Stranger Things’in İlk Resmi Romanı “Suspicious Minds”tan Tadımlık Bölüm

Stranger Things dizisinin ilk resmi romanı olan ve Eleven'ın geçmişini konu alan Suspicious Minds'ın (Şüpheli Zihinler) ön okumasını sizler için çevirdik.

Şüphesiz ki biz falcı değiliz, Kayıp Rıhtım’ın sevgili hancı ve yolcuları…

Yine de 2019 yılının Stranger Things hayranları için şahane geçeceğini peşinen söyleyebiliyoruz. Çünkü diziyi temel alıp bağımsız bir hikâye olarak kurgulanan ilk resmi roman Suspicious Minds, 5 Şubat 2019’da yurt dışındaki okurlarıyla buluşacak. Türkiye’deki yayımcının kim olacağını henüz bilemesek de yeni sezon için sabahları uyanır uyanmaz takvimlere çentik atanların görmezden gelinmeyeceğini umuyoruz.

Yayınevi Del Rey ve Netflix’ten aldığı destekle karakterlerin geçmişine odaklanıp etkileyici bir metin ortaya koyan yazar Gwenda Bond, sevilen dizinin mitolojisini yazmaya koyulmuş… Bu kitap, dizide izleyip gördüklerimizin çok çok öncesine gidiyor!

Sürprizbozan’ı (spoiler) hiç kimse sevmez, ben de size böyle bir kötülük yapacak değilim… Ancak bu kitabın hiçlikten gelmiş gibi duran gizemli karakterimiz Eleven’ın geçmişiyle ilgili çok önemli bilgiler vereceğini söylemekte bir sakınca yoktur diye düşünüyorum.

Hatta daha da ileri gidip Kayıp Rıhtım halkı için özene bezene çevirdiğimiz ilk bölümü okumaya davet ediyorum sizi. Hepimiz için kitabın devamını da Türkçe okuyabileceğimiz, sevdiğimiz kitapların ve yazarların çoğalacağı ve dolayısıyla muazzam geçecek bir yıl diliyorum.

* * *

Stranger Things: Suspicious Minds [Şüpheli Zihinler]

GİRİŞ

Hawkins Ulusal Laboratuvarı

Hawkins, Indiana

Adam kusursuz siyah arabasını Indiana’nın düz yollarından birinde sürüyordu. Üzerinde “Yasak Bölge” uyarısı bulunan tel örgü bir kapı görünür olunca yavaşladı. Kapıdaki görevli hızlıca arabanın penceresinden içeri baktı, ardından plaka kontrolünü yapıp geçmesini işaret etti.

Laboratuvardakilerin onun gelişini beklediği açıktı. Yeni çalışma alanının hazırlanmasıyla ilgili önceden gönderdiği talimat ve şartnameyi uygulamaya koymuş olabilirlerdi bile.

Bir sonraki nöbetçi kulübesine geldiğinde, güvenlik görevlisi olarak hizmet veren askere kimliğini uzatmak için penceresini indirdi. Asker, yetki belgesini inceledikten sonra onunla göz teması kurmaktan kaçındı. İnsanlar bunu sıklıkla yapardı.

İlk kez gördüğü insanları dikkatle gözleyip ilk bakışta ve bir çırpıda değerlendirebilmesi, sahip olduğu en önemli özelliğiydi; onları cinsiyetine, yaşına, kilosuna, etnik kökenine, yaklaşık zekâ oranına ve de en önemlisi, muhtemel potansiyeline göre katalogluyordu. Sonuncu değerlendirmeden sonra neredeyse hepsi daha az ilgi çekici olurdu. Fakat yine de asla vazgeçmiyordu. Bakmak ve değerlendirmek onun için hem bir doğal bir alışkanlık hem de işinin en önemli parçasıydı. Çoğu insanda onun ilgisini çekecek hiçbir şey yoktu, ama bunu yapabilenler… Burada bulunmasının nedeni onlardı.

