Hollanda Altın Çağı’nda Sanatın Ritmi

Hollanda Altın Çağı'nda sanatın ritmini anlatan çanlar kimin için çalıyordu? Kör Jacob için mi yoksa bize hem uzak hem de çok yakın olan Rembrandt için mi?

Hollanda Altın Çağı, sanatın ritmini nasıl yansıtıyordu? Çanlar kimin için çalıyordu? Kör Jacob için mi yoksa bize hem uzak hem de çok yakın olan Rembrandt için mi? Bir kapıdan içeri girmenin altyapısı meşakkatli ama sonrası tereyağından kıl çekmek gibiyken bir eşiğe takılmak temelsiz, anlık ve acı verici. Peki bu metafordan yola çıkıp altın çağa nasıl ayak basarız? Müziğindeki ritmiyle hayata gözlerini açan ya da tüm iflaslara rağmen her fırça darbesinde ihtiraslarını yönetebilen tarihimizdeki büyük sanatçılar gibi biz de onları özümsemeye çalışarak onların bedenleştirdiği sanatın ellerini tutup, görsel ve işitsel sanatın bütünleştiği tüm o cennet bahçelerinde beraber yürürüz.

Işığın ve gölgenin oyunları, dramatik kompozisyonları ile Hollanda Altın Çağı’nın karakteristik özelliklerine sanatçıları kadar bağlı kalabilir miyiz? Bence onlar kadar sadık olamazdık yeni dünya düzeninin acı ve tatlı yaklaşımlarına. Bu yaklaşımlara rağmen gelecek nesillere aktarılan o nadide eserler onların sadece birkaç fırça darbesinden ibaret değil. Her içe dönerek bakışımızda o çağın dolabına girer ve bu zaman makinesinin tadını çıkarırız. Üstelik tıpkı onlar gibi. Günümüzde de hâlâ değişmeyen sanattaki ticari çıkar güdüleri, bize o tablolardan bir bıçak gibi saplanır göğsümüze. Öte yandan ne o çağda ne de bu çağda değişmeyen sanata olan bağlılık tüm bu sınırların dahilinde mutlu olmayı ve ayakta kalabilmeyi öğretiyor.

Gerçekliğin Peşine Düşen İnsanlar

Belki de o dönemde hayal kurmayı bir kenara bırakıp gerçekliğin peşine düşen insanlardan dolayı bir fotoğraf karesi, film görüntüsü ya da bildiğin ayna gibi görünen çalışmalar Hollanda’nın tarihinde yerini alıp tüm dünyanın ilgisini çekti. Ekonomik büyümenin sanata olan katkısı ile kabuğunda kalmayan ve günümüze kadar ulaşan sanatçılar, her ne kadar zor koşullarda o çağı yaşasalar da eminim ki hiçbir zaman keşke dememişlerdir. Zaten bunun en büyük ispatı bugün onların ölümsüz oluşudur. Keşke ile asla ilerleyemez sanat. Onun içinde hayatın tüm yüzleriyle dolu gerçeklik vardır. Bu gerçekliğin aktarımının yolu nasıl zor ve zaman alıcıysa, sonuçları da sonsuzluktur. Hem Rembrandt, “En derin ve gerçeğe en benzeyen duygu ifade edildi, bu yüzden hayata geçirmesi bu kadar uzun zaman aldı,” derken sadece yaptığı işten bahsetmiş olamaz.

Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi (1632)

Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi (1632)

Konular farklı tarzlar aynı ilerlerken o dönemin değil sanat tarihinin popüler eserlerini kazandırdılar. Tarihi olaylar, başarılar, İncil’den sahnelerle mitolojik alegorik sahneler içeren tablolar ilgisiz kalamazdı. Çünkü insanlar bugün bile tarihi, dini ve hayatın bilinir güzelliğini ayna gibi tutmayı severler. Hatta en çok yüzlerinin, o yüzdeki açığa vurulmamış tüm gizemin kalıcılığını isterler ve bundan olsa gerek ki portreler de çok ilgi görmüştür. Zengin orta sınıf için en büyük zevklerden biriydi belki de. Neyse ki sanatçılarımız tüm bu alıcıların talebine tamamen bağımlı kalmayıp resimlerine sembolik ipuçları yerleştirmeyi başarmışlardır. Sanatçıların bildiği gerçeklik ile her ne kadar çatışsa da bu ahlaki mesaj olarak görünen kıssadan hisseler onların hoşuna gidiyordu. Tabii en dikkat çekici eserler arasında Natürmort’lar da vardı. Detaylarla dolu bu eserlerden hayatın anlamsızlığı ve geçiciliği yansıyordu. Bu döneme iki kelime hakkı verilse gerçekçilik ve renk en mantıklısı olurdu.

