in ,

Napolyon Bonapart: Hayatı Hakkında 15 Destansı Bilgi

Napolyon Bonapart hayatı, özel yaşamı, askeri ve siyasi kariyeri ile bugün hâlâ en çok konuşulan tarihi kişiliklerden birisi. Napolyon’un generallikten imparatorluğa uzanan destansı yaşantısına farklı bir bakış atalım.

Napolyon Bonapart Kimdir Hayatı

Dünya üzerinde yaşamış en önemli tarihi kişiliklerden birisi olan Napolyon Bonapart 1769 yılında doğdu. Fransız Devrim Savaşları ve Napolyon Savaşları gibi birçok önemli mücadelede Fransa’ya önderlik eden bu ismin hayatı hakkında bilinmesi gereken çok şey var.

General, politikacı, Fransa İmparatoru… Fransızca yazımı ile Napoléon Bonaparte. İşte bu meşhur komutanın hayatına biraz daha detaylı bir bakış atmaya hazır mısınız? Komutanlıktan imparatorluğa yükselen zorlu bir hayatın izini hep birlikte sürelim.

1. Napolyon Bonapart, Resmi Bir Askeri Eğitim Almıştı

Napolyon, İtalya’nın büyük kıyı adalarından Korsika’da, orta düzey bir soylu ailede dünyaya geldi. Doğumundan bir yıl sonra bu topraklar, Fransa sınırlarına dahil edildi. O zamanlarda Napolyon’un ailesi, onu Fransa’da okutacak güce sahipti. Ne kadar memleketinden ayrılıp farklı coğrafyalarda eğitim görse de Napolyon, Korsika aksanını hiç kaybetmedi ve hayatı boyunca bunu sürdürdü. Gençliğinde Paris’teki prestijli askeriyeye, Ecole Militaire’e yazıldı. Ne var ki okulun henüz ilk yılında babasını kaybeden Napolon (gerçek adı aslında Napoleone di Buonaparte’tır; ancak Fransız adını andırması için daha sonra değiştirmiştir), ailesine ekonomik destek sağlayabilmek adına mecburen okuldan erken mezun oldu.

Napolyon Bonapart Hayatı

Eğitimini kısa kesmek zorunda kalması, notlarının da düşmesine neden oldu. Sonunda Napolyon, 58 kişilik sınıfını 42.’likle tamamladı. Ancak Ecole Militaire’den mezun olan ilk Korsikalı olma şerefini de elde etti. Böylelikle henüz 16 yaşındaki genç adam, Fransız ordusunda memur oldu.

2. Kendisi Aslında Bir Korsika Milliyetçisiydi

Napolyon Bonapart, Fransız İmparatorluğu ile özdeşleştirilmiş ve imparatorluğa mâl edilmiş bir isim olsa gençliğinde memleketini Fransız hakimiyetinden kurtarılmış görmek istiyordu. Ailesi, o doğmadan önce Fransız yönetimine karşı çıkmıştı. Sonraki yıllarda da genç Napoleon, Korsika tarihi ve yönetimi üzerine bir dizi yazı hazırlamıştı. (Bu ada ülkesi için bir kitap yazmak üzerine kurduğu planlar ne yazık ki meyvesini vermedi.)

Korsika
Korsika

1780’lerin sonunda ve 1790’ların başında Napolyon, Fransız İhtilali’nin başlarında uzun soluklu bir süre için Korsika’ya döndü. Ancak bu sırada adanın ne kadar taşralı kaldığını, buna karşın dünyanın ne denli büyük olduğunu görünce çok etkilendi. Artık tavırları ve düşünceleriyle diğer adalılara göre bir Fransız kimliği edinmişti. Üstelik bir zamanlar genç Napolyon’un idolü olan Korsika valisi Pasquale Paoli’nin yerini, Anglicized almaya başladı. Bu gelişmelerin sonunda ailesi ve Paoli arasında çıkan çatışma, Korsika’yı tamamen terk etmesi için genç Napolyon’a cesaret verdi.

3. İlk Eşi Josephine de Beauharnais İdamın Eşiğinden Döndü

Martinik’te bitkicilikle uğraşan bir aileye doğan Josephine, 16 yaşında Alexandre de Beauharnais ile evlendiğinde aynı zamanda Fransız aristokrasisiyle de hayatını birleştirmiş oldu. Kocası ona karşı ilgisiz olsa da genç kadın, yüksek sosyeteden diğer erkekleri baştan çıkarıp büyülerdi. Ama bu çekiciliği, o dönemde Devrim hareketinin kasıp kavurduğu Paris’teki Les Carmes Hapishanesi’ne gitmekten kurtaramadı. Ayrı bir yerdeyse kocası giyotine gönderildi. Fakat Josephine’in duruşmasından bir gün önce hükümet görevden alındı. Böylelikle infazlar durduruldu.

