in ,

The Haunting of Bly Manor İncelemesi: “Ziyadesiyle Harikulade”

The Haunting of Bly Manor incelemesi sizlerle. Netflix’in yeni korku ve gerilim uyarlaması, The Haunting of Hill House kadar başarılı mı?

The Haunting of Bly Manor İncelemesi

The Haunting of Bly Manor incelemesi sizlerle. Netflix iki yıl önce Shirley Jackson’ın Tepedeki Ev romanını uyarlayarak Crain ailesinin dramatik ve gerilim dolu hikâyesini ekranlara taşımıştı. Aklımızda ve sinematografisi ile gözlerimizde yer edinen ve büyük ilgi toplayan The Haunting of Hill House, tam olarak 2. sezon diyemeyeceğimiz devam sezonunda Crain ailesinin anlatısını bir kenara bırakıp yeni bir sezon olmaktan öteye geçerek yeni bir dizi ve anlatış keyfini bizlere sundu.

Yapım, kendisini The Haunting olarak tanımlayarak her sezon farklı bir hikâyeyi The Haunting çatısı altında işleyecek. Bly Manor size sıradaki macera olarak karşımıza çıkıyor.

Ziyadesiyle harikulade bulduğumuz Bly Manor, The Haunting serisinin muhteşem bir devamı ya da oradan buraya muhteşem bir atlayışı olmuş. Bu defa Henry James’in 1898’de kaleme aldığı dilimize Yürek Burgusu adıyla çevrilmiş The Turn of the Screw romanının genel konu akışına uyan hayalet hikâyelerinden bazılarını derlemiş. Ancak şiddetle söylemem gerekir ki, aslında bir korku veya hayalet hikâyesi olarak lanse edilmemesi gereken bir dizi. Bana göre korku gerilim adı altında, dokuz bölümlük bir sezonda temelinde silik insanların ve onlardan geriye kalan hayaletlerin olduğu ve aynı zamanda koca bir aile trajedisini ele alan, sıra dışı ve Hill House’taki alışkanlıklarını koruyan bir dizi.

The Haunting of Hill House’taki aynı oyuncu kadrosunu beraberinde getiren dizinin oyuncularını hatırlatmak ve ilk sezonu izlemeyen izleyicilere tanıtmak amacıyla kısaca onlardan bahsedeceğim. Az sonra derinlemesine ineceğimiz karakterleri ile Dani, Peter, Jamie, Mrs. Grose, Owen, Miss Jessel, Flora ve Miles’ı canlandıran oyuncular ziyadesiyle harikulade bir iş çıkarıyorlar. Bizi gerçekten kendilerine çekip onların yanında hissetmemizi sağlıyorlar. Victoria Pedretti (You, Once Upon a Time in Hollywood) dizinin yüzü ve mimiklerini tek başına üstlenebilecek bir yetenek. Amelia Eve, T’Nia Miller ve Rahul Kohli evin klasik hizmetli takımını oluşturuyor. Amelie Bea Smith ve Benjamin Evan Ainsworth ise çocuk oyuncular olmalarına rağmen çoğu oyuncuya ders verebilecek bir oyunculuk sergiliyorlar.

The Haunting of Bly Manor inceleme

Şairane bir Anlatı: Aile Trajedisi İçerisinde Silik Hayaletlerin Laneti

Hikâyesini 2007 yılında gerçekleşen bir düğün arifesinde açan dizi, misafirlerinden birinin bir “hayalet” hikâyesi anlatmaya başlamasıyla giriş yapıyor. Böylece dizinin gerçekten çok hareketli olan zaman tünelinde bir atlayışa başlıyoruz ve bu zaman tüneli 17. yüzyıla kadar uzanabiliyor. İlk başlangıç noktamız ise 1987 yılında, ebeveynlerini kaybetmiş olan Miles (Benjamin Evan Ainsworth) ve Flora (Amelie Smith) isimli iki çocuğun malikânedeki yaşamı. Bu iki çocuğun bakımını üstlenen ancak asla yanlarına uğramayan amcaları, malikâneye Amerikalı bir mürebbiye olan Dani’yi göndermesiyle olaylar başlamış oluyor.

Dani’nin tarafından bakacak olursak; kendisi genç bir öğretmen. Az önce bahsettiğimiz iş ilanı için amca Henry Wingrave ile görüşen Dani umutsuz da olsa işi alıyor. İngiltere’den uzakta Bly malikânesinde iki çocuğun başına geliyor. Ancak ilerleyen hikâyede göreceğimiz gibi kendisi, Bly’daki diğer herkes gibi çok daha derin bir geçmişe, kayba ve bolca üzüntüye sahip…

Macera genç mürebbiyenin gelişinden sonra çocukların ve malikânede çalışan herkesin başına gelen talihsiz olaylara tek tek değiniyor. Her bölüm farklı bir karakterin geçmişine ışık tutulurken aynı zamanda da malikânede olan garip olayların derinlerine inip onları da anlatıyor. Sona yaklaştıkça ise karakterler ve Bly’ın geçmişi bir şekilde birleşerek çok daha dramatik bir hâl alıyor.

