in ,

Vaiz: Tanrı Adına Ne Kadar İleri Gidebilirsin?

Vaiz incelemesi sizlerle! Camilla Lackberg’in Fjällbacka romanları serisine dahil olan kitap, Patrik ve Erica’nın hikâyesini devam ettiriyor.

Vaiz camilla lackberg kapak

İsveçli polisiye yazarı Camilla Lackberg’in Fjällbacka romanları serisine dahil olan Vaiz adlı kitabının incelemesi ile sizlerleyiz.

Bazı dizilerin belirli bölümlerinde veya filmlerde başvurulan garip bir teknik vardır. Filmin veya bölümün etrafında döneceği söylenen ve insanlarda beklenti yaratan karakter, film/dizi boyunca gösterilmez ve sadece adı anılır. Daha iyimser senaryolarda ise bahsi geçen kilit karakterin, geçmişe dair görüler aracılığıyla gösterilmesi vb. yöntemler ile en azından tüketiciye bir miktar tatmin hissiyatı sağlanmış olur. Ama bu durum yine de izleyici/okuyucunun aklında şu soruyu bırakır:

Filmde/dizide X kişisi ortalıkta olsaydı olaylara nasıl etki ederdi?”

Camilla Läckberg’in Vaiz’i maalesef bu dertten muzdarip. İleride daha detaylı değineceğiz fakat ön bilgi olarak şunu verelim: Kitabın ismiyle doğrudan bağlantısı olan ve hayatta olsaydı romanda yaşanan olayların akışını baştan aşağı değiştirebilecek bir karakterin kitap boyunca sadece adı anılıyor.

Buz Prenses Romanının Zıttı

Vaiz belli açılardan Buz Prenses ile tamamen zıt bir tarza sahip. Buz Prenses kitabı ardından gelen ve Patrik ile Erica’nın öyküsünü devam ettiren roman da bu kez soğuk ve içe işleyen İsveç havası yerine yakıcı temmuz sıcakları ve açık hava paleti olan bir hikâyeyle okuyucuyu içine alıyor. Buz Prenses’in hissettirdiği soğuk hava kadar güçlü olmasa da yaz sıcağı karakterler üzerinden okuyucuya hissettiriliyor.

Buz Prenses ile zıt olan başka bir nokta ise Lackberg’in bu kez Erica yerine Patrik’e odaklanmış olması. Erica daha çok okuyucunun yüzünü güldürmek için başına sürekli trajikomik olaylar gelen karakter haline gelmiş. Lackberg, Erica’yı ikinci plana atıp hikâye boyunca bize detaylı olarak Patrik’i ve karakoldaki ekip arkadaşlarını tanıtıyor. Aslında bu durum da Vaiz’in, Buz Prenses’in ardından polisiye hissiyatını vermeye daha çok odaklandığını hissettiriyor. Başarılı da oluyor bu konuda. Buz Prenses’i özel kılan yanı Erica yoluyla vermeye çalıştığı insancıl hikâyeydi. Vaiz ise, yanlış büyütülen bir insanın inandığı kavram uğruna (tabi ki bunu kendisine itiraf etmeden) ne kadar zalimleşebileceğini ortaya koyuyor.

Kitap boyunca Patrik ile beraber bir önceki romanda; kısaca tanıtılarak es geçilen Martin, Ernst, Gösta gibi karakol üyelerinin iç dünyalarını ve geçmişlerini daha detaylı öğreniyoruz. Buz Prenses boyunca hep telaşsız ve işi şakaya vurarak geçiştirmeye çalışan Patrik’in yerine yeni sorumluluğu ile baş eden Baş Komiser Patrik var. Bir türlü çözülemeyen cinayetler zincirinin Patrik’te yarattığı değişim de okuyucuya yansıtılıyor eser boyunca.

Vaiz camilla lackberg

Hult Ailesi

Camilla Lackberg’in Buz Prenses boyunca en kısa süre verdiği karakteri bile nasıl detaylıca tasvir ettiğini vurgulamıştım. Vaiz de ise neredeyse hiç yan karakter yok. Çünkü neredeyse tüm karakterler yaptıkları, düşündükleri veya planladıkları şeyler ile kurgunun bir parçasını oluşturuyorlar. Fjällbacka’da devasa bir çiftlik sahibi olan ve romandaki olayların çevrelerinde şekillendiği Hult ailesi Patrik ve karakol ekibi ile eş zamanlı anlatılıyor. Hatta kitabın asıl odak noktasının Hult ailesi ve geçmişlerindeki karanlık sırları, Patrik ve ekibinin ise sadece bu olayları çözmeye çalışan polisler olduğu hissiyatını bile yer yer yaşatıyor roman. Ancak bu, en azından bana bir hayal kırıklığı yaşatmadı. Çünkü Gabriel’den Robert’a kadar neredeyse her üyesinin kendine has özelliklerinin olduğu bu aile başlı başına, birden çok kitaba konu olabilecek hikâye derinliğini içeriyor.

Roman boyunca hikâye bir yandan Patrik ve ekibinin zihninden anlatılırken düzenli olarak Hult ailesine de geçiş yapıyor. Katile giden kurgu Lackberg’in tarzına uygun olacak şekilde sürekli dallanıp budaklanıyor. Patrik sinirlendikçe, çaresizliğe düştükçe okuyucu da düşüyor. Hult ailesinin ilginç üyeleri de, okuyucuyu yormayacak şekilde kitap boyunca tek tek işlenerek karakter gelişimleri sürekli yansıtılıyor.

Ephraim Hult

Hult ailesiyle tanıştığımız anda meşhur Vaiz ile yani Ephraim Hult ile de tanışıyoruz. Fakat maalesef sadece bir tasvirden ibaret olarak. Çünkü adının ilk geçtiği anda bile saygı uyandıran, güçlü bir vaiz olduğu belirtilen, ailenin büyük babası ve mirasından gelen serveti kullandıkları Ephraim Hult; kitapta yaşanan olaylar başlamadan önce vefat etmiş. Yani kitap boyunca kendisi, olayların gelişimine geçmişte yaptıklarıyla (doğrudan veya dolaylı) ne kadar etki etmiş olsa da sadece bir gölge ve anıdan ibaret. Hult ailesinin anılarında yaşayan, kimisinin nefret ettiği kimisinin ise taparcasına saygı duyduğu; Özgür Kilise’nin en tanınmış vaizi Ephraim Hult. İşte o, “Hikâye sırasında hayatta olsaydı olaylara nasıl bir etkisi olurdu?” sorusunu hayal kırıklığı ile sorduran karakterlerden.

Camilla Läckberg
Camilla Läckberg

Lackberg, Ephraim’i roman boyunca sürekli konuya bağlı tutuyor. Sanki hem ailenin hem de olayların üzerinde kontrolü olan kudretli bir el gibi olduğu hissini veriyor. Ancak kitapta varlığı sadece kudret ve bilgeliği temsil eden bir gölgeden ibaret olarak kaldığı için bu durum kimi okuyucuya, “Bu kadar bahsini gizemli bir gölge olarak kalsın diye mi geçirdi yani?” sorusunu sordurabilir.

Kitap boyunca sürekli saygıyla karışık bir korkuyla anılması ve Lackberg’in Ephraim’a bahşettiği karizma, romanda geçen olaylar sırasında Ephraim hayatta olsaydı nasıl bir etkisi olacağına dair pek çok okuyucu da soru işareti bırakabilecek bir durum. Ancak belki de bu anlatım tarzının en büyük sebebi ürünü tüketen kişiye bu soruyu sordurarak merakta kalmasını sağlamaktır. Neticede ağırlığı sürekli vurgulanan Vaiz, romanın kurgusunu baştan aşağı değiştirebilirdi. Ancak şunu da belirtelim; bu anlatım tarzı romanın notunu aşağılara çekecek bir durum değil. Sadece bir hikâye anlatım tarzı olarak bana “Ya olsaydı?” sorusunu sorduran bir durum. Ephraim’in kurgudaki yeri spoiler içerdiği için detaylı olarak değinmem mümkün değil.

Son Olarak

Buz Prenses ile olan zıtlıklarına ve kurgusundaki ilginç seçime rağmen Vaiz, insanın yaptığı kötülüklere ne güzel kılıf uydurabileceğini gösteren, selefine göre polisiye hissiyatını daha güçlü şekilde veren bir roman. Yine Doğan Kitap’ın basımıyla Elif Günay’ın çevirisinden çıkan kitabın sürükleyiciliği ve edebi dili, arada göze çarpan yazım hatalarına rağmen korunmuş. Erica ve Patrik’i sevdiyseniz, maceralarını okumaya bu kitap ile devam edebilirsiniz.

Vaiz’i veya Buz Prenses’i okuma fırsatınız oldu mu? Camilla Lackberg’in yazım tarzıyla ilgili görüşleriniz neler? Yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da bizlerle paylaşabilirsiniz.

* * *

* The Lady of Shalott: Sanatçının İzolasyonu

Oyla!

Murathan Özlü

1995 yılında dünyaya geldim.Hep biraz hayalperest ve düş dünyalarına ilgili oldum. Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunuyum. Küçüklüğümden beri buna iten şey Warcraft evreni oldu, son dönemde tanıştığım Witcher evreni de kalbimde onun yanına yerleşti. Felsefe, psikoloji ve korku kitaplarını da fırsat buldukça -Lovecraft başta olmak üzere- okurum. Okumak, yazmak, fikirlerimi paylaşmak ve bunlar üzerine tartışmak benim için bir rahatlama yöntemidir.

Ailen ve Predator Marvel çizgi roman

Alien ve Predator Marvel Çizgi Romanı Oluyor

Kumadam - E.T.A. Hoffmann

Kumadam: E.T.A. Hoffmann, Alman Gotik Edebiyatının Önemli Eseri ile Karşımızda