Josephine de Beauharnais
Josephine de Beauharnais

Ölümün eşiğinden henüz dönen Josephine, sosyete dünyasında hızla popülerliğe yükseldi. 1795 yılında katıldığı bir parti, onu Napolyon’la tanıştırdı. O sırada 32 yaşında, Fransız toplumunda yer edinmiş bir duldu. Napolyon’sa yalnızca 26 yaşında, deneyimsiz ve utangaç bir delikanlıydı. Ne ki altı ay sonra düğünlerinde teslim edilen evlilik cüzdanına Napolyon’un yaşı 18 ay büyük, Jospehine’inki de 4 yaş küçük olarak kaydedildi. Bu da onları kâğıt üzerinde de olsa hemen hemen yakın yaşlarda gösterdi.

4. Bonapart, Muhtemelen Hiçbir Gece Josephine’i Geri Çevirmedi

Elbette bir çiftin mahrem hayatını ve özel olarak söyledikleri şeyleri bilemeyiz; ama mektuplarına bakılırsa Napolyon Bonapart karısına delice âşıktı. Ona ne kadar muhtaç olduğunu her fırsatta dile getiriyordu. Ne var ki genç general, evlenmelerinden yalnızca birkaç gün sonra İtalya seferine çıktı ve savaş alanından neredeyse her gün karısına mektup yazdı. Josephine ise kocasının yokluğunda Fransa’da keyfine bakıyor gibiydi. Aşk dolu satırlarını yanıtsız bırakması, kör kütük âşık Napolyon’u gittikçe yalvaran mektuplar yazmaya itti.

5. Fazla “Kısa Boylu” Değildi

Napolyon’un boyu -ya da kısalığı demek daha doğru olur- hakkındaki söylentiler hayatı boyunca sürdü. İngiliz propagandacılar, Napolyon Savaşları sırasında eleştirel karikatürlerinde generali komik duruma düşürmek için küçücük olarak tasvir etti. Napolyon hakkındaki bu inanç o kadar derin etki bıraktı ki 20. yüzyıla gelindiğinde kısa adamlara özgü boy kompleksine isim babası bile oldu.

Napolyon Bonapart boyu

Peki, gerçekte Napolyon ne kadar uzundu? Muhtemelen o dönemin erkeklerinin ortalaması olan 1.60 civarlarındaydı. Bu bilgi de öldüğü zamanlarda hakkında yazılanlardan elde edilmişti. Napolyon’un tabutuna eşlik eden bir hekim, generalin boyu için baştan topuklara kadar 1.50 civarlarında olduğunu not etmiş. Ancak bu belirtilenin, Fransız ölçülerine göre kaydedildiği ve İngiliz ölçülerine çevrildiğinde 1.60 civarlarına karşılık geldiği unutulmamalıdır.

6. Bir Aşk Romanı Yazmışlığı Vardı

Evet doğru duydunuz! Bir general, devrimci, imparator olan Napolyon Bonapart, bir kez de aşk romanı yazmaya soyunmuştu. 1795’te Josephine’le tanışıp evlenmeden hemen önce kaleme aldığı Clisson et Eugenie, Napolyon’un kız kardeşi Joseph ile kocası Désirée Clary arasındaki ilişkiyi kurgusal olarak anlatır.

Napoleon Bonaparte - Clisson et Eugenie

Ne var ki roman, Napolyon’un hayatı boyunca hiç yayımlanamadı. Ölümünden sonra ise el yazması parçalar, müzayedelerde hediyelik eşya bölümünde satıldı. Çeşitli bölümleri parça parça yayımlanmış olsa da eserin tam metin halinde İngilizce çevirisi, ancak 2009 yılında yayımlandı. Eğer savaş ve nihayetinde ölümle son bulan tutkulu bir aşk hikâyesi okumak isterseniz Clisson et Eugenie’i Amazon gibi dijital satış platformlarında bulabilirsiniz

7. Muhtemelen Kedilerden Korkmuyordu

Napolyon ve diğer pek çok ünlü diktatör komutan hakkında dönen ortak bir iddia vardır: “ailurofobi”, yani kedi korkusu. Ama Reigning Cats and Dogs’un yazarı Katharine MacDonogh bu konu hakkında şöyle diyor:

“Napolyon’un kedileri sevip sevmediğine dair hiçbir kayıt yoktur.”

