in , ,

Terry Pratchett: “Fantastik Edebiyat, Diğer Türlerin İçinde Yüzdüğü Bir Denizdir”

Patrick Rothfuss, 2015’te yaşamını yitiren Terry Pratchett’ı anıyor. Yazarın, fantazya üzerine ilham veren bir söyleşisini de paylaşıyor.

Terry Pratchett Patrick Rothfuss

Terry Pratchett 12 Mart 2015’te aramızdan ayrıldı. Geriye 41 romanlık Diskdünya serisiyle birlikte fantastik edebiyatın çatısını oluşturan pek çok değerli eser bıraktı. Patrick Rothfuss ise yazarın ölümünden 5 ay sonra, 24 Ağustos 2015 tarihinde bir anma yazısı kaleme aldı.

Rothfuss yazısında, 1995’te Onion adlı dergiye Terry Pratchett tarafından verilen bir röportaja da yer veriyor. Blog yazısını Türkçeye kazandırma nedenimiz de bu ilham verici söyleşiden kaynaklanıyor. Pratchett söyleşide, yazılmış ilk edebi eserin bir fantastik kurgu olduğunu söylüyor ve fantezi edebiyatını küçümseyen muhabire ufak bir ders veriyor.

Patrick Rothfuss’ın Terry Pratchett’ın Ölümü Üzerine Kaleme Aldığı Blog Yazısı

Bu yılın başında Almanya’da turnedeyken Terry Pratchett yaşamını yitirdi.

Tam bir sürpriz değildi bu. Onun hasta olduğunu yıllardır biliyoruz. Kaçınılmaz sona hazırlanmamız için senelerimiz vardı.

Yine de ölüm haberi beni şaşırtıcı derecede sert vurdu. Bunu beklemiyordum.

Eğer benim hakkımda çok şey biliyorsanız, muhtemelen bir Pratchett hayranı olduğumu da biliyorsunuzdur. Beni Goodreads’te takip ediyorsanız, coşkulu yorumlarımı da görmüşsünüzdür. Öyle coşkulu yorumlar yazıyorum ki onları anlaşılmaz bir şekilde sınırlıyorlar.

Pratchett’ı şahsen tanımıyordum. Açıkçası onun hakkında çok şey bilmiyordum bile. Onu Madison’daki bir etkinlikte konuşurken gördüm ve onunla çok kısa bir süreliğine görüşebildim. Bunu blogda yazmıştım.

Patrick Rothfuss

Gerçek şu ki, çalışmalarının (ve onun hakkında bildiğim birkaç şeyin) benim üzerimde büyük bir etkisi oldu.

Yani evet, bu ölüm beni çok etkiledi.

20’li ya da 30’lu yaşlarınızdaysanız ve bu yazıyı internette okuyorsanız, yazarlarla ilgili fikirlerimizin, neredeyse tamamen onların kitaplarını okumaktan geldiğini anlamak sizin için zor olabilir. İnternet, 1990’ların Devoniyen1 kıyısında soluk soluğa kalırken bile sosyal medya ve yazar blogları gibi şeyler doğru düzgün bir şekilde yoktu.

Sonuçta Terry Pratchett’a rastladığım ilk yerlerden biri 1995’te, Onion dergisindeki röportajdı. Size o zamanın çerçevesi hakkında bir fikir vermek istiyorum. Kâğıt üzerine basılmış olan Onion’ın bir kopyasını alabildiğimiz bir zamandı. Dahası dergi yalnızca kâğıt üzerinde mevcuttu ve o günlerde bile onu yalnızca memleketim Madison, Wisconsin’de bulabiliyordunuz.

Pratchett’ın o röportajda söylediklerinin bende büyük bir etkisi oldu, çünkü o noktada birkaç yıldır kendi romanım üzerinde çalışıyordum.

Biraz araştırmam gerekti (dediğim gibi bu söyleşi internetten önce yayımlandı) ama röportajı buldum.

Onion Dergisinde Yayımlanan Terry Pratchett Röportajı

Onion: Bu koca şapka nedir?

Pratchett: Ah… Bu şapka. Bilmiyorum, bu… bu şapka ya da benzerlerini yıllardır giyiyorum. Bir tane almıştım ve hoşuma gitmişti. Ve sonra insanlar gördüklerinde fotoğraflarımı çekmeye başladılar. Şimdi ise İngiltere’de şapkamla gezmezsem neredeyse insanlar kim olduğumu bilmeyecekler. Belki de benim yerime sadece bu şapkayı imza günlerime gönderebilirim. Şapkaları seviyorum. Avustralya’daki kitap turnelerini seviyorum. Çünkü Avustralya büyük bir şapka ülkesi.

terry pratchett yazar foto

Siz tam anlamıyla bir yazarsınız. Dil için yeteneğiniz var, çizim yapmakta beceriklisiniz ve kitaplarınızdaki ayrıntılara çok büyük ilgi gösteriyor gibi görünüyorsunuz. O kadar iyisiniz ki her türde yazabilirsiniz. Neden fantezi yazıyorsunuz?

