazar. Çok sevilen Matrix’in ve Ghost in the Shell’in ilham aldıkları kitap, onun bu türü oluşturmasındaki ilk uzun soluklu romanı olan Sprawl serisinin ilk kitabı Neuromancer’dır. Bu da William Gibson’ı türün babası, Neuromancer’ı da onun öncüsü yapıyor.

İsmin Yarattığı Heyecan

Kitaptan kısaca bahsetmek gerekirse söylenecek ilk şey türünün başlangıcı sayıldığıdır. Peki nedir bu öncüsü olduğu tür? Siberpunk genel olarak bilimkurgunun bir alt türü olarak geçer. Yüksek teknolojinin hayat standartlarını değiştirip insan vücuduna girdiği, bilişimin yükselip insanların yaşam standartlarının düştüğü, yarı insan-yarı makine adamların, hackerların ve teknolojinin vaat ettiğini yapamadığı dünyaların anlatıldığı bir alt kültür olarak özetlenebilir. William Gibson, ilk olarak Asimov’un kısa hikâyelerinden birinde bir grup hackerı anlatmak için kullandığı bu terimden koca bir alt tür yaratmıştır. Bu yoldaki ilk adımı da daha önce söylediğimiz gibi, eleştirimizin ana konusu olan Neuromancer kitabıdır.

GÖZ ATIN  Haftanın Kitabı #75 – Anlatış

Bu kadar bilgiden sonra gelelim kitabın kendisine. Kitap bilimkurgunun en prestijli ödülleri olan Hugo, Nebula ve Philip K. Dick ödüllerinin üçünü de çıktığı yıl (1984) kazanarak kendisini erkenden ispatlamış. Neuromancer’ın konusunu kısaca özetlersek; zihnini bir çeşit matrix sistemi diyebileceğimiz siberuzay sistemlerine bağlayarak elektronik ortamlarda korsanlık yapan Case’in hikâyesi diyebiliriz. Kendisini bu sisteme bağlayarak sistemler arasında zihnini özgür bırakan ve şirketlerin güvenlik duvarlarını aşıp onları soyan bir hırsız olan Case, çalıştığı kişilerden para çalmaya çalıştığında yakalanmış ve yetenekleri elinden alınmıştır. Bu olaydan sonra eski günlerini özleyerek sefil bir hayat süren başkahramanımız, bir anda karşısına çıkacak olan gizemli Molly’nin teklifiyle yeni bir şans elde edecektir. Buna göre eğer Molly’nin patronuna yardım etmeyi kabul ederse Case’e yetenekleri geri verilecektir. Eski günlerini mumla arayan Case’in de bu teklifi kabul etmekten başka pek bir şansı yoktur.

En azından, kitaptan anlayabildiğim kadarıyla hikâyenin başlangıcı böyleydi. Neden mi böyle söylüyorum? İşte şimdi eleştirinin asıl kısmına geldik.

Beterin Beteri Varmış

Neuromancer ilk olarak Sarmal Yayınları tarafından özgün adıyla Türkçeye çevrildi. Kitabın bu baskısıyla ilgili çok fazla bilgim olmasa da mevcut halinden iyi olduğunu tahmin ediyorum. Daha sonra Sarmal Yayınları’nın kapanmasıyla kitap bir kez daha, bu kez ‘Matrix Avcısı’ adıyla Altın Kitaplar’dan çıktı. Ne var ki bu versiyonunda pek çok çeviri hatası olduğundan insanlar kitabın zevkini tam olarak alamamış, çevirmeni epey eleştiri almıştı. Ve en son 2012 yılının Şubat ayında, bir kez daha özgün adı kullanılarak ama bu kez 6:45 tarafından yeniden çevrilip basıldı. Basıldı ama… Eh. Gelen gideni aratır demişler.

Kitabın bir kez daha basılacağı söylendiğinde türün sevenlerini büyük bir merak almıştı. Şimdilerde ancak sahafların tozlu raflarında bulabileceğimiz Matrix Avcısı felaketinden sonra böyle bir kitabı okuyabilecek olmak bilimkurgu severleri meraklı bir bekleyişe sokmuştu. Ne var ki 6:45 yaptı yapacağını ve hayallerimizi bir bir suya düşürdü. Neuromancer’ın son baskısı belki de tüm çevirileri içinde en kötüsü olarak çıktı karşımıza.

