in , ,

Memo Tembelçizer: “Sanatın Üzücü, Korkutucu, İğrendirici ve Utandırıcı Olması Gerekir”

Memo Tembelçizer söyleşisi sizlerle. Utanmadan İddia Ediyorum, Makul Koca Memoşko, Rrospu Çocuğu Memo, Âşık Memo gibi serileri başta olmak üzere pek çok karikatürüyle mizah dünyamızda önemli bir yeri bulunan usta sanatçıyla keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Memo Tembelçizer söyleşi

Memo Tembelçizer, Kayıp Rıhtım’da başladığımız röportaj serisinin bu haftaki konuğu. Utanmadan İddia Ediyorum, Makul Koca Memoşko, Rrospu Çocuğu Memo, Âşık Memo serilerinin yaratıcısı Tembelçizer’e sorularımızı yönelttik.

Bu seride karikatür dergilerinde, çizgi romanlarda adlarını sıkça duyduğumuz çizerlerimize mizah kültürüne ve dergilere yönelik çeşitli sorular yönelteceğiz. Böylece pek çok değerli ismin kariyer yolculuğuna dair fikir edinebileceğimiz gibi, çizerliğin ne memen bir meslek olduğunu da bizzat onlardan okuyabileceğiz.

Memo Tembelçizer karikatür dünyamızın unutulmaz isimlerinden biri. Çizerliğin yanında grafikerlik ve heykeltıraşlık da yapan Tembelçizer bizlere karikatüre nasıl başladığını, dergi kültürünün dününü bugününü ve karikatürün toplumsal karşılığının ne olduğunu anlattı.

Memo Tembelçizer: “Bütün Memo Karakterleri Ruh Hâlimi Anlatıyor”

Çizerlik serüveniniz nasıl başladı? İlk karikatürünüzün yayınlanma hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?

Küçük yaşta Gırgır dergisini ilk okuduğumda çok büyülendim ve hep onun bir parçası olmanın hayaliyle yaşadım. Liseden sonra İstanbul’a geldiğimde, girdiğim Güzel Sanatlar Fakültesi’nde tanıştığım Tan Cemal beni çalıştığı Limon dergisinin amatör gününe götürdü. İlk amatör işim Limon’da yayınlandı. Daha sonra Köprüaltı’ndaki birahanelerde tanıştığım İskelet de (gerçek adını bilmiyorum) beni Pişmiş Kelle dergisine, Engin Ergönültaş’la konuşmaya götürdü. Engin Abi işleri beğendi, o hafta bir de baktım iki üç karikatürümle “Memo” başlıklı bir köşe yapmışlar. Böylece ilk profesyonel işim de Pişmiş Kelle’de yayınlanmış oldu.

“Utanmadan İddia Ediyorum”, “Makul Koca Memoşko”, “Rrospu Çocuğu Memo”, “Âşık Memo” gibi serilerinizle unutulmaz işler başardınız. Bize bu serilerin ortaya çıkış hikâyesini anlatır mısınız?

Çizdiğim bütün Memo karakterleri, onu çizdiğim dönemki ruh hâlimi ve hayat mücadelemi anlatıyor aslında. Çizerliğimin ilk yıllarında, oldukça ileri bir yaşa kadar, kız arkadaşım yoktu, hiç olmamıştı ve olacağına dair de hiç umudum yoktu. O zaman, bu durumun trajedisini bir erdeme ve edebi güzelliğe dönüştüren Âşık Memo’yu çizdim. Sonra hayat değişti, kız arkadaşlarım oldu, terk edildim, dergide de gerginlikler yaşadım, bunun siniriyle Rrospu Çocuğu Memo’yu çizdim. Daha sonra yine hayat değişti, evlendim ve bir istikrarlı ilişki komedisi olan Makul Koca Memoşko’yu çizdim.

makul koca memoşko memo tembelçizer

Çizdiklerimin yaşadıklarımla, dolayısıyla hâlihazırda kafamı meşgul eden problemlerle ilgili olması, işimi hayatımın kendisi hâline getiriyor. İşle hayatı birbirinden ayırmamış oluyorum. Dolayısıyla zaten ister istemez yaşadığım hayatın yanı sıra bir de ayrıca işin içeriğine kafa patlatmam gerekmiyor. Utanmadan İddia Ediyorum’da da kişisel hayatımla ilgili değil, ama hayata dair teorik açıdan kafamı meşgul eden meselelerle ilgili konuları çiziyorum. Sanırım bu yüzden İddia Ediyorum, dönemsel kalmayıp dönem dönem tekrar çizdiğim, en uzun zamana yayılan işim oldu.

