The Witcher – The Last Wish / Mantığın Sesi -4-

Witcher öykülerimizden bir yenisi ama aynı zamanda sonuncusuyla karşınızdayız. 6. Yıl Şenlikleri kapsamında The Witcher: The Last Wish kitabından bir adet öyküyü daha sizlerle buluşturuyoruz. Ancak bu defaki öykü Witcher’a dair yayınlayacağımız son öykü olacak ve o sona yakışır biçimde oldukça özel bir konuya sahip.

THE WITCHER
THE LAST WISH

Mantığın Sesi

-4-

“Biraz konuşalım, Iola.”

“Bu konuşmaya ihtiyacım var. Sükût altındır derler. O kadar edeceğinden şüphe etsem de, belki de öyledir. Bir bedeli olduğu açık; ücretini ödemek gerekir.

“Senin için daha kolay tabii. Evet öyle, inkar etme. Sen seçimin gereği sessizsin; bunu tanrıçana feda ettin. Ben Melitele’ye inanmam, diğer tanrıların varlığına da öyle; ama seçimine, adağına saygı duyuyorum. İnancına. Çünkü sessizliğinin bedeli olarak ödediğin imanın ve adağın seni daha iyi, daha yüce bir varlık yapıyor. Ya da, en azından, öyle olmalı. Ama benim inançsızlığım hiçbir şey yapamaz. O güçsüz.

“Bu durumda benim neye inandığımı soracaksın.

“Ben kılıca inanırım.

“Gördüğün gibi, iki tane taşıyorum. Her witcher’ın yaptığı gibi. Denir ki, gümüş olan canavarlar ve demir olan insanlar içindir. Ama bu yanlış. Sadece gümüş bir kılıçla alaşağı edilebilecek canavarlar olduğu gibi bazıları için de ölümcül olan demirdir. Ve, Iola, herhangi bir demirle değil, bir meteortaşından gelmelidir. Bir meteortaşı nedir diye mi soruyorsun? O kayan bir yıldızdır. Mutlaka görmüşsündür – gece vakti kısa, parlak izler. Muhtemelen birinde dilek bile tutmuşsundur. Belki de tanrılara inanman için bir neden dahadır. Benim için, meteortaşı bir parça metalden başka şey değil; güneş tarafından patlatılmış ve düşürülmüş, kılıçlar yapabilmek için bir metal.

“Evet, tabii ki kılıcımı alabilirsin. Ne kadar hafif olduğunu hisset – Hayır! Kenarına dokunma; bir yerini kesersin. Usturadan daha keskindir. Öyle olmak zorunda.

“Her boş anımda antrenman yapıyorum. Yeteneğimi kaybetmeye cesaret edemem. Buraya – tapınağın bu en uzak köşesindeki bahçeye – ısınma hareketleri yapmak, kaslarımdaki iğrenç, tiksindirici, beni ele geçirmiş uyuşukluktan kurtulmak için geldim. Bu kayıtsızlık benden akıp gidiyor. Ve sen beni buldun. Komik, birkaç gündür seni bulmaya çalışıyordum. İstedim ki –

“Konuşmak istedim, Iola. Gel biraz oturalım.

“Beni hiç tanımıyorsun, değil mi?

“Bana Geralt derler. Geralt… Hayır. Sadece Geralt. Hiçbir yerli Geralt. Ben bir witcherım.

“Evim Kaer Morhen’dir, Witcher’ın Yerleşimi. Orası… Orası bir kaledir. Geriye pek bir şey kalmadı ama.

“Kaer Morhen… Benim gibilerin üretildiği yerdir. Bu artık yapılmıyor, artık kimse Kaer Morhen’de yaşamıyor. Vesemir dışında hiç kimse. Vesemir kim mi? Babam. Neden o kadar şaşırdın? Bunda garip olan ne? Herkesin bir babası vardır ve benimki de Vesemir. Ve o benim gerçek babam değilse ne olmuş yani? Gerçek babamı ya da annemi tanımıyorum. Hala yaşayıp yaşamadıklarını bile bilmiyorum, ama çok da umursamıyorum.

