Buhranla Dolup Taşan Bir Yaşam: Mathilda

Mathilda’nın karanlık sırrı ve hayranlık duyduğu babasının kendisine duyduğu yasak âşkın oluşturduğu kederle savaşı… Sizi buhranlı satırlara, cümlelere, yalnızlığın ve depresyonun doğurduğu bir hayata çağıran "Mathilda"yı inceledik.

“Bana münzevi yaşamımın, gözyaşlarımın, bilhassa anlaşılmaz ve nezaketsiz suskunluğumun sebebini sordunuz pek çok defa. Yaşıyorken cüret edemedim, ölürken ise sır perdesini kaldırıyorum.”

Mathilda’nın kitabın başında söylediği bu sözler, eserde her şeyin başlangıcı ve bitişini tanımlayan kısım olarak görülebilir. Karanlığa doğru tekinsiz bir yolculuk…

Ünlü gotik roman Frankenstein’ın yazarı Mary Wollstonecraft Shelley’nin en bilinen ikinci eseri olan “Mathilda” yakınlarda İthaki Yayınları’nın Karanlık Kitaplık dizisi kapsamında okurlarla buluştu. Ben de sevdiğim kalem Mary Shelley’nin diziye 12. kitapla katılmasına çok memnun oldum ve bu kısa romanı okumaya koyuldum. O kederli satırlara ortak oldum. Cümlelerin büyüleyici karanlığında yazarla birlikte ufak da olsa ışık aradım. Pek bulabildiğim söylenemez, onun da öyle… Ancak yazarın hayatına dair çok şey keşfettim.

Her şeyin başlangıcını anlamlandırmak için kitabın arka planını biraz aralamamız çok mühim. Bilhassa yazarın filozof babası William Godwin ve eşi ünlü şair Percy Bysshe Shelley’le ilişkisini ve bunun sanatındaki etkisini anlamak için çok önemli.

Istırap Dolu Arka Plan

Geçtiğimiz sene en ünlü eseri Frankenstein ile birlikte Mary’nin hayatını anlatan bir infografik dosyası hazırlamıştık. Zorlu yaşamı, ölümün hayatındaki yeri ve daha birçok önemli olayın, kederli yaşamına ve satırlara nasıl aktığını görmek için Mary Shelley ile ilgili sitemizdeki yazılara da bakabilirsiniz.

[irp posts=”16701″ name=” Frankenstein”ın 200. Yaşını Büyüleyici Grafiklerle Anıyoruz”]

Yazarın hayatında ölümün yansımaları iç acıtacak cinsten, zira ilk olarak annesi Mary Wollstonecraft’ı kendisi doğarken kaybetmesiyle başlıyor. Mary gençliğinde evli bir adam olan şair Percy Bysshe Shelley ile tanışıyor ve beraber kaçıyorlar. Bu yüzden bir süre babası tarafından evlatlıktan reddediliyor. Daha sonrasında bu ikili bir süre parasız kalıyor. Percy’nin eşi Harriet intihar ettikten sonra da evleniyorlar.

Şubat 1815’te Mary ve Percy’nin ilk kız çocuğu doğduktan 13 gün sonra ölüyor. Mathilda’yı yazacağı zamana yaklaştığımızdaysa, 1818 yılında Mary’nin 1 yaşındaki kızı Clara vefat ediyor ve ardından 1819’da 3 yaşındaki oğlu William’ı sıtma yüzünden kaybediyor.

Bu zamanların acısını Marianne Hunt’a gönderdiği mektupta şu sözlerle aktarmış:

“O beş ay hakkında konuşmayalım; çektiğim tüm o acıları düşündüğümde… Korkuyla titriyorum.”

İşte tam bu süre zarfında Mary kendisini dış dünyadan soyutlayarak çöküntüsünü Mathilda adlı novellasına taşıyor. Yaşadığı buhranın ağırlığını da biz okuyucular olarak açık bir şekilde hissediyoruz. Anlattığı hikâye çok kendisini içeriyor. Yazdıklarına olan bağlılığı da öyle, kendisi gibi önemsiyor.

Ancak kitabını yayınlaması için tanıdıkları aracılığıyla babasına yolladığında, ne yazık ki işler istediği gibi gitmiyor. Babası Godwin, ensest temasının uygunsuz olduğunu iddia ettiği için eseri yayımlamıyor. Bunun üstüne kızının tüm isteklerine rağmen kitabı hiçbir zaman geri yollamıyor… ve bu yüzden kitap yazıldıktan yaklaşık 140 yıl sonra, 1959’da Elizabeth Nitchie’nin düzensiz kâğıtları düzenlemesiyle birlikte ilk defa basılıyor.

