in ,

Die Welle İncelemesi: İçimizdeki Faşizm Sempatizanı

Die Welle incelemesi sizlerle. 2008 yapımı Tehlikeli Oyun filmi, izleyiciyi faşizmin köklerine dair trajik bir öyküye konuk ediyor.

Die Welle İncelemesi tehlikeli oyun

Yönetmenliği Dennis Gansel tarafından yapılan, 2008 yılı Alman yapımı Die Welle incelemesi sizlerle.

Türkçeye Tehlikeli Oyun olarak çevrilen filmin hikâyesi, Todd Strasser’ın aynı adlı romanına dayanıyor. Roman, Kaliforniya’da tarih öğretmenliği yapan Ron Jones’a öğrencileri tarafından, “Almanlar nasıl oldu da Yahudi soykırımını görmezden geldiler?” diye sormaları üzerine, Jones’ın öğrencileri ile gerçekleştirdiği sosyal deney ve sonrasında yaşananları konu alıyor. Filmde olaylar Almanya’da geçiyor.

Die Welle İncelemesi tehlikeli oyun

Proje haftasında “otokrasi” konulu dersi vereceğini öğrenen Rainer Wenger her ne kadar başta buna itiraz etse de (çünkü kendisi “anarşi” konulu dersi vermek istiyor) bu itirazı kabul görmüyor. Dersin ilk günü, konuyu sindirmeleri açısından Wenger öğrencilerinin de onayıyla sınıfta bir oyun oynamaya karar veriyor. Fakat bir süre sonra oynanan oyun bir başka görünüm kazanıyor ve Wenger’ın kontrolü dışına çıkıyor.

Die Welle – Faşizmin Olmazsa Olmazı: Diktatör

Proje haftasının ilk gününde Rainer öğrencilere ilk olarak otokrasinin ne olduğunu soruyor ve konu bir süre sonra Nazi Almanyası’na geliyor. Rainer’ın bir daha Almanya’da diktatörlük olup olmayacağı tartışmasını yürütmesi üzerine, öğrencilerden biri bu konuyu konuşmalarının gereksiz olduğunu, çünkü bir daha böyle bir şeyi yaşamanın asla mümkün olmadığını dile getiriyor:

“Kesinlikle olmaz, bunun için fazla bilinçliyiz.”

Die Welle incelemesi tehlikeli oyun 2008

Bu cevap karşısında pek de tatmin olmayan Wenger, öğrencilerine proje haftası boyunca dersi otokrat bir yönetime uygun düşen tarzda işleme teklifinde bulunuyor. Bu teklif karşısında heyecanlanan öğrenciler, otokrat bir yönetimin olmazsa olmazı olan liderin (diktatör) Rainer olması konusunda uzlaşıyor. Oy birliği ile artık sınıfın lideri olan Rainerders saatlerinde öğrencilerin kendisine “Bay Wenger” diye hitap etmesini istiyor. Bunun üzerine diğer öğrencilere kıyasla daha aykırı bir karaktere olduğunu anladığımız Mona, öğretmenine durumu biraz abarttığını ve ileri gittiğini dile getiriyor. Fakat Mona’nın bu çıkışı çoğunluk tarafından hoş karşılanmıyor.

Faşizm Doğuyor: Disiplin Aracılığıyla Güç

Oyun başlıyor! Öğrenciler Bay Wenger’ın talimatıyla düzenli bir oturuma biçimi alıyor, kimse lideri söz vermeden konuşmuyor ve söz hakkı alan her öğrenci ayağa kalkıyor. Sınıfın kontrolünü “disiplin aracılığıyla güç” mottosuyla eline alan Wenger öğrencilerine, “Bir diktatörlüğün oluşmasında hangi sosyal etkenlerin katkısı vardır?” sorusunu yöneltiyor. Bu sahne öyle dikkat çekici ki, daha öncesinde düzensiz bir şekilde oturan ve öğretmenlerine “Rainer” diye hitap eden öğrencilerin bir an da yaşadıkları radikal ve bir o kadar rahatsız edici olan bu değişimin farkına varmamak elde değil. Hatta ve hatta bu sahne “ne oluyor size yahu, kendinize gelin!” dedirtecek cinsten. Her ne kadar böyle düşündürse de öğrenciler halinden memnun görünüyor ve onlar bu yeni stil ders işleme tarzına hemen uyum sağlayarak sırasıyla şu yanıtları veriyor:

Lisa: İşssizlik oranının yükselmesi ve sosyal adaletsizlik.

