Ben, Robot: Bir Robotu ‘Anlamak’

Bundan yaklaşık yarım yüzyıl önce bir İngiliz bilim adamı, Alan Turing, çağdaşlarının sormaya dâhi cesaret edemeyeceği bir soruyu sordu ve buna ilişkin bir de makale yayınladı. Bahsi geçen soru “Makineler düşünebilir mi?” idi.

Sorduğu soru, zamanı için öylesine sıradışı, öylesine çılgıncaydı ki, makalenin çoğunu, bu sorunun sorulmasının dâhi abes olduğunu düşünüp, fikrinin karşısına türlü reddiyelerle çıkacak kimselere verilmiş cevaplara ayırmıştı. Üstelik bu reddiyelerin sahipleri beklenenin aksine Septisistler, Fundamentalistler veya Parapsikolojistler değil; Nörologlar, Matematikçiler ve Fizikçiler olmuştu. Kısacası 1950’lerde insanlık, düşünen makineler şöyle dursun, düşleyen insanlara dâhi hazır değildi.

Bugün katrilyonlarca işlemi bir saniye içerisine sığdıran makinelerin, o zamanlar sıradan işlemler için saatler harcadığını ve hepimizin bildiği şu dev boyutlara varan hacimlerini düşünecek olursak, bu durum belki de o kadar da garip değildi. Garip olan, 20 yaşındaki Isaac Asimov’un pozitronik robotlarının o sempatik-marjinal hali ve tüm canlıların içerisinde bir dengine rastlanamayacak zekası, sınırsız yetenekleri ve karşı konulmaz yıkma potansiyeliyle kendini kainatın efendisi addeden “insan”a sessizce meydan okumalarıydı.

Ben, Robot, işte tam da bu yüzden önemli bir kitaptır. “Üç Robot Yasası”, “Robot Konuşması” , “Grup Zekası” veya “Uzay Güneş Enerjisi İstasyonları” gibi kavramların ilk defa zikredilmiş olduğu öyküleri içeren bu kitap, bilimkurgu ve hatta bilimin kendisi için bir devrim niteliğindedir.

Peki, genç Asimov’u tüm bunları yazmaya itmiş olan nedir? Eminim robot kavramının tüm bu kitapların temel öğesi olarak görülmesine rağmen bir metafor olduğu Robot Serisi ile az çok ilgilenen herkesin dikkatini çekmiştir. Peki, neye karşılık gelmektedir Robot?

Robotları anlamak, öncelikle Asimov’un robotlar için oluşturmuş olduğu kurgunun irdelenmesiyle mümkün olacaktır elbette. Asimov’un robot vizyonu, her robot için özel olarak yürütülen hummalı tasarım ve üretim çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan birer Pozitronik Beyin öngörmektedir. Pozitronik beyinler, alt düzey işlevleri düşünüldüğünde günümüz bilgisayarlarıyla çok büyük farklılıklar içermemektedirler. Onları farklı kılan temel matematik işlemleri çok yüksek bir hızla gerçekleştirmeleri yahut elektronlar yerine pozitronları kullanmaları da değildir. Farklılıklarının temel kaynağı, tüm bu devrelerin koordine çalışmaları sonucu ortaya çıkan bir “Robot Süper Egosu”nun varlığıdır. Her Asimov robotu, ayrı birer kişilik sahibidir ve her ne kadar üretiminde insanoğlu taklit edilmiş de olsa, her biri özel birer üretim amacına hizmet etmektedirler. Ve dolayısıyla karakterlerinde, bu üretim amacının izlerini barındırmaktadırlar.