8. Napolyon’un Ordusu Rosetta Taşı’nı Keşfetti

Napolyon Bonapart çoğunlukla iyi bir politikacı ve kahraman bir asker olmasıyla bilinir. Ancak gençliğinde kendini bir bilim insanı olarak görmüş ve 1797’de Fransa’nın önde gelen bilim kuruluşlarından Ulusal Enstitü Üyeliği’ne seçilmiştir. İngiltere’nin ticaret yolunu kesmek için giriştiği Mısır seferi hazırlıklarında Napolyon, bölge topografyasını, çevresini, kültürünü ve tarihini incelemek için askerlere ek olarak 150 bilim insanı ve mühendis getirtti. 23 ciltlik Description de l’Egypte, Mısır hakkında benzersiz bilgiler taşıyordu belki, fakat Napolyon’un en büyük keşfi Rosetta Taşı oldu.

Rosetta Taşı Napolyon

Yüzbaşı Pierre François-Xavier Bouchard, Rosetta kentindeki antik bir duvarın yıkılması sırasında yazıtlı levhayı keşfetti. Taşın potansiyel önemini hemen fark eden Napolyon, taşı Kahire’ye gönderdi. Hiyeroglif, demotik ve Yunanca dillerinde yazıtlar taşıyan taşın, sonraki yıllarda eski Mısır hiyerogliflerini kıran şifre olduğu kanıtlandı.

9. Beethoven, 3. Senfoni’sini Başta Napolyon’a Adamayı Düşünmüştü

Ludwig van Beethoven, Birinci Konsolos olarak mevcut hükümeti devirdiği gençlik yıllarında bile Napolyon’a büyük hayranlık duyuyordu. Nitekim 3. Senfoni üzerine çalışmaya başladığında da Napolyon’un kahramanlıklarından ve demokratik ideallerinden ilham aldığını dile getirdi. Ancak 1804’te Napolyon’un, süresiz Konsolos’luğunu ilan etmesi, ardından da Fransa İmparatoru olması üzerine Beethoven, komutana karşı tüm saygısını kaybetti. Bestecinin biyografi yazarı ve öğrencisi Ferdinand Ries’a göre Beethoven, öfke içinde gürleyerek şöyle bağırmıştı:

“’Napolyon Bonapart artık sıradan bir kimseden öte değil. Artık o da insan haklarını çiğneyen, hırsını şımartan yöneticilerden olacak!’

Ardından masasına gidip eserin başlık sayfasını alarak yırtıp yere çaldı.

Ne ki Beethoven, eski idolü konusunda çelişkili bir izlenim bırakıyor. Zira daha sonraları kaleme aldığı bir mektupta “senfoni adının gerçekten ’Bonaparte’ olduğunu itiraf ediyor.” 1806 yılında yayımlanan başlık sayfasında ise şöyle yazıyor:

“Sinfonia Eroica… büyük bir adamın anısını kurtarmak için bestelendi.”

10. Napolyon Bonapart’ın İmparatorluğu, Dini Hoşgörüyü Yaymaya Çalıştı

Napolyon çocukken Katolik olarak vaftiz edildi. Ama yazdıkları gösteriyor ki daha sonra Katolikliği ve hatta tanrının varlığını sorgulamaya başladı. Napolyon güçlü bir kişisel inançtan yoksunken organize bir kurum olarak dinin taktik gücüne hayrandı. Fransa’da iktidar olarak ilk yükselişinden sonra İhtilal sırasında tamamen dağılan Katolik Kilisesi’ni yeninden bir araya getirmeye çalıştı. Bunu yaparken Katolikliği sadece “Fransa’da çoğunluğun dini” olarak nitelendirdi ve Kilise’yi devlet otoritesi altına soktu.

Napolyon Bonapart Dini Görüşü

İmparator olduktan sonra Napolyon, Avrupa’nın kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan Yahudileri özgürlüğe kavuşturdu. İbadetlerinde serbest olduklarını söyledi. Üstelik bu, Rus Ortodoks Kilisesi tarafından Napolyon’un “Şeytan ve Tanrı Düşmanı” olarak kınanmasıyla sonuçlandı. Elbette bunu saf bir yardımseverlikle yapmamıştı Napolyon. Dini özgürlüğün, Yahudi nüfusunu Fransız hakimiyetindeki topraklara çekeceğine inanıyordu. Bazı bilim insanları Mısır seferinden sonra Napolyon’un özellikle Hz. Muhammed ve İslamiyet’ten etkilendiğine inanmaktadır. Bu, aslında geçici bir inanç gibi görünse de Napolyon şu satırları yazmıştı:

“Ben bir hiçim. Mısır’da bir Müslüman’dım, burada Katolik olacağım.”