Ortaya koyduğunuz işlerde çizerliğin yanında yazarlığınızla da dikkat çekiyor ve “Biraz da Yiğrenelim”, “Fak” gibi kitaplarda topladığınız mizah yazıları kaleme alıyorsunuz. Karikatürde çizerlikle yazarlık ilişkisine dair neler söylemek istersiniz?

Karikatür, çizgi roman, hikâye, makale, roman, tiyatro, sinema vb, bunların hepsi aynı hikâye anlatımı temeline oturuyor. Hepsi bir cümlelik bir fikri, kendi araçlarıyla ve kendi formatında açımlamaya ve kurgulamaya dayanıyor. Bu açıdan bunların herhangi birini yapan insanın özünde, diğerlerini yapabilme becerisinin nüvesi de var aslında. Sadece tek mesele; küçük yaştan itibaren hangisini en çok sevmiş, hangisini tüketmiş, üretmeye çalışmış ve hangisinin araçları üzerinde deneyim kazanmış olduğumuzdur.

Ben ilkokuldan itibaren mizah dergileriyle yatıp kalktım, karikatür ve çizgi roman çizebilmek için çabaladım. Ama aynı yaşlarda aynı tutkuyla iki şeyle daha uğraştım. Birincisi deli gibi ansiklopedi ve Tübitak Bilim Teknik dergisi okudum. On, on iki yaşlarından itibaren bulduğum bütün astrofizik, kuantum ve biyoloji makalelerini, ne kadar karmaşık olsalar da sonuna kadar dikkatle okudum, bilimsel tutarlılığı tam kavrayamasam bile en azından kurgusal bütünlüğü kavrayabilmek için kafa patlattım. İkincisi ise, ortaokul ve lise boyunca günlük tuttum. Her akşam oturup uzun uzun okulda yaşadığım duygusal açmazları yazdım. Kurguyu kavramak ve zihin akışını sözel ifadeye dönüştürme egzersizi yapmak bence yazar olmanın temeli. Biraz da alaycılık eklenirse olay etkili söz söyleme sanatına dönüşüyor.

“Dergi Ortamlarındaki Kültürle Yetiştim”

Karikatüristliğin yanında grafikerlik ve heykeltıraşlık da yapıyorsunuz. Bu üç branş birbirini nasıl etkiliyor?

MSÜ Güzel Sanatlar Grafik bölümünden birinci sınıftan atıldığım için grafikerliği gazetelerde çalışarak öğrendim. Teknik işleri sevdiğim için mizah dergilerinin grafikleriyle de uğraşmaktan hep keyif aldım. On küsur kitabımın hepsini kendim yaptım, başka çizerlerin kitaplarını da yaptım. Hatta ilk düzenleyip baskıya gönderdiğim kitap Bülent Üstün’ün HBR Maymun dergisindeyken yaptığı Kabız Kuğu kitabı. Eşimle kurduğumuz Tekir Kitap yayınevinde de çok kitap tasarladım, hâlâ da tasarlıyorum. Bence insanın kendi bulduğu bir fikri kendisinin yazıp çizmesi, bir kitap olarak kendisinin tasarlaması ve kendisinin yayınlaması, güzel bir “eser oluşturma” süreci. Bunu seviyorum ve yapabildiğim sürece yapacağım.

Heykel konusunda ise, MSÜ Güzel Sanatlar Heykel bölümünden iki kez atılmayı başarmış olmama rağmen, henüz yeniyim. 2004’te ilk heykelimi yaptım, 2020’de sadece üç heykelim vardı. Ama hazırladığım sergi için son iki sene içinde bayağı bir heykel yaptım. Heykel yaparken kendi karikatür çizgimden ve mizah anlayışımdan uzaklaşmıyorum. Karikatürize figürler yapıyorum, yine yazıp çizdiklerimdekiler gibi, cinselliği, iğrençliği ve kendi trajedilerimi komikleştiriyorum.

Karikatürlerinizde genelde insanların kendilerini soktukları birbirinden trajikomik hâllere değiniyorsunuz. Bu noktada karikatürün bir tür ayna olduğu iddia edilebilir mi?

