Sevgi Soysal’dan Attilâ İlhan’a Mektup: “Öyle Çok Şey Düşünüyorum ki”

Sevgi Soysal'ın ölümünden 1 ay önce arkadaşı Atillâ İlhan'a gönderdiği mektup. İçinde duygu değişimleri, kızgınlıklar, edebiyat dünyası problemleri, kitaplar ve filmler var.

Edebiyatımızın büyük yazarlarından Sevgi Soysal, yakın arkadaşı Attilâ İlhan için yazdığı bu mektuptan bir ay sonra yaşamını yitirdi. İçerisinde pek çok duyguyu, döneminin sıkıntılarını, bugün hâlâ edebiyat dünyasının problemli taraflarından olan telif ve ödül meselelerini, kitapları, filmleri barındıran bu mektubu sizlerle paylaşıyoruz.

30 Eylül 1936’da dünyaya gelen Sevgi Soysal, 40 yıllık yaşamına roman, hikâye, anı, makale ve birçok çeviri sığdırdı. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Yürümek, Şafak, Tutkulu Perçem, Tante Rosa, Barış Adlı Çocuk, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu ve Hoş Geldin Ölüm adlı eserlerin altında imzası bulunan Soysal 22 Kasım 1976 tarihinde kansere yenik düştü.

Yazarın doğum gününde kendisini bu kıymetli mektupla anmak istedik.

1976 Tarihinde Attilâ İlhan’a Gönderilen Sevgi Soysal İmzalı Mektup

“(…)

Şimdi, benim asıl sorunum fazla moral, yani Mümtaz (Soysal) öyle der. “Herkes bir şeyden ölürse, sen de fazla moralden kendine fazla yüklenip güvenmekten ölebilirsin,” diyor. Bunda biraz haklı, çünkü, ben buraya geleli, asıl geliş nedenimin hastalık olduğu gerçeğini, kafamdan silip atmak konusunda öylesine ileri gittim ki Mümtaz’ın haberi olmadan tüm Londra’yı yürüyerek tanıyıp öğrenmeye kalkıştım. Bunun nedeni işin ucuzluğu bir yana, bir kentin ancak yürünerek tanındığına kesin inancımla, hastalık gibi tatsız bir sorunun, inançlarımın önüne çıkmasından hiç hoşlanmayışım. Ama sonunda işi o kadar ileri götürdüm ki, bir gün halsizlikten yollarda bayılıverdim.

Önce kızdım kendime, “Ulan Sevgi, sende hiç iş kalmamış,” ama sonra Mümtaz’dan aldığım mesafenin en azından yedi buçuk kilometre olduğunu öğrenip üstüne de haklı bir zılgıt yiyince, ukalalığı bir yana bıraktım. Oysa bu hafta özel olarak dinlenmem gerekiyor. Çünkü, doktora her görünüşümde, öyle sağlık ve güç tablocukları çiziyorum ki, adam bu hafta sonunda iğneyle birlikte o ağır kapsülü de bir anda verip, bana yüklenmeğe karar verdi. Oysa benim iki gündür dizlerim titriyor.

(…)

Bana sorarsan ben ilk günden beri yazdıklarımda, hiç de öylesi uçurumlar bulamıyorum bir türlü. Eh elbet kimse saymıyor yerinde, hayatta üç koca değiştirip, kanser de olabildiğime göre, Kızılay anıtı gibi, düşündüklerimi hep aynı taşa yontacak değilim ya.

Boş ver, bunlar beni hiç ilgilendirmiyor. En matrağı da, Türk Dil Kurumu Ödülü. Oradaki ebennekalara, bana bir cenaze çelengi gönderme fırsatı yaratmamış olmak da ayrıca sevindirdi beni.

Bu arada en çok, Dimitrof’la çeviri ödülü almak güldürdü beni. Onlar cenazecilikte daha başarılı çıktılar doğrusu! Oysa ben öyle bir çeviri yapmış olduğumu, telif hakkımı koparmayı bir türlü beceremediğimden, unutmuşum. Bu günlerde Mümtaz’ın Türkiye’ye birkaç günlüğüne gitmek olasılığı var, kocamı silahlandırıp Ankara Sanat’ın üstüne, telif hakkım için, bir güzel salayım da, ödül kazanmış çeviriyi, çeviricisine bedavaya çıkartmanın acı sonuçlarına katlansınlar! Ayrıca şu anda oynadıkları çevirinin Hedda Zinner’le pek bir ilişkisi kalmış değil, hani bu işler ciddi olsa, yazarının tiyatroyu da, hatta bu sonuçlara yol açan beni de bir güzel davalaması gerekir.

(…)

Sağlığım iyiye giderse, -burada bazı İngiliz edebiyatı kursu falan var, disiplinli bir çalışma, öğrenmek için- böyle şeyler düşünüyorum. Öyle, öyle çok şey düşünüyorum ki, değil hayatı şimdilik fazlaca uzun olmayacağa benzer birinin zamanına, iki ömre bile sığmaz.

