in ,

Siyah Kan İncelemesi: Jean-Christophe Grangé’den Kötülüğün Kaynağı

Siyah Kan incelemesi sizlerle. Jean-Christophe Grangé, insanın kötülüğünün kaynağını sorgulayarak okuru dehşet verici bir yolculuğa sürüklüyor.

Siyah Kan: Jean-Christophe Grangé

Jean-Christophe Grangé’nin kaleminden çıkan Siyah Kan ilginç bir örgü ile gizem duygusunu son ana kadar doruklarda tutan bir Polisiye/Gerilim romanı. Pek çok kitap için, okuduktan sonra, “Kendimi kitabın içinde gibi hissettim,” denilebilir. Ancak Siyah Kan, okuyucuyu özellikle örgünün düğüm bölümünde içine alıp gerim gerim geriyor ve son kısımlara kadar kaçmaya fırsat vermiyor. Fazla koyu, sert hatta bazı noktalarda aşırıya kaçan bir yolculuk. Üç gecede bile bitirilebilir, ancak kendinize gerilim dolu 3 gece sözü vermeniz gerekiyor.

“Filozof” Katil: Jacques Reverdi

“Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.”

Kitabın kurgusunda, ayırıcı ilk özellik, olayların katil ile cinayetleri araştıran gazeteci arasında eşit şekilde bölünmüş olması. Jacques Reverdi, kitabın katil figürü. Dışarıdan bakıldığında son derece başarılı bir yüzücü. Ağırlık ile derine dalma rekortmeni, başarı hikayesi. Ancak içinde sakladığı karanlık ile açılıyor kitap. Katilin perspektifinden bir cinayet sahnesi ile. Hemen ardından ise diğer ana karaktere yani Marc Dupeyrat’a geçiş yapılıyor. Gazeteci olan Dupeyrat, Grangé’nin olmazsa olmazı olan “anormal kişilik özelliklerine sahip” ana karakterlerinin tipik örneği. Geçmişi hem başarı hem başarısızlık dolu.

Reverdi, Grangé’nin her kitabında olduğu gibi sembolik anlamlar güden, ancak ritüel anlayışını çok ileriye taşımış bir karakter. Neredeyse kötülüğün, sapkınlığın vücut bulmuş hali. Yine Grangé’nin imzası olan sapkınlığın zirvesindeki cinayetlerinde de, tamamen (kendine göre) sembolik, felsefi bir anlam arıyor. Bu durum, Reverdi’nin görünürdeki kişiliği olan dalgıçlık mesleği ile de kusursuz bir biçimde bağlanıyor. Her şeyi planlayarak yaptığı öyle göze sokuluyor ki bir noktada, madalyonun diğer yüzü Dupeyrat kadar okur da Reverdi’den korkmaya başlayabilir.

Yazarın en iyi yaptığı şeylerden biri, kitaplarındaki katillere gerçekçi sınırlar içerisinde doğaüstü izlenimler çizebilmesi. Reverdi uçamıyor ya da aynı anda birden fazla yerde bulunamıyor. Ancak bir noktada okur da, aynı Dupeyrat gibi Reverdi’nin bulunduğu yerden onu izleyip, duyabildiğine, her şeye vakıf olduğuna inanmaya başlıyor. Reverdi’nin ayinleri, gerilimin uç noktasını oluşturuyor. Grangé’nin tasviri öyle bir seviyeye geliyor ki, sanki Reverdi ile aynı odada, her an fark edebileceği bir tanığa dönüşüveriyor okur. Evet, Reverdi için en önemli şey ritüeli, vermek istediği mesaj. Kanın rengi neden siyah? Kanın siyah rengi Grangé’nin Son Av romanında da işlediği bir temaydı.