Tim: Yüksek enflasyon oranı, Bay Wenger.

Karo: Politik bıkkınlık.

Mona: Aşırı milliyetçilik.

İlk ders burada sonlanıyor. Bu sahnede, ders sonlanmasına rağmen sınıftan çıkan öğrencilerin Rainer’e “Bay Wenger” diye hitap etmeyi sürdürmesi oldukça dikkat çekici. Bu sahne çocukların Rainer’ın otoritesini yalnızca sınıfta değil, sınıf dışında da kabullendiklerinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Çocukların ders bitimindeki tavrı üzerine Rainer’ın yüzünde beliren tebessüm ise onun bu oyunda oldukça haz aldığını apaçık bir şekilde ortaya koyuyor.

Ders 2: İçimizdeki Faşizm Sempatizanı

İkinci ders gününde daha kalabalık bir sınıfla karşılaşıyoruz. Çünkü Wenger’ın dersleri öğrenciler arasında kulaktan kulağa yayılıyor ve derse talep artıyor. Wenger’ın ise ikinci derse girmeden konu üzerine detaylı araştırmalar yaptığını ve konuya ilişkin pek çok bilgi topladığını görüyoruz. Onun bu bilgileri teoride bırakmayıp uygulamaya koymasıyla, artık dersin ikinci gününde oyunun bir başka boyut kazandığını çok daha net gözlemliyoruz: Herkes pozisyonunu almış, Wenger sınıfa girer girmez güçlü bir, “Günaydın Bay Wenger!” nidası atılıyor, devamında askeriye okullarını andıran ısınma hareketleri ve uygun adım hareketleri…

tehlikeli oyun yorum

Kafamızda, “Nasıl olur yahu? Bu kadar da değil,” diye sorgulamaya yol açan bu sahnenin hemen ardından bir birliği tanımanın en iyi yolunun üniforma olduğu üzerinde uzlaşılıyor. Bundan sonra derslere gelirken beyaz gömlek ve kot giymeye karar veren öğrenciler, akabinde Bay Wenger’ın da onayıyla gruplarına “Dalga” adını veriyor ve dalga şeklinde olan bir figürü de gruplarının sembolü olarak kabul ediyorlar.

Tüm bu sahneler, insanda “marjinal veyahut muhafazakar fark etmeksizin, pek çok insanın belki de iç dünyasında uyuyan bir faşizm sempatizanı taşıdığı” düşüncesine yol açıyor. Filmde Dennis isimli öğrencinin tiyatro oyunu çalışmalarında, ilk etapta rolünü özgün bir tarzda oynamak isteyen Ferdi’ye yumuşak tonda uyarı yapmasına karşın, filmin ilerleyen sahnelerinde bir faşist edasıyla kendi istediğini yüksek bir tonda dikte etmesi uyanan faşizm sempatizanına bir örnek teşkil ediyor. Normalde silik bir tip gibi görünen Tim’in silah siparişi vermesi ve bir kavga esnasında arkadaşlarını bu silah yoluyla koruduğu sahne de uyuyan faşizm sempatizanın uyanışına örnek oluşturuyor.

Ders 3: Çıkıntılık Eden Her Zaman Dışlanır

Daha ilk derste Bay Wenger’ı ileri gittiği gerekçesiyle uyarma cesareti gösteren Mona, daha fazla dayanamayıp dersi bırakma kararı alıyor. Mona gibi kurallara itaat etme konusunda güçlük çeken, fakat duruşunun bir tık daha yumuşak olduğunu gözlemlediğimiz Karo ise dersi bırakmak yerine ilk etapta derse beyaz gömlekle gelmek yerine kırmızı bir tişörtle geliyor. Sınıfa girdiği an herkesin üstünde beyaz gömlek ve pantolon olduğunu gören Karo, bu durumu hayretle karşılasa da grup tarafından ötekileştirici bir tavra maruz kalıyor. Bu tutumu nedeniyle, sevgilisi Marco tarafından da bencil olmakla suçlanıyor. İlk başta bu ötekileştirme onu etkilemiyor gibi görünse de Karo sonunda pes ediyor ve o da dersleri bırakma kararı alıyor. Fakat Mona ve Karo Dalga’ya karşı bir gazete çıkarmaya karar veriyorlar.