Sanatın işlevlerinden biri insanları eğlendirmek. Ama insanlar sanat olmadan da eğlenebilir, aramızda muhabbet edip çok gülüp eğlenebiliriz. Sanatın başka şekilde ikame edilemeyen asıl işlevi insanın sosyal hayatta ifade edemediği için içinde biriken duygularını, düşüncelerini, her türlü zihin durumunu görünür kılmak, paylaşıma açmak ve kayda geçirmektir. Sanatı üreten için bu, kendi içini boşaltmak ve kitleyle paylaşmak demek. Sanatı tüketen için ise içindeki birikime ortak bulmak, yalnız olmadığını anlamak ve hissetmek demektir. Sosyal alanda ifade bulamayan duygu ve düşüncelerin pek çoğu üzücü, korkutucu, iğrendirici ve utandırıcı duygu ve düşüncelerdir. Her insanın içinde bunlar birikir. Paylaşılamazlarsa, bireyler bu olumsuz duygular konusunda yalnız ve kabahatli oldukları hissi yüzünden ruhen hastalanırlar. Kabahatlerini gizlemek için geliştirdikleri hastalıklı dünya görüşleri ve davranış şekilleri tüm toplumu hastalandırır. Bu yüzden sanatın önemli bir kısmının özellikle üzücü, korkutucu, iğrendirici ve utandırıcı olması gerekir. Ben bir mizahçı olarak bunları komik şekilde ele alıyorum, böylece hem iğrendirip utandırıyorum, hem eğlendiriyorum.

Çizerlikte usta-çırak ilişkisinin önemi yadsınamaz. Eskinin çırağı, şimdinin ustası olarak bu konuyu nasıl yorumlarsınız?

Ben dergilerde çalışmaya başladığım dönemde tek bir ustanın çıraklar yetiştirmesine dayanan Oğuz Aral sistemi bitiş aşamasındaydı. Oğuz Aral’ın disiplinine isyan eden kendi çırakları Gırgır’dan ayrılıp Hıbır’ı kurmuşlardı. O sırada yeni çizerliğe başlamış ve Oğuz Aral’ı ancak uzaktan görmüş olan ben ve yakın arkadaşlarım için Oğuz Aral gerçek bir kişiden çok bir efsaneydi, hayali ve komik bir otorite figürüydü. Dolayısıyla benim bu şekilde tek bir ustam olmadı. Benim ustalarım ortaokulda hayranlıkla okuduğum çizerler, aramızda mütemadiyen çizgi konuştuğumuz kendi çizer arkadaşlarım, beni çeşitli köşeleri ve karakterleri çizmeye yönlendiren ve cesaretlendiren editörlerim ve toplamda tüm dergicilik kültürü oldu diyebilirim.

Kendi mesleki hayatımda bir ustadan çok, dergi ortamlarındaki kültürle yetiştim. Bu kültür gazetecilikten türeme olduğu için Cağaloğlu gazeteciliğiyle birlikte yaşayan, eski çizerlerin efsanevi acayiplikteki komik anılarıyla beslenen, genç çizerlerin kendi aralarında geliştirdiği jargon ve yaşam tarzıyla ilerleyen, herkesin pikajından montajına, matbaasından hamalına, editöründen gazete patronuna tüm sistemi bir şekilde görerek ve yaşayarak öğrendiği büyük bir organizmaydı. Bugün bu kültürün ve dolayısıyla bu bütünsel algının eksikliğini çok hissediyorum. Muhakkak bugünün de kendine göre başka bir kültürü, yolu yordamı var, fakat bütünsel kavrayışı sakatlayan ve gerçek sosyal bağlar kurulmasına elvermeyen, son trend “evden çalışma” olayının hiçbir sektör için matah bir şey olduğunu düşünmüyorum.

“Benim Uzmanı Olduğum Mizah Dergiciliğinin Maalesef Sonuna Geldik”

Karikatür dergileri güncel siyaseti yakından takip edip bazı kişi ve kurumlara gereken eleştiriyi yapmaktan çekinmezler. Bir siyasal eleştiri yöntemi olarak karikatürün etkili bir muhalefet aracı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Çizgi dünyası her zaman gençlik kültürünün önemli bir unsuru oldu. Gençliğin dünyasını anlatan, hayal gücünü yansıtan ve dünya görüşünü kimliklendiren, Zagor’undan Conan’ına, Karaoğlan’ından Manga’sına tüm bu çizgi dünyası içinde Türk mizah dergilerinin gündem siyasetini de takip etmeleri, dünya meseleleriyle ilgilenme çağına gelmiş gençler için tabii ki önemli. Fakat hayat gündem siyasetinden ibaret değil, politik olmak da gündem siyasetini takip etmekle eş anlamlı değil. Benim için toplumun normlarını ve değer yargılarını kaşıyan “topluma karşı” muhalefet, partiler siyasetinden çok daha derin, önemli ve etkilidir. Bunun da, “Bakın böyle bir olay var, ne fena yapmışlar değil mi?” diye birebir açıklayarak değil, kurgu içinde üzerek, korkutarak, iğrendirerek ve utandırarak yapılması gerektiği kanaatindeyim. Açıkçası aylık dergilerde şiddet, pislik ve cinsellik çizdiğim dönemlerde kendimi, haftalık dergilerde siyaset gündemi çizdiğim dönemlerden çok daha politik hissediyordum.