Madalyonun Diğer Yüzü: Marc Dupeyrat

Reverdi’ye neredeyse hayranlık derecesinde takıntı duyan Marc Dupeyrat, madalyonun diğer yüzü. Daha ilk satırdan, Dupeyrat’ın gayet aşağılık biri olduğunu veriyor Grangé. Önce başarısızlık, ardından (kendisinin de kabul ettiği üzere) ahlaksızlığın sınırlarını zorlayarak icra ettiği paparazilik kariyerinden sonra ufak bir dergide haber yazmaya başlamış. En büyük arzusu ise, kötülüğün kaynağını bulmak. Kendi yaşadığı bazı travmalardan ötürü, bir insanın diğerini niye vahşice fakat planlı şekilde katledebileceğinin sebebini anlamaya kendini adamış. Bir noktada, katil Reverdi ile iletişim kurmanın yolunu bulan Marc, onu tongaya getirerek katilin yolunu takip etmeye başlıyor.

Siyah Kan: Jean-Christophe Grangé

Kan Yolu, Hayat Yolu. Dupeyrat her ne kadar Reverdi’nin hikâyesini açığa çıkarmaya çalışan kitabın iyi karakteri beklentisi yaratsa da, aşağılık biri olduğunu başvurduğu yöntem ile defalarca kez kanıtlıyor. Aslında, kendine de itiraf ediyor ne kadar düşebileceğini. Paparazilik yaptığı dönemde başvurduğu yöntemleri hatırlaması gibi. Yani kitap aslında, bir tanesi kendine iyi karakter süsü veren birbirinden aşağılık iki karakterin birlikte çıktığı bir kan yolculuğu. Evet, Siyah Kan boyunca katil ile dedektif/gazeteci el ele ilerliyor.

Dupeyrat, her ne kadar Reverdi’nin hapiste olduğunu ve ona ulaşamayacağını bilse de, iletişimde oldukları süre boyunca gizliden gizliye korkuyor. Hem de çok. Açık açık Reverdi’nin doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanıyor ki, bir noktada bu okura da mantıklı gelmeye başlıyor. Yazarın Reverdi’ye çizdiği profil sebebiyle. Soğukkanlı ve planlı görüntüsünün altında yatan öfke krizleri, ancak her zaman bir B planının olması. Bu imkansız olsa da her an her yere ulaşabileceği, hatta sizin yanınızda olabileceğini hissettiriyor. Romanı Reverdi’nin gözünden okurken, dalgıçlığın ona kattığı doğaüstü gücü anlamak mümkün oluyor. Apne tekniği. Su altında nefesini tutmada bir dünya rekortmeni Reverdi. O yüzden, her defasında parçalanmış kişiliğini düzeltmek, mantıklı düşünebilmek için bu yola başvuruyor. Marc, aynı anda Reverdi’den korkuyor, onun izlerini takip ederek zihnini takip ediyor ve ona aslında hayran.

Cinayet Yöntemi ve Cinsellik

Grangé’nin romanlarındaki en büyük imzası cinayetlerin aşırılığı hatta absürdlüğüdür. Bu kitapta da bu durum değişmiyor. Pragrafın bu noktadan sonrası, kitabı okumamış kişiler için spoiler içeriyor. Doğrudan spoiler’ın bittiği kısma geçebilirsiniz.

Reverdi’nin cinayet yöntemine tarif etmek gerekirse; Kurbanını (kadınları hedef alıyor) kendi inşa ettiği bir külubeye hapsedip, çırılçıplak soyduktan sonra bir sandalyeye kaçamayacağı şekilde bağlıyor. Kulübenin tasarımı bile “ritüelinin”bir parçası. Kulübenin hava alabilecek en ufak noktasını bile bambu lifleri ile kapatarak, kurbanını havasızlıktan öldürüyor. Fakat, kurbanı ölmeyi beklerken vücuduna, dalgıç bıçağı ile sayısız yara açıyor. Ancak öylece kanamadan ölmesine iizn vermiyor. Açtığı her yarayı hemen bal ile kapatarak, çok değerli kanın boşa akmasını engelliyor. Kurban havasızlıktan ölecek hale geldiğinde yaraları tutan balı eritip, kurbanın bir kan, siyah kan fışkıyesine dönüşmesini sağlıyor. Tabi bu sırada kulübe kapkaranlık ve sadece mumlar ile aydınlanır halde. Ve Reverdi bu ritüeli tamamen cinsel amaçla, tahrik olmak için yapıyor. Bütün amacı, siyah kanın çeşme gibi aktığını görebilmek. Spoiler bitti.