“Evet, Kaer Morhen. Bilindik mutasyonu orada geçirdim, Otların Testi yoluyla, sonra da hormonlar, bitkiler ve virütik enfeksiyonları. Ve sonra hepsini bir kez daha. Ve bir daha, acı sona kadar. Görünüşe göre değişimleri alışılmamış biçimde iyi kaldırdım; sadece hasta olmuştum. Olağanüstü biçimde dirayetli bir velet kabul edilmiştim… ve sonuç olarak, çok daha zorlu testler için seçilmiştim. Daha kötüydüler. Çok daha kötüydüler. Ama, gördüğün gibi, hayatta kaldım. Bütün o ileri kademedeki testlerde hayatta kalmış tek kişi. O zamandan beri saçlarım beyazdır. Hücre renklendirmesinin tamamen kaybı. Yan etki, dedikleri gibi. Önemsiz bir şey.

“Sonra bana Kaer Morhen’i terk edip de kendi yoluma gidene kadar sayısız şey öğrettiler. Madalyonumu, Kurdun Okulu İşareti’ni kazandım. İki kılıcım vardı: gümüş ve demir Muhakemem, heyecanım, şevkim ve… inancım. Canavarlar ve yaratıklarla dolu bir dünyada, masumları korumak için bana ihtiyaç olduğuna dair inancım. Kaer Morhen’i terk ettiğimde, ilk canavarımla karşılaşmak için hayaller kuruyordum. Onunla göz göze gelmek için sabırsızlanıyordum. Ve o an geliverdi.

“İlk canavarım, Iola, keldi ve fevkalade biçimde çürük dişliydi. Onunla ana yolda, diğer canavar arkadaşlarıyla -kaçaklarla- bir çiftçinin arabasını durdurup devirdiği ve belki de on üç yaşında olan küçük bir kızı arabadan çıkardığı yerde karşı karşıya geldim. Kızın giysilerini yırtıp, artık gerçek bir erkekle tanışmasının vaktinin geldiğini bağırırken yoldaşları babasını tutmuştu. Oraya vardım ve gerçek bir erkekle karşılaşma zamanının asıl onun için geldiğini söyledim – Kendimi çok zeki sanıyordum. Kel canavar kızı bıraktı ve bir baltayla birlikte kendini bana doğru fırlattı. Yavaştı, ama sağlamdı. Ona iki kere vurdum – temiz kesikler değildi, ama muhteşemdiler ve yalnızca ondan sonra düştü. Çetesi bir witcher kılıcının bir insana neler yapabildiğini görünce toz oldu…

“Seni sıkıyor muyum Iola?

“Buna ihtiyacım var. Gerçekten ihtiyacım var.

“Nerede kalmıştım? İlk asil eylemim. Gördüğün gibi, bana Kaere Morhen’de tekrar tekrar bu gibi durumlara karışmamamı, gezgin şövalyeyi ya da kanun savunucusunu oynamamamı tembih etmişlerdi. Caka satma, ama para için çalış. Ve ben, dağlardan elli mil bile uzaklaşmadan bu kavgaya salak gibi dâhil olmuştum. Ve nedenini biliyor musun? Kızın minnettarlıkla hıçkırarak kurtarıcısının ellerini öpmesini ve babasının dizleri üzerinde bana teşekkür etmesini istemiştim. Gerçekte babası saldırganlarıyla birlikte kaçtı ve kel adamın kanıyla sırılsıklam olan kız, ben ona yaklaştığımda kustu, kendini kaybetti ve korkudan bayıldı. O zamandan beri çok nadir şekilde bu tarz olaylara karışıyorum.

“İşimi yaptım. Hızlıca nasıl olduğunu öğrendim. Köy çevrelerine ya da kasaba gözcülerine vardım ve bekledim. Eğer tükürür, lanetler ve taşlarlarsa uzaklaştım. Eğer biri yanıma gelip bir iş verirse yaptım.