Diziyi izlerken sevgi bağıyla birleşen insanların ölümünü izlemek zorunda olmanın verdiği acıyı önleme konusunu, doğal olan ölüme inatla karşı durmak isterken ortaya çıkan takıntıların yarattığı öfkeyi ve kıskançlık gibi bir duygunun sonsuzluğa uzanan bir unutkan nefreti olabileceği gibi mikro seviyedeki şeyleri anlamak ve hissetmek durumunda kalıyoruz.

The Haunting: Bly Malikânesi

Daha önce de bahsettiğimiz karakterlerin bakış açılarına ve geçmişlerine 4. bölümden itibaren uzanmamız ile onların peşlerini bırakmayan kendi hayaletleri olduğunu, her karakterin esasında bir kayıp yaşadığını ve sırlarının olduğunu öğreniyoruz. Dizi bunu bize yaparken zaman ve mekân algımızla oynayıp hikâyenin akış hızını yükseltiyor ve daha kolay bağlanmamızı sağlıyor. En sonda tam bir çember halini alıp döngüyü tamamlayan anlatı yeni dönem dizilerinde sıkça rastlanan bir durum. Şu anda diziler eğer işlediği konuya uygunsa bu şekilde bir tasarı ile sunuluyor. Ancak bunun sürekli yapılması daha fazlasını arayan izleyicinin gözünde değer kaybetmesine neden oluyor. Yine de böyle şairane bir anlatının içine gömülmüş ve diyalogların güçlü yapısının arkasında gizlenmiş olan ortam güzelliğinin ısrarla bir plana uyarmışçasına ilerlemesi; gizem ögesini sonlara doğru iyice yükselerek bir anda patlayıp sonucuna ulaşması bu diziyi kolayca ziyadesiyle harikulade bir hale sokuyor.

Karakterlerin Zıtlaşmış Birlikteliği

İlk hikâyeden gelen tüm karakterler de birbirine zıtlığın eşsiz uyumunu gözler önüne seriyor. Özellikle Victoria Pedretti’nin canlandırdığı Danielle Clayton karakteri ve Amelia Eve’in canlandırdığı Jamie arasında bu zıtlık bariz şekilde belli. Dani, güçlü ve kontrollü bir karakter olsa da (bol bol korkunç olan olaylara dik kafasıyla atladığında şaşırıyoruz) Jamie ona kıyasla daha ağırbaşlı ve duygularını daha keskin bir biçimde bastırabilen birisi. Bunun gibi birlikteliklerden oluşan dizide dikkat edilsin ya da edilmesin olan şey bu zıtlık. Birbirinden çok ayrı arka hikâyelere sahip olan karakterlerin Bly malikânesinde birleşmesiyle çok hoş bir ortam oluşturulmuş.

Danielle Clayton, namı-diğer Dani’den zaten yukarda bahsetmiştim. “Amerikalı” kişiliğiyle sık sık dalga konusu olan Dani İngiltere’ye gelmiş ve iş arayan bir öğretmen. Ancak sonrasında çok büyük bir trajediden kaçtığını; içerisinde bulunduğu durumdan çok dikkatli bir şekilde saklanarak bir çözüm yoluna ulaştığını öğreniyoruz. Açılması gerçekten uzun süren bu ana karakterimiz, mimikleri ve oyunculuğuyla dizi zevkimizi en üst noktaya çıkarıyor.

Evin hanımı gibi olan Mrs. Grose’ın malikânede yeri ve önemi gerçekten çok büyük. Aynı hikâyede de olduğu gibi. Kendisi kilit noktası dediğimiz ancak kendi kendinin farkında bile olmayan bir kişiliğe sahip. Dizinin gizem ögesinin büyük kısmını kendisi sırtlanıyor demek hiç de abartı olmaz. Geçmişinde ise Wingrave ailesi ile olan bağı ve eski mürebbiye olan Miss Jessel yanındaki konumu; dizinin ilerleyişinde hem hikayeye hem de bize kolayca dokunabiliyor.

The Haunting of Bly Manor inceleme

Owen ve Jamie bizce hikâyede ve diğer karakterlerin(çocuklar, Dani ve Mrs. Grose) baskınlığı arasında biraz daha silik kalıyorlar gibi. Yardımcı bir karakter olarak bile oldukça etki ediyorlar ve bizlere bu bahsettiğim üç kişinin geçmiş ve geleceğinde bir bağlam sağlıyorlar. Owen’in annesi ile olan birlikteliği ve Jamie’nin kendi halinde ve sert mizaçlı yapısı onları görünce dizinin ne yönde sahneler sunacağını tahmin etmemize fırsat veriyor gibi gözükse de aslında hiç de öyle değil. Çünkü bu iki karakter de ana karakterlerimizden ikisi ile bir romantik ilişki içerisinde. Böylece bu çiftler ne zaman bir araya gelse bizim duygularımız ile oynaşma fırsatları oldukça çok oluyor.

