in ,

Florida – Duygu Akın | Çevirmenin Çemberi: “Florida’nın Kasıp Kavuran Cazibesi”

Duygu Akın, The Story Prize sahibi Lauren Groff’ın imzasını taşıyan Florida kitabının çeviri sürecini Kayıp Rıhtım okurları için anlattı.

Florida - Duygu Akın | Çevirmenin Çemberi

Duygu Akın, yeni çevirisi Lauren Groff imzalı Florida kitabının tercüme macerasını Kayıp Rıhtım okurları için kaleme aldı.

İthaki Yayınları tarafından okurla buluşturulan eser, Lauren Groff’ın farklı zaman dilimlerinde geçen öykülerini bir araya getiriyor.

* * *

Florida, yayınevi tarafından çevirmem için önerilen birkaç kitap içinde tereddütsüz seçtiğim ilk kitaptı. Bunun nedeni bir yandan, kurumsal dayatmalar ve biçilmiş roller altında bunalıp ezilen, çıkış yolu arayan, bazen uzaklara kaçan ama hep hayatı sorgulayan kadınların iç dünyasına Florida atmosferinin zemini ve metaforları üzerinden yapılan bir yolculuğun, benim kişiliğim ve ilgi alanlarımla birebir örtüşmesi olabilirdi. Bir yandan da Florida’da yaşayan yeğenimin bana, “Teyze, eve gelirken yolda timsah gördük,” gibi örneklerle anlattığı bu esrarengiz yerle ailem yüzünden kurduğum bağlar ve (henüz gidemediğim için) duyduğum merak olabilirdi. Oysa öykülerle tanıştıktan sonra anladım ki, beni en çok etkileyen tüm bunların ötesinde, arka planda bir Florida panteri gibi gezinen o kendini evinde, yurdunda hissedememe, o yersizlik sıkıntısıydı.

Florida’da yer alan öyküler, hiç istemediği hâlde bu eyalete taşınmış ve uzun süre orayı sevememiş yazarın dokuz yıllık bir süreçte içinde biriktirdiklerini hem acıtan hem de merhem olan yönleriyle kâğıda dökmesiyle hayat bulmuş. Ancak yanlış anlaşılmasın, söyleşilerinde de açıkça dile getirdiği gibi Lauren Groff timsahlarından yılanlarına, neminden kasırgasına kadar Florida’yı Florida yapan her şeyi, zamanla kopamamacasına, iliklerine işlercesine sevmiş. Öykülerin beni mıhlayan yönü yabancılık hissi olsa da Groff’ın yıllar içinde kanıksamakla kalmayıp tutkuyla sevdiği Florida’ya özgü o vahşi ve -kendi deyişiyle- “erotik” güzellikler, karakterlerin içsel çatışmalarıyla da birleştiğinde, kitaba sözünü ettiğim yabancılık hissinden çok daha fazlasını katmışlar.

Lauren Groff İmzalı “Florida”nın Çeviri Süreci

Çeviri sürecinde bana düşen ise fırtına gibi, sel gibi, aniden açılan obruklar gibi dış dünyanın fiziki olaylarının yarattığı tehdit hissini (biri hariç tamamının baş karakteri kadın/anne olan öykülerde) kişisel çatışmalardan gelen içsel tehditlerle eşleştiren, denkleştiren, birleştiren bu özgün üslubu olabildiğince kayıp vermeden, hakkıyla Türkçeye aktarmaktı. Bunu yapabilmek için öyküleri şöyle yamacıma çekip dilden kurguya, imgelerden simgelere varana dek üslubu oluşturan çeşitli unsurlara, el ayak çekildikten sonra alıcı gözüyle baktım.

Florida - Lauren Groff

Hayaletler ve İçi Boşlar adlı ilk öykünün ilk paragrafı, henüz kitaba göz atarken beni, bir anne olmadığım hâlde beynimden vurmuştu. Birçok annenin o ilk cümleyle yakın bağ kuracağını, o cümlede saklı hüsran, isyan, öfke ve çaresizlik duygusunu anne olsun olmasın, birçok kadının tek bakışta tanıyacağını biliyordum. Merak ettiğim şey ise Groff’ın “nasıl olduysa” kısmını öykülerinde hangi yönleriyle sorgulayacağıydı.

“Yıllar içinde nasıl olduysa bağıran bir kadına dönüştüm ve bağıran bir kadın olmak, çocukları etrafta donuk ve tedirgin ifadelerle dolanan bir kadın olmak istemediğim için, akşamları yemekten sonra oğlanları soyma, yıkama, onlara kitap okuma, şarkı söyleme ve yatırma işini, bağırmayan bir adam olan kocama bırakıp koşu ayakkabılarımı giydiğim gibi alacakaranlık sokaklarda yürüyüşe çıkmaya başladım.”