İşte bir robot öyküleri antolojisi olan Ben, Robot kitabı açılışını bu türden bir hikâye ile yapar. US Robotics’in tartışmasız en ünlü elemanı, “robotların anası” olarak anılan robopsikolojist Dr. Susan Calvin, mesleki kariyerinin sıradışı olaylarını bir bilim muhabirine anlatmaya başlamıştır. Anlattıkları gazete ve onu takip eden kalabalık için fevkalade bir önem taşımaktadır, ama yalnızca başka bir popüler bilim olayı olarak değil. Anlatılanlar, aslında bir devre tanıklık etmesi açısından büyük değer taşımaktadır. İnsanlık, robotların gelişiyle bir daha asla geri dönülemeyecek bir yola girmiştir ve Dr. Susan Calvin, bu devre her yönüyle tanıklık etmiş yegâne kişidir.

İnsanların robotları sosyoekonomik yaşantılarının bir parçası haline getirmesi, endüstriyel devrim sonucu olmuştur. İngiltere’de meydana gelen ve işçilerin işlerinden olmasına, kölelerin azat edilmesine yol açan bu devrimin teknolojinin bugünkü haline gelmesindeki payı büyüktür. Bizim için geçerli olan bu gerçekler, kuşkusuz Asimov’un evreninde de geçerliliğini korumaktadır. Küçük bir eklentiyle tabii… Çünkü pozitronik beyin denen şeyin icadı çok farklı bir milat olmuştur. Tıpkı “Çelik Mağaralar” kitabında R.Daneel Oliwav’ın Dedektif Elijah Baley’e dediği gibi: “Pozitronik beyin yapabilme kapasitesine ulaşmış bir medeniyet hayal edin Lije. Sizce Pozitronik beyine sahip bir traktör, bir araba, bir biçerdöver ve bir uçak yapmak mı daha verimli olurdu, yoksa bunların hepsini kullanabilecek bir insansı robot üretmek mi?” sorusu doğmuştur çünkü bu icattan. Tarihte sıkça rastlanan bir durum meydana gelmiştir, bir icat, bir başkasına ihtiyaç doğurmuştur. Böylelikle humaniform – başka bir deyişle antropomorfik (insansı)- robotlar, sosyal yaşantının olmazsa olmazları arasına girmişlerdir.

Şimdi dilerseniz, her biri başka bir robot karakterin etrafında dönen ve bizleri insansı robotların en akla gelmedik yanlarıyla sarsan bu hikâyelere kısa birer bakış atalım.

0. Giriş – (Introduction )

Bütün öykülerin birleştiricisi olma özelliğini taşıyan bu bölüm, Susan Calvin ile genç bir bilim muhabirini buluşturur ve aralarındaki diyaloğu biz okurlara aktarır. Böylece geri kalan hikâyelerin tümünün başlangıçlarında Dr. Susan Calvin anlatıcı rolünde olacaktır.

1. Robbie – (Robbie)

Her şeyin yolunda gittiği bir Amerikan banliyösünde sessiz bir değişim yaşanmaktadır. Konuşmak dışında tüm insani becerilere sahip olan robot Robbie, bay ve bayan Weston’un, küçük kızları Gloria’ya yeni hediyesidir. Ve Gloria, robotu ailesinin umduğundan biraz fazla sevmiştir. “Bir robot, toplum için ne ifade etmektedir?” sorusunun yanıtını bulabileceğiniz zekâ dolu bir öykü.

2. Köşekapmaca – (Runaround)

Merkür’ün yüzeyinde sürdürülen maden çalışmaları için bu bölgeye gönderilen, tuhaf ve başarılı bir ekip oluşturan iki mühendisimiz Gregory Powell ile Michael Donovan, büyük bir sorun ile karşı karşıyadır. Montajını bitirir bitirmez sahaya yolladıkları robot SPD-13 (öznel adıyla; Hızlı), bir buçuk saatlik görevinden beş saattir dönmemiştir. Ve onu geri getirmek bir hayli zor olacağa benzemektedir. Eski tarz basit bir mizah anlayışıyla karşımıza çıkan bu öykü, Üç Robot Yasası’nın ilk defa kullanıldığı eser olması açısından önemlidir.

