in ,

Joker ve The King of Comedy: İki Film Tek Konu

Joaquin Phoenix’li Joker gişeleri alt üst ederken filmin esinlendiği yapımlardan birisi olan The King of Comedy ile Joker’ın benzerliklerini sizin için derledik.

Joker

Joker şüphesiz ki 2019’un en çok ses getiren yapımlarından birisi oldu. Bu yılın başında Avengers: Endgame ile kederlenen bizler şimdi Joker’ın yükselişini konuşuyoruz. Tüm gündemi baştan yaratan bu film Todd Phillips’in imzasını taşıyor. Ancak bununla birlikte pek çok referansa da sahip.

Yapım Martin Scorsese’nin yönettiği The King of Comedy ve Taxi Driver filmlerinden özellikle etkilenmiş. The Hangover, Road Trip ve Due Date gibi başarılı komedi işleri çıkaran Todd Phillips için Scorsese idol seviyesinde bir isim. Filmi hem yöneten hem de yazan Phillips, Scorsese’ye olan saygı ve sevgisini kalemine de yansıtmış.

Scorsese’nin yönettiği ve başrolünde Robert de Niro’nun yer aldığı 1983 yapımı The King of Comedy’de, Rupert Pupkin isimli bir komedyenin Jerry Lewis’e kendini kanıtlama ve ünlü olma çabasını izliyoruz. Film bu yönüyle Joker’ın özellikle ilk yarısıyla büyük benzerlikler gösteriyor. Biz de sizin için iki film arasındaki ve iki filmin başrolleri Arthur Fleck ile Rupert Pupkin arasındaki benzerlikleri inceledik.

UYARI: Film hem Joker (2019) hem de The King of Comedy (1983) filmleriyle ilgili büyük sürpriz bozanlar içermektedir.

Hâlâ Çocuk Ruhlu ve Yalnızlar

Joker

İki karakterimiz de içindeki çocuğu yaşlarına rağmen korumayı başarmış. Arthur da Rupert da sürekli gülümseyen, iyimser düşünmeye çabalayan insanlar. İki adamın belki de kişiliklerine en çok yön veren ortak özellikleri ise otuzlu yaşlarının ortalarında olmalarına rağmen hâlâ anneleriyle yaşıyor oluşları. İki karakterin de tek dayanakları anneleri olsa da Rupert daha filmin başından itibaren, Arthur da filmin üçüncü çeyreğinde annesinden vazgeçiyor. Böylece karakterler giderek yalnızlaşıyorlar.

Çocukluk Travmaları Hâlâ Karakterlerine Yön Veriyor

Çocuk ruhlu kahramanlarımızın çocukluklarının pek parlak geçmiyor. Arthur babasını hiç tanımamış, gayrimeşru bir çocuk. Psikolojik sorunlar yaşayan annesinin sevgilileri tarafından hor görülen ve dayak yiyen Arthur, bu süreçten kalıcı şekilde etkileniyor. Travma Sonrası Stres Bozukluğu adı verilen hastalıktan hâlâ muzdarip olan Arthur, stres ya da üzüntü anlarında kahkahalar atıyor ve gülmesini durduramıyor.

The King of Comedy’nin kahramanı Rupert ise alkolik bir ailenin evladı. Annesinin alkolle olan samimiyetini komik bir dille anlatan Rupert, ailesinin çocukken onunla hiç ilgilenmediğini belirtiyor. Babası da en az annesi kadar alkolik olan Rupert’ın ailesi o kadar çok kusuyormuş ki karakterimiz belli bir yaşa kadar susmayı yetişkin olmakla özdeşleştirmiş. İşte iki karakter arasındaki farklardan biri burada ortaya çıkıyor. Rupert çocukluk travmalarını mizaha döküp onları sıradan bir insanı eğlendirecek anılara dönüştürürken Arthur bu yüzden annesini ve toplumu cezalandırıyor.

Kendi Hayal Dünyalarında Yaşıyorlar

İki karakterin de belli başlı psikolojik problemleri olduğunu görmek için psikolog olmaya gerek yok. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Arthur zaten PSTD (Posttraumatic stress disorder) olarak da bilinen Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile hayatı boyunca savaşmış. Bunun yanı sıra filmin bir kısmında aslında onun şizofren olduğunu da öğreniyoruz. Siyahi kızla olan ilişkileri ve stand-up sırasında insanların ona gülmesi aslında Arthur’un sanrılarıymış.