Groff bu açılış öyküsünde on yıl önce taşındığı Kuzey Florida’daki evinin muhitinde yaptığı yürüyüşleri anlatırken, bir yandan da sözünü ettiğim o “yersizlik” duygusunu satır aralarından sızdırıyordu. İklimle, ortamla, yaşam tarzıyla ilgili alışamadığı, yadırgadığı şeyleri göze sokmadan, sakin sakin tanıtmaya başlıyordu.

Göçmenliğin Psikolojisi, Anneliğin Çelişkisi, Ev İçi Yaşamın Binbir Hâli

Ancak dediğim gibi öykü bundan çok daha fazlasını barındırıyordu. Göçmenliğin, yer değiştirmenin psikolojisi, siyahların yaşadığı alanlarda kentsel nezihleştirme furyası, anneliğin kadınlarda yarattığı hem kaçma hem de sonsuza dek bağlı kalma çelişkisi, ev içi yaşamın binbir türlü hâli… Yazar sokaklarda yürürken pencerelerden tanıklık ettiği tüm bu manzaralara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak dokuyordu öyküyü. Benim düşüncem ise arka planda akıp giden aidiyetsizlik hissini son damlasına kadar koruyarak, öykünün diğer katmanlarına da hakkını vermem gerektiğiydi. İmgeleri çok sade bir dille ama çok canlı yaratıyordu Groff. Öykülerin çarpıcılığına hizmet eden bu üslubu en iyi şekilde aktarmalıydım. İşte bunun üstünde çok çalıştım.

Çeviriyle ilgili sizlere bir sır; orijinal metnin dili ne kadar sade ne kadar yalınsa, başka bir dile aktarımı o kadar zor olur. En azından benim tecrübeme göre böyle oldu. Sofistike, girift, karmaşık anlatımları derinliğine kavrayabildiğim ve Türkçenin dil yapısıyla fazlaca ters düşmediği sürece aktarmakta çok zorlanmadım. Oysa bir yazarın belki saatlerce belki günlerce ya da belki bir saniyede düşünerek kaleme aldığı yalın mı yalın bir cümleyi, aynı etkiyi koruyarak ve bir yandan da anlamdan kayıp vermeden başka bir dile aktarmak… İşte o marifet istiyor. Dolayısıyla bana, “Ne var ki bunda? Bir yanda kitap bir yanda bilgisayar, oradan bakıp öteki tarafa geçiriyorsun” diyenlere yanıtım; “İşte size çok sade bir cümle. Anlamını ve etkisini koruyarak çevirin” olur. Groff da yalınlık üstünden işleyen çarpıcılıkta son derece maharetli bir yazar. Tam da bu yüzden, imgeler kuran o yalın cümleleri, üstünde en çok çalıştığım cümleler oldu.

“Ben yürürken pencereler art arda yaklaşıyor, televizyon ekranının mavi buğusu ya da bir pizzanın üstüne eğilmiş çiftin görüntüsü çerçevede donuyor, önünden geçerken asılı kalıyor, sonra kayıp, unutulanlar arasına karışıyor. Aklıma suyun buz saçağında birikmesi, aşağılara inmesi, duraksayıp parlak damlacığını büyütmesi, tutunamayacak kadar tombullaşınca hızla yuvarlanışı geliyor.”

Hareketle değişen perspektifin bu duygusal anlatımını layıkıyla çevirebilmek için cümleyi kaç defa dağıtıp yeniden kurduğumu bilmiyorum. Ama Groff yarattığı imgeyle anlık bir izlenimi aktarıyordu ve ben onun tercihlerine sadık kalırken, okuru da yalın lezzetten mahrum etmemeliydim.

Florida - Lauren Groff

Kitap ilerledikçe Groff’ın biri hariç baş kahramanı kadın olan öykülerinde (o tek öyküde de -Yuvarlak Dünyanın Hayali Köşelerinde- bir kadın görünmez ‘kahraman’ işlevi görüyor) “nasıl olduysa” sorusunu hangi yönleriyle ele aldığını daha iyi anladım. Birçok öyküde doğayla ilgili yaklaşan bir tehlike vardı ve yine çoğunda kadın karakterler o fiziki tehlikeyle tek başlarına ya da çok az yardımla baş etmek zorunda kalıyorlardı. Bunu yaparken de tüm geçmişleri, o güne dek onları kendileri yapan birçok şey tetiklenip bir sorgulama sürecine ya da bir çeşit içsel çatışmaya dönüşüyordu. Tüm bu çatışmaların arka planında ise “yersizlik, yurtsuzluk” panteri birçok örnekte bir duygu olarak geziniyor, bir örnekte ise tehdit olarak cisimleniyordu.

