Gotik Edebiyat: Hayaletler, Ucubeler ve Deliler

Gotik, edebi türler arasında çok yanlış anlaşılmış bir alan. Gotik edebiyat nerede başlar? Sınırları nelerdir? Kimlerle ortak paydada buluşur? Nerede yoktur? Meraklılar için türe giriş niteliğinde bir metinle karşınızdayız.

Orta Çağ’ın karanlık günlerinde Babilvari bir ihtiyaç türemişti, mimari ile tanrının görkemini göstermek. Bunun için olabildiğince yüksek, heybetli ve korkutucu yapılar inşa edildi, böylelikle gotik mimari doğdu. Sanatın bütünlüğü gotiği mimariden farkı dallara taşıdı, bunlardan en önemlisi de edebiyattı.

Gotik Edebiyat Nedir?

Gotik edebiyat nedir, korkunun bir alt dalı mı yoksa ayrı bir tür mü? Bir esere gotik demek için hangi özellikleri barındırması gerekir, ya da bir eser tamamıyla gotik olabilir mi? Bu yazıda olabildiğince bunları konuşacağız.

Kötücül Mekânlar

Gotiğin edebiyatta yer bulması Horace Walpole’un Otranto Şatosu adlı eseri ile başlar. 1764’te yayımlanan roman gotiğin en temel özelliğine, tanımlı bir mekâna sahiptir. Buradaki mekân karanlık, kasvetli bir şatodur. Gotik edebiyatta mutlaka tek veya temel bir mekân vardır. Şato, saray, kilise, malikâne, kütüphane, mezarlık, orman vb. bu mekânlar kurgunun ana öğesidir ve genelde kötücüldürler. Gotik, edebiyata mimariden geçtiği için erken dönem gotik edebiyat eserleri mekân üzerinden kurgulanmış, bu gelenek günümüze dek devam etmiştir.

Otranto Şatosu

Çözülmesi Gereken Gizemler

Kötücül mekân, elde var bir. Diğer öğeler neler peki? Gotik varsa gizem de vardır, çözülmesi gereken bir olay. Geri dönmek isteyen bir ölü, ne olduğunu diğerlerinden gizleyen bir canavar, geçmişinde korkunç şeyler yaşamış ya da korkunç şeyler yapmış melankolik bir ana karakter. Bu bakımdan gotik edebiyat korku edebiyatı ile oldukça paralel ilerler, yollarını ayıran ise meraktır. Olayların çözümüne götüren merak korkudan ağır basar.

Gotik türü okuyucusuna (en azından erken dönemki okuyucusuna) dehşet duygusunu yaşatırken bir yandan merakla ilerlemesine izin verir. Birtakım değişkenlerden dolayı erken dönem gotik eserleri günümüz okuyucusunu tatmin etmeyebilir. 20. yüzyıldan günümüze dek yazılan gotiklerin ise bu konuda oldukça başarılı olduğunu söylemeliyim.

Dışlananların Edebiyatı

Yazının başlığında da belirttiğim gibi, gotik edebiyat hayaletlere, ucubelere, delilere, kısacası toplumun dışlanmış tabakasına ev sahipliği yapar. Gotik romanların ana karakterleri mutlaka dışlanmış bir tabakadan gelirler. Bunun sebebi nedir? Gotik kötücül gücün dışavurumu mudur yoksa başlangıcından itibaren dönem koşulları gereği böyle denk gelip mi gelişmiştir?

Mary Shelley

Bilindiği üzere roman türü çıktığı ilk dönemlerde “feminen” olarak görülüyordu. Eril gücün dünyasında romana yer yoktu. Romanlar zaman kaybıydı ve kadınlar tarafından tercih edilirdi. Üstüne bir de hayalet hikâyeleri kapsamında kendini gösteren gotik edebiyat kendini iyiden iyiye dış bir konumda buluyordu ki türün ilgilileri en çok kadınlar olmuştur. Nitekim bilinen gotik eserlerin büyük bir kısmı da kadınlar tarafından veya feminen yanı baskın olan erkeklerce yazılmıştır. Gotiğin estetiği, romantik üslubu buradan gelir. Ana karakterler her ne kadar kötü olursa olsun okuyucuda mutlaka bir empati uyandırır çünkü sert ve sınırları belirli eril dünyaya ait değildir. Değişkendir, okurunu bilinmez bir melankolinin içine çeker. Belki de okurun kendi içindeki karanlık yanını hissetmesine vesile olur.

Dışlanmış karakterler, lanetli mekânlar, çözülmesi gereken bir gizem, korku hissiyatı verecek olay örgüsü ve feminen bir üslup, gotik için kabaca böyle bir tanım yapılabilir mi? Sanırım evet. Bu özellikleri barındıran bir edebi esere korku – gizem türü de denilebilir mi? Gotik edebiyat okumaları yaparken fark ettim ki gotik yandaş türleri arasında keskin bir sınır yok. Bir eser için yüzde yüz gotiktir demek pek mümkün değil çünkü zaten gotik kendine yakın türlerden beslenerek ortaya çıkıyor.

Örnek vermek gerekirse Jane Eyre gotik edebiyat kapsamına girmektedir ve devamında yazılan birçok gotik esere örnek teşkil etmiştir. Fakat Jane Eyre aynı zamanda dram ve romantik türlerine de aittir hatta bu yanı daha baskındır. Emily Bronte’nin yazdığı Uğultulu Tepeler de aynı özelliği gösterir. Dracula gotik olduğu kadar korku türüne de girer. Frankenstein gotiğin bilimkurgu ile birleşiminden oluşur.

Gotik hemen hemen her edebi türün içinde kendine yer bulabilir ve genellikle girdiği eserde baskın tür olarak kendini gösterir. İçine kötücül her şeyin doldurulduğu bir parfüm şişesi gibidir. Açarsınız ve kalın bir sis tabakası hâlinde etrafa yayılır, cezbeder, merkezine çeker.


Türkiye’nin İlk Gotik Edebiyat Kulübü’ne Katılın!

Bir seneyi aşkın süredir Karanlık Şato adlı gotik edebiyat kulübümüzde her ay bu türden bir eseri inceliyoruz. Bizimle birlikte okumak isterseniz Instagram adresimiz olan @karanliksato’dan bize ulaşabilirsiniz.

Etiketler:  
1994 İstanbul doğumluyum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kentsel Koruma ve Yenileme Bölümü’nde yüksek lisans yapıyorum. 2012’den beri Büyülü Ayraç adlı bloğumda edebiyat ağırlıklı yazılar yazıyorum. Gotik, fantastik ve büyülü gerçekçilik en sevdiğim edebi türler. 2018’de kurduğum Karanlık Şato - Gotik Edebiyat Kulübü’nde gotik türünden okumalar ve incelemeler yapıyoruz.

Gotik Edebiyat: Hayaletler, Ucubeler ve Deliler

Gotik, edebi türler arasında çok yanlış anlaşılmış bir alan. Gotik edebiyat nerede başlar? Sınırları nelerdir? Kimlerle ortak paydada buluşur? Nerede yoktur? Meraklılar için türe giriş niteliğinde bir metinle karşınızdayız.

Başa dönün