Die Welle film

Bu sahne, toplumsal yaşamın içine git gide kök salan ve neredeyse temel bir kanun haline gelen ve “bireylerin toplum içinde eritilmesi” deyişinde kendine karşılık bulan olguya tersten bir ayna tutuyor. Eğer Mona gibi, beyaz gömlek giymeyi tercih etmezsiniz ve bir birey olarak grup tarafından eritilmeye karşı koyarsanız dışlanır ve bir öcü olarak görülebilirsiniz.

Dalga Okuldan Taşıyor, Sokaklara Yayılıyor

Proje haftasının bitimine doğru artık işlerin iyice çığından çıktığını görüyoruz. Kendilerine has bir selamlama şekli geliştiren grup sokaklara çıkıyor, muhitlerinde yer alan mekânların duvarlarına kendi simgelerini çiziyor ve Dalga’ya okul dışından üyeler buluyor.

Artık sık sık kendisini evinde de beyaz gömlekle gördüğümüz Wenger ise eşi tarafından “kendini bu oyuna kaptırmakla” eleştiriliyor. Bu eleştiri karşısında küplere binen Wenger, eşine sert söylemlerde bulunuyor ve bunun üzerine kadın evi terk ediyor. Yani Dalga ruhu yalnızca öğrenciler tarafından değil, aynı zamanda Wenger tarafından da gündelik yaşamın içine taşınıyor.

tehlikeli oyun

Bir sonraki sahnede çocukların yaptıklarına dair duyumlar alan Wenger son ders gününe bir gün kala çocuklardan yaşadıkları deneyimle ilgili birer rapor hazırlamalarını istiyor. Akşam olunca Wegner raporları okumaya koyuluyor. O sırada kapı çalıyor ve Marco öğretmenine artık durması gerektiğini belirtiyor. Çünkü hocasının eşiyle kavga ettiği sahneyle eş zamanlı olarak Marco, sevgilisi Karo’yla dergi yüzünden tartışıyor ve tartışmanın sonunda kontrolünü kaybedip ona tokat atıyor. Bunu öğrenen Rainerdersin son günü için bir toplantı düzenliyor.

Yazının devamı Die Welle (Tehlikeli Oyun) filmi hakkında spoiler içeriyor.

Die Welle (Tehlikeli Oyun) Filminden Geriye Kalanlar

Genel bir bakıştan hareketle, yapımın “faşist bir düzeni gençlerden oluşan ve başta oyun amacıyla kurulan, fakat git gide kemikleşen bir grup üzerinden detaylarıyla mercek altına aldığı” sonucuna varmak mümkün. Faşist düzenin toplumsal nedenleri ve ayrılmaz unsurlarının yanında, filmin aynı zamanda “nasıl olur da bir bireyin faşizme sempati duyabildiği” problemine de kısaca da olsa değindiğini görebiliriz. Bu sahne, iki zıt karakterin dersin ilk gününden sonra aileleri ile dersi heyecanla paylaştıkları kesitte karşımıza çıkıyor.

Bu açıdan, filmin en zayıf halkası olan ve hocasının son toplantıda artık bu oyunu bitirmeleri gerektiğini söylemesi üzerine kendini öldüren Tim’in evinde geçen sahnenin oldukça çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Öz güveninin oldukça düşük olduğunu anladığımız ve insanlar tarafından değer görmek için her şeyi yapmaya hazır bir karakter olduğu anlaşılan Tim, evine gelir gelmez ailesine dersten bahsediyor. Fakat ailesinin genel olarak Tim’e ve anlattıklarına oldukça kayıtsız kaldıklarını gözlemlemek mümkün. Tim’in ailesine Bay Wenger’ın “cevaplarımızı da artık kısa ve öz tutmak zorundayız” deyişinden bahsetmesi üzerine, babasının “iyi, hoş da peki neden uygulamıyorsun?” dediği sahne, bu gözlemi destekler bir nitelikte. Bu noktada, “öz güvenden yoksun, ailesi ve çevresi tarafından sürekli göz ardı edilen bireylerin bir gruba aidiyet duyma hislerinin daha yüksek olduğu” sonucuna ulaşma mümkün görünüyor.