Rupert ise Arthur’a göre daha masum bir psikopat. Kendisi belirli aşamalarda sınırları zorlayabilecek bir narsistliğe sahip. Eğer ona fırsat verilirse değerinin anlaşılacağına ve şüphesiz bir şekilde komik olduğuna inanıyor. Ayrıca Rupert’ın da bazı sanrılar gördüğünü söylemeliyiz. Örneğin Jerry’nin onu hafta sonu diğer ünlü konuklarla beraber kırsaldaki evine çağırdığına kendi kendine ikna oluyor.

Toplum Tarafından Dışlanan ve Kabullenmeyen Karakterler

Arthur yaptığı meslekten oturduğu eve kadar toplumun dışına itilmiş bir karakter. Kendisi garip psikolojik sorunları olan ve annesiyle yaşayan beş parasız bir palyaço. Filmi izlerken dikkat edenleriniz olmuştur belki, palyaço şirketindeki tüm palyaçolar toplumun genelinin kabul etmediği tipler: Cüce, aşırı kilolu, yaşlı ya da başka ırktan insanlar…

Joker

Arthur, Fleck soyadından nefret ettiğini annesini öldürürken dile getiriyor. Benzer bir şekilde Rupert’ın soyadı da hiçbir zaman doğru söylenemiyor. Pipkin, Pumpkin, Puppet gibi türlü kelimeler kullanılıyor. Bunun altında Rupert’ın soyadının zorluğu yatmıyor, kimse aslında Rupert’ın biraz karmaşık olan soyadını doğru söylemekle uğraşmak istemiyor. Çünkü bu iki karakteri de toplum umursamıyor ve dışa atıyor.

Stand-up Komedi Yaparak Ünlü Olmayı Hedefliyorlar

Joker

İki başrolümüz de stand-up komedi yapmak istiyorlar ve sürekli esprileri üzerinde çalışıyorlar. İkisinin de bu konuda büyük bir takıntıları var. Normal bir işte bile çalışamayan karakterlerimiz sektörde bir gün parlayacakları inancına öyle sıkı tutunuyorlar ki gerçeklerden uzaklaşıyorlar. Filmin sonunda ikisi de bir şekilde ünlü olmayı başarıyor.

İdollerinin Rolleri ve Karakterleri Neredeyse Ortak

Komedyen olmak isteyen kahramanlarımızın komedyen olan iki rol modeli var. Bu rol modeller neredeyse aynı kişiliğe sahip olacak şekilde yazılmışlar. Joker filminde Robert de Niro, Murray Franklin adlı bir talk şov sunucusunu canlandırıyor. Başrol Rupert’ı Robert de Niro’nun canlandırdığı The King of Comedy filmindeyse Jerry Lewis’in canlandırdığı ve onla aynı ismi taşıyan karakter yine bir talk şov sunucusu.

Joker filminde Arthur, Murray Franklin’i öyle çok seviyor ki televizyon başındayken onun karşısında olduğunu hayal ediyor. Murray’in ona, “Senin gibi bir çocuğum olması için her şeyden vazgeçerdim,” gibi bir cümle kurduğunu düşünmek onu mutlu ediyor. Fakat daha sonra Murray onun stand-up videosundan bir kesiti programında yayınlıyor ve onunla dalga geçiyor. İkilinin maceralarının sonunda ise Arthur, Joker’a olan evriminin son adımlarını atıyor ve Murray’i canlı yayında öldürüyor.

The King of Comedy’de ise Rupert, Jerry Langford’a büyük bir saygı ve sevgi besliyor. Onun çok yakın arkadaşı olduğunu düşünerek onunla konuştuğu sanrılar görüyor. Bir gün arabasına binme fırsatını yakalayınca ona komedi yaptığından bahsediyor ve Jerry onunla ilgileneceğini söyleyince sevinçten havaya uçuyor. Daha sonra Jerry, onu sadece başından atmak için yalan söylediğini itiraf ettiğinde Rupert onu kaçırıp programına The King lakabıyla çıkıyor.

Başarısızlıklarını Kabullenemiyorlar

İki karakter de her ne kadar ünlü olmak istediklerini dile getirse de ikisi de uzun bir süre boyunca bir kulüpte çıkıp sahne almıyorlar. Hatta Rupert bunu hiç yapmıyor, Arthur ise sadece bir kez yapıyor ve onun sonuçlarıysa bambaşka oluyor. Fakat buna rağmen ikisi de başarısız olduklarını ya da komik olmadıklarını kabullenmiyorlar.