Askeri değerlendirmesi kolaydı: Erkek, 1.78 m boyunda, 81.6 kilo, beyaz, ortalama bir zekâya sahip, potansiyeli… bekçi kulübesinde oturup kalçasında asılı duran ve muhtemelen hiç kullanmadığı bel tabancasıyla kimlik kontrollerini gerçekleştirmek.

“Bay Martin Brenner, hoş geldiniz,” dedi asker sonunda, kısılmış gözleri adam ve plastik kart arasında gidip gelirken.

Brenner’ın yabancılarla ilgili bilmek isteyeceği türden bilgilerin kendi kimliğinde de bulunması komikti: Erkek, 1.88 m boyunda, 88 kilo, beyaz, dahi IQ’suna sahip. Potansiyeli… limitsiz.

“Sizi beklememiz söylenmişti,” diye ekledi asker.

Adam kibarca, “Dr. Brenner,” diye düzeltti.

Brenner’la hâlâ düzgün bir göz teması kuramayan askerin dikkati, arka koltukta kapıya doğru kıvrılmış uyuyan beş yaşındaki denek Eight’e kilitlenmişti. Elleri yumruk şeklini almış ve küçük çenesinin altında toplanmıştı. Brenner, deneğin yeni tesise nakledilişinin kendi nezaretinde olmasını tercih etmişti.

“Evet, Dr. Brenner,” dedi asker. “Bu kız kim? Sizin çocuğunuz mu?”

Şüphelendiği açıkça belli oluyordu: Eight’in teni, Brenner’ın soluk süt beyaz teninin aksine koyu kahverengiydi, ki adam rahatlıkla askere bunun bir şey ifade etmediğini söyleyebilirdi. Nihayetinde bunu sorgulamak onun işi değildi fakat bu konuda yanılmıyordu da. Brenner hiç kimsenin babası değildi. Peki, bir baba figürü müydü? Evet.

GÖZ ATIN  e-Dergilere Sorduk: Çevrimiçi Dergiciliğin Dünü, Bugünü, Yarını

En azından bir yere kadar.

“İçeride beni beklediklerine eminim.” Brenner adamı tekrar inceledi. Savaştan eve dönmüş bir asker; halihazırda kazanılmış bir savaştan. Vietnam’ın aksine. Sovyetlerle yapılan soğuk savaşın aksine. Hatta şimdiden gelecek için bir savaşa başlamışlardı ancak asker bundan habersizdi elbette. Brenner tonlamasını dostça tutmaya devam etti. “Yerinde olsam diğer denekler geldiğinde soru sormazdım. Biliyorsun, gizlilik…”

Güvenlik görevlisi dişlerini sıktıysa da bir şey söylemedi. Bakışlarını ötedeki çok katlı, geniş bir alana yayılmış komplekse çevirdi. “Evet, içeride bekleniyorsunuz. Dilediğiniz yere park edebilirsiniz.”

Dile getirilmesine gerek olmayan, başka bir söz daha… Brenner arabasını sürmeye devam etti.

Bu tesisin yapımı ve genel bakımı için gereken parayı federal bürokrasinin sıkıcı departmanlarından biri ödüyordu; onu Brenner’ın şartnamelerine uyacak hâle getiren ödemeyi yapanlarsa devletin gizli kollarıydı. Neticede gizlilik söz konusu olduğunda yapılan araştırma afişe edilemezdi. “Ajans” azametin her zaman takip edilmesi gereken standart bir prosedür olamayacağını anlıyordu. Öte yandan Ruslar, laboratuvarlarını devletin onayından geçirebiliyorlardı, çünkü onlar tüm muhalif sesleri bastırmaya hazırdı. Komünist bilim insanları tam da şu anda, bir yerlerde bu beş katlı kahverengi binada ve deneyler için ayrılmış bodrum katında yapılan deneylerin bir benzerini yürütüyordu. Bu, unuttuklarında ya da konu hakkında çok fazla soru sorduklarında Brenner’ın çalışanlarına hatırlatılması gereken bir gerçekti. Böylece çalışmaları her zaman üst düzey önceliğe sahip olabilirdi.