Buradan sonra kitap içinden belli bölümleri alıntılayarak devam edeceğim. Alıntılayacağım ki neden bu denli tepkili olduğumuzu görün ve almak isterseniz neye para vereceğinizin bilincinde olun. Alıntılar kitap içinde geçen haldedir ve üzerlerinde hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Yazım hataları, noktalama işaretleri ve cümlelerdeki anlamsızlıklar klavye hatasından değil, basılı halde bu şekilde olduğundandır.

”Kalk,” dedi Molly. ”ne o? Şimdi de öpecek misin onu?” Case kollarını iki yana açmış, yerde yüzüstü yatmaktaydı. Yuvarlanarak döndüğünde şişkin bir esnek kablo tutamıyla karşılaştı. ”Evcilik oynıycaz.” dedi. ”Şunu yerleştirmeme yardımcı olacaksın.” Çevresindeki özelliksiz, geniş boşluğu inceledi ve herbir yüzeye kaynaklarla rastgele yerleştirilmiş halkalar oluğunu farketti.

Yukarıdaki paragraf kitap içinde aynen geçiyor, tıpkı bundan sonra gelecek olanlar gibi. Buna benzer o kadar fazla yer var ki en basit cümleleri bile anlamak bir işkence halini alıyor. Kitabı okurken olayları akışına bırakıp kurguda sürüklenmek bir yana, konunun ne olduğunu, kimin kiminle konuştuğunu, okuduğunuz hareketi kimin yaptığını bile anlayamıyorsunuz. Her sayfayı tekrar tekrar okuyarak ilerlemek bile bir çözüm değil zira cümleler bazen o kadar anlamsız oluyor ki değil birkaç kez, bin kez tekrarlasanız bile bir şey ifade etmiyor. Hemen örnekleyelim.

”Sen tam bir gölsün.” dedi Molly. arabanın kapısını açtığı adama.

Bunun yanı sıra noktalama işaretleri cümleleri daha okunabilir hale getirmek için var olmalıyken iyice işi zorlaştırma görevi üstleniyor bu kitapta. Cümlelerin ortasına koyulan noktalardan paragrafları bölen virgüllere kadar pek çok enteresan kullanım görüyoruz.

”Emin olabilirsin. Çok temkinlidir Oranın yarısına sahip. tamamı klinik. Samuraylar için onarımlar yapıyor.” Kız Fantasının fermuarını çekiyordu. ”Hiç ‘Stambul’da bulundun

”Birkaç gün, çok önceleri.”

Cümle yapılarındaki aksaklıklar bir kenara, çevirideki cümle seçimleri de okuyucuyu epey zorlayacak cinsten. Pek çok basit sözcük öyle garip versiyonlarıyla kullanılmış ki ne kadar düşünseniz de aklınızda canlandıramıyorsunuz. Üzerine bir de kelimelerin yanlış yazılışı eklenince iş güzel bir roman okumaktan çıkıp iyice bulmaca çözmeye dönüyor. Harflerin yerini değiştirerek doğru kelimeleri çıkarmaya, noktalama işaretlerini düzenleyerek cümlenin nasıl olması gerektiğini bulmaya çalışıyoruz.

Havaalanına on kilometre kala, tren yavaşlamaya baş|a, di. Case çocukluk görüntülerinin üzerinde yükselişini şey. retti güneşin, o çatlak parçanın ve rafinelerin paslanan göv. delerinin yukarısında aydınlanışını.

Tekrarlama ihtiyacı duyuyorum: Alıntılara hiçbir şekilde müdahale edilmemiştir.

GÖZ ATIN  Zaman Makinesi: Zaman Yolcusu’nun Bilimsel Romansın Merkezinde Çıktığı Arayış

Ne yazık ki kitap bu alıntılarda gösterildiğinden daha öteye geçemiyor, hatta bazı yerlerde daha da kötüleşiyor. Okuyup bitirmek bir işkence halini almasına rağmen belki düzelir umuduyla devam ettim ama ne konudan, ne anlatılandan ne de bu eserin neden kült olduğundan bir şey anlayabildim. Verdiğim paranın her bir kuruşuna acımaktan başka da elimden hiçbir şey gelmedi maalesef. İşin daha kötü yanı ise şu: Buna çok fazla da şaşırmadım.