“Güvenlik otuz kilometre ötemizdeydi ve aramızda bir panter vardı. Üstelik büyük ihtimalle bir de korkunç adamlar, obruklar, timsahlar ve dünyanın sonu.”

Florida’nın Temel Unsuru

Doğanın tehdit oluşturduğu bölümlerin yazar için önemli bir işlevi yerine getirdiğini anladıktan sonra tehditlerin tehditkârlığını iyi aktarmam gerektiğini fark ettim, yoksa temel unsurlardan biri çeviride erozyona uğrayacaktı. Ürkütücü atmosfer betimlemelerine bu nedenle saatlerimi ayırdığımı söyleyebilirim.

“Bekledik. Televizyondaki havadurumcu, kasırga helezonunu cesur ama beceriksiz bir pandomimci gibi vücudunu kullanarak taklit etti. Yeryüzünün tüm varlıkları kendilerini yassılaştırıp toprağa gömüldüler. İlk rüzgâr gölün karşı tarafındaki meşeleri şişirip suyun üstünde süratle ilerlerken ben, dümeni başında bir kaptan gibi penceremde durdum. Rüzgâr çimenliğimi, bahçemi titretti, toplanmamış kabakları kilise çanı gibi salladı. Ardından eve bir tokat attı. Elinden geleni ardına koyma, diye haykırdım. Gerçi bu da belki, şu tuhaf hayatımda fısıldayarak söylediğim şeylerden biriydi.”

İşte bu tehditlerin itkisiyle kimisi evliliğin, kimisi anneliğin, kimisi ömür boyu bakıcılığın, kimisi ıssız bir adanın, kimisi erkek şiddeti ihtimalinin, kimileri de mesleki baskıların kıskacına sıkışmış kadınlar, kendilerine özgü yöntemlerle mücadele veriyor, hayatta kalmaya çalışıyor, çıkış yolu arıyorlardı. Buralarda ise imgelerden çok, içsel çatışmalar ön plana çıkıyor, içsel çatışmanın o ikircikli dünyasını aktarmada ise çevirmenin algı ve yaratım sınırlarına biraz yükleniliyordu.

“İnsanlık tarihinde böyle hisseden tek kişi kendisi olmasa gerek.

Kendi tarihinde, önceki versiyonların üstüne binen tüm o versiyonların içinde ise kendini bundan beter hissettiği zamanlar olsa gerek.

Yeni Dünya deniyordu onun adına ama Puc-Puggy yeni bir yanı olmadığını anlamıştı, ne de olsa bu bereketli tepelerde attığımız her bir adım, kadim mesken yerlerinin ve kültürünün kalıntıları ve izlerini keşfe gebedir.

Tamamlanan Çember

Paris’e giden Floridalı akademisyen annenin, Guy de Maupassant araştırmasıyla geçen on yılın bir nevi kapanışını oluşturan ve oğluyla göbek bağını kesme, çocuklarını kendi ayakları üstünde durmaya bırakabilme sürecini ayrıntısıyla resmeden son öyküyle birlikte Florida çemberi tamamlanmış oluyordu. Yersizlik duygusunun, ait olduğunu sandığı, dilini konuşurken kendini “kendi gibi” hissettiği yerde de dinmediğini gören annenin aydınlanmaları, bana yersizlik duygusunun bir kez daha “yerle” alakalı olmadığını düşündürürken, yazarın öykülerde kadın olmanın çelişkilerini, ıstıraplarını, güzellikleri, mutlulukları ve hepsinden de öte bitmek bilmez manevi baskılarını anlatarak çizdiği çember de böylece tamamlandı. O çemberin zenginliğini elimden geldiğince aktarmaya çalışırken ben de kendimi biraz daha sorguladım, kınadım, payladım, sevdim ve onayladım. Keyifle okunması dileğiyle.

Duygu Akın


Florida hakkındaki yorumlarınızı bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz. Sitemizde yer alan diğer çevirmen maceralarını buradan okuyabilirsiniz.

Oyla!

Konuk Yazar

Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!

İletişim: [email protected]

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Moriarty Moriarty dedi ki:

    Kitapla dün bir kitapevinde karşılaştım. Hakkında önceden hiçbir bilgim olmadan aldım, bakalım ilerleyen haftalarda okuyacağım. Yurtdışında görece yeni çıkan öykü kitaplarının ülkemizde yayınlanması hoşuma gidiyor…

Söyleyeceklerin mi var? Forum'a gelip sohbete katıl.

Squid Game Gerçek Oldu: "Kırmızı Işık, Yeşil Işık" Oynadılar

Squid Game Gerçek Oldu: İlkokul Öğrencilerinin “Yeşil Işık, Kırmızı Işık” Oyununu Oynaması Tepki Topladı

Troya kazıları mozik

Troya Kazılarında Dönüm Noktası: 1.500 Yıllık Mozaik Bulundu