GÖZ ATIN  Vincent Van Gogh İmzalı Tree Roots'un Resmedildiği Yer Eski Bir Kartpostal Sayesinde Keşfedildi

Gerçekliğin Erotizmi

Still Life with Lobster Willem Kalf

Still Life with Lobster, Drinking Horn and Glasses – Willem Kalf (1653)

Frans’ın (Hals) karşısına oturan o yüzler bu kelimenin en büyük ispatlarından biridir. Sanki şipşak çekilmiş bir fotoğraf görüntüsüymüş gibi duran o portrelerdeki insanları tanıyor hissine kapılırız. Gelip geçici anların kavrayıcısı Frans, Jacob van Eyck’in bestelerini kulağımda hissettirir. Görsel ve işitsel sanatın uyumu hem eserlerin doğuş aşamasında hem de bizlerle buluştuğunda ortaya çıkar. Birbirine ışık olan bu iki sanat dalı iç içe geçtiğinde adeta erotizmi oluşturur. Acının erotizmi… Güvensizliğin, sefaletin, mağduriyetin, onurun, azmin, umudun, direncin, savaşın, barışın, cesaretin, aşkın, tutunuşun ve gerçekliğin erotizmi… Bu oluşumu hiçbir zafer, kurtuluş, bayram, vahiy gelecek nesillere aktaramaz. Bunu sadece sanat yapar.

“Duyduğun anda gör, gördüğün anda duy” o çağın tüm ruhunu. Hollandalı sanatçılarımızın gökyüzünü keşfedişi gibi hisset. Gördüklerimizden haz alarak, gözlerimizi doğanın yapmacıksız güzelliğine açan bu sanatçılar alıcıya göre resim yapanlardan fazlasıydılar. Özellikle Jacob van Ruisdael’ın kuzey manzarasının şiirselliğini keşfetmesi, o duyguların manzara ile buluşması eşsizdir. Sıradan görünen konulardan gerçekten de mükemmel tablolar yapılabilir. Bunun bir diğer örneği az önce de değindiğim Natürmort’lardır. Hollandalı ressamlarımızın uzmanlaştığı bu eserlerdeki ışıltılı porselenlerin üzerindeki iştah açıcı meyveler, şarap dolu sürahilerin güzelliği ile çok fazla alıcıları oluyordu. Onların da söylediği gibi konu gerçekten de ikinci dereceden önem taşıyordu.

Yahudi Mezarlığı - Jacob van Ruisdael (1650)

Yahudi Mezarlığı – Jacob van Ruisdael (1650)

Rembrant’dan bir kuşak sonra gelen Johannes Vermeer ise yavaş ve titiz ilerlemiştir. Yaşamı boyunca fazla tablo yapmamasına rağmen o altın çağdan günümüze kadar ulaşmış, gerçekliğin, sıradanlığın o güzel yanını en iyi aktarabilmiş isimlerdendir. Tipik bir Hollanda evinin odasında bulunan sıradan figürleri eşsiz bir biçimde işlemiştir. Örneğin sütü boşaltan o kadının basitliğindeki ışıltı gibi. Vermeer ile birlikte bu sıradan yaşamı resmetme olayı mizahından kurtulmuş farklı bir boyut kazanmıştır. Çağ değiştikçe, hayatın döngüsü ilerledikçe başarılar farklılıklar gösterirken aynı kalan tek şey onların da boyadığı gibi gerçekliktir.

GÖZ ATIN  MeToo Hareketine Adanan Medusa Heykeli Tartışma Yarattı

Hollanda Altın Çağı’ndaki sanat hakkında yorumlarınızı Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilirsiniz.

* * *

* Francisco Goya: Hayatı Hakkında 6 İlginç Bilgi




1995 doğumlu, Kapadokya’da yaşayan roman yazarı, ressam ve tasarımcıyım. 2018’de Aziz’in Arkadaşı isimli ilk romanım çıktı. Yazmaya blog sitem üzerinde başladım. Kısa öyküler, söyleşiler, makaleler, biyografilerin ardından roman yazmaya karar verip, bir senelik sürecin sonucunda edebiyat dünyasındaki yerimi aldım. İlk kitaptan sonra görsel sanata yoğunlaştım. Çizim tekniğimi geliştirip resimde tarzımı oluşturdum. Kendi çizim kağıtlarımı bitkisel yöntemlerle üretip, Uzak Doğu Mitolojisi üzerinde çalışmalar yaptım. Kapadokya’ya yerleştikten sonra buradaki seramik atölyeleri ile iş yapıp, bölgenin özel toprak tabakları üzerinde koleksiyon hazırladım ve devam etmekteyim. Tasarım da bu aşamada devreye girip resimle bütünleşti ve ürettiğim birçok ürünü çizgilerimle buluşturdum. Son zamanlarda ise ikinci romanım üzerinde çalışmaktayım. Sanat Tarihi, Uzak Doğu Mitolojisi, Sinema ve Edebiyat ile ilgilenmekteyim.

Hollanda Altın Çağı’nda Sanatın Ritmi

Hollanda Altın Çağı’nda sanatın ritmini anlatan çanlar kimin için çalıyordu? Kör Jacob için mi yoksa bize hem uzak hem de çok yakın olan Rembrandt için mi?

Başa dönün