Yaşamı boyunca hiçbir zaman kavuşamadığı kitabına karşı bağlılığını da kocası Percy’den haber alamadığı zaman yaptığı yolculukta atıf yaparak anlatıyor:

“Sonsuza dek ıstıraba mahkûm olup olmayacağımızı öğrenmek üzere (Mathilda gibi) denize doğru gidiyoruz.”

Ancak buradan da mutluluk çıkmıyor. Zira bu yolculuğun sonunda Percy Shelley’nin genç yaşta boğularak öldüğünü öğreniyor.

Mary ve Percy Shelley

Kitabın İçeriğinin Detayları

128 sayfadan oluşan kitap, “Mary Shelley: Yaşamına ve Eserlerine Dair” adlı hayatını kronolojik olarak anlatan bir bölümle başlıyor. Böyle başlaması benim de yukarıda vurguladığım üzere çok önemli, çünkü kitabı daha iyi anlamak için gereklilik taşıyor. Ancak burası biraz daha detaylandırılsa daha iyi olurdu. Yine de fena değil.

[irp posts=”17323″ name=”Mary Shelley’ye İlham Veren Frankenstein Kalesi ve Simyacı Johann Conrad Dippel”]

Fena olmamasının en önemli nedeniyse 1959 yılında eseri toplayan Elizabeth Nitchie’nin önsözü. Çok detaylı ve arkasında yatanlara dair birçok bilgi içeriyor. Ayrıca önsözü kitabı bitirdikten sonra okursanız daha iyi olur. Sürprizbozan (spoiler) içerdiğinden değil -öyle bir kitap değil- ama daha iyi anlamanızı sağlar.

Sonrasında ana öykümüz Mathilda’ya ve ardından son olarak tamamlanmamış ve hâlâ karmakarışık olan çok kısa devam öyküsü Hayaller Âlemi’ne geçiyoruz. Shelley’nin müsvedde hâlinde bıraktığı bütün romanları ve öyküleri arasında sadece Mathilda tamamlanmış. Onu yarım bırakmaya gönlü elvermedi demek ki. Gerçi en zor zamanında, yaşadığı tüm hüzne rağmen bitirebilmiş olması da şaşırtıcı.

“Engin bir keder denizi dalgalanıyordu etrafımda, yukarısı kapkaraydı ve ben bu evrensel bir ölümü yaşamaktayken gözlerim kapalıydı.”

Buhranlı Konusu ve Dertli Analiz

Eser en temelde ensest ve depresyon temalarını işliyor. 20’li yaşlarındayken ölüm eşiğindeki Mathilda, yetenekli ve genç bir şair olan dostu (tıpkı Percy Shelley gibi) Woodville’e yüz yüzeyken açamadığı hayatını sayfalara döküyor. Biz de bunu okuyoruz.

Babasının kızına, yani Mathilda’ya karşı duyduğu yasak âşkı ve bununla parçalanan hayatı merkezine koyuyor. Mary yaşadığı yoğun depresyonu sanatına kanalize etmiş. Hüznünü satırlara dökmüş. Belki de bu sayede intiharın eşiğinden kurtuldu, bilemiyoruz. Ancak kitabı depresyonunun çok yoğun olduğu bir dönemde yazdığı kesin.

Gerçi hayatına baktığımızda genelde travmatik olaylarla sarmalandığını söylersem abartmış olmam. Hayatının her dönemi depresyonun ve intiharın eşiğinde geçiyor. Bir yandan da tüm bunlara rağmen sağlam durabilmiş ve üretebilmiş bir insanla karşı karşıyayız. Tamamen Mathilda gibi kendini toplumdan yalıtarak, ölüme doğru yalnız bir şekilde yürüyebilirdi. Lakin bu yolu seçmemiş, güçlü kalmak için çabalamış. İyi ki.

“Karanlık benimleyken ışık onunla olsun! Ben kışın karlarıyla üşürken o yaz güneşini hissetsin! Aramızda dünyanın iki ucu kadar mesafe olsun!”

Mathilda’nın gizemli ve karanlık sırrına doğru sayfaları çevirmeye başlıyoruz. Tabii buna şiirsel üslupla ve Shelley’nin edebiyata dair donanımı (yer yer usta kalemlerden verdiği yerdiği alıntılarla görmek mümkün) ve büyüleyici kalemiyle ortak oluyoruz.

Bazı yerler abartı ve laf kalabalığı olarak görülebilir. Kimi eleştirmenler tarafından bu öne sürülmüş de zaten. Ancak ben edebi açıdan zevk yaşatan cümlelerle karşılaştım. Bazı yerlerde bütünlük eksikliği hissediliyor, kimi eksiklikler var. Ancak en saf hâliyle o içtenliğin paylaşılması ve bunun tatmin edici bir edebi anlatımla yoğurulması, yazarın samimiyetini çekici bir şekilde okuyucuya geçirmiş. Cümlelerle onları tüyleri diken diken edecek bir şekilde oynamış, estetik güzellikler yaratmış.

“Sana bahşettiğim yegâne armağanı, kederini, sav başından ve hiçbir güzel çiçeğin böylesi bir kötülüğün altından yeşermediği gibi yeşer melun tesirimin altından.”

Bu depresyonun karanlığına gömülüşünü ve tamamen Percy’ye karşı kapalı oluşunu, kitapta Mathilda’nın (Mary Shelley) Woodville ile olan ilişkisinde görmek mümkün. Zaten birçok açıdan kendini döktüğü bir eser. Kesin bir kanıt olmasa bile birçok kişiye göre bu kitap William Godwin, Mary Shelley ve Percy Shelley’nin başı çektiği bir otobiyografi kitabı. Çünkü yaşadığı depresyon, babasıyla problemli ilişkisi, annesini doğduğunda kaybetmesi, şair Woodville ile tanıştığında onun tüm ilgisine karşı takındığı soğuk tavır… Çok şey anlatıyor yazarla ilgili, o an yaşadıklarını büyük oranda kurgusal dünyaya geçirmiş diyebiliriz. Her kitap yazarından bir şeyler taşır, ancak söz konusu eser tartışmasız çoook fazla şey taşıyor.

Çeviri, Editörlük ve Kapak

Eser daha önce Washington Irwing’in Uykulu Kuytu Söylencesi’ni de yine aynı seri kapsamında okurlarla buluşturan Nagihan Çakır tarafından Türkçeleştirildi. Dizinin editörlüğüyse Alican Saygı Ortanca’ya ait. Düzeltiyse Ömer Ezer tarafından yapılmış. Çakır’ın Uykulu Kuytu Söylencesi’nde daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Bu kitapta da zengin kelime haznesiyle fena bir çıkarmasa bile, çeviride biraz daha inisiyatif kullanabilirdi sanki. Örneğin bazı cümleler gereksiz bir şekilde uzadıkça uzuyor, kimi yerlerde iyice gözüme çarptı. Bu cümleler daha çok bölünebilirdi. Bunun dışında imla konusunda bir problem yok. Sadece anlamın sunuluşu daha başarılı olabilirdi.

[irp posts=”25213″ name=”İki Frankenstein: 1818, 1831″]

Kapaksa etkileyici bir estetiğe sahip olduğu kadar başarılı bir şekilde irrite edici bir tasarım. Karanlık Kitaplık’a uygun bir şekilde rahatsız ediyor. Hatta dizinin en iyi kapaklarından olduğu söylenebilir. Huzursuz bir atmosfere davet ediyor kapak. Kapak tasarımı ve illüstrasyonu Hamdi Akçay tarafından yapılmış.

ve Bitiş…

Kitaba da ismini veren baş kahraman Mathilda’nın karanlık sırrı ve hayranlık duyduğu babasının kendisine duyduğu yasak âşkın oluşturduğu kederle savaşı… Sizi buhranlı satırlara, cümlelere, yalnızlığın ve depresyonun doğurduğu bir hayata çağırıyor bu novella.

Kapı açık, ancak güzellikler yok içinde. Mary Shelley’nin hüzünlü hayatına bir davet var sadece.

İsterseniz. İyi okumalar.

1993 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluğunun bir kısmını İzmir’de geçirdi ve şu an İstanbul'da yaşamakta. Psikoloji bölümünde eğitim gördü. Edebiyat, sinema, bilgisayar oyunları, müzik ilgisi ve bunları paylaşma sevgisiyle çeşitli kültür-sanat sitelerinde yazdı. | İletişim: cemaltnsk@kayiprihtim.com

Buhranla Dolup Taşan Bir Yaşam: Mathilda

Mathilda’nın karanlık sırrı ve hayranlık duyduğu babasının kendisine duyduğu yasak âşkın oluşturduğu kederle savaşı… Sizi buhranlı satırlara, cümlelere, yalnızlığın ve depresyonun doğurduğu bir hayata çağıran “Mathilda”yı inceledik.

Başa dönün