Çevirmenin Çemberi: Taşradan Öyküler

Yaşayan en büyük illüstratörlerden Shaun Tan'ın büyük bir yazar da olduğunu gösteren eseri Taşradan Öyküler'i çevirmeni Şirin Etik anlatıyor.

Shaun Tan’in resimleyip yazdığı Taşradan Öyküler, çevirirken gerçekten de keyif aldığım kitaplardan. Aslında çeviri yapmaya başladığımda, ilk başta felsefi metinlere giriştim. Bu metinleri çevirirken sürekli indeks tutmanız, sürekli ekstra kaynaklara başvurmanız gerekir. Önceliğiniz,  ifade netliği ve doğru terimler kullanmaktır örneğin. O yüzden, yayın koordinatörümüz, “Shaun Tan’i çevirmek ister misin?” diye sorduğunda, aynı gün kitabı eve götürüp gülümseyerek işe koyuldum bile.

Öncelikli çekincem, Shaun Tan’in çok iyi bir çizer oluşuydu, yani anlatmak istediği şeyi salt çizgileriyle böylesine derin anlatabilen bir sanatçının ne denli sözcüklere ihtiyacı olabilir diye düşünmedim değil… Hatta resimlerinin öykülerinin önüne geçebileceğini dahi göz önünde bulundurdum. Ama bu düşünceler pek uzun sürmedi; daha ilk öyküde, yani Su Bufalosu’nda dağıldı endişem. Shaun Tan hiçbir şey ispat etmeye çalışmadan, tüm içtenliğiyle hikâye anlatıyordu çünkü. Sıradan insanın yaşamından gündelik manzaralardan yola çıkıp evrensel olana, bütün insanlara, hayvanlara, bitkilere, sokaklara sesleniyordu. Örneğin; haritanın bittiği yerde sahiden dünyanın sona erip ermediğini keşfetmeye çalışan iki kardeşin çıktığı keşif yolculuğu, öğrenci değişim programıyla farklı bir kültüre konuk olan, uzaylıdan hallice, sevimli misafir Eric, denizden oldukça uzak bir bahçenin ortasında birden beliriveren bir dugong… Gerçeküstücü bir anlatımla insanların arka bahçelerine devlet tarafından yerleştirilen balistik füzelerin, yine insanlar tarafından çiçek saksılarına, köpek kulübelerine ve hatta pizza fırınına dönüştürülüşü…

Shaun Tan’in dünyasına girmek için, onu anlayıp hissedebilmek için, yeryüzünü olabildiğince duyumsamak ve algıları açık tutmak gerekiyor diye düşünüyorum. Onun okurları, bana bir yanı hep çocuk kalmış gibi geliyor bu nedenle. Onun naiflikle absürtlüğü bir arada sarmalayışı, abartıdan, süsten püsten uzak anlatımı ve samimiyeti bana çok keyif verdi. Kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman güldüm bu çeviriyi yaparken. Bununla beraber artık yolda yürürken, metroda giderken ya da gün içinde pencereden bakınırken gördüğüm şeyler daha bir dikkatimi çekmeye başladı: Kaldırıma çıkıp kedi maması yiyen kirpiden tutun, vapura binip adalara gezmeye giden köpeğe kadar neler neler fark ettim… Shaun Tan’in bana kattığı en önemli şey bu olsa gerek: sıradanın farkındalığı.

Kitabın çevirisini, üç ayda tamamladım. Yayınevine teslim etmeden önce, metinden bir müddet uzaklaşmak istedim. Daha sonra son okuma yaptım. Son okuma aşamasını çeviri süreci kadar değerli ve mühim buluyorum. Çünkü bir editör olarak, çalıştığım metinlerde de bunu rahatlıkla görebiliyorum.  Kitaptan yeteri kadar uzaklaşılmadan yapılan son okumalar çok verimli olmuyor maalesef, çünkü çevirmen henüz hala kaynak metinle erek metin arasında bu safhada; oradan öylece sıyrılmak çok kolay değil.

Çevirirken en zorlandığım öykü sanırım Unutma Makinesi oldu, çünkü gazete kupürlerinden tuhaf bir düş anlatımına, hayli girift bir yapıya sahip. Diğer yandan, birbiri ardına anlamsız, mantıksız tümcelerle dolu o gazete kupürlerini çevirirken, dünyada genel olarak olup biten saçmalıklara göz atmak kâfi. Şöyle bir iki gazete alıp evirip çevirince, ironiyi görmemek elde değil. Öyle tuhaf bir durum ki her gün bunları okuyor hiçbir tepki vermeden işimize gücümüze gidiyoruz. Kanıksamışız yani… Gazetelerde yer alan saçmalıklar, yabancılaşma, küresel terör, acayip siyaset jargonları, biz yetişkinlerin takındığı tavır, hayvanlarla kurulan dostluklar ve her şeye rağmen o çocuksu merak… Çeviriyi yaparken bu tonu bilhassa korumaya gayret ettim, Shaun Tan insanın nadide ve tuhaf yönlerini açığa çıkarırken o çocuksu fısıltıyı asla kaybetmiyor. Onun üslubunu yansıtmak açısından bu çok önemli…

Bunun dışında, Kırık Oyuncaklar, Uzak Yağmur, Büyükbabanın Hikâyesi, Dal Parçaları, Uyanış ve Panikte Değil Tetikte öykülerinin bende özel bir yer ettiğini söyleyebilirim… Hepsi çok içten, insanda çok farklı hisler uyandırıyor. Bu yaşsız öykülerin okuruna ulaşıp onlara, başka bir dünyanın var olabileceğine dair umut vermesini diliyorum.

Lisans eğitimini Fransız ve İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında Hacettepe Üniversitesi'nde tamamladı. Sorbonne Üniversitesi'nde yaptığı yüksek lisans süresince çeviri sorunları üzerine yoğunlaştı. İzmir’de yaşıyor ve hem kitap editörlüğü hem de çeviri yapıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çevirmenin Çemberi: Taşradan Öyküler

Yaşayan en büyük illüstratörlerden Shaun Tan’ın büyük bir yazar da olduğunu gösteren eseri Taşradan Öyküler’i çevirmeni Şirin Etik anlatıyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün