Londra Nehirleri

The Witcher: Sapkowski’nin Dünyasında İnsan Yine İnsan

The Witcher evrenini diğer fantastik edebiyat eserlerinden farklı kılan nedir? Karanlık peri masallarının diyarında, insanın rolü nasıl tanımlanmıştır?

The Witcher kavramı ve dünyasıyla hepimiz çeşitli yollarla tanışmış olsak da büyük çoğunluğumuzun bu evrene girişinin CD Projekt RED firmasının oyunlarıyla, özellikle serinin son oyunu olan The Witcher 3: Wild Hunt ile olduğunu söylesem, çıkarımımda çok da haksız sayılmam sanıyorum. Ben de bu geniş evrenle ilk olarak oyunlar ile tanışıp küçük bir araştırma sonrası bu dünyanın başka bir alanda, edebiyatın sahasında ilk olarak yaratıldığını öğrenmiştim. Son oyununu saatlerce oynadıktan sonra alıp okumaya başladığım Andrzej Sapkowski’nin kitaplarıydı oyunların geçtiği dünyayı bize ilk olarak sunan.

Şimdilerde Netflix’in diziye uyarladığı kitaplar. Daha da detaya inersek Sapkowski’nin çok beğenilmesi sebebiyle yazmaya devam etme kararı aldığı; ilk olarak bir gazetedeki kısa öykü yarışması için yazdığı The Witcher adlı kısa öykü aslında bu dünyanın başlangıcı. Bu yazıda bizi ilgilendiren ise kitapların bize sunduğu o evren ve oradaki insanın rolü.

Bu dünyayı diğer fantastik edebiyat eserlerinden farklı kılan nedir? Yeri neden özeldir? Bu konuya çeşitli mecralarda değinilmiş olsa da kısaca tekrardan açıklamak gerekirse: Yerini borçlu olduğu özelliği griliğidir. Karakterleri gridir, böylelikle dünyası da gri olmuş olur. İyi ve kötü, siyah ile beyaz çok net bir şekilde ayrılamaz. Yüzüklerin Efendisi serisi en kısa özetiyle, iyi ile kötünün savaşını anlatadursun, konu Witcher evreninde bu değildir. Bir karakterden nefret ettiğinizde, ondan soğuduğunuzda, birkaç sayfa sonra veya birkaç bölüm sonra neden o şekilde davrandığını öğrendiğinizde, kendinizi bir anda onunla empati yaparken bulabilirsiniz. Her daim iyi veya her daim kötü kalabilen şeyler yoktur burada. Gerçekte deneyimlediğimiz dünya gibidir anlayacağınız. Hepimiz dönem dönem kimileri için iyi, kimileri için kötü gözükmüşüzdür dışarıdan.

Okurken Ön Yargılarınızı Kenera Bırakmanız Gereken Bir Dünya

Ayrıca The Witcher bir low fantasy türüdür. Yani aslında büyü sihir gibi şeylerin olmadığı bir dünyaya bunların sonradan girdiği bir evren. Bu yönüyle de dünyamıza şu an büyü gelse, canavarlar ortaya çıksa ne olurdu sorusuna cevap niteliğinde. Evet kitaplar gökdelenlerin, arabaların yahut telefonların olduğu, gelişmiş bir teknolojiye ev sahipliği yapan bir evrende geçmiyor olabilir, lakin insan aynı insan. Hırsları, ihtirasları, düşünceleri ile aynı. O dünyadakiler de bizim olduğumuz kadar insanlar, ne eksik ne fazla.

GÖZ ATIN  Dark Horse Duyurdu: Yepyeni Bir Witcher Çizgi Romanı Geliyor!

Bu griliğin üzerine kurulan bir teması ve mesajı vardır aslında Witcher’ın, dizinin de slogan olarak kullandığı şu cümle açıklamakta yardımcı olacaktır bu temayı:

“En kötü canavarlar kendi yarattıklarımızdır.”

Evet bazen asıl canavar bir insandır bu dünyada. Evet ön yargıyı eleştirir bu dünya. Kısa öyküler toplamından oluşan ilk iki kitapta özellikle canavarların beklenilenin aksine ‘kötü’ çıkmadığı, iyi gözükenlerin de kötü gözükenlerin de bizi bir şekilde şaşırttığı öykülere tanıklık ederiz. Sapkowski bunu bilinen ünlü peri masallarını değiştirerek yapar; bu değişimi burada masalların mutlu son ile bitmediğinden veya masallardaki rollerin değişmiş olmasından anlarız. Yine tıpkı gerçek hayat gibi. İşte tüm bu bahsettiğim özelliklerin Sapkowski’nin kalemi vasıtasıyla birbirleri ile ahenk içinde ve kusursuz bir şekilde çalışan bir saatin akrebi ile yelkovanı gibi bir araya gelmiş olmasıdır bu dünyayı diğerlerinden farklı ve özel kılan.

Roller Alışık Olduğumuz Fantastik Eserlerden Farklı, Bizim Dünyamıza Benzer

Peki bu alışılagelmemiş dünyadaki roller nedir, nasıl dağıtılmıştır? Eh, tahmin edebileceğiniz gibi, diğer alışılmış fantastik evrenlerden farklıdır ve ‘gerçek dünyada nasıl olurdu?’ sorusunun cevabı niteliğindedir yeniden.

Mesela elfler, cüceler betimleniş şekilleri ile görünüş olarak onlardan görünmelerini beklediğimiz bir şekilde görünüyor olabilirler, lakin rolleri çok başkadır. İnsanlar tarafından öldürülmüş, dışlanmış ve ormanın derinliklerine sürülmüşlerdir. İnsanlarla savaşma, direniş başlatma fikrinde olanları vardır. Cüceler için de durum bu kadar katı olmasa da maruz kaldıkları sert ön yargılar vardır onlar için de. İnsanlık tarihindeki azınlık gruplara ve gördükleri zulme benzemektedir bu ‘farklı’ olan ırklar. Doppler’lar vardır kılık değiştirme yeteneğine sahip, dışlanmayı bırakın, gördükleri yerde öldürmek istedikleri ırk. Onlardan Dudu ile tanışırız kitaplarda ilk olarak, Novigrad şehrinde kendine bir yer aramaktadır onu ilk gördüğümüzde.

GÖZ ATIN  Sapkowski ve CDPR Anlaşmazlığı Çözüme Kavuştu

Büyücüler vardır sonra, yine kurulmuş, artık ‘standart’ sayılan rollerinin aksine buradakiler çok başka davranırlar, görünüş bakımından bir kez daha alışılmışa uysalar da. Genelde bencil The Witcher dünyasının büyücüleri, kendi çıkarları peşinde, bu çıkarları uğruna entrikalara ya da çeşitli manipülasyon yollarına başvurmaktan çekinmeyen tipler. Stregobor çok farklıdır Gandalf’tan. Kadın olanları, kendilerini kalıcı bir şekilde güzelleştiren bir büyü yapar, amaçlarından biri de bu manipülasyon emellerine yardımcı olması.

Canavarların ise daha önce bahsettiğim gibi iyi niyetli olanları ve ayrıca soyu tükenmekte olanları da vardır. Efsane sanılan bir altın ejderha ile tanışıyoruz Kader Kılıcı kitabının ilk öyküsünde. İnsanlara zararsız bir ejderhadır bu ve zaten öğreniriz ki Witcher’lar ejderha öldürmez. Hatta yine bu öykünün bir bölümünde bir büyücü ile Yennefer ejderhaların varlığının insanlığın devamı için sürüp sürmemesi gerektiği üzerine bir tartışmaya girerler. Aslında ejderhanın bizim dünyamızdaki doğayı sembolize ettiği bu tartışmada, materyalizm kılıcını kınından çekmiş insanın doğaya açtığı savaşı birkaç paragrafta mükemmel bir ustalıkla özetlemiştir Sapkowski. Tüm bu örnekleri bu dünyanın gerçek dünyamıza ne kadar yakın göründüğünü açıklamak için verdim.

The Witcher

İnsanlar Peki, Hani Onlardan Bahsedecektik?

Son olarak başlıkta geçen meseleye gelirsek, peki ya insanın rolü? Bu kurgusal dünyayı bizim dünyamıza benzetmek için peri masallarıyla oynayan, rolleri değiştiren, karakterlerini gri yazan Sapkowski tabii ki insanı varoluşundan beri süregelen doğaya ve kendinden olmayana karşı beslediği şiddet ve korku eğilimiyle baş başa bırakacak, ona dokunmayacaktı. Varmak istediğim nokta şu ki, bu evrenin anlattığı birçok şeyden biri de insanın başlattığı bu savaş. Bunun tüm kitaplara yayılmış bir alt metin olduğunu düşünsem de bu anlatım bir noktada çok net açığa çıkıyor. Kader Kılıcı kitabındaki Küçük Bir Özveri öyküsünün son kısımlarında Essi ile Prens Agloval tam olarak bu konu hakkında tartışıyorlar. Agloval’ı okyanusa ve orada yaşayan kişiler her kimse onlara savaş açmaması konusunda uyaran Essi’ye Agloval’ın tam olarak günümüz insanını anlatan cevabının bir kısmını, en can alıcı kısmını buraya iliştiriyorım.

“Okyanusun ötesinde – eğer varsa tabii – ne olduğunu öğreneceğiz. Ve bu okyanustan ne çıkarılabiliyorsa çıkaracağız. Eğer biz bunu yapamazsak torunlarımız ya da torunlarımızın torunları yapacak. Bu bir zaman meselesi. Evet, bu okyanus kana bulansa bile yapacağız bunu.”

The Witcher dünyasında insanın rolü işte budur. Aynı bizim dünyamızdaki gibi doğayı zapt eder, kendinden olmayana ve bilinmeyene korku kaynaklı bir nefret besler ve onlara zulmeder. Günümüzde de küresel ısınmayla yüzleşmemiz, yeşil alanların azalması, hayvanların birçok türünün neslinin hızla tükenmesi, azınlık olan ırkların şu günlere dek acı çekmiş ve bazen ne yazık ki hâlâ çekiyor olması işte bu yüzdendir.

GÖZ ATIN  Witcher'da Geralt'ı Canlandıracak İsim Belli Oldu: "Henry Cavill"

Toparlamak Gerekirse

Bu benzerliği akıldan çıkarmadan okunan Witcher öykülerinde, zaman zaman eminim siz de çevresine yarın aynı dünyaya gözlerini açmayacakmışçasına zarar veren günümüz insanıyla karşılaşacaksınız. Bu çok başka, bambaşka olan ama bu saydığım sebeplerden de bir o kadar tanıdık gelen dünyaya tekrar çekilecek, onu tekrar seveceksiniz. Edebi değerinden kuşku ederek okumaya başlamış olduğum bu seride, şu an Sapkowski’yi takdir ettiğim ve yarattığı evrene hayranlık duyduğum bir noktadayım. Ve bu kez bu hayranlık oyun kaynaklı değil üstelik! Bu evrene merakı olan herkese kitapları şiddetle tavsiye ediyorum ve yazımı bu noktada sonlandırıyorum. Bol Witcher’lı günler.

* * *

* The Witcher Serisi İçin Yeni Oyunlar Planlanıyor

Witcher: Bazı Şeyler Biter, Bazı Şeyler Başlar

* Yorumlarınız İçin: Kayıp Rıhtım Forum

Witcher: Dönüşü Olmayan Yol

Son Savaş




1997 Eskişehir doğumluyum. Şu an sahip olduğum karakterin ve zevklerin tohumunu ilk olarak birlikte büyüdüğüm Fox Kids çizgi filmleri attı diyebilirim. Şimdi ise, basketbol oynamak için göçtüğüm İstanbul’da sporsuz bir hayat sürüyorum. İstanbul Üniversitesi’nde Amerikan Kültürü ve Edebiyatı son sınıf öğrencisiyim. Okumayı, oyun oynamayı, çizim yapmayı, merak edip araştırmayı, yazmayı ve en çok da hayallerimden vazgeçmemeyi seviyorum. Yazmak ise vazgeçmediğim için beni en mutlu eden hayal.

The Witcher: Sapkowski’nin Dünyasında İnsan Yine İnsan

The Witcher evrenini diğer fantastik edebiyat eserlerinden farklı kılan nedir? Karanlık peri masallarının diyarında, insanın rolü nasıl tanımlanmıştır?

Başa dönün