Yüksek Doz Çürüyüş: Distopyanın Bin Bir Yüzü

5 yazarın kaleminden çıkan ve Altın Kitaplar etiketiyle raflardaki yerini alan "Yüksek Doz Çürüyüş" kitabını sizler için inceledik.

Size Yüksek Doz serisinin nasıl doğduğundan ve Yüksek Doz Çürüyüş’ün yazılış hikâyesinden söz etmeyeceğim, çünkü yazarları bunu bizzat yaptı! Merak ediyorsanız Yazarlarının Kaleminden: Yüksek Doz Çürüyüş yazısını vakit kaybetmeden okuyabilirsiniz. O zaman gelelim Yüksek Doz Gelecek’i okuyup tadına doyamadığımız için uzun zamandır heyecanla beklediğimiz, Şubat 2019’da sonunda okuyucuyla buluşan Yüksek Doz Çürüyüş’e…

S.O.D. – Orkun Uçar

Metal Fırtına ve Derzulya gibi okurda ilgi uyandıran serilerle tanıdığımız, Türk edebiyatının fantazya ve bilimkurgu ayağına büyük katkılar yapmış, Yüksek Doz serisinin mimarı Orkun Uçar’ın kısa romanı “S.O.D.” ile açılıyor Yüksek Doz Çürüyüş. Distopik bir ortamda geçen modern bir Binbir Gece Masalları uyarlaması olarak da ifade edebileceğimiz “S.O.D.”, Orkun Uçar’ın lafı uzatmayan, kısa ve öz, bir o kadar da etkili üslubuyla güçleniyor.

Eserleriyle istemeden bir korku ve baskı rejiminin kurulmasına sebep olduğunu öğrendiğimiz yazar başkarakterimiz üzerinden bir distopyanın anatomisini takip ediyor ve bir noktadan itibaren şok üzerine şok yaşıyoruz. Ana hikâye, yazarın yazmak zorunda bırakıldığı distopik kısa öykülerle zaman zaman bölünüyor, ancak bu öykülerin her birinin kendi başına son derece lezzetli eserler olması dolayısıyla bundan pek de şikayet edemeyiz. Orkun Uçar okurları bilir; yazar, kısa öykülerini roman kurguları içine yedirmeyi çok sever. Bu sebeple, yazarın halihazırda hiçbir öykü kitabı olmamasına rağmen Kızıl Vaiz, KÜLT gibi eserlerde ve Derzulya serisine dahil kitapların “Kitap Arkası” bölümlerinde çok sayıda öyküsünü okuduk! Her ne kadar kısa romanlardan oluşan bir kitabın ilk eserinde öykü içinde öykü okumamız bir nebze yorucu sayılsa da, Orkun Uçar’ın süsten ve gösterişten uzak, hikâyeye hizmet eden duru anlatımı dezavantaj olabilecek bir durumu avantaja çeviriyor. Sürprizleri açık etmeden “S.O.D.” hakkında detay vermek mümkün değil ama bir distopyayı hiç bu yönden okumadığınızı söyleyebilirim…

Corpus Mentis – Umut Altın

Hem Yüksek Doz Gelecek’te hem de Çürüyüş’te yer alan Orkun Uçar harici tek yazar Umut Altın. İlk kitapta “Köprüaltı” adlı kısa romanıyla dikkat çekmiş, birbirinden iyi eserlerin içinde en çok beğenilenlerden birini ortaya koyarak zoru başarmıştı. “Köprüaltı”nı çok beğenmekle beraber Umut Altın’ın lafı uzatmaya, hikâyeye pek de hizmet etmeyen detaylar üzerinde fazlasıyla durmaya eğilimi olması dikkatimi çekmişti. “Köprüaltı” özelinde bu çok büyük bir sorun oluşturmasa da Yüksek Doz Çürüyüş’te yer alan “Corpus Mentis”te bir nebze oluşturduğunu söylemek zorundayım… Umut Altın dili kıvrak, renkli ve canlı karakterler yaratmakta son derece başarılı, mizah yönü de kuvvetli bir yazar (“Corpus Mentis”te yüksek sesle kahkaha attığım birkaç cümle oldu). Fakat yazmanın keyfine zaman zaman kendini fazla kaptırdığı için bu becerilerinin hikâyenin önüne geçebildiğini düşünüyorum.

“Corpus Mentis” postapokaliptik diye ifade edebileceğimiz bir ortamda, kendini bir teyzenin vücudunda bulan ve ne yapacağını bilemeyen genç bir adamla başlayıp hiç beklemediğimiz noktalara ilerleyen, her anlamıyla enteresan bir novella. Köprüaltı ve Tengri gibi eserleriyle rüştünü ispat eden bir yazardan daha iyisini beklediğim için aradığımı tam anlamıyla bulamadım ancak Yüksek Doz Çürüyüş’te hiçbir eserin birbirine benzemediğini ve farklı lezzetler taşıdığını düşünürsek, kimi okurların en sevdiği eser olma potansiyeline de sahip olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yüksek Doz serisinin en keyifli yanlarından biri de bu zaten!

Çıkmaz Solak – Mert Süğlün

Mert Süğlün “Çıkmaz Solak”ta, distopyaı hiç beklemediğimiz bir açıdan önümüze koyarak özgün ve tadına doyulmaz bir eser ortaya çıkarmış. Dini distopya olarak tanımlayabileceğimiz, zengin arka planı ve ikircikli alt metniyle karakterlerin yaşadığı akıl dışı ortamın bazı açılardan günümüzden ve geçmişimizden çok da farklı olmadığını düşündüren, “dünya çığrından çıkmışken nasıl iyi olunabilir” sorusunu durmaksızın sorduran bir distopya. Terry Gilliam’ın “Brazil” vb. filmlerindeki özgün bakış açısını akla getiren, mizahı ve kasveti aynı potada büyük bir başarıyla eriten Mert Süğlün, okurları ikiye bölebilecek, kiminin bayılıp kimilerinin rahatsız olabileceği kendine özgü bir üsluba sahip. Kendi adıma “Çıkmaz Solak”ın Yüksek Doz Çürüyüş içerisindeki en tatmin edici okuma deneyimlerinden birini yaşattığını söyleyebilirim.

Soggarth – Cem Can

Cem Can tarafından yazılan Soggarth, Asteroid Kuşağı’ndaki bir madende işlenen şüpheli bir cinayeti incelemek üzere harekete geçen bir “Opriçnik” müfettişi üzerinden, Yüksek Doz Çürüyüş’ün tek “uzay distopyası”nı sunuyor bizlere. Yazar, hikâyenin geçtiği bize yabancı ve ikircikli ortamı ve arka planını gerektiği kadarıyla, fazla detay vermeksizin anlatmak konusunda son derece hünerli. Orkun Uçar gibi lafı dolandırmayan bir anlatıma sahip olan Can, bir noktaya kadar her şeyi kararında anlatırken romanın özellikle son kısmında olayların biraz daha geliştirilebileceğini ve detaylandırılabileceğini düşünmeden edemiyor insan. Bu haliyle ne kadar başarılı olursa olsun bir aceleye gelmişlik hissini okura geçiriyor. Ancak Cem Can’ın dünyamızdan ötedeki, farklı politikaların işlediği, hem bize hem de başkarakterine yabancı bir ortamı değme yazara taş çıkartacak bir doğallık ve akıcılıkla anlatışı ve kurduğu hikâyenin gücü ve tutarlılığı, Soggarth’ı Yüksek Doz Çürüyüş’ün önemli bir halkası kılıyor.

Tanrı Makinesi – Kadim Gültekin

Kadim Gültekin, Tanrı Makinesi’yle, merkezine sonsuz bir döngüyü alan, geçmiş ve geleceği beklenmedik bir yapıda bir araya getiren etkileyici bir eser ortaya koymuş. Sırtını destanlara, başta da Gılgamış Destanı’na dayayan, distopya geleneğini bir nevi destanlara uyarlayan Gültekin, akılda kalacak bir metne imza atmış.

Öte yandan romanın büyük bir kısmı, özellikle de ilk bölümleri tümüyle diyaloglar üzerinden ilerliyor. Hikâyenin yapısını da, arka planını da, karakterleri ve motivasyonlarını da diyaloglar üzerinden tanıyoruz. Kadim Gültekin hayranlık uyandıracak kadar detaylı ve incelikli bir hikâye inşa etmiş, orası gün gibi ortada; ancak özenli diline rağmen, hikâyeyi anlatış biçiminin de aynı ölçüde incelikli olduğunu söyleyemeyeceğim, çünkü belli ki bir novella değil daha uzunca bir roman olmaya elverişli bir olay örgüsü var ortada. Uzun bir süre boyunca karakterlerin planlarını, daha önce ne yaptıklarını ve bundan sonra ne yapacaklarını anlatıyorlar, bu da kendimizi kurulan dünyanın dışında hissetmemize sebep oluyor. Hikâyenin parçalı ve zamansız yapısı bir yandan etkiyi arttırırken bir yandan da “ilerleyen” bir yapı içerisinde yer almadığımızı hissettiğimiz için biraz bunalıyoruz. Tabii “Tanrı Makinesi”nin temelde bir döngüyü konu aldığını düşünürsek, belki bu bilinçli ve son derece yerinde bir anlatım tercihidir, kim bilir…

Sonuç olarak, Kadim Gültekin’in “Tanrı Makinesi” ayrıksı yapısı ve yoğun üslubuyla farklı bir tür çürüyüşü layığıyla resmeden, Yüksek Doz Çürüyüş’e özgün bir kapanış romanı.

Uzun sözün kısası Yüksek Doz Çürüyüş, bilimkurgu ve distopya severleri hayal kırıklığına uğratmayacak, beş yazarın aylarca süren yoğun çalışma ve işbirliği sonucunda ortaya çıkmış, bir kitap içerisinde birbirinden son derece farklı beş eseri tecrübe etmemizi sağlayan, Altın Kitaplar’ın da büyük bir özenle raflara çıkardığı, nevi şahsına münhasır bir çalışma. Yüksek Doz serisinin üçüncü halkasına daha epey vakit olsa da, şimdiden merak ettiğimi ve sabırsızlandığımı söyleyebilirim.

1993, İstanbul doğumlu. Ege Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. Hayatını çeviri ve editörlük yaparak kazanıyor. Bilimkurgu ve fantazya üzerine uzmanlaşmaya çalışıyor.

Yüksek Doz Çürüyüş: Distopyanın Bin Bir Yüzü

5 yazarın kaleminden çıkan ve Altın Kitaplar etiketiyle raflardaki yerini alan “Yüksek Doz Çürüyüş” kitabını sizler için inceledik.

Başa dönün