Arabadan inip arka kapıya doğru yürürken Eight’in uyumaya devam ettiğini gördü. Yavaşça kapıyı açtı ve park alanına yuvarlanmasını engellemek için kızı geriye doğru itti. Seyahat esnasında güvende olabilmesi için ona sakinleştirici vermişti. Başka insanlara emanet edilemeyecek kadar değerli bir varlıktı o. Hayal kırıklığı yaratan diğer deneklerin çok ötesinde yeteneklere sahip olduğunu ispatlamıştı.

“Eight.” Koltuğun yanında diz çöküp onu omzundan nazikçe sarstı.

Kız gözlerini açmadan başını iki yana salladı. “Kali,” diye mırıldandı.

Bu, onun gerçek adıydı ve adında ısrarcıydı. Genelde Brenner bu kaprise boyun eğmiyordu fakat bugün özel bir gündü.

“Kali, uyan,” dedi. “Evindesin.”

Kız gözlerini kırpıştırdı, bakışlarında bir kıvılcım parladı. Belli ki doktoru yanlış anlamıştı.

“Yani yeni evinde,” diye ekledi Brenner.

Kıvılcım söndü.

“Burayı seveceksin.” Doğrulmasına ve ona doğru dönmesine yardım etti. Ardından elini uzattı. “Şimdi babanın büyük bir kız gibi yürümene ihtiyacı var, sonrasında uykuna geri dönebilirsin.”

Sonunda kız ona doğru uzandı ve küçük elini avucuna doğru kaydırdı.

Ön kapılara vardıklarında Brenner dudaklarına cephaneliğindeki en hoş gülümseyişini kondurmuştu. Mevcut yönetici tarafından karşılanmayı bekliyordu fakat bunun yerine laboratuvar önlüklü adamlardan oluşan uzun bir sıra ve beklemekte olan bir kadın gördü. Muhtemelen ekibinde yer alan profesyonel çalışanlardı ve her birinden rahatsız edici bir gerilim yayılıyordu.

Yüzünde kırışıklıkları olan, yanık tenli bir adam –anlaşılan bu kapıların dışında epey vakit geçiriyordu– bir adım öne çıktı ve elini uzattı. Önce Eight’e, sonra tekrar Dr. Brenner’a doğrulttu bakışlarını. Çerçeveli gözlükleri lekelenmişti. “Dr. Brenner, ben Dr. Richard Moses, baş araştırmacı vekiliyim. Burada olmanızdan ötürü gerçekten çok heyecanlıyız, sizin kapasitenizde birinin… Gelir gelmez tüm ekiple tanışmanızı istedik. Ve bu da şey olmalı…”

“Ben Kali,” dedi kız uykulu bir hâlde.

“Kendisi yeni odasını görmek isteyen ve çok uykusu olan genç bir bayan,” dedi Brenner, elini doktorun kavrayışından kurtararak. “Herkesle tek tek tanışmak istediğimi söylediğimi sanıyordum? Ardından tesise getirdiğiniz deneklerle görüşmek isterim.”

GÖZ ATIN  Zümrüt Soruşturma - Neil Gaiman

Brenner oldukça güvenli gözüken lobi kapısını tespit edip Eight ile birlikte o doğrultuda yürümeye başladı. Arkasında uzun bir sessizlik yaşandı. Gülümseyişi, kaybolup gitmeden önce neredeyse gerçekti.

Lekeli gözlükleriyle Dr. Moses acele ederek ona yetişti, gürültülü bir koşuşturmaca içinde olan diğerleri de hemen arkasındaydı. Moses bir dahili telefona uzanıp adını verdi.

Onları takip eden diğer doktorlar ve laboratuvar çalışanları arasındaki konuşmalar, karmakarışık bir uğultuya dönüşmüştü.

“Denekler henüz hazırlanmadı tabii,” dedi Moses, kapılar iki yana doğru açılırken. Her saniye etrafında olup bitenlere biraz daha dikkat kesilen Kali’ye göz gezdirmekten de geri durmuyordu. Brenner kızı odasına yerleştirmekle zaman kaybedemeyeceğine hükmetti.