3. Mantık – (Reason)

GÖZ ATIN  Çevirmenin Çemberi: Uzay Akımları

Bir uzay enerji istasyonuna bırakılmış olan ve insanlar tarafından yönetilmeyi bekleyen robotları, bir sürpriz beklemektedir. Powell ile Donovan, QT-1 serisi robotumuz Cutie’yi (Şirin) istasyonun yeni yöneticisi olarak kurmak üzeredirler. Fakat iki kafadar, Cutie’nin gerçekte, varoluşunun sebebini sorgulayan ilk robot olduğunu fark edene kadar hiç bir problem yokmuş gibi görünmektedir. Ama robot Descartes’imiz, sanıldığından çok daha derin düşünmektedir. Biraz yakından baktığımızda tanıdık öğelere rastlayabileceğimiz, farklı düşünsel referansların bizi nasıl tamamen farklı gerçekliklere taşıdığını gösteren vurucu bir öykü.

4. Şu Tavşanı Tut – (Catch that Rabbit)

Powell ile Donovan, yine bir uzay görevindedir ve yine kazı çalışmalarında görevli robotlarla başbaşadırlar. Yeni bir robot kurulumu söz konusudur ve bu robot ilk defa kendiyle birlikte beş ayrı robotun hareketini zihin dalgaları sayesinde sağlayabilmektedir. Ve yine kısa sürede çözülmesi gereken bir problem vardır. Çünkü robotumuz DV-5 (ya da mühendislerin taktığı adla; Dave) ve ekibi, şimdiye kadarki hiçbir gidişlerinden cıva ile dönmemişlerdir. Robot, gözetim altında değilken yaşadıklarıyla ilgili bir şeyler mi saklamaktadır?

5. Yakışıklı – (Satisfaction Guaranteed)

Bu öykü ise tatile çıktığında karısının yalnız kalması problemini çözmek isteyen bir kocanın bulduğu çözüme ilişkindir. Robot teknolojisi altın çağını yaşamaktadır ve bir robotun bir insandan ayırt edilebilmesi artık eskisi kadar kolay değildir. Ve Tony uzun boylu, esmer ve yakışıklıdır. “Bir bilim-kurgu yazarı, kadın doğası hakkında ne bilebilir ki?” diyorsanız, “Bunu okuyun, Satisfaction Guaranteed!” derim.

6. Yalancı! – (Liar!)

RB-34, beklenmedik biçimde insan zihnini okuma yeteneğine sahipti. US Robotics’in baş sorumlusu Alfred Lanning, onun bu yüzden karantinaya alınması, hatta üzerinde bir dizi inceleme yapılması gerektiğine karar vermişti. Problem, onun zihinleri okuyabiliyor olması değil, bunu yapması sağlayan şeyin ne olduğunun saptanamamış olmasıydı. Ve bu gizemi çözebileceğine inanılan tek kişi olarak göreve çağrılan Susan Calvin’i bekleyen bir dizi sürpriz vardı. Bir robotun ne kadar korkunç olabileceğine ve ne kadar korkunç durumlarda kalabileceğine dair iyi fikirler edinmenizi sağlayacak bir öykü. Susan Calvin’i hayat boyu unutmayacağım ve sebebi bu öyküdür.

7. Küçük Kayıp Robot – (Little Lost Robot)

Dev bir Hiperatomik Sürücü araştırması için bir araya getirilmiş altmış üç robottan biri kayıptır. Ve çalışma, bu robotun devreye sokup, geri çekmemiş olduğu kırmızı alarm yüzünden duraklamıştır. Robotun bulunup devre dışı bırakılması gerekmektedir, fakat her biri otuz bin dolar değerinde olan bu robotların tamamı aynı dış görünüme sahiptir. Yani robotlardan hangisinin altmış üçüncü robot olduğunu anlamak, Robopsikolojist Dr. Susan Calvin’in yardımı olmadan imkânsız görünmektedir. Ne var ki, kısa süre sonra bu görevin, onun için bile kolay ve hatta tehlikesiz olmadığı ortaya çıkacaktır. Robot davranışları için geliştirilmiş üç yasa vardı. Peki, insanlarınkiler için?

8. Kaçış – (Escape!)

Kitaptaki en zevkli ve sıradışı hikâyelerden biri olan Kaçış, Susan Calvin, Mike Donovan ve Greg Powell’ı bir araya getiriyor olması sebebiyle çok farklı bir havaya sahip.
Konusu şöyle: insanlık, hiperatomik sürücünün ilk defa keşfedilmesi gibi bir miladın eşiğindedir. Artık mekâna ait tüm algıların değişmesi bir an meselesidir. Ve test aşaması için görevlendirilmiş US Robotics çalışanları, tam da bahsettiğimiz kişilerdir. Ve tüm meslek hayatlarının en şoke edici buluşu onları orada beklemektedir.

9. Kanıt – (Evidence)

Bir insanın, hatta bir sonraki vali olmasına kesin gözüyle bakılan bir avukatın, robot olduğunu kanıtlamak için para aldığınızı düşünün. Ve bunu onun insan olma ihtimalini göz önünde bulundurarak yapmak zorunda olduğunuzu… Yani X-ray yok. Elektrotlar, neşterler, haneye tecavüzler yok. Stephen Bryley, bir sonraki vali olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir ve baş rakibi, Francis Quinn, Dr. Alfred Lanning’ten, onun bir robot olduğunu ispatlamasını “rica” etmektedir. Dr. Alfred Lanning, hiç tereddüt etmeden bu iş için biçilmiş kaftan olan Robopsikolojist Dr. Susan Calvin’e müracaat edecektir.

10. Sakınılabilir Çatışma – (Evitable Conflict)

Stephen Bryley, Dünya olarak adlandırılan ve merkezi New York olan tek ülkenin Koordinatörlüğü görevini uzun süredir yürütmektedir. Breyley, eski dostu Susan Calvin’i Dünya’nın yönetilmesi için son derece kritik önem taşıyan bilgilerin akışını sağlayayan “Beyin” lerde saptanan bozukluklara ilişkin bir toplantı yapmak üzere çağırmıştır. Onun tahminlerine göre, Dünya, ikinci dünya savaşından sonraki en büyük çatışmaya doğru hızla sürüklenmektedir.

Ek olarak belirtilmesi gereken bir husus, ülkemizde Altın Kitaplar tarafından yayınlanmış olan baskıda Satisfaction Guaranteed (Yakışıklı) adlı öykünün bulunuyor, fakat Evitable Conflict’in (Sakınılabilir Çatışma) bulunmuyor oluşudur. Ayrıca, Amerikan baskısında bu durumun tam tersi görülmektedir.

Son söz olarak, “Ben, Robot”un bilimkurguyla ve hatta edebiyatla ilgilenen herkes tarafından rahatça ve keyifle okunabilecek bir kitap olduğunun altını çizmek isterim. Böylesine karmaşık görünen konuların, böylesine ilgi çekici bir atmosfere bürünmesi ancak Asimov’unki gibi bir zekâ ve ustalık sayesinde olabilirdi sanıyorum.

Bu arada, kitapta geçen iki robot var ki, bence tamamen ayrı bir yere konulmalı ve münferit olarak incelenmelidir. Bunlardan ikisi ile sizleri baş başa bırakıyorum.