tehlikeli oyun inceleme

Diğer bir açıdan, uyumsuz ve çıkıntılık eden bir karakteri temsil eden Karo’nun ailesiyle tanıştığımız sahnede, Karo’nun ailesinin daha demokrat bir yapıya sahip olduğunu gözlemliyoruz. Annesine dersin işleniş tarzından bahsettiği esnada, annesi onu böyle bir disiplinle yetiştirmediklerini dile getiriyor. Bu noktada, onun kendini bu gruba ait hissetmemesi ve söylenenleri reddetmesi aile yapısının bir sonucu olarak düşünülebilir. Bu sonucu, Karo ve Marco arasında geçen şu diyalog da destekleyici kılıyor:

Karo: Beyaz gömlek giymediğim için sanki cüzamlıymışım gibi muamele görüyorum.

Marco: Sen de niye giymiyorsun?

Karo: Çok basit; çünkü istemiyorum.

Marco: Ama ben giymek istiyorum, çünkü Dalga bana çok şey ifade ediyor.

Karo: Peki ne?

Marco: Beraberlik. Belki bu duyguyu bilirsin çünkü sağlıklı bir ailen var ama benim yok.

Öte yandan, “peki, başta anarşizme ilgi duyduğunu anladığımız Rainer’ın nasıl olur da kendini bu oyuna kaptırdığı” düşüncesi akıllara gelebilir. Eşi ile tartıştığı sahnede Rainer’ın kendi gibi öğretmen olan eşinin ve diğerlerinin “kendisinin açık öğretim spor ve siyaset mezunu olması nedeniyle onu aşağıda gördükleri” çıkışında bulunduğunu görüyoruz. Bu sahnedeki diyaloglardan hareketle, “aslında Rainer’ın kendisinin bir tür aşağılık kompleksi içinde olduğu” sonucuna ulaşmak mümkün. Dolayısıyla Rainer’ın disiplin aracılığıyla sağladığı “güç” üzerinden öğrencilerinden sevgi ve saygı görmesi kaçınılmaz olarak ona haz veriyor.

Tüm söylenenler ışığında şu sonuca varmak olanaklı görünüyor:

Bugünden bakıldığında, her ne kadar demokratik düzen içinde yaşıyor olsak da pek çok bireyin faşist öğretiye uygun düşen bir tarzda muameleye maruz kaldığını gözlemleyebiliriz. Bu muameleyle özellikle de sosyal medyada veya gündelik yaşamda rastlamak mümkün. “Kendi gibi olmayanı ötekileştirme veya dışlama” olgusu ise bunun en bilinen örneği.

Nasıl ki birinin sırf örtü taktığı için herhangi bir devlet kurumuna alınmamasının adı “ötekileştirme” ise birinin oruç tutmadığı için sokakta belli bir grup tarafından “ahlaksızlıkla” suçlanmasının veyahut dayak yemesinin adı da “ötekileştirme”dir. Bu türden bir davranış ve benzerleri içimizdeki faşizm sempatizanın uyandığına dair bir işaret olarak yorumlanabilir. Nitekim bu türden bir davranışın demokratik bir yaşamla örtüşmediğini, ancak ve ancak demokrasi örtüsü altında kendini gizleyen bir faşizm biçimine uygun düştüğünü de rahatlıkla söyleyebilirim.

Die Welle filmi hakkındaki yorum ve eleştirilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Ahsen Kurtuluş

27 yaşındayım. Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Sosyoloji Bölümü mezunuyum. Yüksek Lisansımı Felsefe Bölümünde politika-etik alanı üzerine tamamladım. Halihazırda Felsefe Bölümü Doktora öğrencisiyim. Felsefe başta olmak üzere; sosyoloji, sinema, sanat ve psikoloji üzerine hem okumalar yapmak hem de onlar hakkında yazılar kaleme almak vazgeçilmezlerim arasında.

Scarface and the Untouchable Dizi al capone

Al Capone Dizisi Geliyor: “Scarface and the Untouchable” Ekrana Uyarlanıyor

discovery+ blutv

Discovery+’ın BluTV Yayını Başladı: İşte Yeni İçerikler