Sabıkalı Basımlar

6:45 yayınevinin çeviri ve düzenlemedeki ilk fiyaskosu bu değil. Philip K. Dick gibi bilimkurgunun en büyük yazarlarından birinin eserlerinin de telif haklarını elinde bulunduran yayınevi, son zamanlarda çıkardıkları kitaplardaki düzensizlikleriyle iyice eleştirilir oldu. Çok daha önce bastıkları Elric serisi gibi bu kez fantastik türünün önemli eserlerine yaptıkları saygısızlık da bunun bir benzeri. Çeviri hataları ve editörlerin lakaytlığıyla tanınmaya başlanan bir yayınevinin büyük ustaların kitaplarını alıp mahvetmesi de biz okuyucuları üzmeye devam ediyor. Onların bu konuya cevabı ise işi ne kadar ciddiye aldıklarının bir göstergesi. Facebook sayfalarında kitaplarındaki çeviri hatalarını eleştirmeyi denerseniz sizleri engelliyor, bununla da kalmayıp okuyucu ile alay ediyorlar. Kendilerine yönelttiğimiz soruların pek çoğu da muhatap alınmış değil. Böyle bir anlayışa sahip olan yayınevinden ne beklenmesi gerektiğini bilmiyoruz ama temennimiz altından kalkamayacakları işleri üstlenmemeleri. Hele tüm bunların üzerine cep boyda çıkardıkları kitapların puntosunu ortalayıp kâğıt sayısını artırmaları ve fiyatı yüksek tutmaları da ekleniyor ki, bu noktada iş iyice kalpazanlığa dönüyor. Kitaplarını alıp küfür yemiş gibi olan bizlere de sizleri uyarmak düşüyor.

Hepsinden kötüsü tüm bu yazım ve çeviri hatalarına karşın kitabın ne kadar özgün ve heyecanlı olduğu size kendisini göstermeyi başarıyor. Okumak istediğiniz kitap yerine böyle bir kâğıt ziyanı aldığınız için bir kez daha pişman oluyorsunuz.

GÖZ ATIN  Yeni Tabular: Geleceğe Dair Kapsamlı Bir Uyarı

Maalesef kitapla ilgili söyleyebileceğim başka bir şey yok. Bilimkurguyu, siberpunk türünü ve bu tarz kitapları seven ve okumaya çalışan biri olarak sizlere sadece bu baskıda paranızı ziyan etmemenizi önerebilirim. Aklınızda oluşan şüpheler için bir kitapçıda beş dakikanızı ayırıp rastgele bir sayfasını açın ve okuyun, eminim ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bizim okuyucu olarak yapabileceğimiz ancak kendilerine durumu bildirmek fakat ne yazık ki aldığımız karşılık da belli. Bu yüzden en azından türün sevenlerini uyarmış olalım.

Daha fazla büyük eserin çeviri ve editör hatalarından çekmemesi ve teliflerini aldıkları eserlere böyle özensiz davranan, okuyucuya saygısı olmayan yayınevlerinin bu politikalarını değiştirmeleri, değiştirmezlerse de kapanıp gitmeleri dileğiyle.

Keşke iyi okumalar diye bitirebilseydim.


Becerebildiğince çizer, birazcık yazar, arada frp oynatır, bazen de inceleme yazar. Bolca da oyun oynar. Oyungezer dergisinde editör.

Bir Başyapıtı Katletmek: Neuromancer için 3 yorum

  1. MrSakal dedi ki:

    Yeni çevirisi üzerine de bir eleştiri yazısı yazılsa iyi olabilir. Birçok insan yeni çevirideki durum ne görmüş olur böylece.


  2. Yeni çeviri kimden bu arada kusura bakmayın off-topic oldu biraz.

    6:45 genel olarak kitaplara karşı soykırımcı bir tavır sergiliyor. Tunus caddesindeki 6.45 Kaybedenler Kulübü’nde iki shot atmayı yeğlerim.


  3. MrSakal dedi ki:

    Sergül Oğur adında bir çevirmen.


Bir Başyapıtı Katletmek: Neuromancer

William Gibson’ın ünlü eseri Neuromancer’ı inceledik, belki de tüm baskıları içinde en kötüsü olan 6:45 çevirisini masaya yatırdık.

 

 

Başa dönün
Daha fazla İnceleme
Ben, Robot: Bir Robotu ‘Anlamak’

Bundan yaklaşık yarım yüzyıl önce bir İngiliz bilim adamı, Alan Turing, çağdaşlarının sormaya dâhi cesaret...

Kapat