Robbie

Örneğin kitapta geçen ilk robot olan Robbie’yi -yani çocuk bakıcısı yapay zekâsına sahip insansı robotu- ele alalım. Robbie, bir çocuğun arkadaş olarak ihtiyaç duyacağı her özelliğe sahiptir. Tükenmez bir oyun oynama iştiyakı, koruma içgüdüsü, insan duygularını tespit ve analiz etme yeteneği ve daha fazlası. Kitaptaki ilk öykünün başkarakteri olan bu robot, RB serisine ait ve konuşma yeteneği bulunmayan bir makinedir. Weston ailesi –ki gerçekte bu babanın fikridir- tarafından kızları Gloria’ya bakıcılık/arkadaşlık etmesi için satın alınmıştır. Fakat Gloria bahsi geçen robotu o kadar sevmiştir ki, çevresindeki diğer çocukları tanımak ve insani ilişkilerle alakalı temel yetenekleri edinmek artık onun için mümkün olmamaya başlamıştır. Aslında güvenli ve sevecen bir oyun ortamı hazırlaması için satın alınmış bu yüzlerce kiloluk robot, Gloria’nın annesinin gözünde, çocuğunun toplumsal yeteneklerinin gelişimini engelleyici etkenlerin başında yer almaya başlamıştır. Böylece koruma içgüdüsü, statüko eğilimi ve kökten çözüm arayışıyla bu tipik baskın anne modelinin, robotun geldiği fabrikaya geri döndürülmesi için güçlü bir kampanya başlatması bir an meselesi haline gelmiştir.

GÖZ ATIN  Asimov’un Vakıf Serisi Nihayet Yeniden Bizlerle!

Burada durup bir nefes alalım. Asimov ne yapıyor? Aslında ilerici bir babayı, her şeyden habersiz büyüyen bir çocuğu ve varlığının doğal bir sonucu olarak aldığı kararlarla hikâye içerisindeki gerilimi oluşturan anneyi, insanoğlunun yeniye ve teknolojik olana karşı tutumunu metaforize etmek üzere kullanmıyor mu? Peki, bu mecaz nasıl canlılık kazanacak zihinlerimizde, onu anlatabilmek amacıyla biraz spoiler’a girmekte beis görmüyorum.

Robbie’nin fabrikaya dönmesi, annesinin beklediği sonucu vermemiştir. Weston ailesinin küçük değerlisi Gloria, alabildiğine mutsuz ve daha da önemlisi her zamankinden daha yalnız ve içine kapanıktır. Yani ilkel içgüdülerin rehberliğinde başlamış olan bu operasyon, tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Tabi bu başarısızlığın sebebi konusunda özeleştiri yapmaya pek gönüllü olmayan karar merciimiz Bayan Weston, ortaya çıkan bu sonucu, ateş pahası olan robotu kızlarına bir hediye olarak alma fikrinin sahibi olan baba Weston’un basiretsizliğine bağlamaktadır. Bu yüzden çözümü bulması gereken de “O” dur.

Biraz daha “yani” deyip, değerli zihinlerimizi yormak niyetindeyim. Şimdi kendinizi babanın yerine koyun. Siz bir yenilik getiriyorsunuz, yaşamlarına ilişkin her ayrıntıdan olan mutlu insanlarla dolu bir Amerikan banliyösünün orta yerine, son teknoloji ürünü, yüzlerce kiloluk bir robotu getirip bırakıyorsunuz. Bütün komşularınız bu görüntüden, yenilikten ve varoluştan rahatsız oluyor. Çünkü hem elde edemedikleri harika, yeni bir oyuncağa sahipsiniz artık, hem de sınıf atlamışsınız tek bir hareketinizle. Ne söylenir bu hareketinize? Ben aktarayım cevaplarını hemen. Siz, çocuklarını hayatını tehdit eden bir Frankenstein’ı kontrolsüz biçimde ortalığa salmak düşüncesizliğini gösteren “O” komşu oluverdiniz. Sizden gerçekten beklenmeyecek bir davranışın mümessilisiniz artık. Karınız artık partilere eskisi kadar davet edilmeyecek. Hatta sizin evde muhtemelen bir daha barbekü yanmayacak.