İçimde, bir türlü gem vuramadığım bir yaşam hızı; geceleri plan kurmalardan gözlerime uykular girmiyor. Eceli gelen köpek cami duvarına işermiş, o hesap. Gönderdiğin kitaplara çok teşekkür. Ama hayır, teşekkür sözcüğünü sana kullanmamağa karar verdim. Yanıma az kitap aldığım bir gerçek, bunu zaman içinde çözümleriz, ama bu karşılık tam oturduğum sokakta nefis, bedava tarafından, rahatlıkla kitap alabildiğim bir kütüphane buldum, şimdilik oradan aldığım İrlanda hikâyeleriyle cebelleşiyorum. Ve bu hikâyelerde nedense, bizim Selim (İleri)’de bulduğum tadı bulamıyorum.

Bu arada, senin de ilgilendiğin konu olduğu için söz edeyim, küçük bir sinemada enfes bir Yunan filmi yakalayıp seyrettim. “The Travelling Players” (Kumpanya, 1975) adındaki bu üç saatten uzun süren film gezginci bir tiyatro aracılığıyla, Yunanistan’ın üstünden geçen faşizm dalgası -Alman işgali, iç savaş ve son askeri dönem- iç içe, birbirine geçerek, bambaşka, zaman zaman akıl almaz biçimde sıkıcı, akıl almaz durgunlukta, ama akıl almaz güzel, iç buran ve neredeyse bütün bir tarihi, görüntülerde sergileyen bir biçimde anlatıyor. Aklıma hep sen geldin, özellikle tarihle ilgili yazarlığın açısından. Çok çarpacaktı film seni de. Gerçi filmin sinema açısından eleştirilecek çok korkunç yönleri ve hani bizim Yılmaz (Güney)’ın çok daha iyi sinemacı olduğunu düşündürecek kadar, ama bütün içinde bakınca, filmdeki bütün ilkellikler, gereksiz uzatmalar, durgunluklar, hatta melodram havaları, sanki tam bilinçle yapılmış gibi. Nitekim bu film bir yerlerde beş on ödül toplamış galiba.

Sevgili Atillâ, yine yazacağım sana, beni güzel mektuplarından ayrı bırakma, bir de şiirlerinden gönder bana, bilirsin ki senin şiirlerinin sessiz ama iyi bir okuyucusuyumdur.

Sevgilerle dost gözlerinden öperim.

Sevgi Soysal
Londra, 20 Ekim 1976

Mektubun altındaki tarihten tam bir ay sonra İstanbul’a getirilen Sevgi Soysal, 22 Kasım 1976’da yaşamını yitirdi. 1975’te kanser nedeniyle yazarın bir memesi alınmıştı. Tedavi programı için gittiği Londra’da kaleme aldığı bu mektup sırasında, Soysal’ın hastalığı ilerlemiş vaziyetteydi. Kendisine ödül verenler hakkında “cenazeci” sıfatını işte bu yüzden kullanıyor.

Peki siz Sevgi Soysal imzalı eserler hakkında ne düşünüyorsunuz? Yazarın, bugüne hâlâ ilham veren hayatı ve kalemi hakkında fikirleriniz neler? Görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

* * *

Kaynak: Edebiyat Dünyası’ndan Attilâ İlhan’a Mektuplar. Derleyen: Belgin Sarmaşık, Otopsi Yayınları, Şubat 2001, İstanbul. Sf. 76-79.

* * *

* Tomris Uyar’dan Edgar Allan Poe ve Borges Üzerine

GÖZ ATIN  Aldous Huxley'den George Orwell'a İki Yazar Arasındaki Çekişmeye Işık Tutan Mektup




Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 2016'dan beri serbest editörlük yapıyor, çeşitli internet siteleri ve dergiler için haber ve incelemeler kaleme alıyorum.

Sevgi Soysal’dan Attilâ İlhan’a Mektup: “Öyle Çok Şey Düşünüyorum ki” için 1 yorum

  1. alper dedi ki:

    Böyle mektuplar bir yandan insanın içini acıtıyor diğer yandan kitaplarını hikaye, roman ve şiirlerini beğendiği bir yazarın, şairin iç dünyasını daha yakından tanımasını sağlıyor. Kitabın baskısı bitmiş ama baktım sahafta bulunuyor. 5-6 yıl öncesine kadar mektup ve anı kitapları da okurdum, bilim kurgu ve fantastik kitaplara biraz fazla gömüldüm galiba.


Sevgi Soysal’dan Attilâ İlhan’a Mektup: “Öyle Çok Şey Düşünüyorum ki”

Sevgi Soysal’ın ölümünden 1 ay önce arkadaşı Attilâ İlhan’a gönderdiği mektup. İçinde duygu değişimleri, kızgınlıklar, edebiyat dünyası problemleri, kitaplar ve filmler var.

Başa dönün