İyi bir öğle yemeği yedim ve kendimi oldukça sevimli hissediyorum. Bu yüzden hâlâ hayattasın. Bu soruyu neden sorduğunuzu bana açıklamanız gerektiğini düşünüyorum.

Bu gettolaştırılmış2 bir tür.

Bu doğru. ABD adına konuşamam, burada kitaplarım idare eder düzeyde satış yapıyor. Ancak Birleşik Krallık’ta her kitap -sanırım dizide yirmi tane yazdım- dördüncü kitabımdan bu yana her biri ciltli ya da karton kapaklı olarak ulusal en çok satan ilk on kitaptan biri oldu. Çoğu zaman her ikisinde de. On ikinci ya da on üçüncü kitapsa listelerde bir numaraya oturdu. Altı gençlik kitabı yazdım, hepsi yine de yetişkinlerin en çok satanlar listesinde yer aldı. Bir keresinde

Bir keresinde aynı anda yetişkinler için en çok satan kitap, başka bir başlıkla ciltsiz en çok satan kitap ve gençler için çok satanlar listesinde üçüncü bir kitap daha vardı. Şimdi bunun gettolaşmış bir tür olduğunu bana bir daha söyle.

Kesinlikle ciddi bir kurgu türünden daha az saygın görülüyor.

(İç çekerek) Hiç şüphesiz ki anlatılan ilk kurgu bir fanteziydi. Çocuklar kamp ateşinin başına oturuyorlardı (Eleştiri yayımlayan kişi sen miydin? Tanıdık geldin). Çocuklar kamp ateşinin başında oturuyorken ışıklandırma yaparak tanrılar hakkında hikâyeler ve bunun gibi şeyler anlatıyorlardı. Birbirlerine edebî hikâyeler anlatmadılar. Orta Batı’daki bir üniversite kampüsünde, birinci sınıf öğretim üyesi olarak çalışırken erkek menopozunun zorlukları hakkında şikâyet etmediler.

Fantezi şüphesiz ki edebiyatın kaynağıdır, bütün edebî türlerin çıktığı kaynağın ta kendisidir. Birkaç yüzyıl kadar önce kimse buna karşı çıkmazdı, çünkü çoğu hikâye bir anlamda fantastikti. Eskiden, Orta Çağ’da insanlar ÖLÜM’ün bir hikâyede karakter olarak rol oynayabileceği üzerine iki kez düşünmezlerdi. Bunun yankıları, örneğin çok daha eski bir hikâye anlatıcılığına geri dönen Çarmıh Yolcusu3 kitabında görülebilir. Gılgamış Destanı, edebiyatın en eski eserlerinden biridir ve bir standart olarak şimdi uyguladığımız kılıçları ve ilahî bağlantıları olan büyük, kaslı adamlar vardı. İşte bu fantastik edebiyattır. Finlandiya ulusal edebiyatından Kalevala Destanı ya da İngiltere’deki Beowulf gibi. Bhagavad Gita’yı tam telaffuz edemem ama Hint destanı işte, ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Diğer her şeyin temelini oluşturan ulusal edebiyat, şu anda baz aldığımız standartlara göre bir fantezi edebiyatıdır.

Şimdi Amerikan edebiyatı hakkında ne düşünürsünüz bilemem ama Moby Dick o zaman için ne olursa olsun aynı zamanda bir fantezi eseriydi. Fantezi başka şeylerin taşıyabileceği bir plazma türüdür. Bunun bir getto olduğunu sanmıyorum. Fantastik edebiyat, neredeyse diğer bütün türlerin içinde yüzdüğü bir denizdir. Son birkaç yüzyılda farklı bir ikonografi kullanan yeni bir fantezi türü gelişti, o da ciddi edebiyat, Booker ödülü adayı edebiyatı. Fantezi, ciddi bir edebiyat olabilir. Fantezi genellikle ciddi bir edebiyat olmuştur. Gulliver’in Seyahatleri’nin sadece büyük insanlar, küçük insanlar, atlar ve benzerleri arasında eğlenceli zaman geçiren bir adam hakkında olduğunu düşünmek için oldukça kalın kafalı olmalısınız. Kitabın konusu bambaşka bir şeydi.

Fantezi ve mizah oldukça ciddi yükleri taşıyabilir. Yani diyorum ki trolleri, cüceleri ve diğer şeyleri çıkartıp herkese modern elbiseler giydirin. Biraz da acı çekmelerini sağlayın. Virginia Woolf’tan birkaç kez bahsedin ve işte orada! Hey, ciddi bir romanım var! Ama aslında bunları yapmak zorunda değilsiniz.

(Duraksar.) Kendim söylemiş olmama rağmen bu çok iyi bir cevaptı.

Kendime bir peynir şapka almayı dört gözle bekliyorum.

Şapkaya geri dönelim.

Şapkaya geri dönelim… Herkesin bir avantaja ihtiyacı var ve şapka size avantaj sağlıyorsa neden şapka takmayasınız? Yazmaya başladığınızda kalabalıkta yalnızca bir kişisiniz. Eğer şapka işe yararsa bir şapka takacağım. Hatta iki şapka takacağım! Aslında buradan ayrılmadan önce kesinlikle peynir şapka alacağım. Bunları Birleşik Krallık’ta hiç duymadık ve bunu son moda bir şey olarak görüyorum.

Tamam, kaydı durdurabilirsin.

* * *

Aslında bunu ilk okuduğumda nerede olduğumu hatırlıyorum. Şu anda, yirmi yıl sonrasında dergiyi elimde tutarken ve okurken nerede oturduğumu hatırlıyorum.

Klişeye girmeyeceğim ve bunun hayatımı değiştirdiğini söylemeyeceğim.

Aslında biliyor musunuz? Bunu yapacağım. Evet, söyleyeceğim. Hayatımı değiştirdi.

Bunun hangi yıl olduğunu hatırlamalısınız. 1995’ti. Harry Potter yazılmadan önceydi. Neil Gaiman daha Yokyer’i yazmamıştı.

Pixar henüz ilk filmini yayınlamıştı. Matrix yoktu. Altıncı His yoktu. Yüzüklerin Efendisi filmleri yoktu. Pan’ın Labirenti ve Hellboy ise 10 yıl uzaktaydı.

HBO’da Game of Thrones yoktu. Kahretsin, Legend of The Seeker bile yoktu. Buffy the Vampire Slayer, 2 yıl uzaktaydı ve harika televizyon tarafından aptalca parlatılmış vampirlere ise daha uzun yıllar vardı.

Yaklaşık iki senedir fantastik romanımı yazıyordum ve fantastik kurguyu severken içten içe biliyordum ki bu utanmam gereken bir şeydi. Fantastik romanlar çocukken okuduğum kitaplardı ve insanlar bunun için bana sataşıyorlardı. Üniversitede konuyla ilgili ders yoktu. Fanteziyi iliklerime kadar sevdiğimi bilsem de her şeyin aptalca bir saçmalık olduğunu hissediyordum.

Bugünlerde bile insanlar fanteziyi hâlâ küçümsüyor. Çocuk işi olarak düşünüyorlar. Bunu değersiz bularak reddediyorlar. Gerçek edebiyat olmadığını söylüyorlar. İnsanlar Game of Thrones ve Hobbit’in, Avengers ve Harry Potter’ın *ŞU ANDA* The Beatles’tan daha büyük olmasına rağmen bunu diyebiliyorlar.

ŞU ANDA öyle. O zamanlar ortalıkta değilseniz, ne kadar kötü olduğunu anlayamazsınız. İnsanlara, bir fantastik roman üzerine çalıştığımı söylediğimde pek çok insan neden bahsettiğimi bilmiyordu.

“Bir fantezi romanı yazıyorum,” derdim ve insanlar bana gözlerinde ciddi bir kafa karışıklığı ve endişeyle bakarlar, “Neden?” diye sorarlardı.

Sonra o söyleşiyi okudum ve beni umutlandırdı.

Patrick Rothfuss

1: Devoniyen dönem, Paleozoik zamanın dördüncü alt bölümü olan jeolojik çağ. Rothfuss’ın esprisi burada. Bu dönemde balıkların sudan karaya çıkmasıyla 90’larda internetin yeni gelişmesi arasındaki benzerliğe dayanıyor.

2: Bir kentin içerisinde azınlıkça oluşturulan, genelden ayrı toplumsal özelliklere sahip alan.

3: Birinci kısmı 1678’de, ikinci kısmıysa 1684’de John Bunyan tarafından yazılmış dini alegorik bir kitap.


Patrick Rothfuss’ın anma yazısıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Terry Pratchett’ın röportajda fantastik edebiyat hakkında söylediklerine katılıyor musunuz? Düşüncelerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Kaynak: Blog.patrickrothfuss

Oyla!

Emrecan Doğan

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum. | İletişim: [email protected]

Geçmişe Hücum: Osmanlı Topraklarında Arkeoloji

Geçmişe Hücum: Osmanlı İmparatorluğu’nda Arkeolojinin Öyküsü – Çalınmış Taşlar Ülkesi

Nicole Kidman Mice

Nicole Kidman, Meşhur Psikolojik Gerilim Romanı Mice’ı Sinemaya Uyarlıyor