Napolyon İslamiyet’e gerçekten inanmış olsun ya da olmasın; dinde yer alan tartışmalı konulara bile hoşgörüyle yaklaştı. Örneğin çok eşliliğin, farklı ırkları karışık ve eşit tutmanın bir yolu olarak değerlendiriyordu.

11. Elba’ya Sürgün Edilmeden Önce İntihar Etmeye Çalıştı

Rusya’da yaşanan felaketler ve Altıncı Koalisyon’un baskıları üzerine Napolyon, 11 Nisan 1814’te Fontainebleau Antlaşması’nın bir parçası olarak tahttan çekilmek zorunda kaldı. İlk başta Elba adasının hükümdarı olarak rahat bir hayat yaşamasına rağmen Napolyon’un bu sürgüne tepkisi, bir intihar girişimi oldu.

napolyon rusya

Rusya’daki başarısızlıklarından sonra yanında zehirli bir hap taşımaya başlamıştı. 12 Nisan’da nihayet bu haplardan birini aldı. Ne var ki hap, uzun süre içinde etkisini kaybetmiş olacak ki Napolyon’u öldürmedi, ancak ağır şekilde hastalanmasına neden oldu.

12. İngiliz Yöneticiler, Kendi Halklarının Bile Napolyon’u Desteklemesinden Korkuyordu

Elba’dan kaçışı ve kısa süre içinde iktidara yeniden geçmesinin ardından Napolyon, Waterloo’da yenildi. HMS Bellerophon’un İngiliz yüzbaşısına teslim olmak zorunda kaldı. Başta Prens Regent’e ve gelecekteki Kral IV. George’a bir mektup yazdı. Burada bir barınak ve Londra’nın dışındaki “küçük bir yer” talep ediyordu. İngiltere aleyhine düzenlediği onca oyundan sonra bu, doğrusu cesurca bir istekti. Mektup hiçbir zaman sahiplerine ulaşmadı, ama ulaşsa da muhtemelen pek fark etmeyecekti.

Parlamento, yabancı bir diktatör olan Napolyon’un İngiliz halkı tarafından sevilmesinden o kadar korkuyordu ki karaya çıkmasına bile izin vermedi. St. Helena’ya sürgün edilene kadar insanlar onu görmek için akın ederken o, Bellerophon’da demir attı.

13. Napolyon’u St. Helena’dan Kaçırmak İçin Çetrefilli Bir Denizaltı Planı Hazırlandı

İngilizler Napolyon’un son sürgün yerini güvence altına almak için son derece dikkatliydiler. St. Helena gözlerden ırak, sarp kayalıklarla çevrili bir yerdi. 500 top ile donatılmıştı ve yaklaşık 2.800 adam tarafından korunuyordu. Küçük adanın etrafındaki denizde 11 gemi ve Atlantik’in 1.200 mil ilerisindeki ayrı bir adadan getirilen bir kraliyet donanması filosu, sürekli devriye geziyordu. Güney Amerika’dan gelen kurtarma girişimiyle beraber daha fazla garnizon getirtildi.

napolyon kurtarma görevi

Nitekim İngiliz yönetiminin bu endişesi boşa değildi. Napolyon’un St. Helena’daki son altı yılı boyunca kaçış planları arasında tekneler, balonlar ve hatta ilkel denizaltıları bile vardı. Azılı İngiliz kaçakçı Tom Johnson, daha sonra 1820 yılında İmparator’u kurtarmak için kendisine 40.000 sterlin teklif edildiğini iddia etti. Adaya tamamen su altından sızabilecek gövdeye sahip bir çift gemi ve kayaları tırmanmak için özel bir sandalye de Johnson’ın kaçırma planlarına dâhildi. Bu planın ne kadar daha öteye gittiği, hatta Johnson’ın böyle bir anlaşmayı kabul edip etmediği bile belli değil. Ama eğer başarılı olsaydı tarihteki en inanılmaz hapishane kaçkınlarından birine imza atacaktı.

14. New Orleans’ta Napolyon İçin Bir Ev İnşa Edildi

New Orleans’ın beşinci belediye başkanı Nicholas Girod, bir Fransa ve Napolyon hayranıydı. Waterloo’daki tahttan feragatının ardından Napolyon’un İmparatorluk Koruması üyelerine Yeni Dünya’ya kaçmaları için yardım etti. Ancak bununla birlikte Napolyon’u NOLA’ya taşıma planları da yapıyordu Girod.

napolyon evi

1821’de belediye başkanlığından emekliye ayrıldıktan sonra Chartres ve St. Louis Caddesi’nin köşesindeki bir evi yenilemeye başladı. Söylediğine göre burası, Dominique You (Youx olarak da bilinir) tarafından bir kaçış girişiminin ardından Napolyon’un evi olacaktır. Fakat Napolyon o yıl ölünce Girod da binaya kendi ailesini yerleştirdi. Yine de bina, bugün hâlâ Napolyon’un Evi olarak bilinir.