“Kasabaları ve kaleleri gezdim. Kavşaklara asılmış duyurulara baktım, ‘Bir witcher’a acil ihtiyaç var’ sözlerini aradım. Ve sonra orada kutsal bir mekân, bir zindan, bir nekropolis ya da harabe, orman geçidi veya dağlarda gizlenmiş bir mağara, kemiklerle ve berbat kokulu leşlerle dolu olurlardı. Yaşamak için öldüren, açlığın dışında zevk için avlanan ya da hasta ruhlu birinin iradesiyle çağrılan bazı yaratıklar olurdu. Bir mantikor, wyvern, fogler, aeschna, ilyocoris, chimera, leshy, vampir, ghoul, graveir, kurtadam, dev akrep, striga, kara annis, kikimor, vyyper… çok daha fazlasını öldürdüm. Karanlıkta bir dans yapılır, kılıç keser ve sonrasında da işverenimin gözlerinden korku ve hoşnutsuzluk okunur.

“Hatalar? Elbette onları da yaptım. Ama prensiplerime sadık kaldım. Hayır, kanun değil. Kanunun arkasına gizlenen zamanlarımın olmasına rağmen. İnsanlar sever bunu. Bir kanunu izleyenlere çoğunlukla saygı gösterilir ve haklarında iyi düşünülür. Ama bugüne kadar kimse bir witcher’ın kanununu derlemedi. Kendiminkini ben buldum. İşte böyle. Ve ona bağlı kaldım. Her zaman –

“Her zaman değil.

“Şüpheye yer bırakmaz gibi görünen durumlar vardı. Kendime, ‘Neden umursayayım ki? Benimle bir ilgisi yok. Ben bir witcher’ım.’ demem gereken zamanlar. Mantığın sesini dinlemem gereken zamanlar. Korku bile olsa içgüdülerimi, eğer değilse de tecrübelerimin dikte ettiklerini dinlemeliydim.

“O zaman mantığın sesini dinlemeliydim.

“Dinlemedim.

“Kötünün iyisini seçtiğimi düşünmüştüm. Daha küçük kötülüğü seçtim! Daha küçüğü! Ben Geralt’ım! Witcher… Blaviken’in Kasabı’yım –

“Dokunma bana! Belki… Sen belki şeyi görebilirsin… ve bunu yapmanı istemiyorum. Bilmek istemiyorum. Bir setteki su gibi, kaderimin benim için döndüğünü biliyorum. Hemen peşimden geliyor, izlerimi takip ediyor, ama hiç arkama bakmam.

“Bir döngü mü? Evet, bu Nenneke’nin sezdiği şey. Merak ediyorum, beni Cintra’da cezbeden şey neydi? Böyle bir riski nasıl bu kadar salakça göze alabildim –?

“Hayır, hayır, hayır. Asla arkama bakmam. Cintra’ya bir daha asla dönmeyeceğim. Bir vebadan uzak durur gibi oradan kaçınacağım. Oraya asla geri dönmeyeceğim.

“Hah, eğer hesaplarım doğruysa o çocuk Mayıs’ta, Belleteyn festivali civarında doğacak. Eğer bu doğruysa ilginç bir tesadüf. Çünkü Yennefer da Belleteyn’de doğmuştu…

“Bu kadar yeterli, artık gitmeliyiz. Neredeyse akşam oldu.

“Benimle konuştuğun için sağ ol. Teşekkürler, Iola.

“Hayır, hiç sorun yok. İyiyim.

“Oldukça iyiyim.”


yazar
ANDRZEJ SAPKOWSKI

çeviri
HAZAL ÇAMUR

editör
M. İHSAN TATARİ


DİPNOT: Sitemizde yayımlanan aynı kitaba ait bir önceki ÖN OKUMA için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

The Witcher – The Last Wish / Mantığın Sesi -4-

Witcher öykülerimizden bir yenisi ama aynı zamanda sonuncusuyla karşınızdayız. 6. Yıl Şenlikleri kapsamında The Witcher: The Last Wish kitabından bir adet öyküyü daha sizlerle buluşturuyoruz. Ancak bu defaki öykü Witcher’a dair yayınlayacağımız son öykü olacak ve o sona yakışır biçimde oldukça özel bir konuya sahip.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün