Çevirinin Tesellisi: Her Roman Çevrilebilir mi?

Kelimelere tutulan ayna her zaman gerçekleri yansıtabilir mi? Bir metnin, başka bir dile çevrilemeyecek kadar özgün olması mümkün mü?
“The heart dwells beside gliding rivers.
The rivers eat into the shores.
Shrinking shores lose their name.”
(The Boat in the Evening, 5)

Karlar altındaki bembeyaz Norveç düzlükleri, keskin buzul uçurumlarıyla görkemli fiyortlar, yağmur bulutlarını içine çeken, gözü buğulu bir gökyüzü, boğuştukça yükselen dalgalar… Çıplaklık, yalnızlık ve bütünlük… Norveçli yazar Tarjei Vasaas’ın çerçevesinden doğanın şiir dilinde kelimeye yansıdığı Akşam Teknesi; henüz giriş kısmında her kelimenin özgün ezgisiyle karşılar bizi. Yazar, eserin bir anılar derlemesi olduğundan söz ederken anlatılan her şeyin zihinsel bir ürün olduğunu kabul etmemizi ister.

Fakat okurken ortaya çıkan durum, eserin hiç de baştaki beyana uymadığını gösterir. Zira Vasaas’ın, hareketi ve olayları en aza indirerek kurguladığı tasvire dayalı anlatım, salt bireysel algıya ve deneyime dayalı; psikolojik bir gözlemler derlemesinden çok ötede, doğanın sanat hâli diye nitelendirebileceğimiz biricik ve özgün bir sanat eserine dönüşmüştür çoktan. Üstelik “roman” türü adı altında değerlendirilmesine karşın kendi ezgisini söyleyen kelimeler, yer yer şiire dönüşen konuşmalar, kimi zaman okuyucunun yanıtlaması için gökyüzüne asılan sorular; metnin müzik, şiir ve deneme gibi farklı türleri ve sanat dallarını bir araya getiren çok katmanlı bir yapıya da sahip olduğunu gösterir.

Dolayısıyla eseri salt roman olarak değerlendirmek için ya roman türünün tanımını genişletmek ya da postmodern anlamda yalnızca bu esere ait, özgün bir roman tanımı getirmek gerekir. Peki, biçimsel anlamda böylesine yoğun bir eserin farklı dillerde yansıması ne kadar özgün olabilir? Bundan da ötesi, roman türü söz konusu olduğunda özgün bir biçimi farklı bir dile, türe, forma çevirmek mümkün müdür?

Çevrilebilirlik Sorunsalı

Çevirinin Tesellisi: Her Roman Çevrilebilir mi?

Çevrilebilirlik (translatability) sorunsalı, öncesinde çevirinin niteliği ve ne yönde yapılması gerektiği tartışmalarıyla başlamıştır. Roma Dönemi’nde çeviri, Latince öğretimi ve retorik eğitimi için kullanılan bir “yöntem” olduğundan çeviri süreci; metnin kelime ve dil bilgisi anlamında birebir yansımasını gözetmeye yöneliktir. Ancak Cicero ve Horace, çeviriyi ilk defa bir yöntemden ziyade özerk bir eylem olarak değerlendirerek esas amacın biçimsellikte birebir yansımayı yakalamak değil, metnin özüne ilişkin anlamı ve hissi duyumsatmak olduğunu ileri sürmüştür. Böylelikle çeviri eylemi, kaynak metnin dil ve anlatım çerçevesiyle sınırlı kalmayarak çevirmenin kişisel tercihlerini, üslubunu, hatta hayal dünyasını da söz sahibi olabildiği bir alan hâline gelme yolunda ilk adımını atmıştır.

GÖZ ATIN  Kütüphanecilik: Bir Zamanların Tehlikeli Mesleği

Sonrasında din metinlerinin çevirileri ile ciddi bir tartışma konusu olan bu durum, Batı dünyasında Victoria Dönemi, Doğu’da da taklide dayalı gelenekçi anlayışın hâkim olduğu XVI-XVII. yüzyıllarda çevirmenin yine kısıtlanmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak özellikle Rönesans’ın yankılarının yeniden yükselmeye başladığı XIX. yüzyıl ve sonrasında, hem Batı hem de Doğu toplumlarında çeviri, artık özgün eserleri kopyalama eylemi olarak değil, özerk bir sanat ve bilim alanı olarak değerlendirilmeye başlamıştır. Nitekim çeviribilimin doğuşu, James Holmes’ün ortaya koyduğu tanımsal çeviri şablonuyla evrensel anlamda gerçekleşmiştir diyebiliriz. Bu dönüm noktasından sonra artık bir bilim olarak kabul edilen çeviri, deneysel bakış açısıyla yenden masaya yatırılmış ve bu kez çevirinin yöntemi, niteliği, mümkünlüğü, değerleri, etiği ve sınırları tartışılmıştır.

İşte bu noktada Walter Benjamin, çevrilebilirlik konusunu gündeme getirerek çeviribilimin temel sorunlarından birini tanımlamış olur: Her metnin çevirisi söz konusu mudur? Benjamin, biçimi birebir yansıtma çabasını bir kenara bırakarak çevirinin esas amacının, metnin öz anlamını iletmek olduğunu öne sürer.

Şiirde Çeviri Boşa Bir Çaba mı?

Çevirinin Tesellisi: Her Roman Çevrilebilir mi?

Hans Vermeer’in skopos, yani amaç teorisinin kabulü üzerine kurulu olan bu öneriye göre her metin, bir amaç doğrultusunda üretilmiştir. Dolayısıyla metnin amacı iletildiği takdirde çeviri her koşulda sağlanabilir. Ancak buradaki önemli nokta, şiir türünün hariç tutulmasıdır. Çünkü şiirde biçim, anlamın ötesine geçen bir niteliğe sahiptir. Kaynak metnin biçimini hedef dilde aynı şekilde oluşturmaksa anlamdan feragat etmeye neden olabilir. Bu nedenle Benjamin, anlam ve biçim dengesini şiir türünde yakalayabilmenin olanaksız ve şiirin değerini düşürecek boşa bir çaba olduğunu söyleyerek şiiri el değmemiş bırakmayı tercih eder.

Benjamin’in çevrilebilirlik görüşü roman türünü de pek tabii dâhil eder; bu doğrultuda iletilmek istenen anlamla kıyaslandığında romanın biçimsel özelliklerine ikincil derecede önem verir. Ancak söz konusu roman, biçimsel özelliği vurguladığında ve bu amaçla kaleme alındığında çevirinin mümkünlüğü ile niteliği tekrar tartışılmalıdır.

GÖZ ATIN  Fahrenheit 451: Çeviri Değerlendirmesi ve Karşılaştırması

Yukarıda değindiğimiz, Vasaas’ın Akşam Teknesi adlı romanı, bu durum için dikkate değer bir örnek teşkil eder. Eser, bir taraftan söz sanatlarıyla örülmüş şiirsel bir kurgunun, yine aynı sanat niteliği gözetilerek çevrilebileceğinin bir göstergesidir. Diğer taraftansa bunun gerçekleşebilmesi, kaynak dille hedef dil arasında belli değerlerin aynı olması koşulunu gerektirir.

Orijinal dili Norveççe olan eserin Elizabeth Rokkan tarafından İngilizceye The Boat in the Evening başlığıyla, 2003 yılında Peter Owner yayınlarından çıkan çevirisi, dil ve biçim bakımından oldukça özgün bir anlatıma sahip bir eser için titiz bir çalışma ürünü ve özgün bir sanat eseri olduğunu kanıtlamıştır.

Bağlamsal açıdan birbiriyle örtüşmeyen ve ‘kopuk’ olarak nitelendirebileceğimiz bölümlerden oluşan öyküler; kimi yerde anlatıcının soruları ve iç sesiyle kesilen bir anlatıyla oluşturulmuştur. Dolayısıyla kaynak metinden hedef metne aktarırken kelimelere bağlam temelli anlam kazandırmaya çalışmak, hem metnin hatalı çevirisine hem de kelimenin yanlış kullanılmasına neden olacaktır.

Çevirmene Düşen Görev

Çevirinin Tesellisi: Her Roman Çevrilebilir mi?

Burada çevirmene düşen görev, çevrilecek metin parçasının sınırlarını mümkün olduğunca dar tutarak her paragrafı yeni ve farklı bir bağlamda değerlendirmektir. Bu da Vasaas’ın dili ile söz gelimi, anlatımında geniş hacimli ve sıkı dokuya sahip bağlamlar kuran Tolstoy’un çevirisinde farklı yöntemlerin kullanılması; bir edebiyat türü olarak romanda bile esere özgün çeviri tekniklerinin uygulanması gerektiğini gösterir.

Rokkan’ın çevirisinde en çok öne çıkan unsurlardan biri, söz sanatlarının, özellikle de aliterasyon ve asonansın kurduğu ezgisel anlatımdır.

Bir söz sanatını farklı bir dilde yeniden, aynı değerde, fakat özgün bir biçimde oluşturmak, iki dilin de birtakım benzer biçimsel özellikler taşımasını gerektirir. Örneğin eril ve dişil hitap ayrımının bulunduğu Fransızca bir metnin, cinsiyet iminin olmadığı Türkçeye çevirisinde söz sanatlarını gözeten bir çalışma, anlamın eksik veya yanlış iletilmesini kaçınılmaz hâle getirir.

GÖZ ATIN  Çiğdem Erkal ile İleri Düzey Çeviri Atölyesi Başlıyor

Söz konusu eserde kaynak dil olan Norveççe ile hedef dil İngilizce, Hint-Avrupa dil ailesinin Germen dilleri koluna mensuptur. Bu dillerin kaynaklarının ve dolayısıyla bir noktaya kadar dil yapılarının aynı aileden gelmesi, metnin içeriği kadar biçimsel çevirisini de mümkün kılmaktadır. Fakat bu doku, yine aynı dil ailesine mensup, ama Roman dilleri arasında yer alan Fransızcada kurulmaya çalışıldığında eril ve dişil anlambirimlerin (morpheme) eklenmesi, cümlelerin anlamını korurken söz sanatlarının oluşturduğu ezgisel anlatımı sağlayamayacaktır.

Benjamin’in çevrilebilirlik üzerine görüşleri

Walter Benjamin

Walter Benjamin

Öyle görünüyor ki Benjamin’in çevrilebilirlik üzerine görüşleri ve ortaya koyduğu paradigmalar, dil ailelerine ve alt türlerine göre yeniden değerlendirilmelidir. Zira amaç teorisine getirilen eleştirilerden biri, edebî metinlerin amaçlarının bulunmayabileceği, dolayısıyla her metnin amacından söz edilemeyeceği doğrultusundadır.

Metnin amacı, biçimsel niteliği vurgulamak olduğunda ise hem bu teoriye göre ikinci derecede önem atfedilen kaynak metin; esas özne hâline gelir hem de metnin çevrilebilirliği, hedef dilin imkânlarıyla sınırlanan ve tanımlanan bir durum olur.

Bir bakıma Norveç’in karlar altındaki beyaz düzlükleri ve görkemli fiyortlar, en güzel ifadesini kök saldığı coğrafyanın dilinde, yani Norveççede, sonra da ancak ona en yakın akraba dillerinde bulacaktır.

Rokko’nun çevirisinde olduğu gibi hedef metinde de söz sanatlarını konuşturarak “çevirinin çevirisini” zorlu bir sürece dönüştüren eserler de “çevirinin tesellisi” olarak okuyucunun edebî zevkine sunulan nadide çalışmalar arasında yerini alacaktır.

Peki ya sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce de her romanın çevirisi yapılabilir mi?

Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Kahramanın Benzer Yolculuğu: 6 Başlıkta Romanın Çatısı

* Neden Okuyabileceğimizden Daha Fazla Kitap Alırız?

Etiketler:  

Son Savaş




1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

Çevirinin Tesellisi: Her Roman Çevrilebilir mi? için 2 yorum

  1. Bana kalırsa Hans Vermeer’in skopos kuramı edebi metinler hariç bütün metinlerin çevirisi için oldukça işlevsel. Çünkü edebi metinler dışındaki bütün metinlerin gerçekten de somut birer amacı var. Bilgi içeren metinlerde amaç bilgiyi en doğru şekilde aktarmakken reklam metinlerinde aynı ürünü başka kültürden birine de satmak. Yapı marketi Götzen’in Türkiye’ye Tekzen ismiyle girmesi, Coca Cola’nın ramazan sofralarında boy göstermesi, Buz Devri’ndeki Miskin Sid’in “Hanım, hanım bunlar benim çocuklarım” demesi amaca yönelik kültürel çevirinin güzel örnekleri. Hatta Coca Cola örneğindeki gibi çeviri her zaman yazılı olmak zorunda bile değil.
    Ama iş edebi çeviriye geldiğinde yapılması gereken bu kadar belirgin olmuyor. Düz yazı ve şiir arasındaki devasa farkın yanına düz yazının kendi içindeki zenginliği de eklenince bir kuramla açıklanamayacak kadar karmaşık bir durum doğuyor. O yüzden en iyisi yukarıda da bahsedildiği gibi esere özgü çeviri tekniklerinin uygulanması. Zaten çeviri metinlerin başlı başına eser sayılmasının sebebi de bu.
    Ben yazara ve yazım tarzına azami düzeyde bağlı kalındığında ve çıkmazlara girilince çağrışımsal çeviriye başvurulduğunda iyi bir romanın herhangi bir dilde iyi bir roman olmayı sürdüreceğine, çünkü edebiyatın her ne kadar ana malzemesi dil olsa da dilüstü bir düzlemde yapıldığına inanıyorum.
    O yüzden çevirinin çoğu zaman imkanlı imkansızlıklarına kafa yormak çok keyifli ve faydalı olsa da “biz ne okuyoruz kim bilir” deyip umutsuzluğa kapılmak yerine çevirmen ve yayınevi konusunda seçici olmanın, okur olarak da bir yabancının bize ne anlatmaya çalıştığını anlamak için çaba göstermenin yeterli olacağını düşünüyorum.


  2. Değerli ve açıklayıcı yorumunuz için çok teşekkür ederim :slight_smile: Skopos teorisinin edebiyat dışı metinlerde işlevsel olduğu konusunda ben de dile getirdiğiniz gibi son derece hemfikirim. Ama evet, söz konusu bir edebî metin olunca, üstelik bu metin kurgudan ziyade estetik kaygıyı önceliyorsa çevirmenin üç seçeneği kalıyor: birebir biçimsel çeviri yapmak, anlamı duyumsatmak, yahut metni kendi üslubunda yeni baştan yazmak. Yazar ne kadar özgün olursa çeviri için de o kadar özgün bir teknik ve süreç gerekiyor. Bana kalırsa Vasaas’ın romanındaki güzellik ve zorluk, roman dilinin şiir diline ve estetiğine çok yaklaşmış olması. Bu da şiirin çevirisi konusunda Benjamin’i haksız çıkarmıyor :slight_smile:


Çevirinin Tesellisi: Her Roman Çevrilebilir mi?

Kelimelere tutulan ayna her zaman gerçekleri yansıtabilir mi? Bir metnin, başka bir dile çevrilemeyecek kadar özgün olması mümkün mü?

Başa dönün