Artık mesele açıklığa kavuşuyor denebilir. Eski dünya, şikâyet edenlerin dünyasıdır. Rekabeti zorlaştıran, kendilerini geri ve ezilmiş hissettiren her unsur, yani yeni ve teknolojik olan her şey, onlar için yuhalanması gereken bir eşitsizlik örneğidir ve yeryüzünden silinmelidir. Evinizin içerisinde eski dünyayı temsil eden biri vardır; komşuları tarafından aforoz edilişini, yolunda giden hayatının rayından çıkarılmasını ve çocuğunun mutsuz oluşunu size bağlayan biri. Ve siz, gelişimin, insanlığın varoluşunun doğal bir sonucu olduğunu kimseye dikte edemezsiniz, çünkü sizi dinlemek zorunda değildirler. Kimseyi kurduğunuz mantıksal döngülere dâhil olmaya zorlayamazsınız. Tek bir çözüm vardır önünüzde, bu teknolojik yahut sosyal gelişimin onların hayatını nasıl daha iyi hale getireceğini bulmak… Ve emin olun, bunu başarmak için bir Asimov dehasına ihtiyacınız var.

Kitaptaki bir diğer ilgi çekici hikâye, yapay zekâdaki dramatik gelişimi gözler önüne seren “Mantık”tır hiç kuşkusuz. “Mantık” adlı öykünün en ilgi çekici yanlarından biri Asimov’un Michael Donowan ve Gregory Powell adlı iki mühendisi hikâyeye dâhil etmiş oluşudur. “Köşekapmaca”, “Kaçış” ve “Şu Tavşanı Tut” hikâyelerinde de karşımıza çıkan bu iki derbeder karakter, gerek karmaşık arka planlara sahip bu hikâyeleri karikatürize etmek için, gerekse geleceğin Ar-Ge ortamını tasvir etmek için kullanılmış olan hayli verimli bir yöntemin parçasıdırlar. Bu iki karaktere ilişkin anlatılabilecek daha çok şey var, ama maalesef anlam odaklı olarak sürdürmek istediğim incelememde bunlara daha fazla yer veremeyeceğim.

Mantık (Reason)

Cutie, uzaya yerleştirilmek istenen solar enerji istasyonlarının otonom biçimde yönetilmesi için geliştirilmiş üstün zekâlı bir robottur. QT-1 serisine ait bu robot, “soyut düşünebilme” ve “yönetebilme” becerilerine sahip oluşu sebebiyle benzersizdir ve bu özellikler onu, ona koca bir istasyonun devredilebilmesi için yeterli kılmaktadır. US Robotics’teki görevleri gereği gezegenden gezegene sürüklenen iki kafadar Donovan ve Powell için her şey yolunda gitmektedir, ta ki Cutie’nin montaj işlemi tamamlanana kadar. Konuşmak konusunda ortalama bir hatipten çok daha başarılı olan bu robotun ilk birkaç cümlesini dinledikten sonra Powell ve Donovan, başlarının belada olduğunu anlayacaklardır.

Powell, Cutie’nin montajı bittikten bir süre sonra karşısına geçip, ona sevecen bir şekilde,

Ben ve Donovan, seni bir hafta önce bir araya getirdik.” demiştir ve Cutie’nin ilk cevabı:

Bu ifadenin ciddiyetinin farkında mısın Powell?” olmuştur.

Powell, henüz gerçeğin farkında değildir ve bu hoş sohbeti devam ettirme çabasıyla onun parçalarının nereden geldiğini, ikilinin hangi amaca hizmet etmek üzere burada olduğunu ve Dünya’nın, uzayın ve yıldızların nasıl varlıklar olduğunu açıklamaya başlamıştır. Anlattığı şeyler kesinlikle doğru ve ilginçtir. Ama Cutie’nin cevabı tüm bunlara kıyasla çok daha vurucudur:

“Bana öyle geliyor ki tüm bunların daha tatmin edici bir açıklaması olmalı. Sizin, beni yapmış olmanız pek de olası gelmiyor.

