Jorge Luis Borges’in Görme Yetisini Yitirdikten Sonra Çizdiği Otoportresi

Emily Temple'ın anlatımıyla Jorge Luis Borges'in körlük üzerine düşünceleri ve Borges'in otoportresi hakkındaki bütün gerçekler.

Jorge Luis Borges, kör olacağını her zaman biliyordu. Ailesinden gelen bir şeydi bu; babası, babaannesi ve ondan önce ölen büyük dedesi de görme yetilerini kaybetmiş, 1977’de bu konu üzerine verdiği derste şunu yazmıştı:

“Kör, neşeli ve cesur biri olarak, ben de ölmeyi umuyorum.”

Ne ki onun durumu, yazdığına bakılırsa “fazla dramatik değildi”.

“Asıl dramatik durumdakiler, görme yetilerini bir anda kaybedenlerdir. Benim içinse o usulca kararma, görüşün yavaşça yitirilişi, esas anlamda görmeye başladığımda başladı. 1899’dan (doğum yılı) beri öyle dramatik anlar olmaksızın yavaşça ilerleyen bu karanlık, üç çeyrek asır boyunca sürdü. 1955’te görüşümü tamamen yitirdiğimde ise o hazin an geldi, okur yazar görüşümü yitirdiğimde.”

Borges ise kendi körlüğünü daha “mütevazı” olarak nitelendiriyor; zira “bir gözü tamamen kör olmuşken diğeri kısmen görüyor”. Bu yüzden maviyi, yeşili ve sarıyı hâlâ seçebiliyor; ancak kırmızıyla siyahı göremiyor. Evet, siyahı. Shakespeare yanılıyordu, diye açıkladı Borges “Körlerin gördüğü karanlığa bakmak” (“Looking on darkness which the blind do see.”) satırını kaleme alırken.

Körlerin -yani en azından bu kör adamın- göremediği renklerden biri siyah, diğeri de kırmızı. Le rouge et le noir bizleri reddeden renkler. Tamamen karanlıkta uyumaya alışkın olan ben, bu sisler dünyasında; bu yeşilimsi yahut mavimsi, belli belirsiz aydınlanan, işte bu körlerin dünyasında uyumak zorunda kaldığım için uzun süre rahatsızlık duydum. Oysa karanlıkta uzanmak istedim. Körlerin dünyası, insanların hayal ettiği gibi bir gece değil.

Körlük üzerine olan bu ders, ayrıca Borges’in en sık alıntı yapılan nüktelerinden birini de içerir:

“Cenneti her zaman bir tür kütüphane olarak hayal etmiştim.”

Ne ki genelde bu alıntı, bağlamından ayrı yapılır; zira burada 1955 yılında, görme yetisinin en son demlerinde Arjantin Ulusal Kütüphanesi’nin müdür olarak atandığında yazmıştır. Bu yüzden de aslında hâlâ yazabilse de artık okuyamamaktadır. “İşte buradaydım,” der.

Bir bakıma, çeşitli dillerde kaleme alınmış dokuz yüz bin kitabın merkezinde; ama baş sayfaları ve kitap sırtlarını bile güçlükle okuyabiliyorum.”

Bu tayinin üzerinden 20 yıl sonra, tamamen körlüğe doğru son kötüleşmesinin ardından Borges New York’taki Strand’ın bodrumunda Burt Britton için otoportresini çizdi. 1970’lerde Britton, edebiyat duayenlerinin otoportrelerinden oluşan, 500’ün üzerinde parçaya sahip bir koleksiyon oluşturmuştu. Başta bunun sadece “kişisel takıntısı” olduğu konusunda ısrar ederken daha sonra eserleri bir kitapta toplamıştır: Self-Portrait: Book People Picture Themselves. Britton’a göre Borges bu otoportreyi “bir parmağını, diğer eliyle tuttuğu kaleme kılavuzluk edecek şekilde” kullanarak çizmiştir.

GÖZ ATIN  Babil Kitaplığı'nın 9 ve 10'uncu Kitapları Raflarda

“Çevirmeni onu içeri getirdi,” diye anlatır Britton The New York Times’a.

