in ,

Seran Demiral: “Dünyayı Değiştiremesem Bile Değişimin Neden Gerektiğini Anlatmak için Yazıyorum”

Seran Demiral söyleşisi sizlerle. Bilimkurgu, fantazi ve çocuk edebiyatı türlerinde dikkat çeken eserler veren Demiral, edebiyat yolculuğu ve son projeleri hakkında merak edilenleri yanıtladı.

Seran Demiral Söyleşi

Seran Demiral söyleşisi yayında. Başta bilimkurgu, fantazi ve çocuk edebiyatı olmak üzere geniş bir yelpazede eserler veren Demiral ile yazın yolculuğu, bilimkurguya bakış açısı, katkıda bulunduğu son projeler ve çok daha fazlası hakkında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Son olarak Kayıp Rıhtım’ın öykü antolojisi Tüm Panayırların Heyulası’na Özelliksiz adlı öyküsüyle, apokaliptik bilimkurgu öykülerini bir araya getiren Kıyamet Alametleri’ne ise Fırtına ile dahil olan Seran Demiral edebiyat macerasına devam ediyor.

İlk kitabı Yaşayan Ölü Avcısı’nı 2005 yılında yayımlayan yazar, o tarihten bugüne bilimkurgu, fantazi, çocuk ve gençlik edebiyatı alanlarında eserler vermeyi sürdürdü. İşte Seran Demiral’ın 20 yıla yaklaşan yazın yolculuğu ve son çalışmaları hakkında son detaylar!


Söyleşi: Ünver Alibey


Seran, Ursula K. Le Guin hayranlığınızın farkındayım. Bu yüzden, “Neden bilimkurgu?” diye sormayacağım. Neden olduğu çok belli… Ursula K. Le Guin kitaplarını keşfetmek ve akabinde onun gibi yazma arzusu. Yoksa yanılıyor muyum?

Onun gibi yazamayacağımı biliyorum artık! Geçmişte, onu ilahlaştırdığım için böyle söylerdim ama şu anda daha özgüvenli bir yerden, kendim gibi yazmakla ilgilendiğim için bunu söylüyorum.

Kendin gibi yazıyorsun da zaten. Felsefi esintili, genç karakterleri anlatan gençlere yönelik bilimkurgu kitapları…

Teşekkür ederim. Ama benim bilimkurgu ilgimi sadece Le Guin’le ilişkilendirmek ne kadar haklıysa bir o kadar eksik olur. Aslında bilimkurgu okumaya Asimov’la başladım, haliyle robot kuralları çerçevesinde öykü yazabilmek gibi daha sistemli bir yazma biçimiyle ilgileniyordum. Her yazarın kendine göre bir sistemi var tabii ama Asimov matematik denklemi kurar ya sanki, benim başlangıç noktamı da belki matematikselle ilişkilendirmek mümkün.

ursula k le guin seran demiral kapak

Asimov’la Le Guin farkı sence Asimov’un matematik denklemi gibi yazması mı?

Bunun üzerine düşünmek iyi bir egzersiz gibi geldi şimdi. İkisi de kendilerine ait bir evren yaratıp dil oluşturuyor ama Asimov’un evrenlerinde daha çok yapıyla ilgileniyoruz. Robot kuralları bu nedenle iyi bir örnek: Öykü ya da romanın akışında robotun kişiliğiyle değil kurduğu mantıksal bağlam üzerinde duruyoruz. Le Guin’de ise daha çok sosyal atmosfer belirleyici. Kölelikten kadın-erkek eşitsizliğine, toplumdaki meseleleri başka evrenlerde karşımıza çıkarıyor. Benim de zamanla daha çok sosyal meselelere kafa yormam yazma alışkanlığımı bu tarafa çekti. Nihayetinde bir kadın olarak yaşamak ve yazmak uzay bilimkurgusundan daha etkili hayatımda…

Uzay bilimkurgusu dedin. Space opera için çok enteresan bir çeviri oldu bu.

Burada aslında kavramsal bir şey söylemiyorum, daha çok bilimkurgu ve fantazyanın “kaçış edebiyatı” olarak sınıflandırmasına dair bir eleştirim var. Hani, çok kabaca, uzayda geçen kurmaca dünyanın gerçekliğiyle ilgilenmiyor gibi gözükür ya… Bu ayrı bir tartışma konusu tabii ama uzayda geçen bir roman da aslında bir başka toplumsallığın, gündelik hayatın, yaşam biçiminin arayışı bana sorarsan.