Kapıların ardında iki asker kibrit çöpü kadar muntazam bir biçimde dikiliyordu; bu da güvenliğin vasatın altında olmadığına dair iyimser bir emareydi. Yaka kartı kontrol edilen Dr. Moses, benzer bir denetlemenin Dr. Brenner’a yapılamayacağını işaret ederek askerlere, “Henüz kimliğini almadı,” dedi.

Bunu duyan adamlar Dr. Moses’a karşı çıkmak istercesine bir hamlede bulundular ve Brenner’ın mekânın güvenliğine duyduğu takdir bir nebze daha arttı. “Buradan bir sonraki geçişimde kimliğimi almış olacağım,” dedi Brenner, “ve size deneklere ait evrakların kopyalarını da getireceğiz.” İhtiyatlı bir biçimde başıyla Eight’i gösterdi.

Askerlerden biri başıyla onayladı ve tüm grup içeri girdi.

“Geldiğimde yeni deneklerle tanışmak istediğimi açıkça belirtmiştim,” dedi Dr. Brenner. “Yani bu sizin için beklenmedik bir şey olmamalıydı.”

“Sadece gözlem yapmak isteyeceğinizi düşünmüştük,” diye yanıt verdi Dr. Moses. “Bazı parametreleri ayarlamamız gerekir mi? Onları sizin ziyaretiniz için hazırlamalı mıyız? Bu, yaptığımız işi bozabilir. Psikedelikler, deneklerden bazılarını paranoyak hâle getirebilir.”

Dr. Brenner boşta olan elini havaya kaldırdı. “Hayır, düşündüğüm bu değildi, öyle olsa bunu söylerdim. Şimdi, nereye gidiyoruz?”

Uzun koridor boyunca tavandan aydınlatma armatürleri sarkıyor, sık sık bilimsel buluşlarla ışıyan bu gölge dünyaya solgun bir parıltı yayıyorlardı. Brenner o sabah ilk kez burayı bir eve dönüştürebileceğini hissetti.

“Bu taraftan,” dedi Dr. Moses. Bu esnada onları takip eden çalışanların arasındaki tek kadını tespit etti ve ona seslendi. “Dr. Parks, hademelerden biriyle kıza yiyecek bir şeyler getirilmesini ayarlayabilir misin?” Parks’ın dudakları kadınlarla özdeşleştirilen bir işe koşulduğu için gerilmiş olsa da başıyla onayladı.

Brenner’ın şansına Eight sessizliğini koruyordu ve çok geçmeden çocuk boy bir ranza ile bir çizim masasının bulunduğu bir odaya vardılar. Yatağın ranza olması Brenner’ın tercihiydi çünkü Eight’e ona uygun arkadaşlar aradığı konusunda güven vermek istiyordu.

Kız da bunu hemen fark etti. “Bu bir arkadaş için mi?”

“Evet. Er ya da geç…” dedi Brenner. “Birazdan birileri gelip sana yiyecek bir şeyler getirecek. Burada tek başına bekleyebilir misin?”

Kız başıyla onayladı. Yeni bir yere gelmiş olmanın verdiği heyecandan doğan canlılığı sönmekteydi –ona verilen sakinleştirici güçlü bir dozdaydı– ve yatağın kenarına oturdu.

Dr. Brenner odadan ayrılmak üzere arkasını döndü ve tek kadın çalışan ile bir hademenin karşından yaklaştığını gördü. Dr. Moses kaşlarını kaldırmıştı. “Kız tek başına iyi olacak mı dersiniz?” diye sordu.

Brenner, “Şimdilik,” diyerek yanıtladı onu. Ardından hademeye hitaben konuştu: “Onun sadece bir çocuk gibi göründüğünü farkındayım, fakat güvenlik protokolünü takip etmelisin. Seni şaşırtabilir.”

Hademe sürüncemede kalmıştı ancak yine de sesini çıkarmadı.