Joker

Bir gösteri yapmıyor olsalar da ikisi de bir yere gidecekleri ya da sahneye çıkacakları sırada mutlaka defalarca prova yapıyorlar ve tetikte kalıyorlar. Arthur annesine büyük bir komedyen olacağının haberini gururla veriyor, sevdiği insana bir şey kanıtlama isteği hâlâ içinde var. Rupert da eski arkadaşı ve aşkı Rita’ya Jerry’nin programında yaptığı gösteriyi izletmek için polislerle anlaşma bile yapıyor.

Korku Duygusuna Sahip Değiller, Takıntıları Her Zaman Bir Adım Önde

İki karakter de birçok insanda olan içgüdüsel korku duygusuna sahip değiller. Rupert da Arthur da fiziksel acılardan çekinmiyorlar. Diğer filmlerde ve çizgi romanlarda gördüğümüz Joker’ların karakterini düşünürsek Arthur’un zamanla bundan zevk bile aldığını söylemek yanlış olmaz.

İkisi de polislerin tüm çabalarına rağmen televizyon şovuna çıkıyorlar. Onları atlatıp şovlarını yapmak dışında hiçbir şey düşünmüyorlar. Polislerden kaçan Arthur metroda bir eylemcinin ölmesine sebep olurken Rupert da FBI’ın onu ölesiye dövme tehdidine rağmen, “Şovumu yapmama izin verin yeter,” minvalinde cümleler kuruyor. İki karakterin de hapisten korkmadığını söylemeye gerek bile yok.

Toplum Onları Tanıdıktan Sonra İçeriye Giriyorlar

Aslında Arthur’un ilk gelişim evresi ile Rupert’ın karakteri daha çok benzeşse de sonları da benzer oluyor diyebiliriz. Joker filminin ikinci yarısında azılı bir suçluya dönüşmeye başlayan Arthur, kendisinden 36 yıl önce çıkmış filmin başkahramanı Rupert gibi bir talk şovda ünlü oluyor.

Joker

Rupert, Jerry’yi kaçırıp onun yerine şova çıktıktan sonra 2,5 yıl adam kaçırmaktan hapis yatıyor. Arthur ise akli dengesi yerinde olmaması sebebiyle Arkham Tımarhanesi’ne götürülüyor.

Biraz da Farklı Noktalar

Birçok benzerliğe ve esinlenmeye rağmen tabii ki bu iki film arasında keskin farklılıklar var. Her ne kadar yönetmen ve yazar Todd Phillips, Martin Scorsese filmlerinden esinlense de esinlediği tek film bu değil. Film aslında geniş açıda bakıldığında iki Scorsese filminin sentezi olarak özetlenebilir. Fakat bu yazıda Joker’ın Taxi Driver ile olan benzerliklerinden bahsetmeyeceğiz. Yine de The King of Comedy ve Joker arasındaki bazı farklılıkları dile getireceğiz.

Filmlerdeki Eleştirilerin Türleri Farklı

Joker filminin ana amacı, zaten psikolojik sıkıntıları olan bir bireyin toplum tarafından nasıl tam anlamıyla bir deliye dönüştürülebileceğini göstermek. Yani bu film, her şeyin ötesinde bir toplum ve sistem eleştirisi olarak değerlendirilebilir. Hatta birçok okurumuz internette dolaşan espriyi görmüştür. 1980’lerde Joker olmak için zararlı bir kimyasalın içine düşmek gerekiyordu, şimdiyse toplumun içinde olmak yeterli.

The King of Comedy filmindeyse Joker filminde olduğu gibi toplumsal bir kalkınma veya fakir-zengin çatışması yok. Bu filmde daha çok Hollywood’un iç yüzüne başarılı göndermeler yapılıyor. Film bunları çok alttan işlese de dikkatli bakıldığında bunlar çok kıymetli mesajlar. Örneğin sırf ünlü olmak için adam kaçıran Rupert’ın hapisten çıktıktan sonra çok sevilen bir komedyen haline gelmesi, ne tür ruh hastalarına hayranlık duyduğumuzu anlatmanın güzel ve ağırbaşlı bir yolu.

Karakterlerin Akıbetleri Oldukça Farklı

İki kahramanımızın kaderleri belli bir oranda aynı giderken, iki filmin de sonlarına doğru yürüdükleri yol çatallanıyor. Arthur, canlı yayında umarsızca adam öldüren azılı bir katile dönüşüyor ve komedyenliği, hayallerini, karakterini tamamıyla bir kenara bırakıyor. Rupert ise -eğer yönetmen bize bir sanrı izletmediyse- hayallerine ulaşıyor ve sonunda ünlü bir komedyen haline geliyor.