Le Guin’e bu yüzden anarşist yazar gözüyle bakılır ya… Aslında toplumsal, politik eleştiri yapmak için farklı dünyalar kurgulaması yüzünden. Fakat bilimkurgu sadece felsefe olmasa gerek. Gerçekten bir ‘kaçış’ imkanı sağladığı için bu türü okuyanlarımız da olamaz mı? 

Tabii ki! Hatta bazen sadece gerçeklikten kaçmak için sanata ihtiyacımız var. Ama şunu da unutmamalı, kurgu hakikati açığa çıkarıyor. Mesela sadece kadınların yaşadığı bir gezegen kurmacasının ne zaman neden yazıldığını öğrendiğimde, dünyanın tarihiyle de politikasıyla da ilgilenmek zorunda kalıyorum. Bilimkurgu edebiyatında karşımıza çıkan farklı gezegenler, başka topluluklar cinsiyet eşitsizliğine ya da toplumdaki diğer meselelere ayna tutuyor da diyebiliriz.

Kendi toplumumuza-kültürümüze bakmak için bir ayna olarak bilimkurgu edebiyatı… Çok enteresan. Peki, bilimkurgu feminizmle bu kadar iç içe geçen-geçebilecek bir tür iken neden kadın bilimkurgu yazarı bu kadar az? Mary Shelley’nin zihninden doğan bir tür bu… Hepimiz Ursula K. Le Guin okuyarak büyüdük. Şu anda seksen yaşındaki Margaret Atwood hâlâ bir numarayken bu türde eser veren kadın yazarların azlığı beni hep düşündürmüştür.

Bilimle ya da edebiyatla uğraşan kadın sayısı neden azsa o yüzden, diye kısaca cevap verebilirim aslında buna. Ama madem Mary Shelley’den Atwood’a örnekler verdin, tarihsel olarak kadın yazınından bahsedebiliriz belki. On dokuzuncu yüzyıl kadın yazarlarının çoğunun bir mahlasla, erkek ismiyle yazdığını biliyoruz. Yirminci yüzyılda ve günümüzde hâlâ isminin baş harfini kullanıp soy ismiyle yazan kadın yazarlar var.

seran demiral röportaj

‘Ellerinin hamuruyla’ kitap yazınca ciddiye alınmayacaklarını düşünüyorlar, öyle mi?

Muhtemelen öyle… Bilimkurgu gibi bir alanda kalem oynatmayı ise hiç düşünmüyorlar. Akademik olarak fenni bilimler, sayısal alan diyelim, ama genel olarak bütün teknik meseleler, hesap kitaptan tamir işlerine hayatta ihtiyacımız olan her şey erkek işi olarak görülüyor sonuçta. Böyle bir dünyada yaşarken bir kadının bilimle edebiyatın kesişiminde bir alanla ilgilenmesi, hele kendi ismiyle üretmesi zor olmalı, değil mi?

Evet, çok haklısın. Geçmişte durum tam da dediğin gibiydi. Günümüzde, kendi adıyla yazan ve bilimkurgu alanında iyi bir yere gelen kadın yazarlara rağmen bu sayının hâlâ az olması ise üzücü… Oysa Futurchia adlı seçki için bilimkurgu öyküleri derlerken kadın yazarların erkeklerden daha derin, yaratıcı ve cesur olduğuna bizzat tanık oldum.

Çok teşekkürler. Övgüyü üzerime alındım hemen! İşin şakası bir yana, kadınların daha cesur yazdığını ben de gözlemliyorum. Şöyle geliyor bana, kadınların dünyayla ilgili daha fazla meselesi var. Tabii ki bu bir genelleme ama bilimkurgu alanında feminist eserlerin popülerleşmesi, kadın ya da LGBTIQA+ yazarların beden teknolojilerini odağa alan kurmacalara duyduğu ilgi bunun bir göstergesi niteliğinde. Türkiye’de edebiyat genelinde, özellikle belli konularda otosansüre gitmemize rağmen ben bilimkurgu yazarı kadınların sayıca arttığını görüyor ve bunu çok önemsiyorum doğrusu.

O seçkide senin hikâyenin yanı sıra bir de makalen var. Bu nasıl oldu?