Brenner, “Beni ilk odaya götürün,” dedi. “Geri kalan herkes deneklerin yanına gidip bekleyebilir, onları ziyaret için hazırlamanıza da gerek yok.”

Toplanmış ekibin geri kalanı Dr. Moses’ın da onay vermesini bekledi ancak adam acı bir şekilde omuz silkmekle yetindi. “Dr. Brenner’ın dediği gibi yapın.”

GÖZ ATIN  Stranger Things 3. Sezona Ne Kadar Hakimsin?

Ekip dağıldı. Öğreniyorlardı.

Birinci oda, yumru ayak hastalığı nedeniyle değerlendirmeye uygun olmayan bir deneği barındırıyordu. Bakışlarında, dünyayla bağını koparmak için esrarı tercih edenlerin daimi sarhoşluğu vardı. Her açıdan vasattı.

“Sonraki hastaya belirli bir dozda ilaç vermemizi ister misiniz?” diye sordu Dr. Moses. Brenner’ın metodlarını anlamadığı açıktı.

“Bir şeye ihtiyacım olduğunda size söylerim.”

Moses başıyla onayladıktan sonra beş odayı daha gözden geçirdiler. Durum tam da Brenner’in beklediği gibiydi; hiçbir açıdan istisnai olmayan iki kadın ve tamamen sıradan üç erkek. Her birinin feri sönmüş özniteliklere sahip olması dışında…

Brenner, “Herkesi bir odada toplayın, böylece konuşabiliriz,” dedi.

Dr. Moses’ın gergin bakışları altında konferans salonunda beklemek için oradan ayrıldı. Çok geçmeden grup salona girdi ve bir masanın etrafında toplandı. Birkaç erkek, bu sabah yaşananların hiç biri sıra dışı değilmişcesine konuşmaktaydı. Dr. Moses onları susturdu.

“Hepimiz buradayız,” dedi.

Dr. Brenner çalışanlara daha yakından baktı. Hepsini elden geçirmesi gerekecekti fakat bütünüyle dikkat kesilmiş hallerinde bir potansiyel vardı. Korku ve otorite el ele yürürdü.

“Bu sabah tanıştığım tüm deneklerin ilişiği kesilebilir.” Brenner, bunu söylerken elini salladı. “Onlara vadedilen ücret her neyse ödeyin ve gizlilik sözleşmelerini hatırladıklarından emin olun.”

Odadakiler bu bilgiyi sessizce hazmetti. Az evvel konuşan erkeklerden biri elini havaya kaldırdı.

“Doktor?”

“Evet?”

“Adım Chad ve bu konuda yeniyim, fakat… neden? Deneylerimizi nasıl yapacağız?”

“‘Neden’ daima bilimi geliştiren bir soru olmuştur,” dedi Dr. Brenner. Çaylak Chad, başıyla onayladı, ardından Brenner ekledi: “Öte yandan, bu soruyu üstlerinize yöneltirken dikkatli olmalısınız… Fakat ben size nedenini açıklayacağım. Burada ne yaptığımızı anlamamız için bu önemli. Tahmini olan herhangi biri var mı?”

Brenner’ın Chad’e olan tutumu hepsini sessiz kalmaya itiyordu. Bir an için kadının söz alacağını düşündü ancak o sadece ellerini önünde kavuşturmakla yetindi.