Cutie’nin gelişmiş mantık ünitesi, insanın, bu yumuşak nesnenin, bu değişen şartlara karşı dayanıksız yaratığın, her gün saatler süren komalara giren, enerjisini verimsiz bir gıda oksidasyonu sürecinden elde eden bu “geçici çözüm” –Cutie’nin ifadesiyle “makeshift”- kendi gibi üstün özelliklere sahip bir varlığı üretmiş olduğunu kabullenmemektedir. Önce onlara bir odada kalmalarını tavsiye eder, sonra da istasyonun bütün kontrolünü teklifsizce ele geçirir. Hikâyedeki gerilim de işte tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. İstasyonun görevi, Dünya’ya doğru periyodik olarak yola çıkan dev elektron fırtınalarını durdurmaktır. Ve bu iki mühendis, istasyonun kontrolünü 12 saat içinde ele geçiremezlerse “evimiz” büyük bir sorunla baş başa kalacaktır.

GÖZ ATIN  Mini Proje: Öykülere İlan-ı Aşk

Yine bir Asimov dehasına ihtiyacımız var herhalde.” dediğinizi duyar gibiyim. Zira ben de hikâyeyi okurken aynı fikre kapılmıştım. Ama ne yalan söyleyeyim, Asimov zaman zaman umulmadık zekâ manevralarıyla ters köşeye yatırıveriyor insanı. Burada hikâyenin özü hakkında önemli ipuçları taşıyan bir sahneye değinmek gerekir.

Olaylar öylesine karmaşık ve içinden çıkılmaz hale gelmiştir ki, Mike ve Donovan artık umutlarının tükendiğine emindir. Son kurtulma çabaları olan Cutie’yi ikna etme çabalarının nasıl boşa çıktığını dilerseniz beraber görelim.

Donovan: “Söyle o zaman Cutie, seni biz yaratmadıysak kim yarattı?”

Cutie: “Sonunda beklediğim soruyu sordun Donovan. Bu istasyonda bütün aktivitelerin merkezi nedir? Hepimiz neye hizmet ediyoruz? Hepimizin bütün dikkatinin yönelmiş olduğu o tek şey nedir?”

Donovan: “Bahse girerim bu çatlak Descartes, Enerji Dönüştürücüsü’nden bahsediyordur.”

Haklıydı. Cutie, kendini tatmin etmeyen cevapların ardından yeni bir çözüm arayışına girmişti ve aradığını bulmuştu. Dahası, tam da tasarımının öngördüğü gibi, ortaya çıkabilecek her soruya bir cevap üretmiş ve sonuçta oluşturduğu bu fikir örgüsünü istasyondaki tüm diğer robotlara dikte etmişti. Sonuç gerçekten vahimdi. Cutie, artık temel dönüştürücüden “Efendimiz” olarak bahsediyordu ve “Efendimizden başka bir efendi yoktur ve QT-1 onun resulüdür.” diyordu tüm diğer robotlar. Ve iki mühendisimizin bu durumu çözmek için hiçbir çıkar yolları kalmamıştı.

Hikâyenin sonunu korkarım bu defa söylemek zorundayım. Sonunda, iki mühendisimizin korkularından hiçbiri gerçekleşmeyecekti çünkü. QT-1, başlarına gelebilecek her musibeti üstün zekâsı sayesinde öngörmüş ve gerekli önlemleri çok önceden almıştı.

Hikâyenin özü, yine sonlarına doğru Donovan ile Powell’ın arasında geçen konuşmalar sayesinde ortaya çıkmaktadır denebilir. İkilimiz Dünya’ya dönmek üzeredir ve Donovan bütün bu gelişmelerden sonra görevlerinin başarısızlıkla sonuçlandığını düşünmektedir. Dünya’nın en yüksek bütçeli robot projesi, kaçık bir Peygamber oluşturmaktan başka bir işe yaramamıştı ona kalırsa. Fakat Powell onunla hemfikir değildir. Sebebi sorulduğunda Powell şu basit soruyu sorar:

“Karşısına çıkan durumla başa çıkabiliyor mu?”

Bu soruya gelen olumlu cevap üzerine bir soru daha sorar:

“Öyleyse neye inandığının ne önemi var? Yaptığımız iş gayet açık ve basit değil mi? Yeni istasyonlar kurulacak ve biz de yeni QT-1’lerin montajını yapıp şu ‘Efendi Kültlerini’ orada da yaymalarını sağlayacağız.”

Şu efendi saçmalığının kulağa garip geldiği açıktı. Ama yeterince fonksiyoneldi ve mühendislik açısından bir sorun teşkil etmiyordu.

Bu noktada duralım ve hikâyenin arka planına ilişkin konuşalım. Mühendislerimiz, dünya dışında bir bölgeye, zaten görevli robotların bulunduğu bir bölgeye yeni bir düzen getirmekle görevlendirilmişti değil mi? Hatta orada otonom bir yönetim olmasını ve bu yönetimin, istasyonda insanlar yokken dâhi Dünya’nın istekleri doğrultusunda çalışmasını amaçlamıştı. Kulağa koloniyalizm gibi gelmiyor mu? Devam edelim.

Yönetici olarak arkalarında bırakacakları makinenin, tamamen kendi çarpık inanışları doğrultusunda hareket ettiği gerçeğini pek de büyük bir sorun haline getirmediler. Önemli olan istasyonun nasıl çalıştığıydı. Çıkış noktası değil, varış noktasıydı onları ilgilendiren.

Tıpkı bir ülkeyi sömürgeleştirir gibi davranıyorlardı kısaca. Önce hedef ülkede devrim yaparsınız, başa kendi yetiştirdiğiniz bir generali getirirsiniz ve o muhtemelen sizin istediğiniz jargonla konuşmaz olur kısa süre sonra, hatta size karşıymış gibi görünür. Ama mantığı, sizin tarafınızdan yerleştirilmiş olan mantığı, istediğiniz gibi çalışmaktadır. Sizi her gün ülkenize bombalar yağdırmakla tehdit etmektedir, bambaşka bir inanışa ve kültüre sahip ve bunlara sadıkmış gibi görünmektedir, ama mantığı, ülkesinin tüm petrolünü British Petrol’e satmakta bir beis görmez. Durum böyleyse, artık gerçek bir kolonizatörünüz var demektir. Böyle bir generalin Müslüman, Yahudi, Budist yahut Zerdüşt oluşu hiçbir Amerikalı’nın umurunda değildir. Yani enerji santralleri ve savunma sistemleri yeterince iyi çalıştığı sürece, -öyküde neredeyse aynen kullanılmış olan- kelime-i şehadet ile “God bless America” cümleleri arasında mühendislik açısından bir fark bulunmamaktadır.

Bütün bunlar, bilimkurgunun, yaygın kanının aksine teknolojinin geleceğine dair tahminlerden, zamanda yolculuktan, uzaylılarla savaştan ve kurtarılmayı bekleyen genç kızlardan ibaret olmadığını göstermenin de vurucu bir yoludur diye düşünüyorum. Asimov onu, geleceğe ve geçmişe dair oluşturduğu o büyük ağın örülmesinde bir iplik olarak kullanmıştır yalnızca. Yazarı çağdaşlarından ve takipçilerinden farklı kılan unsurların başında da bu gelir sanıyorum.

Bedir Yılmaz


* 3 Robot Yasası: Üç Adımda Asimov’la Tartışmak

* Benim Robotlarım – Isaac Asimov

  • 19
    Shares

Stranger Things Kitap

Ben, Robot: Bir Robotu ‘Anlamak’

Bundan yaklaşık yarım yüzyıl önce bir İngiliz bilim adamı, Alan Turing, çağdaşlarının sormaya dâhi cesaret edemeyeceği bir soruyu sordu ve buna ilişkin bir de makale yayınladı. Bahsi geçen soru “Makineler düşünebilir mi?” idi.

  • 19
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Edebiyat, İnceleme
H.P. Lovecraft inceleme
H.P. Lovecraft: Cehennemin Anahtarını Elinde Tutmuş İnsan

"Cehennemin kapısını zorlanmadan kilitledi insan. Elleri titremiyordu. Titreyen ruhuydu, mantığıydı, sağlıklı düşünceleriydi." - H.P. Lovecraft

Kapat