Yazarının Kaleminden: Sevimsiz Tanrılar

Ödüllü genç yazar Gökten Çağrı Aktan, ilk kitabı "Sevimsiz Tanrılar"ın yazım hikâyesini ve basım sürecinde yaşadığı zorlukları anlattı.

Sevimsiz Tanrılar’ın hikâyesi 5 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar Uludağ Sözlük’te “Söykü” diye bir seçki yapılıyordu. Her yazar aylık temaya uygun öyküler yazıp gönderiyor ve aralarından seçilenler sözlükte yayımlanıyordu. Bu haftalardan birinde, tema “ada” olarak belirlenmişti. Ben de “Ne yazabilirim?” diye düşünmeye başlamıştım. Yazdıklarım her zaman beni rahatsız eden konulardan doğar. Bu öykü de elbette bu çıkış noktasından palazlanmalıydı. Biraz düşündüm ve fikir geldi: Dünyanın her yerinde süregelen güç savaşları olmalıydı konu. İnsanların ahmaklığı yüzünden “tek adamlara” kalan devlet yönetimleri, gezegenimizi yaşaması acı bir yer hâline sokuyor. Bu adada da bir “tek adam” olacaktı ve kabilesini Akche adını taktığı bir tahta parçasının tanrılığı konusunda ikna edecekti. Ayrıca onun ardına sığınarak Pangea adasını yönetecekti. Çeşitli zalimlikler yapacak ama kimse dini inançları sebebiyle ona karşı çıkamayacaktı. Bu düşünceyle yola çıkıp öyküyü yazdım ve seçkiye girdi.

Yaklaşık bir sene sonra artık yeterince öykü yazdığımı düşünüyordum. Birkaç ödül de almıştım. Yazmaktan keyif alıyordum. Yazar olma hayallerim iyiden iyiye zihnimi sarmıştı. Kitap çıkarmalıydım. Bu bir roman olmalıydı; zira okura ulaşmanın en kolay yolu romandı. Ancak ne yazacaktım? Elbette canımı sıkan şeyi… Peki, neydi en çok canımı sıkan mesele? Fark ettim ki dünyada zalim devlet yöneticilerinden daha büyük bir problem yoktu hâlâ. Bu durum beni bir yıl önce Söykü için yazdığım öyküyü romana çevirme fikrine götürdü.

Çalışmaya başladım. Afrika ve vahşi yaşam içerikli kitaplar okumaya, filmler ve belgeseller izlemeye başladım. İşteyken dahi romanım hakkında düşünüyor, aklıma bir fikir gelince hemen cep telefonuma not ediyordum. Kitap planım beni heyecanlandırmıştı. Başka şeylere yoğunlaşamıyordum. Aklım hep Sevimsiz Tanrılar’daydı. Söz konusu süreç bir yıl sürdü. Bir gün, artık yazmaya hazır olduğuma karar verdim. Özel sektörde bir eğitim firmasında çalışırken, işimden istifa ettim. Oturup yazmaya başladım. Günde 8 saatimi romana ayırıyordum. Dışarı dahi çıkmıyordum. Taslağı yazmam bir buçuk ay sürdü. Sonra devlet memurluğunu kazandım ve kitabı da demlenmeye bıraktım. Bir sene sonra romanda eksik noktalar olduğunu düşünmeye başladım. İkinci bir hikâye lazımdı bana. O hikâye için notlar almaya başladım ve kısa süre sonra o bölümleri de ekledim. Sonra da 1 sene boyunca ara vere vere, devamlı düzeltmeler yaptım. İlk kitabım çıkabileceği en yüksek seviyeye çıkmalıydı. Çalıştım, çalıştım, çalıştım.

Dört yıllık sürenin sonunda -nihayet- romanım okuyucuyla buluşmaya hazırdı. Şimdi daha zorlu bir süreç bekliyordu beni: Yayımlatmak.

Önce dosyamı büyük yayınevlerine mail ve posta yoluyla ilettim. 3-4 ay sabırla bekledim. Ret yanıtı için bile dönen olmadı. Okudukları bile muammaydı. Yoğunluklarını bilsem de insan bir parça kızıyor yayınevlerine. Romanım kötüyse de kötü olduğunu bilmek istiyordum. En azından hatalarımı görmek, onları düzeltmeme yarardı. Ben de köşeme çekildim. Dosyam üzerinde tekrar çalışmaya başladım. Hazır olduğunu düşündüğüm romanımda bazı acemilikler fark ettim. Kendi kendime “İyi ki yayımlanmamış,” dedim. Düzenlemelerin ardından nispeten küçük yayınevlerine yolladım. Birkaç ay sonra Nesil Yayınları’ndan bir mail geldi. Kitabımı çok beğendiklerini, yayımlamak istediklerini ancak bazı değişiklikler talep ettiklerini söylediler. Muhafazakâr bir okur kitleleri olduğu için kitaptaki cinselliği, argoları tamamen kaldırmamı istediler. Hayır, diyecek mevkide değildim tabii. Kabul ettim. İstanbul’a gittim, editörlerle tanıştık, sözleşme imzaladık, kapak seçtik, kitap basıldı ve sonra iptal edildi. Genel müdürleri, basılan kitabı kendi yayın politikalarına uygun olmadığı gerekçesiyle iptal etti. Evet, basıldıktan sonra yaptı bunu. 50 yıllık bir yayınevinin bu denli gülünç bir acemilik sergilemesi beni çok şaşırtmıştı. Ama oturup uğunmak yerine devam etmeliydim. Bu benim hayalimdi ve hayatımı kravat takıp, hiyerarşik yapıların altında ezilerek geçirmek istemiyordum. Başarmak zorundaydım.

İptalin ertesi günü, aydın görüşünü bildiğim La Kitap’ın sahibi Leyla Akgül ile temasa geçtim. Dosyamı okumayı kabul etti. Yaklaşık bir hafta sonra da beni ofisine çağırdı. İçeriği açısından bazı tereddütleri olsa da bana şans vermek istediğini söyledi. Hatta yayınevi çizgisinin dışına çıkacaktı bu kitapla. Yeni sözleşmemi o gün imzaladım. İlk hayalim gerçek oldu böylece. Bu benim için tarifsiz bir mutluluktur.

Şimdi ise diğer hayalim için çabalayacağım: Sadece yazarlıktan geçimimi sağlayabilecek derecede iyi bir yazar olmak ve annemin en korktuğu şeyi, memurluktan istifa edişi gerçekleştirmek. Özür dilerim anne 🙂

  • 58
    Shares




Yazarının Kaleminden: Sevimsiz Tanrılar için 1 yorum

  1. Ya işte bu beni çok üzüyor. Yazmanın bir sanat olduğunun gözardı edildiği günümüz dünyasında böylesine hikayeler çok maalesef. Hayallerinizde başarılar dilerim, umarım sisteme inat ayakta kalıp mutlu bir hayat sürersiniz. :slight_smile:


Yazarının Kaleminden: Sevimsiz Tanrılar

Ödüllü genç yazar Gökten Çağrı Aktan, ilk kitabı “Sevimsiz Tanrılar”ın yazım hikâyesini ve basım sürecinde yaşadığı zorlukları anlattı.

  • 58
    Shares

 

 

Başa dönün