Son olarak iki çocuğumuzdan, malikânemizin biriciklerinden bahsetmek istiyorum. Flora muhteşem bir çocuksu mizacın muhteşem bir zekayla birleşmiş hali. Miles ise gerçek bir ağabey olma yolunda büyükleri tarafından yanlış örnek olunmuş ve bazen de doğru yoldan kopacak mı dediğimiz birisi. Ama belirtmeliyim ki ikisi de ziyadesiyle harikulade karakterler. Çok tatlı oldukları sahneleri bir yana koyup korku ver gerilim ögeleriyle dolu bu dizi içerisinde, silik yüzleri olan hayaletlerin içerisinde büyüyen bu ikili her türlü sahnede bize kendilerini ifade ve aktarı anlamında çok iyiler.

The Haunting of Bly Manor: Detaylarıyla Şahane, Korku Ögeli Bir Duygu/Gerilim Bombardımanı

The Haunting of Bly Manor izlemeden önce aklımda tek bir şey vardı: “Ben korku filmlerinden/dizilerinden genellikle hoşlanmam ki…” Ancak diziye başlayıp henüz bitirmeden bile şunu diyebiliyordum: “Bu kesinlikle bir korku hikâyesi değil.” Ya da bana göre bu bir hayalet hikâyesi de değil. Temel amacı korkutma ve germek olan diğer yapımlardan çok büyük farklarla ayrılan Bly Manor, birçok şeyi içerisinde bulundurmaya çalışan bir eser. Bazen içerisinde aşk hikâyesi barındırırken bazen bizi geriyor, bazen arkadaşlığı bazen inancı, bazen ise insani duyguların yozlaşmış ve kötü olan taraflarını barındırıyor.

Asıl ivmesini de zaten bu şekilde yakalıyor dizi: Gerçeklik, sevgi, ölüm ve inatla direnmek gibi konseptler üzerine kafa yordurmadan işlem yaptırıyor, izleyicisini korkutmayı temel amaç olmadan gererek üzerindeki rahatsızlığı arttırıyor, sonuna yaklaştıkça ise duygusal bir yük altında bırakarak izleyicilerini etkiliyor. Bly Manor bunların hepsini bir anda muhteşem bir şekilde yapamasa da birçok yönden ziyadesiyle harikulade bir iş çıkarıyor.

The Haunting of Bly Manor incelemesi

Ek olarak bu incelemeyi yazmadan önce internet kaynaklarında her zaman benden daha dikkatli izleyicilere rastladığımdan dizinin detay konusuna da değinmek istiyorum. Genellikle kapalı ve basık bir şekilde ilerleyen dizi içerisinde oldukça fazla detay içeriyor. Çağımızda Westworld ve Dark gibi yapımların artmasıyla yapımcılar, insanların biraz beynini yormasını sevdiğini keşfetmesi de anladığı için bu dizide de zaman ve mekân değiştiren, “kayıp giden” karakterlerin bu kayıp gitmeler ile olduğu konum ve kendiliğinin ince ipuçları ile fark edildiği ve aslında bunlar ile yapımcı, yönetmen ve yazarlar kadrosunun bir nevi izleyiciye yardım ettiği söylenebilir. Örnek olarak henüz izlemeyenler için Hannah üzerine yoğunlaşıp bu ayrıntıları kolayca yakalayabileceğini de söyleyeyim.

Sizler Netflix’in The Haunting of Bly Manor dizisini nasıl buldunuz? Yorum, eleştiri ve teorilerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Raised by Wolves 1. Sezon İncelemesi: Kaliteli Bilimkurguya Aç Olanlara

Oyla!

Ömer Faruk Avcı

19 yaşında, Eskişehir doğumlu. Hayallerim oldukça sayısal işlerde olsa da edebiyata ve yazarlığa tutku ve sevgiyle bağlı biriyim. Her alanda herkesten bir şeyler öğrenmeyi ve kendime bir şeyler katmayı çok seviyorum. Devam ettirmekte olduğum bir fantastik serim olmakla beraber aklımdan geçen her konuda içerik üretmeyi seviyorum ve bunları paylaşmak için her zaman can atıyorum. Ayrıca tam bir kahve aşığıyım.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Benim acayip hoşuma gitti. Çok gerilim korku film-dizi izlemem. Hikayenin anlatılış tarzı cidden bayıldım. Yakın zamanda Hill House dizisini de izleyeceğim.

Matrix benzeri simülasyon

Matrix Benzeri Simülasyonda Yaşıyor Olma İhtimalimizin Yüzde Kaç Olduğu Açıklandı

Kütüphane Şehri Konya

Kütüphane Şehri Projesi Konya’da: Apartmanlar Kütüphaneye Dönüşüyor