Kitabın İtalyan editörü Francesco Verso’nun da düzenleme komitesinde yer aldığı Future.Con sayesinde o yazı ortaya çıktı. O seneki konferans teması ‘gelecek’ idi, ben de Türkiye’yi temsilen Akdeniz’de bilimkurgunun geleceği ile ilgili bir konuşma hazırlıyordum, tabii ki geleceğe atıfta bulunmak için tarihe dönmem gerekti. Daha önemlisi, bilimkurgu yazan Türkler olduğunu, hatta Cumhuriyet’in kuruluşuna doğru fenni bilimlere ve teknolojik gelişmelere artan ilgiyle beraber politik olarak ütopyacı bir yazın geleneği oluştuğunu anlatmak istedim. Konuşmam o kadar kapsamlıydı ki Futurchia’nın sonuna makale olarak eklemeye karar verdiler. Makaleyi Turkuaz Düşler’de de bulacaksınız.

Futurchia Turkuaz Düşler

Tebrik ederim. Sağlam bir araştırma yapmışsın belli ki. Yazdığın makalenin şu anda iki ayrı tez için kaynak olarak kullanıldığını biliyorum.

Çok sevindim! İnsanın çalışmalarının bir şekilde karşılığının olması motive edici...

Futurcha’nın Türkçesi Turkuaz Düşler başlığıyla Artemis Yayınları’ndan çıkacak. Türkiye’deki bilimkurgu yayıncılığı için ne düşünüyorsun? 

Ne yazık ki Türkiye’de özellikle bilimkurgu, fantazya gibi alternatif türlerde uzun süre emeğimizin, çalışmalarımızın karşılığını alamadık. Kimi zaman önyargılar, çoğu kere satış kaygıları nedeniyle. O nedenle yayıncılık ortamıyla ilgili parlak şeyler söyleyemeyebilirdim, bu soruyu birkaç sene önce sorsaydın. Ama şimdi sanki yeni alternatiflerimiz var, bilimkurgunun popülerleşmesi bizim de yavaş yavaş önümüzü açıyor diyebilirim. Büyük yayıncılardansa daha orta halli yayınevlerinin ilgisi özellikle sevindirici… Mesela Turkuaz Düşler’deki süreç ilerlerken, başka ülkelerde, başka dillerde de göreceğimiz Kıyamet Alametleri isminde çok ulustan-çok yazarlı antolojimizle Bulut Yayınları hızla ilgilendi.

kıyamet alametleri - apokaliptik bilimkurgu öyküleri - kolektif

Kıyamet Alametleri’nin iki haftada dört ayrı ülkeden yayıncı bulduğunun da altını çizmek isterim.

Evet, İtalya, Türkiye, Hollanda ve Yunanistan’da yayımlanacak. Bence büyük bir başarı… Bulut Yayınları bildiğim kadarıyla daha çok çocuk ve felsefe kitaplarıyla ilgilenirken böyle bir atılım yapmalarını biz Türkiye bilimkurgu camiası tarafından takdirle karşılandı.

Yeni hazırlamaya başladıkları Fantastik Seri ile atılım yapacağa benziyorlar. Kıyamet Alametleri bu hafta piyasaya çıkıyor bile. Bu keyifli söyleşimizi daha önce Ruhşen Doğan Nar’a sorduğum soruyla bitirmek istiyorum: Türkiye’de bilimkurgu yazarları neden aynı zamanda çocuk edebiyatında da eserler vermeye meraklı? Buna siz de dahilsiniz.

Öyle gözüküyor, değil mi? Bugün çocuk ve gençlik edebiyatının “yükselişi” söz konusu Türkiye’de, haliyle yanıtların başlıcası bu. Bir diğer konu, aslında bilimkurgu edebiyatının önemsenmediği için kendisine ancak çocuk yazını alanında yer bulabilmesi. Benim açımdan çocuklara yazmak da bilimkurgu alanında kalem oynatmak da aynı kaynaktan besleniyor: dünyayı değiştiremesem bile değişimin neden gerektiğini anlatabilmek. Bunu yeni olanaklara kapı aralayarak ya da genç kuşaklara seslenerek yapmak anlamlı kanaatindeyim. Geleceğe dair tahayyüllerimizi, hem bugünün hem geleceğin sahipleriyle paylaşmayı önemsiyorum sanırım.

* * *

Seran Demiral ve eserlerine dair görüşlerinizi bizlerle Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

etiyopya the bookmaker parşömen ustası

Etiyopya’da Unutulmuş Bir Zanaatın Belgeseli: Sisli Dağlardaki Parşömen Kitap Ustası

Marvel Çizgi Romanları Nasıl Hazırlanıyor?

Marvel Comics, Yeni Serisi ile Çizgi Roman Hayranlarını Perde Arkasına Davet Ediyor