“Portre kusursuzdu, ama aklımda en çok kalan, ana kata çıkarırken ona eşlik ettiğim zamandı. Burada odayı, kitap raflarını, kitapları dinlediği aşikâr oldu ve bana dedi ki “Ulusal kütüphanemizdeki kadar kitaba sahipsin sen.”

Genelde Borges’in otoportresini şu şekilde görürsünüz:

Ancak 1976’da The Paris Review dergisinde Britton’ın kitabının bir parçası olarak yayımlandı ve şu şekilde gösterilmiştir:

Kaynağı bakımından ben bu eser üzerine bahse girerim. Doğrusu, Borges çizim sırasında kâğıdı en azından bir kere döndürmüş gibi görünüyor, yani her ikisi de doğru olabilir. Ama en alta yazdığı şey nedir? Sanki TANGLE WOOD sözcüklerini andırıyor, ama bunun olmadığını görüyorum. (Başka bir tahmininiz var mı?)

Belirtmek gerekirse Jorge Luis Borges aslında kör olduğu için pek de üzgün değildi.

“Bir yazar yahut herhangi bir adam, başına her ne gelirse bunu bir araç olarak görmeli; zira her şey bir amaç doğrultusunda verilir.

“Bu, sanatçı için çok daha güçlüdür. Gerçekleşen her şey, aşağılanmalar, utançlar, talihsizlikler de dâhil olmak üzere birer kil hamuru gibi sunulur, sanki bir sanat malzemesi gibi. Bunu kabul etmeliyiz… Eğer kör bir adam bu şekilde düşünürse kurtulmuştur. Nitekim körlük, bir armağandır. Körlüğün bana bahşettiği armağanlarla sizi tükettim. Biraz Anglo-Saxon anlayışı kazandırdı bana, biraz İskandinav; sahip olmadığım Ortaçağ edebiyatı bilgisini verdi; iyi ya da kötü olsun, yazıldıkları ânı yansıtan çeşitli kitapların üslubunu edindirdi. Dahası körlük, başkalarının nezaketiyle çevrelendiğimi hissettirdi bana. İnsanlar her zaman körlere karşı iyi hisseder.”

Sizleri son bir şeyle, Borges’in kendi körlüğü üzerine kaleme aldığı, başlığını da John Milton’un aynı konu üzerine yazdığı sonelerinden alan (öyle düşünüyorum) mısralarla baş başa bırakıyorum:

GÖZ ATIN  Dan Brown'dan Büyük Bağış: Yüzlerce Yıldır Saklı Kalmış 3.500 El Yazması İnternete Geliyor!

Körlüğü Üzerine

Yılların bütünlüğünde, ister sev ister sevme
Aydınlık bir sis sarar beni değişmeyen,
Eşyayı bölüp dönüştürür tek bir şeye,
renksiz, şekilsiz. Neredeyse bir düşünceye.
O esas, insanlarla birleşen engin gece ve gündüz
O dalgalanmayan mütemadi, geçici ışık sisine döner
ve şafakta pusuya yatar. İnsan çehresini bir kez olsun görmeye
hasret kaldım. Kapanmış ansiklopedi artık bana bilinmez;
Ciltlerce hoş oyunu, tutmaktan öteye gidemem
Minik, süzülen kuşlar, altın rengi aylar.
Diğerlerine ait dünya, iyisiyle kötüsüyle;
Banaysa bu yarı karanlık kalır, bir de şiirin zahmeti.

Yazar: Emily Temple
Kaynak: Literary Hub


* Tomris Uyar’dan Edgar Allan Poe ve Jorge Luis Borges Üzerine

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

Jorge Luis Borges’in Görme Yetisini Yitirdikten Sonra Çizdiği Otoportresi

Emily Temple’ın anlatımıyla Jorge Luis Borges’in körlük üzerine düşünceleri ve Borges’in otoportresi hakkındaki bütün gerçekler.

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya, Edebiyat, Geek
Stranger Things
Stranger Things 3. Sezonuyla Netflix Rekoru Kırdı

Stranger Things dizisi 3. sezonuyla Netflix'in bütün rekorlarını altüst etmeyi başardı!

Kapat