Son zamanlarda neler yapıyorsunuz? Masanızda bizim için neler var?

Son birkaç yıldır dinlenmek amacıyla köşe çizmeyi bıraktım, ama maalesef dinlenemiyorum. Dört yıl önce eşim Selda’yla kurduğumuz Tekir Kitap’ta çocuk kitapları hazırlayıp yayınlıyoruz. İşleri Selda yürütüyor, ama tasarım, görsel editörlük ve çizerlerle ilişkiler konusunda ben çalışıyorum. Ayrıca arkadaşım Barış Uygur’la Almanya’da kurduğumuz yayınevi Interdictum’da çizgi roman kitapları hazırlıyoruz. Orada da aynı şekilde işleri Barış yürütüyor, ben tasarım vb.’yle uğraşıyorum. Bir kitabımız yayınlandı, ikinci ve üçüncü baskıya hazır, dördüncüyü ben yazıp çizeceğim.

Memo Tembelçizer karikatürleri

Yayınevleri dışında, son iki senedir 31. sanat yılım için bir sergi hazırlıyorum. Otuz bir yıl boyunca yaptığım işlerden esinle ürettiğim heykeller, resimler, baskılar ve bunların yanında dergi işlerinin orijinallerinden seçmeler, kenarlara çizilmiş portreler, eskizler vb. olacak sergide. Ayrıca Emrah Ablak’ın çabalarıyla çıkan Mis dergisinin ikinci sayısına iş hazırlıyorum. Tüm bunlar olurken kimseye çaktırmadan çizgi roman senaryolarımı ilerletiyorum, eski yarım kalan çizgi romanlarımı tamamlıyorum, önümüzdeki beş yıl içinde üç dört tane grafik roman kitabı çizip yayınlamış olmayı can-ı gönülden arzuluyorum.

Çizer olmak isteyen, karikatüre ilgi duyan gençlere buradan neler söylemek istersiniz?

Benim uzmanı olduğum mizah dergiciliğinin artık maalesef sonuna geldik. Mizah da karikatür de artık Twitter ve Instagram üzerinde yaşıyor. Açıkçası Instagram çizerliğinin profesyonel bir mesleğe nasıl dönüşeceği konusunda hiçbir fikrim yok. Webtoon gibi çizerlere para kazandıran bazı dijital çizgi roman uygulamaları yaygınlaşmaya başladı. Dergicilik demek geniş kitlelere ucuza satılan çizgi ürünü demek ve Türkiye’de tüm basılı süreli yayıncılıkla birlikte mizah dergileri de tükenmişken dijital ortamdan yaratılacak dijital bir mecra tutabilirmiş gibi geliyor bana. Oğuz Aral gibi gayretli birinin çıkıp böyle bir dijital mecrayı kurup geliştirmesi lazım.

Diğer taraftan basılı alanda Manga’cılık patlama yaşıyor. Burada mesele şu ki, Manga, Japon çizgi romanı demek ve Türk çizdiğinde buna Manga denmiyor. Yine de Manga formatında çizgi romanın bir şansı olabilir diye düşünüyorum. Bunun olabilmesi için yine Oğuz Aral gibi gayretli bir kişinin “Türk Mangası” fikrinde ısrar edip gençlere iş ürettirmesi ve bir mecra yaratması lazım. Velhasıl genç çizerler için gördüğüm iki seçenek dijital ortamlara ve Manga dünyasına, mizah dergileri tarzında Türk içerik üretmeye odaklanmaları olabilir. Bunun dışında tabii ki bol bol çizgi çalışsınlar, hikâye anlatımına kafa yorsunlar. Kanka grupları dışında kimseye komik gelmeyen, ama kendi aralarında çok güldükleri abuk sabuk şeyleri çizsinler, bildiğim kadarıyla mizah böyle yapılıyor.


Memo Tembelçizer ve sanatçının eserleri hakkındaki görüşlerinizi Kayıp Rıhtım Forum’da bizimle paylaşabilirsiniz.

Okan Çil

DEÜ GSF Film Tasarım ve Yazarlık mezunuyum. Çeşitli mecralara inceleme yazıları hazırlıyorum. B filmleri ve çizgi romanları çok seviyorum.

Doctor Who oyuncusu Bernard Cribbins vefat ölüm haberi

Doctor Who’nun Sevilen Oyuncusu Bernard Cribbins Hayatını Kaybetti

blonde filmi fragman netflix

Marilyn Monroe’nun Hayatına Odaklanan “Blonde” Filminden Yeni Fragman Yayınlandı