Ayrıca, eğer yönetmen bize yine bir sanrı izletmediyse, Rupert gerçekten insanları güldürebilecek bir komedi yapabiliyor. Hatta o kadar ünlü oluyor ki anılarını anlattığı kitap çoksatarlara giriyor. Arthur’un ise espri anlayışı… Eksantrik kelimesiyle tanımlanabilir. Kendisinin şakaları kimseyi güldürmeyi başaramıyor. Sadece kendisine komik gelen fikirleri ve fıkraları var.

Son Sözler

Son olarak iki filmi övmeye dair birkaç şey söylemek gerek. Öncelikle bir filmi doğrudan yöneten, diğer filme de ilham kaynağı olan Martin Scorsese’nin sinemadaki yerinin ne kadar önemli olduğunu anlamak için iki filmi de izlemek yeterli olacaktır. The King of Comedy, 80’li yılların Hollywood’una ve şov dünyasına darbeler indirmekle kalmayıp narsist yıldızlarla da dalga geçmeyi ihmal etmiyor.

Örneğin Rupert’ın Jerry’nin kır evinde söylediği cümleler konusunda Scorsese oyuncuyu serbest bırakmış. Muhteşem bir metot oyuncusu olan Robert de Niro da belli yerlerde doğaçlama yaparak gerçekten de Jerry’nin zoruna giden şeyler söylemiş. Yani Jerry Lewis’in o sahnede bozularak suratını asması oyunculuğunun yanı sıra gerçekten kızdığının da bir göstergesi.

Joker

Joker filminde de Joaquin Phoenix yine harikalar yaratmış. Film açıklandığından beri birçok isim Phoenix ile Ledger’ı kıyaslıyordu. Fakat Phoenix, performansıyla eleştirilerin ağzını kapattı diye tahmin ediyoruz. Üstelik bu film Ledger’ın Joker’ına hiç zarar vermeyecek şekilde ayarlanmış olduğundan böyle bir kıyasa dahi gerek yok. İkisinin de yeri, hatta Leto’yu da katarsak üçünün de yeri, bambaşka.

Filmde oluşturulan Joker kişiliğinin yanlış olduğunu düşünen birçok insan var. Birçok kişi Joker’ın daha siyasi mesajlar vermesini ve anarşizme yakın olmasını istiyordu. Fakat bunun sebebi aslında Christopher Nolan’ın Batman the Dark Knight filminde Joker’ı kendi istediği gibi yorumlamasıdır. Joker, 2019 yapımlı filmindeki gibi dürtüsel hareket eden ve kafasına eseni yapan bir karakterdir. O ancak konu Batman olduğunda büyük planlar kurma gereği duyar, The Killing Joke’ta olduğu gibi.

“Some men just want to watch the world burn…”

İki film ve birbirleriyle olan bağlantılarına dair yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

* Martin Scorsese, Joker Filmini Yorumladı

Oyla!

Oğuzhan Koç

1998’in sonbaharında, İstanbul’da dünyaya gözlerini açan yazar hala doğduğu semtte yaşamakta. Küçük dünyaların büyük hayalcisi olması nedeniyle zaman zaman kabına sığamıyor. Eskinin öğretmen lisesi şimdininse Çapa Fen Lisesi’nde okurken lise fanzinine yazdığı şiirlerle ilk eserlerini okuyucuya sunmaya başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Matematik Mühendisliği okurken aynı zamanda da edebiyat ve sinemayla ilgileniyor. Gezmeyi, izlemeyi ve yazmayı bir bütün haline getirdiği eserler verme hayali içerisinde yaşarken şimdilik sadece sitelere birkaç haber yazmakla yetiniyor.

5 Yorum BULUNUYOR


  1. Yazı mükemmel. Tek bir şey söyleyebilirim; Leto Joker filan değil. Marjinal olmaya çalışan bir sosyopat deli.

  2. Avatar for erdo erdo dedi ki:

    Cesar Romero bile Leto’dan daha başarılı bir karakterdi.

  3. Yorum için teşekkürler. Leto, Ledger ve Phoenix’e göre daha farklı bir karakterdi. Anlatılan hikayeye ve dönemin şartlarına odaklanınca onu da anlamlandırmak mümkün olabiliyor bana kalırsa.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'a gel ve sen de yorum yap!

2 cevap daha var.

Stygian – Reign of the Old Ones

Stygian – Reign of the Old Ones: Akıl Sağlığınıza Dikkat Edin

The Boys

The Boys 2. Sezon Çekimleri Tamamlandı