15. İki Yüz Yıldır Arsenik Yüzünden Olduğu Düşünülse de Napolyon Bonapart Muhtemelen Mide Kanseri Nedeniyle Öldü

Napolyon Bonapart 5 Mayıs 1821’de St. Helena’daki sürgündeyken hayata veda etti. Öldüğünde 51 yaşındaydı. Bu sırada özel doktoru ölüm belgesine İmparator’un mide kanserinden öldüğünü kaydetmiş. Ömrünün son birkaç haftasında da mide ağrısı ve mide bulantısı yaşamış. Ama arsenik zehirlenmesinin genel bir yan etkisi olarak Napolyon’un vücudunun son derece iyi korunması, ölümü hakkında yüzyıllardır cinayet şüphelerini uyandırıyor. 1961’de Napolyon’un saç örneklerinde yüksek seviyede arsenik tespit edildi ve bu, cinayet söylentilerini daha da alevlendirdi. Böyle bir suikast gerçekleşmemiş olsa bile bazı teorilere göre kazara yatak odasının duvar kâğıdındaki arseniğin oluşturduğu duman ve St. Helena’daki nem, zehir etkisi yaratmış olabilir.

 Napolyon Bonapart Ölümü

Ne ki 2008 yılında İtalya/Milano-Bicocca ve Pavia’daki Ulusal Nükleer Fizik Enstitüsü bilim insanları ekibi tarafından yürütülen bir çalışma, zehir şüphelerini çürüttü. Napolyon hayattayken başından alınan dört saç örneğinin ayrıntılı analizi yapıldı -Korsika’da çocukken, Elba adasındaki sürgün sırasında, 51 yaşında St. Helena’da öldüğü gün ve ölümünün ardından. Buna göre tespit edilen arsenik, bugünkü insan saçında mevcut olanın yaklaşık 100 katı olacak kadar astronomik seviyeler gösterirken hayatı boyunca dikkat çekici bir değişiklik yaşamadığı bulundu. Dahası, oğlu II. Napolyon ve eşi Josephine’in saçlarında da benzer miktarda arsenik tespit edildi. Hayatı boyunca kronik olarak arseniğe maruz kalması, boyalar ve hatta ilaçlar bile 1961’deki bu bulguların nedeni olabilir. Elbette maruz kalınan bu kadar çok arsenik -tonik olduğuna inanılan diğer sayısız kimyasal toksikten bahsetmiyoruz bile- büyük olasılıkla İmparator’un ölümünü hızlandırdı.

Adım attığı her devrimle birlikte çalkantılı bir tarihe ismini yazdıran unutulmaz Fransız generali Napolyon Bonapart hakkında daha fazla bilgiyi ve yorumu bizimle Kayıp Rıhtım Forum üzerinden paylaşabilirsiniz.

* * *

* Francisco Goya: Hayatı Hakkında 6 İlginç Bilgi

Kaynak: Mental Floss

Oyla!

Rabia Elif Özcan

1995 yılında, dünyaya ilk defa dokunduğundan bu yana okuyor gözlerim, ellerim, kulaklarım ve hislerim. En çok doğayı okuyorum, sonra müziği, renkleri; ve edebiyat okuyup çeviriler yapıyorum, başka gözlerin bakışlarına dokunabilmek için. Dimağımın heybesinde biriktirdiğim kelimelerden masallar fısıldıyorum. Hayatı satır aralarına katık ediyorum; yağmurlu gökte vicdanı arıyor, mum ışığında güneşi buluyorum. Sabah günümü aydın eden kahve kokuları gece gözüme uyku sürüyor. Küçücük bir kutuda azıcık yaşıyorum, yetinmekle doyuyorum.

1 Yorum BULUNUYOR


  1. Avatar for Netero Netero dedi ki:

    İlgiyle okudum. (20 Karakter)

Ghostbusters: Afterlife Vizyon Tarihi

Ghostbusters: Afterlife Vizyon Tarihi Güncellendi

Ay'da Su Bulundu

Ay’da Su Varlığının Yaygın Olduğu Doğrulandı: Astronotlar da Kullanabilecek!