“Güzel,” dedi. “ Zaten tahminlerden hoşlamam… Bizler insanoğlunun yeteneklerini geliştirmek için buradayız. Sıkça rastlanabilen ‘ev faresi insanları’ istemiyorum. Çünkü onlar bize olağanüstü bulgular sağlayamazlar.” Odaya bir göz attı. Herkes pürdikkatti. “Eminim başka bir yerde yaşanan bazı zaaflar ve sizlerin sonuca varma yetersizliğiniz nedeniyle burada olduğumu duymuşsunuzdur. Utanç verici şeyler yaşandı ve bunların önemli bir kısmı uygun bir denekle çalışmamaktan kaynaklanıyor olabilir. Mahkûmların ve akıl hastanesine kapatılanların size bilmeniz gerekenleri söyleyeceğini düşünüyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz demektir. Kaçaklar ve madde bağımlıları söz konusu olduğunda da durum farklı değildir. Buraya transfer edilecek olan birkaç genç hastam daha var ancak ben farklı yaş gruplarından denekler istiyorum. Kimyasal psikedeliklerin, doğru teşvikin ve yüksek potansiyele sahip insanların bir araya getirilmesi durumunda bilmek istediğimiz sırların ortaya çıkacağına inanmak için her türlü sebebimiz var. Düşmanlarımızı konuşmaya ikna edebilseydik ne tür avantajlara sahip olabileceğimizi düşünsenize; onları kolaylıkla etkileyip kontrol altında tutabilseydik… Fakat doğru insanlarla çalışmadığımız sürece istediğimiz sonuçları alamayız, nokta. Bizim potansiyel sahibi insanlara ihtiyacımız var.”

“Ama… nereden bulacağız onları?” Konuşan yine Chad’di.

Brenner, Chad’in gün sonunda görevden alınmasıyla ilgili bir not düştü aklına. Ardından öne doğru eğildi.

“Denekleri temin eden üniversitelerin kimlik saptamada kullanabilecekleri yeni bir tarama protokolü hazırlayacağım, ardından bizi ileriye taşıyabilecek denekleri bizzat kendim seçeceğim. Çok yakında buradaki asıl işimiz başlamış olacak.”

Hiç kimse itiraz etmedi buna. Evet, öğreniyorlardı.


Kaynak: Entertainmant WeeklyDavid Canfield

  • 57
    Shares

1983 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Bu meselede gurur duyduğu tek kısım, Ünsal Oskay’ın öğrencisi, gayrı resmi asistanı olmak ve “Biranın faziletlerini yazınız” şeklindeki sınav sorusuna yanıt yazabilmekti. Yıllarca televizyon, radyo, dergi haberciliği yaptı ama derdi her zaman kitaplardı. Son on yıldır kitaplar için basın danışmanlığı yapıyor, eş zamanlı olarak çeviri editörlüğü, çeviri ve son okuma yapıyor, bunlarla çıldırıyor; ama çoğunlukla mutluluktan…

Stranger Things’in İlk Resmi Romanı “Suspicious Minds”tan Tadımlık Bölüm için 5 yorum

  1. Nemo dedi ki:

    Çok başarılı bir çeviri olmuş, elinize sağlık. :krs:


  2. Ellerinize, klavyenize sağlık çok güzel bir çeviri olmuş.

    Kitaba gelince, sanki stranger things iyi para basıyor bir de kitabını basalım, hiç yoktan para sayma makinesi aldırır demişler bence. Kitaba bi ısınamadım. Kali deneylerde kullanılmış belli ki, o kız ergenliğe girmiş kimlik bulanımındaki karakterler gibi benim adım kali cevabını vermez gibi geliyor. O kızı arabada değil güvenlikli araçlarla konvoyda nakledersin. O kız uyanırsa kaçamasa bile bahçedeyken kaçmaya yeltenir. Ben buna çok takıldım.


  3. mit dedi ki:

    Elinize sağlık, güzel ve akıcı bir çeviri olmuş. Stranger Things’i çok takip edemesem de çevirinizi keyifle okudum :slight_smile:


  4. Sayenizde sayın editörüm, çok çok teşekkür ederim! :slight_smile:


Stranger Things’in İlk Resmi Romanı “Suspicious Minds”tan Tadımlık Bölüm

Stranger Things dizisinin ilk resmi romanı olan ve Eleven’ın geçmişini konu alan Suspicious Minds’ın (Şüpheli Zihinler) ön okumasını sizler için çevirdik.

  • 57
    Shares

 

 

Başa dönün
Daha fazla Dosya
George R.R. Martin’in Gelecekteki Tüm Projeleri

Game of Thrones dizisiyle ününe ün katan George R.R. Martin'in önümüzdeki senelerde bizi bekleyen tüm...

Kapat