Grangé’nin Reverdi için seçtiği bu cinayet yönteminin kendi standartları arasında bile en iyilerinden olduğunu söylenebilir. Ve konu genelde olduğu gibi katilinin sapkın cinsel saplantılarına geliyor. Reverdi kadar olmasa da Marc’ın da hastalıklı (ereksiyon olmasına yetecek kadar) saplantıları var. İlk kitaplarından biri olduğu için olsa gerek, Grangé gerçekçi ve rahatsız edici tasvirden hiç çekinmemiş. Bir noktada Marc’ın, erekte olmasının ardından son derece “mahrem”bir anını da okumamız gerekiyor. Karakterler ile bu derece yakınlaşmak pek hoş olmasa da, gerilim ve gerçekçiliğin dozunu çok ama çok yükselten detaylar bunlar. Bu detaylar ve tasvirler ile Siyah Kan, açılışından kapanışına kadar boğucu atmosferinden bir şey kaybetmiyor. İyi bir kitabı okurken başından kalkmak cidden zor olur, ancak Siyah Kan’ı okurken kitabın içinden çıkmak oldukça zor hale geliyor. Sanki bu lanetli yolculuğa Marc ile beraber çıkmışsınız ve artık geri dönüşü yokmuş gibi hissettiriyor. Reverdi’nin cinayetlerinin tasvir edildiği bir paragrafta, kendinizi kulübenin içinde bulabileceğinizi söylemek abartı olmayacaktır.

Kapatırken

Siyah Kan: Jean-Christophe Grangé
Jean-Christophe Grangé

Neticede Siyah Kan, Jean-Christophe Grangé’in amatörlük ışığını, kapkara sayfaları arasında bolca barındıran bir gerilim, hatta korku deposu. Ölüler Diyarı, Son Av gibi güncel eserleri de Grangé’nin kalemini hissettirseler de, kötülüğün kaynağına çıktığı bu yolculuk ile yazarın edebiyat dünyasına imzasını nasıl attığı rahatlıkla görülebilir. Grangé’nin “araştırması” Şeytan Yemini ve Ölü Ruhlar Ormanı ile sona eriyor. Kitabın eleştirilecek en önemli kısmı, son sayfalarda olayların bir sonuca bağlanamayacağı endişesini yaratması. Çünkü roman, 400 sayfadan fazla olmasına rağmen, kurgunun sayfalara sığamadığı hissini yaşatıyor.

Diğer tüm eserleri gibi Doğan Kitap yayınevinden çıkan Siyah Kan, yaptığı işe tutkusu belli olan Tankut Gökçe tarafından çevrilmiş. Gökçe, kitabı orijinal dilinde özümseyip kendi yorumu ile baştan yazmış dersek abartmış olmayız. Ana karakterler Marc ve Reverdi’nin felsefi birikimlerini, şiirleri ve şifreli mesajları anlayıp müthiş bir şekilde çevirmiş.

Siyah Kan kötülüğün sebeplerinden yalnızca bir tanesi, karantina döneminde okuyacak iyi bir Polisiye/Gerilim romanı arıyorsanız, bu araştırmaya siz de çıkabilirsiniz.

Siz bu kitabı veya başka herhangi bir Grangé eseri okudunuz mu? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Suçun Altın Devri: Deepfake Gölgesinde Polisiye Maratonu

Oyla!

Murathan Özlü

1995 yılında dünyaya geldim.Hep biraz hayalperest ve düş dünyalarına ilgili oldum. Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunuyum. Küçüklüğümden beri buna iten şey Warcraft evreni oldu, son dönemde tanıştığım Witcher evreni de kalbimde onun yanına yerleşti. Felsefe, psikoloji ve korku kitaplarını da fırsat buldukça -Lovecraft başta olmak üzere- okurum. Okumak, yazmak, fikirlerimi paylaşmak ve bunlar üzerine tartışmak benim için bir rahatlama yöntemidir.

Uncharted Tom Holland Nathan Drake

Uncharted Filmi İlk Bakış: Tom Holland’lı Sony Uyarlaması Ufukta Gözüktü

Karbonmonoksit Nedir? Neden Zehirlidir?

Karbonmonoksit Nedir? Neden Zehirlidir?